GENEL - 20 Nisan 2012 Cuma 17:49

"YERLİ UÇAОIMIZ 2014`TE HAVALANACAK"

A
A
A
"YERLİ UÇAОIMIZ 2014`TE HAVALANACAK"

Türk Hava Kurumu Genel Başkanı Osman Yıldırım, Türkiye`nin 2014 yılında yerli uçağını üreteceğini belirterek, "Yerli uçağın tasarımları sürüyor. Uçak yüzde 90 yerli olacak" dedi.
Genel Başkan Osman Yıldırım, Yıldırım ilçesindeki THK şubesi açılışında yerli uçakla ilgili açıklamalarda bulundu. Bir gazetecinin, "Türkiye`de yerli otomobil tartışmaları devam ederken yerli uçak konusundaki çalışmalar hangi noktada?" sorusu üzerine Yıldırım, bu konudaki çalışmaların Ankara`daki uçak fabrikasında sürdüğünü belirterek, "Uçak fabrikası faaliyete geçti. Uçağın dizaynı ve tasarımlarıyla ilgili çalışmalar devam ediyor. İnşallah haziran ayı içinde Başbakanımız tarafından fabrikanın açılışının
yapılmasını bekliyoruz. 2014 yılı içinde de uçaklarımızı üretmeye başlayacağız. Onun için Bursalılara müjdemiz olsun. Bu sanayi şehrindeki sektörün ileri gelenlerinden faydalanmak istiyoruz. Uçağın yüzde 90`ı da yerli olacak. Bu konuda Bursa çok önemli" diye konuştu.
Ankara`da bulunan Havacılık ve Uzay İhtisas Üniversitesi`nin önemine dikkat çeken Yıldırım, "Türkiye`de havacılık ve uzay konusunda ihtisas üniversitesi yoktu; Ankara`da kuruldu. Bu üniversitemiz dünyadaki 37 üniversiteden birisi" açıklamalarında bulundu.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep Gaziantep’te baklava kampanyası kuyruk oluşturdu Gaziantep’in köklü markalarından Hamido Baklavaları, Ramazan ayına özel hazırladığı kampanya menüsüyle vatandaşlardan büyük takdir topladı. Şehir genelindeki şubelerde uygulanan uygun fiyatlı menüye yoğun ilgi gösterilirken, zaman zaman kuyruklar oluştu. Ramazan Bayramı’na sayılı günler kala baklava üretimini 6 katına çıkaran Hamido Baklavaları, Ramazan ayına özel başlattığı kampanyayla da vatandaşların yoğun ilgisiyle karşılaştı. Uygun fiyatlı menüyü tatmak isteyen vatandaşlar, özellikle iftar sonrası saatlerde işletme önlerinde yoğunluk oluşturdu. Başlatılan kampanya çerçevesinde Gaziantep’teki şubelerde oturarak baklava yemek isteyen müşteriler için özel bir menü hazırlandı. Menüde Güllaç veya tercihen 3 dilim fıstıklı baklava ya da soğuk baklava, yanında tuzlu fıstık, su ve çay yer alıyor. Zengin içeriğe sahip bu menü, 170 TL gibi uygun bir fiyatla vatandaşlara sunuluyor. Menü çay yerine kahve ile tercih edilirse 180 TL, dünya kahvesi ile tercih edilirse 190 TL gibi çok uygun fiyatlı olması vatandaşlar arasında bir latte fiyatına kampanya söylemi ile büyük takdir topluyor. Kısa sürede büyük ilgi gören kampanya nedeniyle işletme çalışanları da artan talebi karşılamak için yoğun mesai harcıyor. "Bu