ÇEVRE - 04 Aralık 2024 Çarşamba 11:33

Van Gölü yüzeyinde buharlaşma ve sis ilginç görüntü oluşturdu

A
A
A

Bitlis’in Tatvan ilçesinde, Van Gölü üzerinde soğuk hava nedeniyle oluşan buharlaşma ve sis, ilgi çekici bir görsel şölen sunarken Van Gölü’nün bölge iklimi üzerindeki etkisini gözler önüne serdi.

Tatvan sahilinde yürüyüş yapan fotoğraf sanatçısı Yusuf Karasu’nun çektiği görüntülerde, göl suyunun şiddetli soğuk hava nedeniyle hızla buharlaştığı ve buharlaşan suyun yoğunlaşarak sis bulutlarına dönüştüğü görüldü. Uzmanlara göre buharlaşma olayı, gece saatlerinde Van Gölü yüzeyindeki suyun sıcaklığının hava sıcaklığından yüksek olması nedeniyle meydana geliyor. Yüzeyden hızla buharlaşan su, soğuk hava ile temas ettiğinde yoğunlaşarak sis oluşturuyor. Bu doğa olayı, Van Gölü’nün benzersiz özelliklerini ve bölge iklimine olan katkılarını anlamak açısından önemli bir örnek teşkil ediyor.

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Su Ürünleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, Van Gölü’nün bölgesel iklim üzerindeki etkisine değinerek, “Suyun öz ısısı, toprağın öz ısısından çok daha yüksektir. Bu nedenle göl ve deniz gibi ekosistemler, çevresindeki karalara göre çok daha geç ısınıp çok daha geç soğur. Van Gölü gibi büyük su kütleleri, çevrelerinde mikroiklim oluşturarak bölge sıcaklıklarının dengelenmesine katkıda bulunur. Kış aylarında gündüzleri karalar daha sıcak, sular ise daha soğuktur. Ancak gece saatlerinde, toprağın öz ısısının düşük olması sebebiyle karalar hızla soğurken Van Gölü gibi su kütleleri ısı kaybını daha yavaş gerçekleştirir. Bu durum, göl çevresinde ani sıcaklık değişimlerini engelleyerek daha ılıman bir mikroiklim oluşmasını sağlar” dedi.

Van Gölü’nün bu özelliğinin, sadece çevresinde yaşayan insanlar için değil, aynı zamanda ekosistem için de hayati bir rol oynadığının altını çizen Akkuş, “Van Gölü, çevre sıcaklığını dengelemenin yanı sıra suyun yavaş soğuması sayesinde gece boyu bir ısı kaynağı işlevi görerek bitkiler, hayvanlar ve diğer canlılar için daha yaşanabilir bir ortam sunar. Van Gölü üzerinde oluşan buharlaşma ve sis fenomeni, bölge ikliminin Van Gölü’ne nasıl bağımlı olduğunu gözler önüne seriyor. Gündüz saatlerinde güneşten gelen ısıyı depolayan göl, gece boyunca bu ısıyı serbest bırakarak çevresindeki hava sıcaklığının aşırı düşmesini önlüyor. Özellikle Doğu Anadolu Bölgesi gibi sert kış şartları görüldüğü bir yerde, Van Gölü’nün bu etkisi, bölgenin kış aylarında daha yaşanabilir bir iklime sahip olmasına yardımcı oluyor” diye konuştu.

