KÜLTÜR SANAT - 02 Eylül 2020 Çarşamba 14:18

Kadın cinayetleri roman oldu

A
A
A
Kadın cinayetleri roman oldu

Çanakkaleli yazar Muhammed Yavaş, çıkardığı son kitabında kadın cinayetlerini ele aldı.

Çanakkaleli yazar Muhammed Yavaş, çıkardığı son kitabında kadın cinayetlerini ele aldı.


Çanakkale’nin yetiştirdiği yazarlardan Muhammed Yavaş, kadına yönelik şiddete farklı bir pencereden baktığı ve dik duran kadınların mücadelesini kaleme aldığı ‘Adı Zeynep Katledilen Tüm Kadınların’ isimli kitabını piyasaya çıkarttı.


‘Ben Dünyaya Kanka Olarak Gelmişim’, ‘Enişte Bey Diyeceksiniz’ ve ‘Bu Da Mı Gol Değil’ isimli anlatı türlerindeki mizah kitaplarının ardından dram türünde bir kitapla edebiyatseverlerin karşısına çıkan ve yeni romanıyla toplamda dördüncü kitabını çıkaran genç yazar Yavaş, son kitabının farklı bir tarzda yazdığını kaydetti. Yeni romanını tanıtan Yavaş, kitabında kadına yönelik şiddete bir erkek gözünden bakarak kitabını kaleme aldığını ve kitabının hazırlık çalışmaları ile beraber toplam iki sene sürdüğünü belirtti.


Öldürülen kadınların isimlerinden insan figürü


Kitabın kapağında öldürülen kadınların isimlerinden oluşan bir insan figürünün yer aldığını belirten Yavaş, “İlk üç kitabımda kendi hayatımı mizah ile harmanlayarak anlatı türünde kitaplar çıkarmıştım. Sonra ise daha nitelikli daha edebi bir eser çıkartmak istedim ve bana göre ülkemizin en büyük sorunu olan kadına yönelik şiddet konusuna değinerek bir farkındalık oluşturmak istedim. Keşke bu ülkede hiçbir kadın ölmeseydi, keşke şort giyen hiçbir kadın tacize uğramasaydı. Keşke gökkuşağının tüm renkleri için hiçbir ayrım yapılmadan mücadele edilseydi. Keşke kadın öldüren cani bir katil mahkemede tahrik indirimi almasaydı da ben bu kitabı hiç yazmak zorunda kalmasaydım. Kitabımı öldürülen tüm kadınlara armağan ediyorum” dedi.


Çanakkale’nin Yenice ilçesine bağlı Örencik Köyü’nden olan ve Çan ilçesinde yaşayan Yazar Yavaş kitabın öyküsünün Çanakkale merkez, Yenice’nin Kalkım Beldesi, İstanbul ve Ankara şehirlerinde geçtiğini belirterek, “Kadına şiddeti anlatırken bir yandan da kitabı okuyanların hem Çanakkale’yi hem baba toprağım Yenice Kalkım’ı tanımasını istedim. Ülkemizde sadece kadına yönelik şiddet yok, çevreye yönelik bir şiddet de var. Amacım bu kitapla kadına yönelik şiddete dikkat çekmek ve bu sorunun çözümü için bir adım atmak. Gelirlerinin bir kısmını zaten bağışlayacağım ama eğer kitabım çok satarsa öldürülmüş bir kadının çocuğunun da eğitimine yardımcı olmak istiyorum” diye konuştu.


