EKONOMİ - 25 Mart 2026 Çarşamba 10:28

Talebe yetişmek için gece gündüz böyle altın üretiyorlar

A
A
A

Altın fiyatlarındaki sert düşüş sonrası yaşanan talep patlamasına karşı altın üretim tesislerinde de gece gündüz mesai başladı.

Türkiye'deki 13 altın rafinerisinden birisi olan Bursalı firma da fazla mesai yaparak vatandaşların talebine yetişmeye çalışıyor. Özbağ Kuyumculuk Genel Müdürü Aziz Sözeroğlu, piyasada altın sıkıntısı olmadığını vurgulayarak vatandaşlara panik yapmamalarını ve planlı yatırımlarına devam etmelerini söyledi.

Talebe yetişmek için gece gündüz böyle altın üretiyorlar

Ramazan Bayramı öncesinde gram altın 7 bin lira seviyelerindeyken, global gelişmelerle gram fiyatı 6 bin liraya düştü. Fiyatların yeniden fırlayacağı düşüncesi ile talep yoğun olunca da kuyumculardaki bir gram, çeyrek ve yarım altın stokları tükendi. Bunun üzerine altın üretim tesisleri de vatandaşların talebine yetişmek için hummalı bir şekilde çalışıyor.

Talebe yetişmek için gece gündüz böyle altın üretiyorlar

"Altın yok dedikodusu gerçeği yansıtmıyor"

Petroldeki yükseliş, doların artışı ve FED'in faiz kararlarıyla birlikte bu düşüşün yaşanabilecek bir durum olduğunu belirten Özbağ Kuyumculuk Genel Müdürü Aziz Sözeroğlu, yaşanan bu farkın ve yoğunluğun tamamen talep artışından kaynaklandığını belirterek şunları söyledi;

Talebe yetişmek için gece gündüz böyle altın üretiyorlar

"Son dönemde özellikle Kapalıçarşı başta olmak üzere piyasada yayılan 'altın yok' iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. Altın yokluğu söz konusu değil. Bir kriz ortamı da yok. Yaşanan durum, sadece artan talebe bağlı olarak teslimatlarda yaşanan kısa süreli gecikmelerdir. Üretim atölyelerinin tam kapasite çalışmaktadır. 16 saat mesaiye kalıp çalışıyoruz. Talep edilen siparişlere yetişmek için de elimizden geleni yapıyoruz. Panik yapmaya gerek yok. Vatandaşlar, planlı yatırımlarına devam edebilir. Piyasa kısa süre içerisinde dengelenecektir."

Talebe yetişmek için gece gündüz böyle altın üretiyorlar

Vatandaşların tedirgin olup aceleci davranmasına gerek olmadığını belirten Sözeroğlu, "Daha öncelerinde fiyatlar artarken yatırım yapan vatandaşlarımız, bu sefer düştüğü gibi almak istedi. Bu da doğal olarak bir talep artışına sebep oldu. Ama bu durum şu anlama da gelmesin. 'Türkiye'de altın kıtlığı var. Artık bundan sonra vatandaşımız altın alırken çok dikkatli olsun' gibi bir durum yok. Altın var, sadece piyasadaki altın talepleri karşılamadı. Önümüzdeki günlerde bu sorun ortadan kalkacaktır" dedi.
Bursa'daki rafineri de 1 gramlık üretimin yanısıra, 5,10,100 gramlık kesme üretim de yapılıyor.