Van Gölü’nün, çevresindeki mikroiklimin oluşumuna yaptığı katkı sayesinde bir denge unsuru görevi gördüğünü vurgulayan Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, “Görüntülerde Van Gölü üzerinde oluşan buharlaşma ve sis manzarası, gölün bölge iklimine olan olumlu etkisinin en net göstergelerinden biridir. Özellikle kış aylarında, gündüz ısınan ve gece bu ısıyı yavaşça kaybeden Van Gölü, çevresinde yaşayanların hayat kalitesini artırmakla kalmaz, aynı zamanda çevredeki tarım ve doğal yaşamın devamlılığı için de kritik bir rol üstlenir. Van Gölü, sadece bir su kütlesi değil, bölge ikliminin düzenlenmesinde önemli bir aktördür. Yüzey sularındaki sıcaklık farkları nedeniyle oluşan buharlaşma ve sis gibi doğal olaylar, gölün iklim üzerindeki etkisinin görsel bir kanıtıdır. Doğu Anadolu’nun sert kış şartlarına Van Gölü, çevresindeki iklimi yumuşatarak hem insanlara hem de doğaya benzersiz bir katkı sağlamaktadır” şeklinde konuştu.

Özkan Olcay - Hakan Okay

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kastamonu Yanan ormanlık alanda kuzugöbeği mantarı bolluğu: Köylülerin gelir kaynağı oldu Kastamonu’nun Araç ilçesinde geçen yıl çıkan yangında zarar gören 2 bin 736 hektar alanda kilogramı bin liraya satılan kuzugöbeği mantarı bolluğu yaşıyor. Köylülerin gelir kaynağı haline gelen kuzugöbeği mantarı için vatandaşlar yanan ormanlık alanın yolunu tutuyor. Kastamonu’nun Araç ilçesinde 1 Eylül 2025 tarihinde çıkan yangınlarda, yaklaşık 2 bin 78 hektar orman alanı ile 658 hektar ziraat arazisi olmak üzere toplam 2 bin 736 hektar alan zarar gördü. 4 günde kontrol altına alınabilen yangında yanan alanlarda, hasar tespit çalışmalarının ardından kesim çalışmaları sürdürülüyor. Bahar yağmurlarıyla birlikte zarar gören ormanlık alanlarda kuzugöbeği mantarı bolluğu yaşanmaya başladı. Geçen yıllarda kuraklık sebebiyle nadir görülen kuzu mantarı, bu yıl özellikle yangında zarar gören ormanlık alanlarda vatandaşların yüzünü güldürüyor. Tazesinin kilogramı bin TL’ye, kurutulmuşu 7 bin TL’ye satılan kuzugöbeği mantarı, adeta köylülerin de gelir kaynağı haline geldi. Mantar bolluğu yaşandığını duyan vatandaşların, Kastamonu il merkezi, Karabük’ten mantar toplamak için bölgeye geldiği ifade edildi. "100 kilometre yol kat edip mantar topluyorum" İl merkezinden ilçeye mantar toplamak için gelen Salih Başçı, "Köyümüz geçtiğimiz yıl büyük bir afet geçirdi. Ormanlarımızda komple yangın oldu, yangın köyümüze kadar geldi, her taraf yandı. Cennetimiz cehennem oldu. Her yerden dumanlar çıktı, hayvanlarımızı, bizleri, her şeyimizi etkiledi. Devletimizin sayesinde evlerimizi hayvanlarımızı yangından kurtardık. Şu an yanan ormanlarımızda kuzugöbeği denilen mantarlarımız çıktı. Bunlar da bizlerin doğal geçinme kaynağımız oldu. Kendim fırın işinde çalıştım, gece saat 03.00’te kalkıyorum, simitlerimi yaptıktan sonra yaklaşık 100 kilometre yol kat ederek köyüme geliyorum, mantar topluyorum. Hem yemek hem de satmak için mantar topluyorum. Bizden kilosunu bin liradan alıyorlar. Allah tarafından verilen kuzugöbeğini ormandan toplayarak kendimize güzel bir geçim kaynağı oluşturuyoruz. Köyümüzde yaşayan ablalarımız, gençlerimiz, herkes