SAĞLIK - 17 Ekim 2025 Cuma 10:07

Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor

A
A
A
Meme kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor

Medicana Sağlık Grubu Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ersoy Taşpınar, meme kanserinde erken teşhisin önemine dikkat çekerek, her kadının kendi sağlığı konusunda bilinçli olması gerektiğini vurguladı.


Meme kanseri, meme dokusunda hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan ve zamanla çevre dokulara, hatta vücudun diğer bölgelerine yayılabilen ciddi bir hastalıktır. Kadınlarda en sık görülen kanser tipi olan meme kanseri, özellikle Batı toplumlarında oldukça yaygındır. Öyle ki, her 8 kadından biri hayatı boyunca en az bir kez bu hastalıkla karşılaşmaktadır


"Dünya Sağlık Örgütü’nün 2024 verilerine göre, her 8 kadından biri hayatının bir döneminde meme kanseriyle karşı karşıya kalıyor" diyen Medicana Bursa Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Ersoy Taşpınar, Türkiye’de de her yıl yaklaşık 25 bin yeni vaka teşhisi konduğunu belirtti. Taşpınar, "Meme kanseri sadece bireysel bir sağlık sorunu değil, aynı zamanda toplum sağlığını ilgilendiren ciddi bir konudur. En önemli silahımız hâlâ erken teşhis. Çünkü erken evrede teşhis alan hastalarda 5 yıllık sağkalım oranı yüzde 90’ın üzerindedir" dedi.



Genetik yatkınlık kadar yaşam tarzı da önemli


Meme kanseri vakalarının yalnızca yüzde 5 ila yüzde 10’unun kalıtsal gen mutasyonlarına (BRCA1, BRCA2) bağlı olduğuna dikkat çeken Op. Dr. Taşpınar, büyük bir kısmın yaşam tarzı, hormonal faktörler ve çevresel etkenlerle bağlantılı olduğunu ifade etti. Taşpınar, "50 yaş üstü olmak, aile öyküsü, erken adet görme, geç menopoz, obezite, hareketsizlik ve alkol kullanımı gibi faktörler meme kanseri riskini artırıyor. Buna karşılık düzenli egzersiz, sağlıklı beslenme ve sigaradan uzak durmak riski azaltan başlıca önlemlerdir" şeklinde konuştu.



Mamografi hayat kurtarır


Erken teşhis yöntemleri arasında en etkili araçlardan birinin mamografi olduğunu belirten Taşpınar, "40 yaşından itibaren her kadının yılda bir kez mamografi yaptırması büyük önem taşıyor. Yüksek risk grubundaki kadınlarda bu taramalar 35 yaşından itibaren başlamalıdır. Ayrıca kendi kendine meme muayenesi ve doktor kontrolü de ihmal edilmemelidir" uyarısında bulundu.


Yeni nesil görüntüleme teknikleri ve genetik testlerin de teşhis sürecinde önemli rol oynadığını kaydeden Taşpınar, risk analizlerinin artık daha kişiselleştirilmiş şekilde yapılabildiğini belirtti.



Kişiye özel tedaviyle yüz güldüren sonuçlar


Meme kanseri tedavisinde son yıllarda kişiye özel yaklaşımların öne çıktığını söyleyen Op. Dr. Ersoy Taşpınar, cerrahi, kemoterapi, radyoterapi, hormonoterapi ve biyolojik tedavilerin hastanın tüm özellikleri göz önüne alınarak planlandığını ifade ederek, "Erken evrede teşhis alan pek çok hastada artık meme koruyucu cerrahi tercih ediliyor. Gerekli durumlarda onkoplastik cerrahi teknikleriyle hem kanserli dokuyu güvenli şekilde çıkartabiliyor hem de estetik olarak tatmin edici sonuçlar elde edebiliyoruz" dedi.



"Korku değil, bilgiyle hareket edelim"


Toplumda meme kanseriyle ilgili hâlâ büyük bir korku olduğunu belirten Taşpınar, bu korkunun yerini bilgi ve farkındalığa bırakması gerektiğinin altını çizdi:


"Her gün erken teşhis almış hastalarımda gördüğüm şey; yüzlerindeki güven, geç kalmış hastalardaki korkudan çok daha güçlüdür. Kanserle mücadelede en güçlü ilaç, farkındalıkla gelen erken teşhistir."



"Fark et, geç kalma"


Medicana Bursa Hastanesi olarak her ekim ayında gerçekleştirdikleri farkındalık çalışmalarına dikkat çeken Taşpınar, bu mücadelenin sadece bir aya değil, tüm yıla yayılması gerektiğini vurgulayarak sözlerini şöyle tamamladı:


"Bir mamografi sadece birkaç dakikanızı alır, ama o birkaç dakika hayatınızı kurtarabilir. Her kadın, kendi bedenini tanımalı ve düzenli kontrollerini ihmal etmemelidir. Fark et, geç kalma. Çünkü erken teşhis hayat kurtarır."