Talebe yetişmek için gece gündüz böyle altın üretiyorlar

Abdullah Çibir

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Bursa’da 125 yıllık mahallenin adı değişiyor Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesine bağlı 125 yıllık Döllük Mahallesi’nin isminin değiştirilmesi için resmi süreç başlatıldı. Mahalle Muhtarı Hasan Karaduman, mahalle sakinlerinden gelen talepler doğrultusunda isim değişikliği için Mustafakemalpaşa Belediyesi’ne başvuruda bulunduklarını açıkladı. Mahalle isminin özellikle gençler tarafından sıkça eleştirildiğini belirten Karaduman, mevcut ismin farklı anlamlara çekilebildiğini ve bu durumun zaman zaman rahatsızlığa neden olduğunu söyledi. Karaduman, mahalle sakinlerinin özellikle şehir dışından gelen kişilere mahalle adını söylerken olumsuz tepkilerle karşılaştığını ifade etti. İsim değişikliği konusunda "Kafkas Mahallesi" ismi üzerinde durduklarını belirten Karaduman, sürecin resmi olarak başlatıldığını dile getirdi. Sürecin işleyişi hakkında da bilgi veren Karaduman, "Öncelikle talebimiz belediye meclisinde görüşülecek. Meclisten olumlu karar çıkması halinde dosya kaymakamlığa iletilecek, ardından valiliğin onayına sunulacak. Tüm bu süreçlerin tamamlanmasıyla birlikte mahallemizin yeni ismi resmiyet kazanacak" dedi. İsim değişikliğinin idari prosedürlere bağlı olarak birkaç aşamada tamamlanacağını belirten Karaduman, ilgili kurumların onaylarının sürecin en önemli kısmını oluşturduğunu vurguladı. Döllük Mahallesi’nde başlatılan isim değişikliği girişiminin ardından gözler belediye meclisinden çıkacak karara çevrilirken, mahalle sakinleri sürecin sonucunu merakla bekliyor. İsim değişikliği talebinin kabul edilmesi halinde Döllük Mahallesi’nin yeni adı Kafkas Mahallesi olacak.
Van Van Gölü’nün derinliklerindeki sırları Van YYÜ Su Ürünleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, Van Gölü’ne bakıldığı zaman durgun, uçsuz bucaksız bir su kütlesini göründüğü, fakat işin aslı bu zannedilenden daha farklı olduğunu altını çizerek, "Göl sularının altında adeta büyük bir fabrikanın çarklarının dönmesi, çalışması gibi devasa bir fabrika çalışıyor. Van Gölü aslında geceleri uyumuyor. Aksine gün boyu fotosentez yaparak, besin üreterek içerisinde mikroskopik binlerce canlıyı besliyor" dedi. Van Gölü 3 bin 712 kilometrekare alan ile Türkiye’nin ve dünyanın en büyük tuzlu ve sodalı gölüdür. Nemrut Dağı’nın patlamasıyla oluşan volkanik set gölü olan Van Gölü’nün derinliği 451 metreye kadar ulaşmakta olup, sodalı ve tuzlu bir su yapısına sahiptir. Çok sayıda koyu bulunan Van Gölü, ortalama olarak denizden yüksekliği bin 646 metredir. Gölün ortalama derinliği 171 metre en derin yeri ise 451 metredir. Gölün doğu bölümünde dört ada vardır. Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş adalarıdır. Adalar tarihi ve turistik özelliğe sahiptir ve 1990 yılında Arkeolojik Sit Alanı ilan edildi. "Van Gölü’nde 2 tür balık yaşıyor" Van Gölü’nde 2 tür balık yaşıyor. Bunlar; inci kefali ve 2018 yılında Van İl Jandarma Komutanlığı Su Altı Timinin, Van Gölü’ndeki dalış eğitimi sırasında 13 metre yükseklikteki bir mikrobiyalitlerin içerisinde yaşadığını tespit ettiği siyah benekli küçük mercan balığı. Bu yeni balık türü ile ilgili araştırmalar devam ediyor. "İnci kefali 20 bin kişiye geçim kapısı oldu" Dünyada sadece Van Gölü’nün tuzlu ve sodalı suyunda yaşayan endemik balık türü olan inci kefali, kentin ekonomisine sağladığı gelirle de dikkat çekiyor. Sadece üreme dönemlerinde tatlı sulara göç ederek yumurtalarını bırakan inci kefalinin neslinin sürekliliği için her yıl 15 Nisan-15 Temmuz tarihleri arasında av yasağı uygulanıyor. Ekonomik değeri yüksek olan bu balık, bölge halkı için önemli bir geçim kaynağı. Şu anda yaklaşık 20 bin kişi, inci kefali sayesinde geçimini sağlıyor. "Göl sularının altında devasa bir fabrika çalışıyor" Van Gölü’nün 3 bin 712 kilometrekarelik yüzey alanıyla beraber ülkemizin en büyük gölü ve aynı zamanda sodalı yapısıyla beraber dünyanın en büyük sodalı gölünü oluşturduğunu ifade eden Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (Van YYÜ) Su Ürünleri Fakültesi Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, "Kıyıdan