GENEL - 24 Nisan 2022 Pazar 21:25

Çanakkale ve İstanbul Boğazı’nın korunması için yaptırılan 200 yıllık Bigalı Kalesi açıldı

A
A
A
Çanakkale ve İstanbul Boğazı’nın korunması için yaptırılan 200 yıllık Bigalı Kalesi açıldı

Çanakkale Muharebeleri sırasında 3.

Çanakkale Muharebeleri sırasında 3. Kolordu’nun silah tamirhanesi olarak kullanılan 200 yıllık Bigalı Kalesi, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımı ile düzenlenen törenle hizmete açıldı.


Çanakkale tarihi Gelibolu Yarımadası’nda bulunan Bigalı Kalesi’nin restorasyon çalışmaları tamamlandı. II. Mahmut döneminde, 1815-1818 yılları arasında inşa edilen ve 1. Dünya Savaşı’nda Çanakkale’de düşmana karşı kazanılan destansı zaferin tanıklarından Bigalı Kalesi, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla ziyarete açıldı.


Açılış töreni ve ardından gerçekleşen iftar programına Çanakkale Valisi İlhami Aktaş, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Bakan Yardımcısı Ahmet Misbah Demircan, Çanakkale Savaşları Tarihi Alan Başkanı İsmail Kaşdemir, Yeni Zelanda Gaziler Bakanı Meka Whaitiri, Birleşik Krallık Ankara Büyükelçisi Dominick Chilcott, İrlandalı Büyükelçi Sonya McGuinness, Avustralyalı Büyükelçi Miles Armitage, Yeni Zelandalı Büyükelçi Zoe Coulson-Sinclair, Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Jurgen Schulz, Kanada’nın Ankara Büyükelçisi Jamal Khokhar, Fas’ın Ankara Büyükelçisi Mohammed Ali Lazreq ile yurt içi ve yurt dışından davetliler katıldı.


Dünyada yaşanan savaşlardan, salgınlardan, iklim değişikliği, kıtlık ve doğal afetlerden dolayı insanların trajediler yaşadığını belirten Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, “Ancak hiçbir zaman umutsuzluğa kapılma lüksümüz yok. Acılar ne denli büyük olursa olsun ayakta kalmak, o acıların bir an önce dinmesi için tüm imkanları seferber etmek ve bir daha tekrarlanmamaları için var güçle çalışmak zorundayız. En önemlisi eğer başarmak istiyorsak ben değil, biz olmalıyız" diye konuştu.


Milletlere, inançlara, kültürlere değil insana odaklanmaları gerektiğini dile getiren Ersoy, "Bugün bizleri bir araya getiren bu güzel sofra, Türkiye dediğimiz büyük mutfağın gönül ocağından bir parçadır. Medeniyetimizin üzerinde yükseldiği değerler sayesindedir ki yüzyıllar boyunca her ulustan, her dinden, her renk ve kültürden insanın korkmadan, umutla ve güvenle yönünü çevirdiği bu topraklar bugün de evinden, ülkesinden kopmak zorunda kalmış milyonlarca insanı bağrına basmaktadır. Orta Doğu’dan, Afrika’dan, Asya ve Avrupa’dan bunca farklı insanın ortak noktası olmak ise bizim ayrıcalığımız ve mutluluğumuzdur” ifadelerini kullandı.


İnsanların birbirini anlamasının zor olmadığının altını çizen Ersoy, "Kimse mecbur olmadığı müddetçe evini, sevdiklerini geride bırakmaz. Kimse yabancı olduğu topraklarda sil baştan hayat kurmayı tecrübe etmek istemez. Herkes yaşamak ister. Sevdikleri ve çocukları yaşasın ister. Yaşamak herkesin hakkıdır ve bu hakkına sımsıkı tutunduğu için kimseyi suçlayamayız. Hakkını elinden alamayız, diline, dinine, milletine göre yaşamına değer biçemeyiz. Her can aynı derecede kıymetlidir, önemlidir. Lütfen bu açık gerçeğe sahip çıkalım ve yaşama tutunmaya çalışanların elini tutacak merhamete, cesarete sahip olalım" şeklinde konuştu.


