ÇEVRE - 03 Haziran 2021 Perşembe 14:13

Prof. Dr. Ayaz: “Marmara Denizi’ne akan atık sular müsilajı tetikliyor”

A
A
A
Prof. Dr. Ayaz: “Marmara Denizi’ne akan atık sular müsilajı tetikliyor”

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deniz Bilimleri ve Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi Prof.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) Deniz Bilimleri ve Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, Ocak ayından bu zamana kadar Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’nda görülen müsilaj (deniz salyası) hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Deniz canlılarının ölümüne neden olan müsilajın, balıkçılık ve turizmi de olumsuz yönde etkilediğini ifade eden Ayaz, bu durumu Marmara Denizi’ne akan atık suların tetiklediğini söyledi. Ayaz, “Büyük şehirlerin özellikle arıtılmadan denize boşalttığı atık sular, kimyasal ve diğer fabrikaların suya attığı atıklar, onun dışında tarlada iyi tarım uygulaması yapmayıp, aşırı gübreleme sonucunda yağmurla birlikte Marmara Denizi’ne akan bu sular müsilajı tetikliyor” dedi.


ÇOMÜ öğretim üyeleri tarafından online olarak ‘Müsilajın, ekolojik, ekonomik, sosyal etkileri ve çözüm önerileri’ paneli gerçekleştirildi. Müsilajın birçok yönden ele alındığı panelde, sorun ve çözüm önerileri ile bilimsel veri ve gözlemler paylaşıldı.



“Müsilaj Ocak ayında Marmara Denizi, Mart ayında da Çanakkale bölgesinde etkili oldu”


Müsilajın Marmara Denizi’nde Ocak ayında, Çanakkale bölgesinde ise Mart ayında etkili olmaya başladığını belirten ÇOMÜ Deniz Bilimleri ve Teknoloji Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Adnan Ayaz, “Müsilaj, aslında denizlerimizde her yıl olan bir olay. Bu sene aşırı miktarda olduğu için bizim dikkatimizi çekti ve müsilajın oluşma süresi değişti. 2007 yılında yaşadığımız müsilaj Ekim ayının sonlarında olmuştu. Şu anda ise Marmara Denizi’nde Ocak ayında başladı ve Mart ayında Çanakkale bölgesini etkilemeye başladı. Marmara Denizi’nde başlattığımız çalışmada biz zaten görüyorduk. Yoğun miktarda var diyorduk, yoğun miktarda köpüklenme olayı ve suyun üzerindeki o kötü görüntü ilk başta yoktu. Çünkü, azot ve fosfor kirliliğinden kaynaklanan bir durum olduğu için önce fitoplankton çoğalması ortamda oluyor, daha sonra da bu canlıların girdiği streslerden dolayı yani suların aniden soğuması ya da ortamda besin tükenmesi sonucu ölmeden önce yapışkan bir madde salgılıyor. Bu salgıladığı yapışkan maddeye de denizdeki; partiküller, canlıların parçaları, ölüleri ve diğer şeyler yapışıyor. Bununla da birlikte görünmesini istemediğimiz kötü görüntüler ortaya çıkıyor” dedi.



“Dalış turizmini olumsuz etkiliyor”


Müsilajın olduğu bölgelerde insanların denize girmek istemeyeceklerini de sözlerine ekleyen Prof. Dr. Adnan Ayaz, “Müsilajın olduğu bölgelerde yapışkan olduğu için insanlar denize girmek istemeyecek. Müsilajın da etkili olduğu yer şu anda Çanakkale Boğazı’nın olduğu bölgeden itibaren, Tavşan Adaları ve oradan Bozcaada açıklarından Limni Adası’na doğru giderek oradan dağılıyor. Lodos estiği zaman, akıntı ve yukarı sularının etkisiyle de Saros Körfezi’ne giriyor. Ama şu anda Saros Körfezi’nde kıyılarda müsilajın kalmadığını bu hafta sonu görüştüğüm balıkçı arkadaşlardan öğrendim. Ama derin sularda balıkçılığı etkilediğini biliyorum. Tabii şu an boğaza yakın bölgelerde Marmara Denizi’nde sürekli bir tahliye olduğu için dalış turizmini olumsuz etkiliyor” diye konuştu.



“Müsilajın insan vücuduna etkisi yok”


Deniz salyasının yoğun olduğu bölgelerde dalış gerçekleştirdiğini belirten Prof. Dr. Ayaz, “Şimdi bunun maddesinin şeker olduğundan bahsettiğimiz için vücuda hiçbir etkisi yok. Ben de geçen hafta dalış yaptım ve müsilajın içerisinde yüzdüm. Tabii kötü bir görüntüsü var. Kimse o halde suya girmek istemez. Sular ısındıkça müsilajın üzerine bir bakteri çökerek bunu çürüteceği için bu konuyla ilgili benden daha yetkin arkadaşlar bildirecektir. Şu anda zaten çalıştayda hocalarımız bu konuda görüşmeye devam ediyor. Bu konuda sağlıklı bilgiler vereceklerdir. Müsilaj konusunda 4’üncü aya giriyor maalesef balıkçılığımızı felç etti. Marmara Denizi’nde hiçbir balıkçılık faaliyeti yapılamaz hale geldi, balıkçılar sezonu erken kapattı ve aşırı şekilde balıkçılığımızı etkiledi” dedi.