Öte yandan, Yazar Muhammed Yavaş’ın kadına yönelik şiddeti anlattığı dördüncü kitabı Adı Zeynep bir sosyal sorumluluk projesine de imza atacak. Kitap gelirlerinin bir kısmı kadına yönelik şiddetle mücadelede kullanılması adına Mor Çatı Vakfı, Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu, Kadın Meclisleri ve Çanakkale’deki yerel kadın derneklerine aktarılacak.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Hatay Depremin izlerinin silindiği İskenderun sahili ücretsiz nostaljik trenle şenlendi Hatay’ın İskenderun ilçesinde depremde zarar gören ve ihya çalışmalarıyla yeniden hayat bulan sahil, İskenderun Belediyesi’nin hizmete aldığı ücretsiz elektrikli gezi treniyle şenlendi. Asrın felaketinde kayma yaşanan İskenderun sahili, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın çalışmalarıyla yeniden hayat bulmuştu. Birkaç ay öncesine kadar deprem nedeniyle yürünmesi dahi zor olan, birçok noktasında hasar ve söküklerin bulunduğu sahil bandı bugün ise vatandaşların nefes aldığı, ailelerin vakit geçirdiği modern bir yaşam alanına dönüştü. Bölgeyi eski günlerine kavuşturmayı hedefleyen İskenderun Belediyesi, sahil bandında ücretsiz elektrikli gezi trenini hizmete aldı. İskenderun Belediyesi tarafından hayata geçirilen proje kapsamında 3 buçuk kilometrelik sahil boyunca hizmet verecek olan tren; özellikle yaşlıların, çocukların ve hamile kadınların sahili rahatça gezebilmesine imkan sağlıyor. İskenderun Belediye Başkanı Mehmet Dönmez, ilk seferde kara trenin direksiyona geçerek vatandaşlarla birlikte sahil turu yaptı. Başkan Dönmez, deprem sonrası İskenderun’un hızlı bir toparlanma sürecine girdiğini belirterek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ve emeği geçen tüm kurumlara teşekkür etti. Depremin ardından büyük acılar yaşayan şehirde bugün insanların yeniden sahilde yürüyebildiğini, çocukların oynayabildiğini ve ailelerin güvenle vakit geçirebildiğini ifade eden Dönmez, "Birkaç ay önce burada insanlar yürümekte zorlanıyordu. Bugün ise sahilde gezi treniyle vatandaşlarımız keyifli vakit geçiriyor. Bu tablo, İskenderun’un yeniden ayağa kalktığının en önemli göstergelerinden biridir" dedi. Avrupa’daki turistik sahil kentlerinden ilham alınarak hazırlanan proje sayesinde sahilin daha canlı ve sosyal bir yapıya kavuştuğunu belirten Başkan Dönmez, "Artık İskenderun sahili sadece bir yürüyüş alanı değil, insanların vakit geçirmekten keyif aldığı modern bir yaşam merkezi haline geliyor. Üstelik gezi trenimiz tamamen ücretsiz olacak" diye konuştu. Vatandaşların yoğun ilgi gösterdiği "Gezi Treni", ilk günden itibaren sahilde oluşan yeni sosyal yaşamın sembollerinden biri olarak dikkat çekti.
İstanbul Kurban Bayramı’nda görünmeyen risk: Sessiz protein yükü Kurban Bayramı’nda artan kırmızı et tüketimi, düzensiz öğünler ve uzun süren sofralar sindirim sistemini zorlayabiliyor. Ancak uzmanlara göre bayram döneminde yalnızca fazla yemek değil; yüksek protein yükü, lif yetersizliği ve sosyal yeme baskısı da sağlığı olumsuz etkileyebiliyor. Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Pirçek, özellikle son yıllarda yaygınlaşan yüksek protein odaklı beslenme alışkanlıklarının bayram sofralarında kontrolsüz şekilde artabildiğine dikkat çekerek önemli uyarılarda bulundu. Bayram döneminde kırmızı et ve hamur işi tatlı tüketimi artarken, fiziksel aktivitenin azalmasının sindirim sistemi üzerinde ciddi yük oluşturabildiğini belirten Medicana Çamlıca Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Deniz Pirçek, özellikle liften fakir beslenmenin bağırsak dengesini olumsuz etkileyebileceğini söyledi. Sürekli kırmızı et