ay bizim için kar ayı değil, gönül kazanma ayıdır" Ramazan ayının kar ayı değil, gönül kazanma ayı olduğunu söyleyerek, neredeyse maliyet fiyatına kampanya düzenlediklerini söyleyen İşletme Sahibi Behzat Bozkurt, "Ramazan sadece oruç tutmak değildir; Ramazan bir sofrayı büyütmektir, bir gönlü ısıtmaktır. Biz istedik ki bu şehirde hiçbir baba evladına ‘Bu sene baklava yiyemeyeceğiz’ demesin. Gaziantep gastronominin başkentidir. Biz de Gazianteplilerce en çok tercih edilen firmalardan biri olarak bu şehre karşı sorumluluk taşıyoruz. Bu yüzden kampanya fiyatımız neredeyse maliyet seviyesinde. Çünkü bu ay bizim için kar ayı değil, gönül kazanma ayıdır" dedi. "Sattığımız ve kampanyada kullandığımız baklavalar üzerinden algı oluşturuluyor" Piyasada kampanyaya sunulan baklavalar üzerinden algı oluşturulduğunu aktaran Bozkurt, "Zengin de gelsin, dar gelirli de gelsin, asgari ücretli kardeşimiz de ailesiyle rahatça gelip otursun, baklavasını huzur içinde yesin istedik. Kampanyamız Ramazan boyunca şubelerimizde masa servisinde geçerlidir. Her yıl ihracatımızın ve paket satışlarımızın artmasında bu kampanyalarda aldığımız duaların büyük etkisi olduğuna inanıyoruz. Biz bereketin paylaştıkça çoğaldığına inanıyoruz. Bir sofrada bir tebessüm oluşuyorsa, bizim için en büyük kazanç budur. Piyasada rakiplerimiz, kampanyada sunulan baklavalar ile tezgahta satılan baklavalar farklı gibi bir algı oluşturuluyor. Ancak bu kesinlikle gerçeği yansıtmıyor. Rakiplerimizde dahil olmak üzere tüm müşterilerimizi ürünümüzü test etmeleri için bekliyoruz" ifadelerini kullandı. "Herkese tavsiye ediyorum" Kampanya menüsünden memnun kaldığını söyleyen Mehmet İncegil, "İftardan sonra en çok tükettiğimiz tatlılar arasında baklava önde geliyor. Bu mekanda ise fıstığıyla, çayıyla, baklavasıyla çok uygun bir fiyata güzel bir menü oluşturulmuş. Herkes gelip mutlaka tatmalı. Tavsiye ediyorum" ifadelerine yer verdi. "Tatlıların yanı sıra, hizmet ve hijyen çok iyiydi" Tatlıların yanı sıra güler yüz ve hijyenin üst seviyede olduğunu söyleyen Büşra İncegil, "İftardan sonra canımız tatlı istediği için baklava yemeye geldik. İşletmenin tatlılarının yanı sıra, hizmet ve hijyen çok iyiydi. Herkes gönül rahatlığıyla gelebilir" şeklinde konuştu. "Bu lezzeti tatmak isteyen herkes gelmeli" Muhammed Enes Yaşar ise, "Ramazan ayı, rahmet ve bereket ayı. Bizde orucumuzu tuttuk ve iftardan sonra ailecek baklava yemeye geldik. Kampanyadan kaynaklı çok kalabalık vardı. Gaziantep halkının da çok önerdiği bir yer olduğu için burayı tercih ettik. Sürekli baklava yiyemeyen ve bu lezzeti tatmak isteyen herkesin bu mekana gelmelerini öneriyorum" diye konuştu.