bu mantarı toplamak için yanan ormanlarımıza geliyorlar" dedi. Yanan ormanda bol miktarda bulunan kuzugöbeği mantarının fiyatını düşürmeye çalıştıklarını söyleyen Başçı, "Sanırım köyümüzdeki ormanlık alanların hepsi yandığı için her yerde mantar var, mantarımız bol. Kuzugöbeği mantarı, nisan ayında çıkan, güneşi seven bir mantar. Mantarın bol olmasından ötürü de fiyatı düşüyor ama sosyal medyadan baktığınızda dolar üzerinden bile satılıyor" diye konuştu. "Kuzugöbeği mantarı, Fransa, İtalya, Almanya gibi ülkelere ihracat yapılıyor" Mantarın yanan ormanlık alanlarda daha çok yetiştiğini söyleyen Abdullah Keleş ise, "Yanan yerlerde kuzugöbeği mantarı daha çok yetişiyor. Biz de yanan yerlerde mantar toplayarak rızkımızı kazanıyoruz. Kilosu bizim buralarda çok ucuz. 600 liraya kadar düşürdüler. Bin liradan satıyordum ve şimdi 600 liraya kadar düşürdüler. Üzeri yanık mantar da çok ucuz, kilosunu 300 liraya alıyorlar. İnternette görüyoruz, 3-4 bin liraya satılıyor. Fransa’da bir tabak yemeğine 100 dolar diyorlar. Bu mantar ihraç ediliyor. Antalya’da, Alanya’da fiyatı bin 700-2 bin lira arasında değişiyor. Kastamonu yöresinde nedense çok ucuz alıyorlar. Bence kendileri ucuz alıp kendileri pahalı satıyor" şeklinde konuştu.
Ankara Antalya’da 18 taraflı 56 yıllık dava çözüme kavuştu Adalet Bakanlığı’nın "sıfır kadastro dosyası" hedefi doğrultusunda yürütülen çalışmalar ile 56 yıllık dosya çözüme kavuşturuldu. Adalet Bakanlığı’nın sağladığı teknik ve idari desteklerle yargı süreçlerinin hızlanması ve vatandaşların uzun süreli belirsizlikten kurtulması sağlanıyor. Bu, adaletin etkin bir şekilde işlemesi ve yargıya olan güvenin artırılması adına büyük bir önem taşıyor. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yıllarca süren kadastro davalarına yönelik çözüm adımları hız kazanırken, 56 yıldır devam eden ve 18 hak sahibini ilgilendiren dava sonuçlandı. Antalya’nın Kumluca ilçesinde, Kumluca Kadastro Mahkemesi’nde 5 Mart 1970 tarihinde açılan dava karara bağlandı. Mülkiyet uyuşmazlığına ilişkin davanın yargılama süreci 56 yıl sürdü. 18 tarafın bulunduğu davayla ilgili mahkeme, 16 Nisan 2026’da nihai kararını verdi. Adalet Bakanlığınca kadastro davalarının hızlandırılması için yargı teşkilatına sunduğu teknik, teknolojik ve idari desteklerle bu davaların hızlı bir şekilde sonlandırılması amaçlanıyor. Özellikle keşif süreçleri, taraf teşkili ve personel yetersizliği gibi sorunlar ele alınarak, yeni stratejiler geliştirildi. Türkiye genelindeki kadastro ihtilaflarının büyük çoğunluğunun çözüme kavuşturulması, sadece yargı iş yükünü hafifletmekle kalmayacak, aynı zamanda toplumsal güvenin pekişmesine de katkı sağlayacak.
Van Van Gölü havzası göçmen kuşlarla renklendi Türkiye’deki 450’den fazla kuş türünün yaklaşık yarısına ev sahipliği yapan Van Gölü havzası, havanın ısınmasının ardından bölgeye gelen göçmen kuşlarla renklendi. Van-Özalp karayolu üzerinde bulunan ve birçoğu nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya bulunan kuşların yaşam alanı olan Erçek Gölü, ilkbaharın gelmesiyle kuş popülasyonu yükseldi. Havzada, aralarında nesli tükenmek üzere olan türlerinde bulunduğu 250 önemli türe ev sahipliği