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş: "Mevcut ortamda en ağır bedeli kadınlar ve çocuklar ödemektedir" Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, "Dünyanın hemen hemen her çatışma bölgesinde, her gerilim bölgesinde ve uluslararası alanda yaşadığımız her çatışmanın merkezinde, ağırlıklı olarak kadınların ödediği bedeller, kadınların yüklendiği sıkıntılar söz konusudur. Başta Gazze olmak üzere bölgemizde devam eden çatışmalarda yaşanan, artık soykırım boyutlarına varmış olan insanlık suçlarının en ağır faturasını maalesef Gazzeli kadınlar ve çocuklar ödemektedir" dedi. Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanı Numan Kurtulmuş, TBMM’nin ev sahipliğinde İstanbul’da düzenlenen Parlamentolar Arası Birlik (PAB) 152. Genel Kurulu kapsamında Kadın Parlamenterler Forumu’na katıldı. Foruma çok sayıda ülkeden kadın parlamenteri iştirak etti. "Kadın Parlamenterler Forumu’nun sıradan bir toplantı formatı olmadığını açıkça ifade etmek isterim" Forumda konuşan Kurtulmuş, Kadın Parlamenterler Forumu’nun sıradan bir toplantı formatı olmadığını ifade ederek, "Burası medeniyetlerin kavşak noktası. Sadece tarihte değil, bugün de dünyada farklı fikirlerin bir araya gelebildiği, farklı fikirlerin aynı masa etrafında konuşulabildiği, tartışılabildiği ender şehirlerden birisi olma özelliğini taşıyor. Kadın Parlamenterler Forumu’nun sıradan bir toplantı formatı olmadığını açıkça ifade etmek isterim. Burası insanlığın önündeki temel meselelerin daha derinlikli olarak, daha hassas bir şekilde, daha kapsayıcı bir şekilde tartışıldığı bir forumdur. Burası siyasi tartışmaların ufkunu genişleten ve küresel vicdana yön veren müstesna bir platform olarak uluslararası sistemde yerini almaktadır. İstanbul’daki bu buluşma; kadınların karar süreçlerindeki yeri, çatışma sonrasında toplumların yeniden ayağa kaldırılmasındaki katkıları ve hakkaniyete dayalı bir uluslararası sistemin kurulması yönündeki fikirlerinin tartışılması bakımından çok önemlidir" dedi. "Bugün karşı karşıya bulunduğumuz manzara sadece bir kriz ya da kaostan ibaret değil, ya da uluslararası sistem bakımından alelade bir gerilim konusu değildir" Kurtulmuş, "Esasen bu başlıkların her biri günümüz dünyasının ertelenemez sorumluluk alanlarına işaret etmektedir. Bugün karşı karşıya bulunduğumuz manzara sadece bir kriz ya da kaostan ibaret değil, ya da uluslararası sistem bakımından alelade bir gerilim konusu değildir. Hepimizin çok yakinen takip ettiğimiz, zaman zaman da büyük endişeler duyduğumuz gibi aslında bugün karşılaştığımız küresel sorun; çok taraflı sistemin etkisini kaybettiği, hukukun seçici bir hukuk olarak uygulandığı, uluslararası kurumların itibarının aşınmaya başladığı ve küresel karar süreçlerinin adalet duygusundan yoksun bir hale geldiği duruma işaret etmektedir" diye konuştu. "Dünyanın birçok yerinde de ortaya çıkan büyük göçler, yoksulluklar, yoksunlukların da bedelini ağırlıklı olarak kadınlar ödemektedir" Dünyanın birçok yerinde de ortaya çıkan büyük göçler, yoksulluklar, yoksunlukların da bedelini ağırlıklı olarak kadınların ödediğini söyleyen Kurtulmuş, " Bu tablo, diplomatik kanalların daralması ve insanlık onurunun ağır bir baskı altına girmesi gibi fevkalade sarsıcı sonuçlar doğurmaktadır. Mevcut ortamda hiç şüphesiz en ağır bedeli de kadınlar ve çocuklar ödemektedir. Dünyanın hemen hemen her çatışma bölgesinde, her gerilim bölgesinde ve uluslararası alanda yaşadığımız her çatışmanın merkezinde, ağırlıklı olarak kadınların ödediği bedeller, kadınların yüklendiği sıkıntılar söz konusudur. Başta Gazze olmak üzere bölgemizde devam eden çatışmalarda yaşanan, artık soykırım boyutlarına varmış olan insanlık suçlarının en ağır faturasını maalesef Gazzeli kadınlar ve çocuklar ödemektedir. Yine aynı şekilde dünyanın birçok yerinde de ortaya çıkan büyük göçler, yoksulluklar, yoksunlukların da bedelini