Ankara Şehir hayatını bırakıp üretime yöneldi: Kadın girişimci Fransız koyunlarıyla dikkat çekiyor Ankara’da şehir hayatını bırakan Nurcan Göçmen, Fransız ırkı koyunlardan elde ettiği sütle yoğurt ve peynir üretimi yaparak girişimci kadınlara örnek oluyor. Başkent’te şehir hayatını bırakarak üretimi tercih eden Nurcan Göçmen, eşiyle birlikte kurduğu çiftlikte Fransız Lacaune ırkı koyun yetiştiriciliği yapıyor. Çubuk ilçesinde hayvancılıkla uğraşan Göçmen, koyun sütünden yoğurt ve peynir üretimi yaparak hem aile ekonomisine katkı sağlıyor hem de kadın girişimciliğine örnek oluyor. Bir dönem koyunları sattıklarını ve ailece büyük bir boşluk hissettiklerini ifade eden Göçmen, eşinin desteğiyle yeniden koyun yetiştirmeye başladıklarını ve bugün birlikte üretim yaparak çiftlik hayatını sürdürdüklerini dile getirdi. "Fransız koyunları hem süt hem et verimi açısından avantajlı" Daha önce farklı koyun ırklarına baktıklarını anlatan Göçmen, Fransız koyunlarının hem süt hem de et verimi açısından avantajlı olduğunu vurgulayarak, "Çevremdekiler de süt satıyor musunuz diye soruyorlardı. Eşim de ‘Bunların sütü pek olmuyor, bunlar et ırkı. Gel ben sana süt ırkı bir koyun alayım’ dedi. 3 tane alarak başladık. Daha sonra baktık ki süt verimi çok güzel. Ayrıca et olarak da güzel. Hayvanlar bir sağlık problemi yaşar, kesime gitmek zorunda kalır, eti de önemli tabii ki. Bazı koyunlar var, çok süt veriyor ama su gibi, yağ oranı düşük. Bu koyunun avantajı hem sütü çok yağlı hem çok besleyici hem de kesime gittiğinde çok etli bir hayvan. Eti de çok lezzetli" şeklinde konuştu. "Şu an bizim 23 tane koyunumuz var" Geçmişte daha fazla koyunları olduğunu dile getiren Göçmen, "Şu an bizim 23 tane koyunumuz var. Fakat bir eleme yöntemi yaptık. Çevremizde isteyen arkadaşlarımıza bir kısmını sattık. Yerimiz küçük, inşallah daha büyük bir yere geçtiğimizde daha da arttırmayı düşünüyoruz. Kendi yavrularından, büyüyen kuzulardan çoğaltmayı düşünüyoruz. Şimdilik yerimize göre bu kadar yeterli geliyor bize. Zaten 2 tane de büyük koçumuz var. Kuzularımız da toklularımız da var" ifadelerini kullandı. "2,5 kilo sütü bulan koyunlarımız vardı" Tek bir koyundan yapılan tartımlara dair konuşan Nurcan Göçmen, "Daha önce tarttığımızda 2,5 kilo sütü bulan koyunlarımız vardı. Malum nazar denilen bir gerçek var. Biz bu koyunlarımıza hiç ölçüm yapmadık. Ben de eşim de çok meraklı acaba ne kadar süt verir diye. Hayvanın memesi çok diri gözüküyor ama sütü az olabiliyor. Yani göğsünün büyük olması sütünün çok olmasıyla alakası yok. Bu sene hiç ölçmedik. Acaba hangisi çok gelir süt verimi açısından, hangisi daha fazla süt veriyor gibi. Akışına bıraktık diyebiliriz" şeklinde konuştu. "Arka tarafa geçip biraz ağlıyordum, ondan sonra tekrar işime devam ediyordum" Başlarda en çok zorlayan şeyin hayvanlara dokunmak olduğunu ifade eden Göçmen, "Yapabilir miyim acaba diye düşündüm. Ailem, eşim, kayınvalidemler, hepsi destek verdi. Tabii çevrede olumsuz yorumlara da maruz kalıyordum. ‘Sen hayvanlarla alışık değilsin, yapamazsın’ gibi. İlk başta çok zorlandım. Arka tarafa geçip biraz ağlıyordum, ondan sonra gelip