ağırlıklı beslenmenin bağırsak mikrobiyotasını etkileyebildiğini ifade eden Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Fazla kırmızı et tüketimi bağırsaktaki faydalı bakterilerin azalmasına neden olabilir. Özellikle lif tüketiminin yetersiz olduğu bayram sofralarında şişkinlik, hazımsızlık ve kabızlık gibi sorunlar daha sık görülebiliyor. Bu nedenle et tüketimini sebzeler, yeşillikler ve tam tahıllarla dengelemek oldukça önemli" dedi. Etin yanında lif kaynaklarına yer açın Et tüketiminin yanında lif açısından zengin besinlerin mutlaka sofrada bulunması gerektiğini belirten Uzm. Dyt. Deniz Pirçek; özellikle roka, maydanoz, semizotu ve marul gibi yeşilliklerin sindirim sistemini desteklediğini söyledi. Brokoli, enginar, karnabahar ve brüksel lahanası gibi yüksek lifli sebzelerin de bayram sofralarında daha fazla yer alması gerektiğini belirterek beyaz pirinç yerine bulgur, karabuğday veya kinoa gibi kompleks karbonhidratların tercih edilmesini önerdi. Kuru baklagillerin de önemli bir lif kaynağı olduğunu ifade eden Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Mercimek, nohut, barbunya gibi besinler hem bağırsak sağlığını destekler hem de öğünlerin daha dengeli olmasına katkı sağlar" diye konuştu. Protein sağlıklı ama fazlası vücudu yorabiliyor Bayram sofralarında kontrolsüz şekilde artan protein tüketiminin vücutta sessiz bir yük oluşturabileceğini söyleyen Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, özellikle aşırı kırmızı et ve sakatat tüketiminin sindirim sistemini zorlayabildiğine dikkat çekti. Pirçek, "Kırmızı et gibi yoğun protein kaynaklarının sindirimi daha uzun sürer. Lif tüketiminin yetersiz kalmasıyla birlikte gaz, şişkinlik ve kabızlık gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Ayrıca fazla protein tüketimi karaciğer ve böbreklerin çalışma yükünü artırabilir" ifadelerini kullandı. Aşırı protein tüketiminin ürik asit seviyelerini yükselterek gut ataklarını tetikleyebileceğini de belirten Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Bayram sonrası hissedilen halsizlik ve ağırlık hissi yalnızca tatlı tüketiminden değil yoğun protein yükünden de kaynaklanabiliyor" dedi. "Bir tabak daha ye" ısrarı fark edilmeden fazla yemeye neden olabiliyor Bayram sofralarının yalnızca yemek değil; aynı zamanda gelenek, paylaşım ve sosyal bağ anlamı taşıdığını da belirten Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, sosyal yeme baskısının da kontrolsüz tüketimi artırabildiğini söyledi. "‘Bir tabak daha al", "bayramda diyet mi olur?’ gibi cümleler çoğu zaman masum görünse de kişiler üzerinde fark edilmeden baskı oluşturabildiğini söyledi ve özellikle aile ortamlarında ikramı reddetmenin bazı kişilerde suçluluk hissi oluşturabileceğine dikkat çekti. Bu durumun ise fiziksel açlıktan çok duygusal nedenlerle yeme davranışını tetikleyebildiğini belirten Pirçek, "Bayram sonrası hissedilen suçluluk duygusu çoğu zaman yeni bir kısır döngüye yol açabiliyor. Oysa önemli olan kusursuz beslenmek değil, dengeyi koruyabilmek ve bedenin sinyallerini fark edebilmek" şeklinde konuştu. Bayram tabağı dengeli olmalı Bayram sofralarında amaçlanan şeyin yalnızca protein tüketmek değil, öğünü dengelemek olduğunu vurgulayan Pirçek, ideal bir bayram tabağında etin yanında mutlaka sebze, salata ve kompleks karbonhidrat kaynaklarının bulunması gerektiğini belirtti. Uzm. Dyt. Deniz Pirçek, "Et tüketiminin yanında bol yeşillik, sebze ve yeterli su tüketimi sindirim sistemini destekler. Bayram boyunca küçük porsiyonlarla ilerlemek, öğün dengesini korumak ve fiziksel aktiviteyi tamamen bırakmamak da oldukça önemlidir" dedi.