GÜNDEM - 22 Nisan 2024 Pazartesi 09:29

(Özel) Çanakkale’deki savaşın acımasız yüzü: ’Topuk patlatanlar’

A
A
A
(Özel) Çanakkale’deki savaşın acımasız yüzü: ’Topuk patlatanlar’

Çanakkale Savaşları sırasında İngiliz ve Fransızlar tarafından Osmanlı askerlerinin cepheye ulaşacakları yollara havadan atılan ve savaş hilesi olarak nitelendirilen 3 ayaklı sivri uçlu topuk patlatanlar, savaşın acımasızlığını gözler önüne seriyor.


Eceabat ilçesine bağlı Kilitbahir köyündeki Namazgah tabyasında 109 yıl önceki Çanakkale Savaşları sırasında İtilaf Devletleri’nin savaş uçaklarından atılan ’topuk kıran’ denilen 3 tarafı sivri yıldız çiviler, görenlere savaşın dehşetini bir kez daha hatırlattı. Tarihin en kanlı savaşlarından birisi olan Çanakkale Savaşları’nda, İngiliz ve Fransızların Türk askerinin üzerine attıkları 3 ayaklı sivri çiviler seneler sonra bile görenleri dehşete düşürüyor. Yere düştüğünde her zaman sivri tarafı üstte kalan topuk kıran çiviler, harp meydanında binlerce Türk askerine zarar vermiş.


Üç tarafı sivri, uçları balık oltasına benzer bir şekilde imal edilen bu çiviler, yere nasıl düşerse düşsün sivri tarafı hep üstte kalıyor. Türk askerinin yürüyüş yollarına atılan bu çiviler, gece karanlığında fark edilmediğinden, askere büyük zayiat verdirdi. Ayakkabıdan kolayca geçen bu çiviler, askerlerin topuk kemiklerini kırarak yaraladı. Savaş sırasında ameliyatsız çıkarılması imkansız olan bu çiviler kangrene de sebebiyet verdi.


Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi (ÇOMÜ) İnsani ve Toplum Bilimleri Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Mithat Atabay, Çanakkale Savaşları başladığı zaman uçaklardan üç ayaklı sivri topuk kıranların atıldığını söyledi. Bu topuk kıranların savaşta önemli bir rol üstlendiğini de ifade eden Öğretim Üyesi Dr. Mithat Atabay, "Bu topuk kıranların uçları sivriydi ve yere düştükleri zaman hiçbir şekilde yan yatmıyorlardı. Mutlaka bir tanesinin bir ayağı üste geliyordu. Özellikle askerlerin gece yürüyüşlerinde yeri görmemeleri sebebiyle bu topuk kıranlar ayaklarına batıyor ve topuk kemiklerinin kırılması nedeniyle askerler savaş dışı kalıyordu. Özellikle İngilizlerin, buna çok büyük önem verdikleri görülmektedir. Yapılan topuk kıran operasyonlarında uçaklar vasıtasıyla özellikle sevk hatlarına atılarak pek çok Osmanlı askerinin ayaklarının topuklarından bu şekilde zayi olmasına sebebiyet verdiği ve pek çok askerimiz de o yüzden askerlik hizmetinden ayrılmak durumunda kaldı. Ayrıca bu topuk kıranlar özellikle atlar ve develere de zarar vermiştir. Çünkü onlarla da sevk yapılırken hayvanlar bunları görmedikleri zaman üzerlerine basıyorlardı ve bu çerçevede hayvan zayiatına da sebebiyet veriyordu. Çanakkale Savaşları’ndan bunca yıl geçmesine rağmen bu topuk kıranlar bütün askeri müzelerde ve savaş müzelerinde kendini göstermektedir. O nedenle bunlar da gerçekten Türk askerine büyük zayiat verdiren obje olarak karşımıza durmaktadır. Tabii ki her yolu kullanarak bu şekilde karşı tarafa alt etmeyi denemişlerdir" dedi.



(Özel) Çanakkale’deki savaşın acımasız yüzü: ’Topuk patlatanlar’