tekrar işime devam ediyordum. Bu bir istek, yapma arzusu. Bir de hayvanları seviyorsan, özellikle ben sütüyle ilgilenmeyi çok seviyorum. Zaten buna alışan asla vazgeçemiyor. Hepsi bir süreçti. Bir anda yapılacak bir şey değil zaten sağıma, hayvanlara alışmak, süt doldurmak, peynir yapmak. Peynir ilk başta olmuyor, yapamıyorsun. Yoğurt mayalıyorsun, o da tutmuyor. Pes etmeden daha da ilerlemek, elinden geleni yapmak, istemek en önemlisi" dedi. "Günlük yaklaşık 15-16 litre sütümüz oluyor" Aynı zamanda Nurcan Göçmen, şu ifadelere yer verdi: "Günlük yaklaşık 15-16 litre sütümüz oluyor. Bunu çevremizde bizi tanıyanlar sipariş veriyorlar. Sosyal medya hesabım var, orda da satış yapıyorum. Ayrıca arabamla kendi kapılarına kadar götürebiliyorum Çubuk içerisinde isteyenlere. Her gün süt satılacak diye bir şey de yok. Satılmayan sütleri buzluğa atabiliyorum. Buzluktan çıkan süt de aynı normal sağılmış süt gibi hiçbir farkı olmuyor. Bir kısmını ben kendim eve götürüp peynir olarak değerlendiriyorum. Basma peynir yapamıyoruz, o biraz daha zahmetli bir iş. Biz salamura peyniri yapıyoruz. Yoğurt mayalıyorum isteyenlere." "Makineli sağım olduğu için herhangi bir koku olmuyor" Koyun sütünün toplum arasında kokar diye bir önyargısı olduğunu belirten Göçmen, "Bu tamamen yanlış. Bu sağımla ilgili. Elle sağım yapıldığında bir de hayvanın memesi kirliyse zaten otomatikman süte geçiyor hayvanın pisliği. Bu da sütte bir kokuya sebep oluyor. Bizimki tamamen makineli sağım olduğu için herhangi bir koku olmuyor. Tamamen lezzetli harika bir süt, yoğurt, peynir olarak üretip satabiliyoruz" ifadelerini kullandı. "Kadınlar vazgeçmesinler" Kadınların, hayvancılık dışında da meslekler icra edebileceğini söyleyen Göçmen, "Kadınlar vazgeçmesinler. Ben bunu gördüm, eşim de bu meslekten anlıyordu. Biz bu işte çalışmaya karar verdik. Bir kadın için çalışmak, para kazanmak en önemlisi çocuklarımız için. Okulda ihtiyaçları oluyor. Harçlığı olmasa kendimizi birazcık eksik hissediyoruz çocuklarımıza karşı. Bir özgüven veriyor insana. Yapabiliyorlarsa, ne işle meşgul olmak istiyorlarsa hem topluma karşı bir yarar sağlarlar hem kendilerine hem de ailelerine. Çalışmak çok güzel bir şey. En önemlisi bir şeyleri başarabildiğini hissetmek. Başarma duygusunu tatmak çok güzel bir şey. Bütün kadınlarımıza çalışmayı ve bir şeyler yapmayı öneriyorum" diye konuştu. Tarım ve Orman Bakanlığı Kırsal Kalkınma Programı ile gelecek hedefi Tarım ve Orman Bakanlığı’nın destek programlarına başvurarak çiftliğini büyütmeyi planladıklarını dile getiren Göçmen, "Sağ olsun devletimizin de bu sene öyle bir projesi varmış. Bundan da haberdarım. Nisan ayında sanırım başvurular gerçekleşecekmiş. Bunu da takip ediyoruz. İnşallah ben de buna başvurmayı düşünüyorum. Hani daha büyük bir yerde, daha büyük bir ahırda. Elimizden geldiği kadarıyla daha da büyütmeyi istiyoruz inşallah" ifadelerini kullandı. Son olarak Göçmen, toplumda hayvancılıkla uğraşan kişilere karşı zaman zaman önyargılı yaklaşımlar olabildiğini belirterek, bir kadının isterse hem hayvancılık yapabileceğini hem de sosyal hayatını sürdürebileceğini söyledi.