ağırlıklı olarak kadınlar ödemektedir. Yerinden edilenler, yoksulluk ve korumasızlık altında kalanlar da ne yazık ki büyük oranda kadınlardır. Öte yandan demokratik müzakere masalarına bakıldığında da kadınların hala yeterli ölçüde temsil edilmediği de gayet açıktır. Bu eksiklik sadece bir temsil sorununa işaret etmez; bu eksiklik barışın toplumsallaşmasını geciktiren ve kalıcı hale gelmesini zedeleyen yapısal bir boşluk anlamına gelir" şeklinde konuştu. "Bugünün çok boyutlu krizleri, zaten var olan eşitsizlikleri kadınlar açısından daha da derinleştirmektedir" Kurtulmuş, bugünün çok boyutlu krizleri, zaten var olan eşitsizlikleri kadınlar açısından daha da derinleştiğine değinerek, "Kadınların güçlendirilmesi meselesi dar anlamda bir eşitlik tartışması olarak ele alınamaz. Bu konu demokrasinin kalitesi, yönetimin kapsayıcılığı, kalkınmanın sürekliliği ve toplumsal dengenin sağlıklı bir biçimde korunmasıyla hiç şüphesiz doğrudan ilgilidir. Bu sebeple burada yürütülen müzakerelerin tarihi bir gündem olarak değil, çağımızın ana tartışma başlıkları olarak ele alınması yerinde olacaktır. Sizlerin ortaya koyduğu fikirler iyi niyet beyanı olmanın çok ötesinde; yasama süreçlerini etkilemekte, siyaseti şekillendirmekte ve toplumların geleceğine yön veren alanlarda somut karşılıklar bulmaktadır. Biliyoruz ki, kadınların karar alma mekanizmalarına etkin bir şekilde katılamadığı bir yerde ne hakkaniyet tam manasıyla tesis edilebilir, ne de uzun ömürlü bir huzur iklimi oluşturulabilir. Bu noktada parlamentolara özel bir görev düşmektedir. Meclisler; milletlerin iradesinin tecessüm ettiği, toplumsal vicdanın makes bulduğu ve geleceğe dair istikametin belirlendiği kurumsal yapılardır. Yasama, denetim, bütçe ve temsil alanlarında kadınların güçlü şekilde yer alması; daha kapsayıcı, dirençli ve dengeli toplumların inşası bakımından da temel bir gerekliliktir. Bugünün çok boyutlu krizleri, zaten var olan eşitsizlikleri kadınlar açısından daha da derinleştirmektedir: Ekonomik daralma, yerinden edilme, çatışma ortamları, gelir eşitsizliğinin artması, sosyal güvencesizlik ve eğitim imkanlarındaki erişimin bozulması gibi kadınların hayatını doğrudan etkileyen bu gelişmeler, küresel olarak hemen hemen bütün ülkeleri yakinen ilgilendirmektedir. Kadınların desteklenmesiyle; ekonomik adaletin tahkimi, toplumların dayanıklılığının artırılması ile sosyal barışın kökleştirilmesi birbirinden ayrı düşünülemez. Kadına yönelik şiddet, bu meselenin en ağır, yakıcı boyutlarından birisidir. Şiddete karşı geliştirilecek tavrın; hukuki, insani, ahlaki ve siyasi sorumluluklar taşıdığı da aşikardır. Bu alanda gösterilen kararlılık, toplumların medeniyet seviyesinin de hiç şüphesiz en önemli göstergelerinden birisidir. Türkiye olarak biz; kadınların güçlenmesini, ailenin korunmasını, sosyal dokunun sağlamlaştırılmasını, üretim kapasitesinin artırılmasını ve kamusal hayatın nitelik kazanmasını, toplumsal refahımız için stratejik alanlar olarak kabul ediyor ve bu alanlardaki iyileştirmeyi hükümetlerimizin de en temel vazifesi olarak telakki ediyoruz. Bu anlayışla; eğitimden istihdama, sosyal destek mekanizmalarından karar süreçlerine kadar uzanan geniş bir çerçevede çok yönlü adımları atıyoruz, atmaya devam edeceğiz. Ancak şunu da ifade etmek isterim ki; mesele sadece fırsat sunmaktan da ibaret görülmemelidir. Asıl ihtiyaç; kadınların bilgi, tecrübe, sezgi ve siyasi birikimlerinin kamusal hayata tam manasıyla yansıtılabileceği adil bir ortamın kurulabilmesidir. Asıl önemli olan; günlük hayatın güven duygusunun yerleşmesi, kız çocuklarının eğitimden yeterince istifade etmesi, ailelerin vakar içerisinde yaşayabilmesi ve insan onurunun her şart altında korunabilmesidir. Bu itibarla, forum kapsamında ortaya çıkacak görüşlerin ve tekliflerin 152. Genel Kurul çalışmalarına güçlü katkılar sağlayacağına yürekten inanıyorum" ifadelerini kullandı.