“Karadeniz’den Ege Denizi’ne doğru 15 metre kalınlıkta bir müsilaj akıntısı var”


Karadeniz’den Ege Denizi’ne doğru suyun altından 15 metrelik bir müsilaj akıntısı olduğuna dikkat çeken Ayaz, “Müsilaj aslında Çanakkale Boğazı’nda görülüyor ama siz görmüyorsunuz. Suyun üzerindekiler, rüzgarın etkisiyle suya basıldığı için görmüyorsunuz. Esasında bunun suyun üzerindeki değil, altındaki kısmı önemli. Yani suyun üzerinde görünenler çürüyerek, parçalanıyor ve suyun üzerine çıkarıyor. Bu da köpüklenmeye neden oluyor. Ama esas suyun içerisindeki kalınlığı ekosounder görüntüsü var. Karadeniz’den gelen akıntıyla Ege Denizi’ne doğru komple akıyor. 15 metre kalınlıkta aktığına dair ekosounder görüntüsünü çalıştayda göstereceğim” diye konuştu.



“Marmara Denizi’ne akan atık sular müsilajı tetikliyor”


Büyük şehirlerdeki atık suların Marmara Denizi’ne karışmasının müsilajı tetiklediğine dikkat çeken Ayaz, “Müsilaj yoğun olmadığı zamanlarda balığa zarar vermez ama aşırı yoğunlaştığı zaman net olmamakla birlikte bazı balık türlerine zarar verdiğine dair görüntüler var. Gümüş balıklarına zarar vermiş, kıyı da komple balık ölümlerine dair görüntüler var. Yine çok yoğun olduğunda dip balığını önüne katarak başka bölgelere sürdüğünü ve uzaklaştırdığını düşünüyorum. Balığın göç yolunu değiştirebilir. Bu sene Gökçeada açıklarında kolyoz olması gerekiyordu ama hala olmadı. Ancak bilimsel bir kanıt olmadığı için net bir şekilde şöyle etkiliyor diyemeyiz ama çok yoğun olmasının bazı deniz canlılarının ölümüne sebep olacağını düşünüyorum. Büyük şehirlerin özellikle arıtılmadan denize boşalttığı atık sular, kimyasal ve diğer fabrikaların suya attığı atıklar, onun dışında tarlada iyi tarım uygulaması yapmayıp, aşırı gübreleme sonucunda yağmurla birlikte Marmara Denizi’ne akan bu sular müsilajı tetikliyor” şeklinde konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Konya Beyşehir Gölü’nde av yasağını ihlal edenlere göz açtırılmıyor Konya’nın Beyşehir ilçesinde, av yasağı döneminde kaçak avcılıkla mücadele kapsamında denetimler aralıksız sürüyor. Beyşehir İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü Su Ürünleri Kontrol Birimi ile Beyşehir Jandarma Asayiş Bot Komutanlığı ekipleri, 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu kapsamında gölde kapsamlı kontroller gerçekleştirdi. Ekipler tarafından Beyşehir Gölü içerisine kaçak avlanmak amacıyla bırakılan ağlar toplanırken, kaçak avcılıkta kullanıldığı belirlenen filika, ağ, zıpkın ve çeşitli av malzemelerine de el konuldu. Son bir ay içerisinde gerçekleştirilen denetimlerde, "yasak dönemde balık avcılığı" ve "menşe belgesiz balık satışı" yaptığı belirlenen 10 kişiye toplam 337 bin 356 lira idari para cezası uygulandı. Denetimlerde ele geçirilen canlı balıklar yeniden göle bırakılırken, diğer balıkların ise mevzuata uygun şekilde göl feneri derneği ile kamuya ait öğrenci yurtlarına bağışlandığı belirtildi. 15 Haziran 2026 tarihinde sona erecek av yasağı süresince denetimlerin haftanın 7 günü karadan, havadan ve göl içerisinden teknelerle sürdürüleceği bildirildi. Konuya ilişkin yapılan açıklamada, sürdürülebilir balıkçılığın kurallara uyulmasıyla mümkün olduğu vurgulanarak şu ifadelere yer verildi: "Göl içerisindeki balıkların sağlıklı bir üreme dönemi geçirmesi, balıkçılık sektörünün devamı için son derece önemlidir. Gölümüzü yaşatmak, ekolojik dengeyi korumak ve doğal kaynaklarımızı sürdürülebilir kılmak hepimizin ortak görevidir. Vatandaşlarımızın olumsuz bir durumla karşılaşmaları halinde 112 Çağrı Merkezi’ne bilgi vermelerini rica ederiz."