İstanbul Sofralarda tazelik ve hijyen, teknolojide öncü adım Gedik Piliç, sofralarda tazelik ve hijyen, teknolojide ise öncü olan MAP teknolojisi yatırımıyla Türkiye’de bir ilke imza attı. Temiz ve güvenilir gıdayı en temel önceliği olarak konumlandıran Gedik Piliç, üretimden ambalajlamaya kadar tüm süreçlerinde hijyen ve kalite standartlarını titizlikle uyguluyor. Yaklaşık 1 yıl önce devreye aldığı Modified Atmosphere Packaging (MAP) teknolojisiyle ürünlerini ilk günkü tazeliğinde koruyan marka, Türkiye’de bu sistemi hayata geçiren ilk şirket olarak gıda güvenliğinde yeni bir standart oluşturuyor. MAP teknolojisi sayesinde ürünlerin, paketleme aşamasında dış ortamla teması minimum seviyeye indiriliyor. Böylelikle hem gıda güvenliği artırılıyor hem de ürün tazeliği muhafaza ediliyor. Gıda sektöründe kalite, güven ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarıyla öne çıkan Gedik Piliç, yaklaşık bir yıl önce devreye aldığı ileri teknoloji ambalaj çalışmasıyla sektörde bir ilke imza attı. Şirketin hayata geçirdiği MAP (Modified Atmosphere Packaging) sistemi, ürünlerin doğal tazeliğini ve hijyenini en üst seviyede koruyor. Türkiye’de bu teknolojiyi uygulamaya alan ilk marka olmanın gururunu yaşayan Gedik Piliç, üretimden ambalajlamaya kadar tüm süreçlerinde teknoloji odaklı bir dönüşüm gerçekleştirerek kalite standartlarını daha da yukarı taşıyor. Teknoloji ile güçlenen güven Gedik Piliç Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Nihat Özbey, MAP teknolojisi yatırımıyla ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Özbey, "Gedik Piliç olarak en büyük önceliğimiz, tüketicilerimize ürünlerimizi ilk günkü tazeliğinde ve en yüksek hijyen standartlarıyla ulaştırmaktır. Çünkü Gedik, güveni kalite ve teknoloji ile güçlendirir. Bu anlayışla üretimden ambalajlamaya kadar tüm süreçlerimizi sürekli geliştiriyor, ileri teknoloji yatırımlarımızla kalite standartlarımızı sürdürülebilir kılıyoruz. Kontrollü atmosfer teknolojisi sayesinde ürünlerimizi paketleme aşamasında dış ortamla teması tamamen yok ediyoruz. Böylece ürün güvenliğini ve hijyenini en üst seviyeye çıkararak doğal tazeliğini muhafaza ediyor, ürünlerimizi ilk günkü lezzetiyle tüketicilerimize ulaştırıyoruz" dedi. Sürdürülebilir üretim Yüksek hijyen standartlarıyla donatılmış üretim tesislerinde kullanılan bu teknoloji, yalnızca ürün kalitesini değil; aynı zamanda sürdürülebilir üretim yaklaşımını da destekliyor. Gedik Piliç’in gerçekleştirdiği bu teknoloji yatırımı, şirketin uzun vadeli büyüme vizyonunun ve inovasyon odaklı stratejisinin önemli bir parçası olarak konumlanıyor. Standartları yükselten yatırımlar Yenilikçi yaklaşımıyla sektöre yön veren Gedik Piliç, özellikle Ramazan ayında artan tüketim döneminde de sofralara yalnızca lezzet değil; güven, hijyen ve tazelik sunmayı sürdürüyor. Üretimden sofraya uzanan her aşamada titizlikle uygulanan kalite kontrol süreçleri sayesinde tüketiciler, ürünleri gönül rahatlığıyla tercih edebiliyor. Türkiye’de gıda teknolojilerinin gelişimine önemli katkılar sunan Gedik Piliç, ileri teknoloji yatırımlarıyla sektörde standartları yükseltmeye ve tüketici güvenini pekiştirmeye devam ediyor.