yapan Erciş Çelebibağ, Muradiye Bendimahi, Karasu Deltası, Akgöl, Erçek, Çaldıran Kaz Gölü, Hıdır Menteş Gölü, Van Kalesi Sulak Alanı, Gevaş Göründü, Dilkaya ve Reşadiye Sazlığı, sıkı denetimlerden yana bu yıl da büyük artış yaşıyor. Van Gölü’nün hemen doğusunda lavların yığılmasıyla oluşan 99 kilometrekarelik alanıyla havzadaki en büyük ikinci göl olan Erçek Gölü havzası da koruma tedbirleriyle kuşlar için adeta özel alan haline geldi. Birçok kuş türünün, Asya ve Kuzey Afrika’dan İran’a uzanan yolculuğunda en önemli göç rotalarından biri olan Van Gölü Havzası, yılın her döneminde yüzlerce kuş türüne ev sahipliği yapıyor. "Kesin korunacak hassas alan" ilan edilen göl ve sulak alanları bünyesinde barındıran havzada yürütülen çalışmalar sonucu kuş popülasyonu her geçen gün artıyor. Başta flamingo ve dikkuyruk olmak üzere bahri, uzun bacak, balıkçıl, elmabaş, kılıç gaga, halkalı cılıbıt, su tavuğu ve sakar meke gibi birçok kuş türünün sayısında artışın yaşandığı havza, doğaseverlerin ve fotoğraf tutkunlarının ilgisini çekiyor. "Yaban hayvanları çeşitliliği konusunda Van Gölü havzası şanslı" Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) Yaban Hayvanları Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi olarak Van Gölü havzasındaki bütün yaban hayvanlarının sorunlarıyla ilgilendiklerini, doğal hayatın devam etmesi için çalışmalar yapan kurumlarla koordinasyon sağlayarak doğal hayat ekolojik sistemin bozulmadan devam etmesi için çalışmalarını sürdürdüklerini ifade den Yaban Hayvanları Koruma ve Rehabilitasyon Merkezi Müdürü Prof. Dr. Lokman Aslan, "Her sene olduğu gibi bu senede geçen senede bahar mevsimi yağışlı geçti. Yağışlı geçmesinin sebebi eskiden sulak alanlarda bulunan kuruma ve sulak alanlarda tekrar canlanma meydana geldi. Her bahar mevsimi, her Nevruz bir canlanmaya, yeniden olgunlaşmaya, yeni bir ekosistem oluşturmakta. Tabiatın rahimi olan sulak alanların, derelerin akmasına bağlı olarak da göçmen kuşların buraya veya yerleşik kuşların üreme sezonunda da olması Münasebetiyle bir artırma meydana geldi. Van Gölü havzası küresel ısınmaya iklim krizine bağlı olarak pozitif yönde etkilendiği görülmekte. Derelerdeki suların artması, sulak alanların tekrar canlanması, besinin bol olması ve koruma etkinliklerinin de artması dolayısıyla sulak alanlarımızda, derelerimizde, göllerimizde artık birçok çeşitli yaban hayvanlarını görmekteyiz. Van Gölü havzası bu yönde şanslı" dedi. "Tarlarda ilaçlama yaparken ilaç kurularını gelişi güzel etrafa atmayın" Van Gölü hazasının birçok tür yaban hayvanının uğrak mekanı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Aslan, "Nesli tükenmekte olan dik kuyruklardan, ördek türlerinden ve allı turnalarından, her bahar sezonu burada bulunan leyleklerinden, kazlarından ve yerleşik olarak bulunan hayvanların hepsini sulak alanlarımızda sayıları fazlaca olarak görülmekte. Tür çeşitliliğinin de fazla olması, buradaki habitatın ekolojik dengenin bozulmadan devam etmesini sağlamaktayız. Bizim için tabiatın rahimi olan ve biyolojik arıtma tesisleri olan sulak alanlarımızı, derelerimizi ve göllerimizi korursak buradaki tür çeşitliliği kendiliğinden artar. Bu vesileyle