Dünyanın bir ucundan diğerine varlık ve yokluk arasında uçurumların geniş olduğunu belirten Ersoy, şöyle konuştu:


"Dün ve bugün tek yapabildiğimiz bu uçurumun sebep olduğu sorunları ve süreçleri yönetmeye çalışmaktır. Ancak bu geçici çözümden başka bir şey değildir. Eninde sonunda cevaplar tükenecek, yollar tıkanacaktır. Mutlak çözüm ise adaletsizliği ortadan kaldırmak, herkesin refah içinde yaşadığı, sürdürülebilir küresel kalkınmanın tesis edildiği bir dünya için omuz omuza ve samimiyetle çaba göstermektir. Unutmayın, açlıktan ölen, korku ve çaresizlikten ağlayan çocukların olmadığı bir dünyada yediğimiz her lokma daha lezzetli, attığımız her kahkaha daha samimi ve yaşadığımız mutluluklar daha gerçek olacaktır. Bilin ki en değerli bilimsel keşfimizi bütün çocukların aynı kalitede eğitim alabildiği, bilgiye erişebildiği sistemi bulduğumuz zaman gerçekleştirmiş olacağız. Tedavi yöntemlerini ve ilaçları parası olanlara değil, hasta olanlara sunmak için geliştirmeye başladığımızda salgınlara karşı güvende olacağız. Uzayın değil önyargılarımızın sınırlarını aşabilirsek insanlığa yeni ufuklar açacağız."


Çanakkale ve İstanbul Boğazı’nın korunması için II. Mahmut tarafından yaptırılan Bigalı Kalesi, karşı kıyısında bulunan Nara Kalesi ile birlikte Marmara Denizi doğrultusunda son savunma noktası olarak Çanakkale Muharebelerinde, tamir, bakım ve ikmal çalışmalarında önemli rol üstlenmişti.



90 bin tüfeğe tamir


25 Nisan 1915 kara muharebelerindeki şiddetli çatışmalar sonrasında, şehit ve yaralı askerlerden toplatılan ve tamir gereken silahlar, cephe gerisinde; Eceabat, Kilya Limanı, Bigalı Kışlası ve Akbaş civarında olmak üzere toplam beş ambarda toplandı. 3’üncü Kolordu, bir tüfek tamirhanesinin açılmasını öngördü. Ardından, Bigalı Köyü’nde Kuzey Grubu için bir ambar ve tüfek tamirhanesi kuruldu. 17 Mayıs 1915 tarihinde Bigalı Köyü’nün düşman donanması tarafından bombardımana uğramasıyla, tamirhaneyi korumak için köyün doğusunda, kısmen ahşaptan yapılan 14 barakaya geçildi. Ambarda, günlük ortalama 400 tüfeğin tamir ve yağlaması yapılabiliyordu. Bigalı Köyü’ndeki tamirhanenin yeterli gelmemeye başlaması ile Bigalı Kalesi içerisinde, Güney ve Kuzey Grubu için 3’üncü Kolordu silah tamirhanesinin hazırlanması ihtiyacı doğdu. Bu amaçla resmi açılışı 16 Temmuz 1915 Cuma günü saat 18.00’de yapılan tesiste, muharebeler boyunca 90 bine yakın tüfeğin tamiri işlemi gerçekleştirildi.