Ankara 20 yaşındaki kule vinç operatörü olan genç kız, ekmeğini gökyüzünde kazanıyor -Annesinin tavsiyesiyle 20 yaşında kule vinç operatörü olan Mera Coşkun, metrelerce yükseklikte çalışarak, ekmeğini gökyüzünde kazanıyor. Ankara’da yaşayan 20 yaşındaki Mezra Coşkun, annesinin tavsiyesiyle yöneldiği kule vinç operatörlüğünde yaklaşık 2 yıldır çalışıyor. Ortalama 110 metre yüksekliğe ulaşan kule vinçlerde görev yapan Coşkun, yüksek risk ve dikkat gerektiren zorlu mesleğini başarıyla sürdürüyor. Çoğunlukla erkeklerin çalıştığı inşaat sektöründe çalışmanın gurur verici olduğunu belirten Coşkun, kendisi gibi diğer kadınların da başarılı olabileceğini belirterek tüm kadınlara cesaret vermek istediğini söyledi. "Annem her zaman arkamda durdu" Annesinin tavsiyesi üzerine kule vinç operatörü olduğunu aktaran Mezra Coşkun, "Yaklaşık 2 yıldır kule vinç operatörüyüm. Bu mesleğe atılmamın en büyük nedenlerinden bir tanesi de annem oldu. Annem zamanında sosyal medyadan bana kule vinç videosu gösterip, tam sana göre iş demişti. O günden sonra hep aklımda kaldı ve bu işi yapmak istediğimi söyledim. Annem her zaman arkamda durdu. Kadının inşaatta ne işi var, boşu boşuna uğraşmayın denilmesine rağmen annem bana yaparsın dedi ve ben de hep yapacağımı söyledim. Kendi çevreme kule vinç operatörü olmak istiyorum dediğimde, ’bana sen daha vincin altından bile geçemezsin’ dediler. Ama şu an ise çok güzel projelerde yer aldım ve bundan da çok gurur duyuyorum" dedi. "20 yaşında kule vinç operatörüyüm dediğimde bana inanmıyorlar" Daha önce 110 metre yüksekliğindeki vinçler de dahil olmak üzere çeşitli kule vinçler kullandığını belirten Coşkun, şu ifadelere yer verdi: "Bu işin avantajlarından biri de insanların seni parmakla göstermesi ve diğer kadınlara cesaret vermesi. Bu durum gerçekten hoşuma gidiyor. İşin zor yönleri ise şantiye ortamında çamura, strese maruz kalmak. Sabah vince çıktıktan sonra bir daha inmiyorum. Çünkü merdivene tırmanıp inmem biraz yorucu oluyor. Genelde sabah 08.00, akşam 17.00 arası kule vincin içerisinde duruyorum. Kullandığım bu vinç 35 metre ama daha önce 110 metre olan vinçte de çalıştım. Vincin çalışma alanına göre de vincin zorlukları değişir. 20 yaşında kule vinç operatörüyüm dediğimde bana inanmıyorlar. İnananların da tepkileri çok fazla oluyor. Bu durum hoşuma gidiyor ama inanmamaları az da olsa üzücü oluyor" diye konuştu. "Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum" Coşkun, iş hayatında kadınların daha fazla yer almasını istediğini ifade ederek, "Erkeklerin ele aldığı işlerde kadınları görmekten o kadar memnun oluyoruz ki, bu tarz yerlerde kadınları daha çok görmek istiyoruz. Bu yüzden kadınlara desteğim sonsuzdur. Hayallerinizi peşinden koşun, önyargılara takılmayın. Çünkü biz kadınlar istesek her şeyi yaparız. Tüm kadınların 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutluyorum" şeklinde konuştu.