Van Gölü’ne baktığımız zaman aslında durgun, uçsuz bucaksız bir su kütlesini görüyoruz. Fakat işin aslı bu zannettiğimizden daha farklı. Göl sularının altında adeta büyük bir fabrikanın çarklarının dönmesi, çalışması gibi devasa bir fabrika çalışıyor. Van Gölü aslında geceleri uyumuyor. Aksine gün boyu fotosentez yapıp besin üreterek içerisinde mikroskopik binlerce canlıyı besliyor. Gölün endemik türü olan ve önemli bir ekonomik, ekolojik değere sahip olan inci kefallerinin yaşamı için uygun bir zemin hazırlıyor. Şu andaki haritada gördüğümüz Van Gölü’ndeki klorofil-a yoğunluğunu gösteren Van Gölü Van Gölü’ne ait Sentinel uydu haritaları. Burada yeşilden kırmızıya doğru dönüşen renkler adeta Van Gölü’nün kan değerleri gibi. Buradaki renklerin bize söylediği aslında çok önemli anlamlar yüklü. Kırmızı renkler klorofiller konsantrasyonunun çok çok yüksek olduğu noktaları gösteriyor. Sarı biraz daha düşük, yeşil ise klorofiller konsantrasyonunun en düşük olduğu değerleri gösteriyor. Erciş körfezi şu gördüğümüz bölge. Van Gölü’ne en büyük su girdisi buralardan oluyor. Suların getirmiş olduğu besin tuzları burada güneş ışıklarıyla buluşarak biyolojik döngü başlıyor. Bu döngünün sonucunda inci kefallerinin gölde yaşayan inci kefallerinin ana besin kaynağı olan planktonları besini aslında üretmiş oluyoruz. Dolayısıyla Van Gölü aslında 7/24 çalışan koca bir fabrika gibi. Bu çalışması Van Gölü’nü ayakta tutuyor. Kendisini sürekli deniliyor" diye konuştu. "Van Gölü’nün suyu sürekli hareket halinde bir yerden bir yere gidiyor" Göldeki kirliliğe değinen Dr. Öğretim Üyesi Akkuş, "Ta ki üzerine gelen kirlilik, besin yükü belli bir seviyede kalana kadar. Şayet bu seviyeler aşıldığı zaman Van Gölü’nün geleceğinden bahsetmemiz mümkün değil. İşte Van Gölü aslında kendi kendini yenileyen, sürekli her gün yeniden var olan canlı bir ekosistem. Şu andaki gördüğümüz bu şekiller aslında biz akıntıları da ifade ediyor. Yani Van Körfezi’nde saat yönünde dönen bir akıntıyı görüyoruz. Yine Erciş körfezindeki akıntıları görüyoruz. Yani Van Gölü’nün suyu sürekli hareket halinde bir yerden bir yere gidiyor. Bu da gölün canlı ve sağlıklı kalmasına imkan tanıyor. Şayet içerisindeki bu su döngüsü olmasa yani yüzeydeki sular dibe, dipteki sular yüzeye veyahut da yatay bir karışım olmasa göl daha hızlı yaşlanıp ölüme gider. İşte bu hareketle beraber Van Gölü kendini canlı tutuyor" dedi. "Çoğu kişi gölü cansız, sadece sodalı bir su kütlesi zannediyor" Dr. Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, "Van Gölü’ne kıyıdan baktığınızda gördüğünüz o uçsuz bucaksız durgun mavi, aslında büyük bir sırrı gizliyor. Çoğu kişi gölü cansız, sadece sodalı bir su kütlesi zannediyor. Ancak işin aslı sanıldığından çok daha farklı hikaye saklıyor. Göl aslında nefes alıyor. Haritadaki o canlı renkler, gölün "kan değerleri" gibi. Yeşilden kırmızıya dönen her ton, suyun içindeki mikroskobik yaşamın, yani klorofilin nerede yoğunlaştığını gösteriyor. Bu demek oluyor ki; dışarıdan sakin ve hareketsiz görünen bu devasa yapı, aslında kendi içinde muazzam bir biyolojik mesai harcıyor. Van Gölü uyumuyor; aksine, fotosentez yaparak, besin üreterek ve binlerce canlıya zemin hazırlayarak sürekli nefes alıyor. Bilimin penceresinden yaşayan bir organizma klorofil-a verileri bizim için sadece teknik bir ölçüm değil, gölün sağlığının bir karnesidir. Akarsu ağızlarından gelen besinlerin suyla nasıl harmanlandığını, inci kefalinin besin zincirinin nerede başladığını bu haritalar sayesinde net bir şekilde görebiliyoruz. Gölün bir köşesi diğerinden farklı tepki veriyor, sıcaklıkla beraber biyolojik tempo değişiyor. Yani karşımızda statik bir su kütlesi değil, her hücresiyle etkileşimde olan, dinamik ve yaşayan bir ekosistem var. Bu bir miras çağrısı. Bu veriler bize şunu söylüyor: Van Gölü sadece izlenecek bir manzara değil, korunması gereken canlı bir organizmadır. Suyun altındaki bu görünmez döngü bozulduğunda, gölün kalbi de durur. Bizim görevimiz, bu "yaşayan ekosistemi" anlamak ve o sessiz görünen ama aslında gürül gürül işleyen yaşam döngüsüne sahip çıkmaktır" şeklinde sözlerini tamamladı.