Kalenin yapım hikayesi


Amiral John Duckworth komutasındaki İngiliz donanmasının, 19 Şubat 1807’de herhangi bir direniş görmeden Çanakkale Boğazı’nı geçmesi sonrasında boğaz savunmasını güçlendirmek için ilave tedbirler alınması gerekliliği ortaya çıktı. Bu çerçevede 1807 yılında Sultan III. Selim döneminde yapılacak işleri düzenlemek üzere Fransız Mühendis Juchercau de Saint Denys getirtildi. Önerisi üzerine Çanakkale Boğazı sahillerine yeni istihkâmlar yaptırılmasına karar verildi. Bu karar doğrultusunda, boğazın en dar mevkii olan Çanakkale-Kilitbahir hattı ile Nara Burnu-Bigalı hattı arasında savunmanın güçlendirilmesi kararlaştırıldı. Böylece Anadolu sahillerinde Nara ve Köse Burnu kaleleri, Rumeli sahillerinde ise bunların tam karşısında yer alacak şekilde Bigalı ve Çamburnu kaleleri yaptırıldı. Kalelerin inşaatına eşzamanlı olarak 1807 yılı sonlarında başlandı. Ancak inşaat süreci, özellikle iç karışıklıklar nedeniyle uzamış ve bu kaleler Sultan II. Mahmut döneminde, 1822 yılında tamamlanmıştı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Sumud Filosu aktivisti Hüseyin Oral, İstanbul’a geldi İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, İstanbul Havalimanı’na geldi. Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu kapsamında 12 Nisan’da İspanya’nın Barselona kentinden hareket eden filo, farklı ülkelerden katılımlarla büyüyerek 39 ülkeden 345 katılımcıya ulaşmıştı. 29 Nisan gecesi Girit Adası açıklarında uluslararası sularda İsrail ordusunun müdahalesine maruz kalmış müdahale sonrası çok sayıda aktivistin alıkonulmuştu. İsrail güçlerince alıkonulduktan sonra Yunanistan’ın Girit Adası’na çıkarılan aktivistler, geçtiğimiz Cuma günü Türk Hava Yolları tarafından düzenlenen özel uçuşla İstanbul’a getirilmişti. İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, Romanya’dan İstanbul Havalimanı VIP Terminali’ne geldi. Bükreş’ten THY’nin tarifeli uçağıyla Türkiye’ye gelen Oral, İstanbul Havalimanı VİP Terminali Girişi’nde aktivist arkadaşları ve çok sayıda vatandaş tarafından karşılandı. Hüseyin Oral, karşılama sonrası işlemleri için Adli Tıp Kurumu’na gitti. "Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar" İstanbul Havalimanı’nda konuşan Hüseyin Oral, "Thiago Avila ile aynı gemide bulunduk. Gerçekten büyük bir kahraman. Gemide tuvalet temizliğini kendisi üstlendi. Daha sonra onu götürdüler. İnternetler gelip gitti. Arkadaşlarım ‘Bir anormallik var. Hazırlıklı olalım’ dediler. Uzaklardan çeşitli gemiler görmeye başladık. ‘Bu gemiler hayra alamet değil’ dediler. Gemiler yaklaştı ve arkadaşım ‘Herkes diz çöksün bunlar bize saldıracak’ dedi. Sonuç olarak öyle oldu. Silahları çıkardılar. Etrafımızı sardılar. Aldığımız eğitimde de zaten öyle bir durumda diz çökeceğiz. Elleri havaya kaldıracağız. Müdahale etmeyeceğiz şeklinde söylendi ve o şekilde uyguladık. Yoksa suçlu duruma düşeriz, dediler. Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar. Kollarımda izleri duruyor. Bizleri önce ön tarafa gönderdiler. Daha sonra arkadan botlara bindirip daha önce hazırladıkları büyük bir hapishane gemisi yapmışlar. Onun içine doldurdular. Hayvan sürüsü gibi tekme tokatlarla bizi oralara götürdüler. İsrail’in ne kadar alçak olduğunu zaten biliyorduk ve orada yaşamış olduk. Orada da bizi 3 konteynere 180 kişiyi paylaştırdılar. En fazla 20 adam sığacakken 60 adam paylaştılar. Yerlerde ince bir sünger vardı. Ortası boş bir alan konteynerlere sığmayanlar gece sabaha kadar ileri geri donmamak için hareket ettiler. Çünkü hava soğuktu. Orada bize ekmek arası peynir yapmışlar. Peynirlerin kâğıtları da içinde duruyordu. O şekilde çuvallarla önümüze attılar. Ahıra hayvanlara yiyecek atar gibi. Sonunda Saif Abu Keshk kardeşimizi içimizden aldılar. Götürdüler. Başka bir odaya götürdüler. Ondan haber alamadık" dedi. "Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler, yumruk attılar" Gemide yaşadıklarını anlatan Hüseyin Oral, "2 gece 3 gün yolculuk yaptık. Üçüncü gün de bir adaya geldiğimizi anladık. ‘Çıkarılacaksınız’ dediler. Biz de ‘Saif ve Thiago kardeşimiz gelmezse biz çıkmayacağız’ diyerek protesto yaptık. Bu defa bizi zorla çıkarmaya çalıştılar. Bazıları tekme tokat çıkarıldı. Hanımefendi doktorlar vardı. Onları sürükleyerek dışarı çıkardılar. Gözümden görüyorsunuz. Adamlar iriydi ama suratlarında bir korku vardı. Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler. Yumruk attılar. İçerideler görmesin diye dışarıda yaptılar. Gözüm patladı ve kanlar yerlere akmaya başladı. Ama Allah sizi inandırsın ki şu kadar açım yok. Ne o yumruğu yediğim an acı hissettim ne de sonra. Sonra bizi Yunanlara teslim ettiler. Onlar da bizi karaya çıkardı. Benim ufak bir çantam vardı. İçinde bin Euro’nun üzerinde param ve ehliyetim vardı. ‘Onu Yunanlara teslim ettik’ dediler. Yunan’lar da aldıklarını söylediler. Karaya varınca Yunan’lara çantamı sorduğumda almadıklarını söylediler. Yunanların da bir iş birliği olduğunu gördük. Otobüslere bindirdiler. Bizi ayırmaya çalıştılar. Otobüsleri durdurttuk. Zorla kapıları açtık ve yollara döküldük. Bizim gibi yaralıları hastaneye götürdüler. Diğerleri havalimanına gitti. Ben de iki gün orada kaldım. Bugün gelebildik. Devletimizin mükemmel bir çalışması oldu. Orada konsolosluktan arandım. Uçak biletleri, ihtiyacım soruldu. Bu, bizim gücümüze on kat güç kattı" ifadelerini kullandı.
Van Van Gölü’nde inci kefali göçü başladı: Ekipler sağanak yağış altında nöbette Dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan inci kefalinin üreme dönemi nedeniyle tatlı sulara başlattığı göç yolculuğu bu yıl rekor bir yoğunlukla başladı. Van Gölü’nün endemik türü olan inci kefalinin, üreme amacıyla suyun tersine yüzerek başlattığı zorlu yolculuk gerçekleşti. Yaklaşık 20 bin kişinin geçim kaynağı olan balıkların korunması için Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve zabıta ekipleri akarsu mansap bölgelerinde teyakkuza geçti. Van İl Tarım ve Orman Müdürü Turgay Şişman’ın da katılımıyla gerçekleştirilen denetimlerde, ekipler yoğun sağanak yağış ve zorlu arazi şartlarına rağmen gece gündüz nöbet tutuyor. Bu yılki göçün geçmiş yıllara oranla çok daha yoğun gerçekleşmesi dikkat çekerken, suyun debisiyle birleşen balık sürülerinin oluşturduğu yoğunluk sahada görev yapan ekipleri de şaşırttı. Kaçak avcılığın önlenmesi adına denetimlerini sıkılaştıran ekipler, inci kefalinin zarar görmeden üreme alanlarına ulaşması için bölgeyi abluka altına aldı. "İnanılmaz bir balık popülasyonu var" Akarsu mansap bölgelerinde incelemelerde bulunan Van İl Tarım ve Orman Müdürü Turgay Şişman, bu yılki göçün geçmiş yıllara oranla çok daha verimli geçtiğini belirtti. İl Müdürü Şişman, "15 Nisan ile 15 Temmuz tarihleri arasında İnci Kefali av yasağı başladı ve şu an devam ediyor. Ekiplerimizle birlikte, balıkların özellikle yumurta bırakmak için sahaya çıktığı bölgeleri kontrol ettik. inanılmaz bir balık popülasyonu var; bu durumdan çok memnunuz. Geçen sene bu kadar değildi, bu sene çok yoğun bir katılım söz konusu. Akarsularımız ve tatlı sularımızdaki sıcaklık 13 dereceye ulaştığında, hayvanların yumurtlamak için gerçekleştirdiği göç hareketi başlıyor. Bu süreçte hem görsel bir şölen oluşuyor hem de balıklar yumurtalarını bırakıyor" dedi. "Balık boylarında da bir artış söz konusu" Bu yılki göçte balıkların fiziksel gelişiminin de sevindirici düzeyde olduğunu dile getiren Şişman, "Tatlı sularda beraberce yaptığımız incelemelerde durumun çok verimli olduğunu gördük. Bu sene inşallah balık boylarında da bir artış söz konusu; bizzat kontrol ettim, oldukça büyük gözüküyorlar. Balık boyundaki bu ilerleme ile birlikte bence çok güzel bir sezon geçecek. Balık açısından her şey olumlu gidiyor" diye konuştu. Kaçak avcılıkla mücadelenin tavizsiz sürdüğünü hatırlatan Şişman, sözlerini şöyle sürdürdü: "Buradan yasağın devam ettiğini tekrar hatırlatmak isterim. 15 Nisan - 15 Temmuz tarihleri arasında inci kefali avcılığı yasaktır. Kaçak avcılık tespitimiz halinde idari para cezaları uygulanmakta ve av malzemelerine el konularak mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararı verilmektedir. Bunu tüm halkımıza duyurmayı bir görev kabul ediyoruz."