Erzincan Altıntepe Kalesi geçmişin izlerini bugüne taşıyor Altıntepe Kalesi, barındırdığı Urartu dönemi kalıntıları ve çok katmanlı tarihî yapısıyla Anadolu arkeolojisinin önemli merkezleri arasında yer almayı sürdürüyor. Üzümlü ilçesi sınırlarında bulunan ve Urartu, Bizans ile Osmanlı dönemlerinde yerleşim alanı olarak kullanılan kale, drone ile görüntülendi. Erzincan Ovası’nın kuzeydoğu kesiminde, ova seviyesinden yaklaşık 60 metre yükseklikteki volkanik bir tepe üzerine kurulu Altıntepe’nin adı ilk kez 1938 ve 1956 yıllarında gerçekleştirilen yasa dışı kazılarla duyuldu. Bölgedeki ilk bilimsel kazılar ise 1959 yılında Tahsin Özgüç başkanlığında başlatıldı. 1967 yılına kadar süren çalışmalarda Urartu dönemine ait iç kale kapısı, tapınak-saray kompleksi, surlar, apadana, depo binası ve açık hava tapınağı gün yüzüne çıkarıldı. Kalenin güney yamacında tespit edilen taş örme mezarların da dönemin gömü geleneklerine ilişkin önemli veriler sunduğu belirtildi. Kazı çalışmalarının ardından alan Kültür Bakanlığı’na devredilirken, bir bölümünün zamanla defineciler tarafından tahrip edildiği ifade edildi. Bölgede 2002 yılında ise Mehmet Karaosmanoğlu öncülüğünde yeniden kazı ve koruma çalışmaları gerçekleştirildi. Yaklaşık 200 metre genişliğe sahip tepe üzerinde Bizans dönemine ait sur kalıntılarının, bazı Urartu yapılarının üzerine inşa edildiği ve bu nedenle eski yapıların kısmen zarar gördüğü belirlendi. Erzincan Müze Müdürlüğü yetkilileri, Altıntepe’nin Urartu’nun batıdaki en önemli eyalet merkezlerinden biri olduğunu belirterek, kalede yürütülen ilk sistematik kazılarda ortaya çıkarılan saray kompleksi, tapınak, havuzlar, kanalizasyon sistemi ve çeşitli arkeolojik eserlerin, o dönemde kentte müze bulunmaması nedeniyle Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ne götürüldüğünü ifade etti. Altıntepe kazılarında elde edilen seramik parçaları, at koşum takımları, metal mobilya aksamları ve ok uçları gibi eserler bugün Erzincan Müzesi’nde sergileniyor.
Erzincan Erzincan ekoturizm potansiyeliyle öne çıkıyor Erzincan, gölleri, akarsuları, kaplıca suları, dağları, yaylaları ve vadileriyle bölgenin önemli ekoturizm merkezleri arasında yer alıyor. Anadolu’nun önemli geçiş güzergâhlarından birinde bulunan Erzincan’ın, sahip olduğu jeolojik yapı ve dört mevsimin yaşanabildiği iklim özellikleri sayesinde birçok doğa ve spor turizmi faaliyetinin yapılmasına elverişli olduğu belirtildi. Ekoturizm alanlarında bulunan mağara, şelale ve doğal oluşumların yanı sıra sportif faaliyet alanlarında çevre düzenlemeleri ile altyapı çalışmalarının artırılması gerektiği kaydedildi. Ayrıca bölgede yaşayan vatandaşlara pansiyonculuk, işletme yönetimi, servis kalitesi ve hediyelik eşya üretimi gibi alanlarda eğitim verilmesinin önemine dikkat çekildi. Yeşil alan varlığı açısından yüksek potansiyele sahip Erzincan’ın, doğa sporları ve alternatif turizm açısından önemli kaynaklar barındırdığı ifade edildi. Kentte öne çıkan ekoturizm faaliyetleri arasında dağcılık, rafting, kano, yamaç paraşütü, kayak, buzul tırmanışı, kampçılık, trekking, dağ bisikleti ve offroad sporları yer alıyor. Yaklaşık 25 kilometre uzunluğa ve yer yer 1000 metreyi aşan derinliğe sahip Karanlık Kanyon, dağcılık ve kanyoning için önemli merkezler arasında gösteriliyor. Bölgede ayrıca Acemoğlu Boğazı kaya tırmanışı için tercih edilen alanlar arasında bulunuyor. Rafting faaliyetleri genellikle Karasu Nehri üzerinde gerçekleştirilirken, kentin daha önce Türkiye Rafting Şampiyonası’na ev sahipliği yaptığı belirtildi. Yamaç paraşütü açısından da önemli merkezlerden biri olan Erzincan’da, Keşiş Dağları ve Munzur Dağları ise bu spor için uygun alanlar arasında yer alıyor. Kış turizmi açısından öne çıkan Ergan Dağı Kış Sporları ve Doğa Turizmi Merkezi, çeşitli zorluk derecelerindeki pistleriyle kayak severlere hizmet veriyor. Kentte ayrıca Girlevik Şelalesi kış aylarında donan yapısıyla buzul tırmanışına olanak sağlıyor. Doğa yürüyüşü, kamp ve trekking faaliyetleri için ise Yedigöller, Aygır Gölü, Refahiye Dumanlı Ormanları ve Ergan Dağı’nın öne çıkan rotalar arasında bulunduğu bildirildi.