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli Dilovası’ndaki yangın davasında faciadan önce işçiden dikkat çeken söz: "İçimde kötü bir his var" Kocaeli’nin Dilovası ilçesinde 7 kişinin hayatını kaybettiği fabrika yangınına ilişkin davada, tanık olarak dinlenen çevre sakinleri patlama seslerinin peş peşe geldiğini, içeride kalanlara müdahale edemediklerini ve iş yerinin daha önce defalarca şikayet edildiğini öne sürdü. Kandıra Ceza İnfaz Kurumu Yerleşkesi’nde görülen davanın duruşmasında, aralarında şirket yetkililerinin de bulunduğu 8’i tutuklu, 9 sanığın savunmaları ile müşteki ifadelerinin dinlenmesi tamamlandı. Sıra tanıkların dinlenmesine geçildi. "Patlamalar peş peşe oldu" Tanık Cemil Düzgüner, yangının çıktığı fabrikanın evine çok yakın olduğunu belirterek, "Yanan fabrika evime yaklaşık 10 metre mesafedeydi. Patlama sesi duydum. Dışarı çıktığımda Tuncay’ın yandığını gördüm. Hürol’un ise onu söndürmeye çalıştığını gördüm. Hemen hortumla müdahale ettik. Çocukların ve kadınların içeride olduğunu öğrendik. Alevlere yaklaşamadık. Onları kurtarma imkanımız olmadı. Patlamalar peş peşe oldu. Altay ve İsmail’i iş yerinde gördüm. Çalışanlar kaldırımda yemek yiyordu, çalışma şartları kötüydü" dedi. "İkinci patlamadan sonra içeriden ses gelmedi" Tanık Mehmet Düzgüner ise olay günü yaşananları anlatarak, "Olay günü gümleme ve çığlık sesleri duydum. Yanan birini gördüm. Abim Cemil ile altlı üstlü oturuyoruz. Hemen hortumu çektik ve şahsı söndürdük. İkinci bir patlamadan sonra içeridekilerin sesi kesildi. Orası daha önce başka bir iş yeriydi, lazer işleri yapılıyordu. Sonrasında parfüm üretimi yapılmaya başlandı. Kurtuluş’u tehlike konusunda uyardığımda bana ‘Biz önlemlerimizi aldık’ dedi" diye konuştu. "Elimden geldiğince yardım etmeye çalıştım" Olay gününden bahseden İlhan Altan, "Olay yerine 50-60 metre mesafemiz vardı. Patlama sesi duyunca olay yerine gittim. Elimden geldiğince yardım etmeye çalıştım ancak çok da yapabileceğim bir şey yoktu" ifadelerini kullandı. "Sadece yukarıdaki ofiste elektrik vardı" Tesisin elektrik işleriyle ilgilenen tanık Adem Çukan, "Elektrik işleri ile uğraşıyorum. Kurtuluş Bey beni çağırdı, üst katta dağıtım panosunu yaptım. Elektrik kablosu çektim. Ben işlemleri yaptığımda sadece yukarıdaki ofiste elektrik vardı. Kaçak akım rölesi çektim" dedi. "Bir işçi ‘İçimde kötü bir his var’ dedi" Tanık Gökçe Şadiye Sağlam, "Raviva’da ön muhasebe işlerini yapıyordum. Hafta sonu mesaisine gittim, Tuncay ve Hürol ürün yapıyordu. Bir işçi, ‘İçimde tarif edemediğim bir sıkıntı var’ dedi. Kısa bir süre sonra patlama meydana geldi. Eski yerde de tesise kadar çalıştım. Olaydan bir hafta önce Kurtuluş çağırdı, yeni yerde öylece çalışmaya başladım. Sheliq marka krem ve Shauran markalarına ait parfüm yapılıyordu. Dosyada yer alan iş yeri müracaat kontrol müessese açma ruhsatı gösterildi. Atılan imzaların kendisine ait olmadığını söyledi" ifadelerini kullandı. "Eşyalarını almaya gittiler, çıkamadılar" Kıvılcımın karıştırıcıdan çıktığını belirten tanık Hürol Eroğlu, "Olay günü Tuncay ile iş yerine geldik. O gün yapmamız gereken karışımlar vardı. Ben krem, Tuncay ise kolonya karışımı yapıyordu. Birden patlama oldu. Alevlerin içinden Tuncay geldi, onun üzerini söndürmeye çalıştım. Komşu hortum uzattı, onunla söndürdük. 112’yi aradım, içeri giremedim. Kurtuluş’u aradım, ‘Yangın var, hemen gel’ dedim. Sonra itfaiye geldi. 4-5 aydır orada çalışıyordum, geçici süreliğine orada işe başladım. Tuncay, yaralıyken ‘Karıştırıcıda kıvılcım çıktı’ dedi. Ataşehir’deki merkez ofiste Kurtuluş’un çocukları kalıyordu. Ayten’e olay günü, ‘Nasıl oldu da sen yangından çıkabildin, diğerleri çıkamadı?’ diye sorduğumda bana, ‘İşçiler telefon ve çantalarını almaya gitti’ dedi" ifadelerini kullandı. "Hürol Eroğlu’nun yalancı şahitlik yaptığını düşünüyoruz" Müşteki avukatı, "Tanık, bizim sorduğumuz sorulara düşünerek; sanık avukatlarının sorularına ise soluksuz ve düşünmeden cevap verdi. Tanık Hürol Eroğlu’nun yalancı şahitlik yaptığını düşünüyoruz. Bu sebeple hesap hareketleri ile HTS kayıtlarının incelenmesini talep ediyoruz. Kendisi hakkında suç duyurusunda bulunacağız" dedi. Duruşma, avukatların savunmasının alınması ve ara karar verilmesi amacıyla yarına ertelendi.