havzada korumada görev alan hem jandarmaya hem de Doğa Koruma Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü şahsında 14. Bölge Müdürlüğü’ne ve vatandaşlara şunu söylemek istiyorum. Bahar sezonuyla beraber yuva kuran yerlerde, sulak alanlardaki sazlıkları yakarken dikkatli olmaları gerekiyor. Derelerde, otlarda bırakırken veya ekin ilaçlarken, ilaç kutularını etrafa atmamalarını öneriyorum. Çünkü bunlar tehlikeli. Yalnız önemli olan bu sene biyoloji bu yağışıyla beraber sulak alanlarda canlanmayla beraber yaban hayatta bir tazelenme ve tür artışı ve sayı artışı beklemekteyiz" diye konuştu.
Adana ADASO’da yeni Yerli Malı Tebliği tanıtıldı Adana’da Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile Adana Sanayi Odası (ADASO) iş birliğinde düzenlenen programda, 1 Ocak 2026 itibarıyla yürürlüğe giren "Yeni Yerli Malı Tebliği" tanıtıldı. ADASO Başkanı Zeki Kıvanç, yeni düzenleme ile suistimallerin önüne geçileceğini ve gerçek üretici kimliğinin ön plana çıkarılacağını vurguladı. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı Sanayi İş Birlikleri Daire Başkanlığı ile ADASO tarafından düzenlenen bilgilendirme toplantısında, yerli malı belgelendirme süreçlerindeki köklü değişiklikler ele alındı. Küresel ticaretin yeniden şekillendiği bir dönemde yerli üretimin stratejik bir hamle olduğunu belirten ADASO Başkanı Zeki Kıvanç, yerli malı belgesinin sadece bir evrak değil, ekonomik bağımsızlığın anahtarı olduğunu ifade etti. "Dijital doğrulama ile bürokrasi azalıyor" Yeni tebliğin şeffaflık ve teknoloji odaklı olduğunu belirten Başkan Kıvanç, "Dijital doğrulama ve veri entegrasyonu sayesinde bürokrasi azalırken güvenilirlik artıyor. Yerli katkı oranı hesaplamalarında daha hassas ve üretim gerçeklerini yansıtan kriterler getirildi. Ayrıca belgelendirme sonrası izlenebilirlik güçlendirilerek gerçek üretici kimliği ön plana çıkarılıyor. Bu belge, kamu ihalelerinde sağlanan yüzde 15 fiyat avantajının ötesinde, devlet desteklerinden yararlanma ve yerli üretim kapasitesinin tescili açısından kritik rol oynuyor" dedi. "Yerli ve ithal girdiler net biçimde ayrıştırılıyor" Toplantıda teknik detayları paylaşan Sanayi İş Birlikleri Daire Başkanı Mehmet Çağatay Taşkın, düzenlemenin temel amacının Türkiye’nin üretim gücünü yapısal olarak artırmak olduğunu söyledi. Taşkın, "Yeni sistemde üretimde kullanılan tüm girdiler çok daha detaylı şekilde analiz ediliyor. Yerli ve ithal girdiler net biçimde ayrıştırılıyor; işçilik, elektrik, su, doğalgaz gibi giderlerin yanı sıra fikri ve sınai mülkiyet hakları ile geri dönüşüm katkıları da hesaplamaya dahil ediliyor" şeklinde konuştu. "Çok katmanlı denetim mekanizması" Belgelendirme sürecinin artık çok daha sıkı denetlendiğini ifade eden Taşkın, "Başvuru süreci oda ve borsalar üzerinden başlıyor, teknik ve mali uzman incelemeleriyle devam ediyor. Ardından TOBB ve TESK onaylarının da dahil olduğu çok katmanlı bir değerlendirme mekanizması işletiliyor. Belirli eşik değerler ve raporlama zorunlulukları sayesinde hem standart sağlanıyor hem de suistimallerin önüne geçiliyor" ifadelerini kullandı. Toplantı, sanayicilerin yeni sisteme dair sorularının yanıtlanmasıyla sona erdi.