KÜLTÜR SANAT - 12 Ekim 2023 Perşembe 10:31

Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Film Festivali başladı

A
A
A
Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Film Festivali başladı

Türkiye’nin ’ekoloji’ temalı ilk ve tek festivali ’Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Festivali’ (BIFED) başladı. Dünyanın birçok ülkesinden 300’ü aşkın belgeselin başvurduğu, 27 farklı ülkeden 50 filmin gösterileceği festival için yönetmenler, çevreciler ve sanatseverler Bozcaada’da buluştu.


Bozcaada ilçesinde bu yıl 10’uncusu düzenlenen BIFED, Bozcaada’daki iki salonda gösterilen belgeseller ve akşam düzenlenen açılış programı ile başladı. Toplam dört kategoride 50 belgeselin izleyici ile buluşacağı festivalde filmler Bozcaada Halk Eğitim Merkezi ve Salhane’de izlenebilecek. 15 Ekim’e kadar sürecek festivalde filmler her sene olduğu gibi ücretsiz olacak.


Festivalde bu sene 27 farklı ülkeden toplam 50 film gösterilecek Fethi Kayaalp Büyük Ödülü için 14 farklı ülkeden toplamda 13 film yarışıyor. Bu filmlerden ikisi ise Türkiye’den. Gaia Öğrenci Ödülü kategorisinde yarışacak 10 film bulunuyor. Panorama ve Özel Gösterim bölümünde gösterilecek, diğer filmlerle birlikte, toplam 50 filmi izlemek için dünyanın farklı bölgelerinden yönetmenler, iklim mücadelecileri, öğretmenler, öğrenciler ve adalılar festivalde buluştu.



Ödüller 14 Ekim’de sahiplerini bulacak


Kazananlara, 2018’de Bozcaada’ya yerleşen Sanatçı Mustafa Erol’un bu sene ülkemizde gerçekleşen depremlerden yola çıkarak tasarladığı ödül verilecek. Çiğdem Akdoğan’ın tasarımıyla festival çantası da festivalin hatıralarını izleyicilerin yanında götürmesini sağlayacak. 14 Ekim Cumartesi günü ise yapılacak ödül töreninin ardından 15 Ekim Pazar günü kazanan filmler tekrar gösterilecek.



Mücadele eden genç nesli güçlendirmemiz gerek


BIFED Festival Yönetmeni Petra Holzer açılış konuşmasında, “Ege atmosferinde bir araya gelerek, dünyanın durumu ve gelecekte bizi bekleyen tehlikeler hakkında hikayeler anlatmaya devam etmek için birbirimizden güç almayı umuyoruz. Çevresel değişikliklerden kaynaklanan duygusal stresin bir sonucu olan "solastalji" ile zaten mücadele eden genç nesli de güçlendirmemiz gerekiyor” dedi.



Bozcaada Uluslararası Ekolojik Belgesel Film Festivali başladı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Malatya Malatya’da kayısıda iklim endişesi devam ediyor MTB Başkanı Ramazan Özcan, Malatya’da yağış ve soğuk hava nedeniyle kayısıda riskin sürdüğünü, net tablonun mayıs ortasında ortaya çıkacağını belirterek, "Yağışlara rağmen çiftçilerimiz gerekli tedbirleri almaya çalışıyor. Risk tamamen geçmiş değil. Bir süre daha sabırlı olunması gerekiyor" dedi. Malatya Ticaret Borsası (MTB) Başkanı Ramazan Özcan, kentte etkili olan yağış ve soğuk hava dalgasının kayısı üretimi üzerindeki etkilerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Her yıl mart ayı itibarıyla üreticilerin iklim değişikliklerini yakından takip ettiğini belirten Özcan, bu yıl da mart ortasında başlayan sağanak yağışların kayısıda endişeye neden olduğunu ifade etti. Geçtiğimiz yıl nisan ayında yaşanan olumsuz hava şartlarını hatırlatan Özcan, "Bu yıl da aralıklarla devam eden yağışlar ve soğuk hava nedeniyle kayısıda riskin sürdüğünü söyleyebiliriz. Ancak meyve oluşumu ve mahsule ilişkin şu aşamada net bir değerlendirme yapmak mümkün değil" dedi. Nisan ayı sonu ve mayıs ortasına kadar sürecin dikkatle izlenmesi gerektiğini kaydeden Özcan, meteorolojik verilere göre kısa süreli soğuk hava dalgasının da etkili olduğunu yüksek kesimlerde kar yağışının görüldüğünü kaydetti. Özcan, akademik kurumlar ve Tarım ve Orman İl Müdürlüğü’nün sahadan düzenli veri topladığını belirterek, bu veriler ışığında ilerleyen süreçte daha sağlıklı değerlendirmeler yapılacağını bazı bölgelerde monilya hastalığına dair ihbarların alındığını ve yetkili kurumların sahadaki durumu inceleyip raporlayacağını aktardı. Üreticilerin süreci bilinçli şekilde yönettiğini belirten Özcan, özellikle ilaçlama konusunda hızlı hareket edildiğini de ifade ederek, "Yağışlara rağmen çiftçilerimiz gerekli tedbirleri almaya çalışıyor. Risk tamamen geçmiş değil. Bir süre daha sabırlı olunması gerekiyor" diye konuştu.
İzmir Titremeden daha fazlası: Parkinson hastalığında ’sinsi’ belirtilere dikkat İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi (EAH) Nöroloji Kliniği Eğitim Sorumlusu Prof. Dr. İrem Fatma Uludağ, parkinsonun sadece bir yaşlılık hastalığı veya titreme bozukluğu olmadığını belirterek, koku kaybından uyku bozukluklarına, hatta duran kol saatlerine kadar pek çok sinsi belirtiye karşı vatandaşları uyardı. Her yıl 11 Nisan’da, hastalığı ilk kez tanımlayan James Parkinson’un doğum gününde kutlanan "Dünya Parkinson Günü", bu yıl da erken teşhisin hayati önemine odaklanıyor. İzmir Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi (EAH) Nöroloji Kliniği’nde hastalarını ağırlayan Prof. Dr. İrem Fatma Uludağ ile gerçekleştirdiğimiz röportajda, hastalığın bilinmeyen yönlerini ve tedavi süreçlerini ele aldık. Sinsi belirtiler öncü olabilir Parkinson denince akla ilk olarak istirahat halindeki titreme, hareketlerde yavaşlama ve kas sertliği gelse de Prof. Dr. Uludağ, hastalığın bu majör bulgulardan yıllar önce işaretler verebileceğini belirtiyor. Uludağ, "Koku alma duyusunda azalma, uykuda bağırma veya ani hareketlerle rüyayı yaşama (REM uyku bozukluğu), yazının küçülmesi ve kabızlık gibi belirtiler genellikle başka nedenlere bağlanıp göz ardı ediliyor. Oysa bu bulgular tanı için altın değerindedir," dedi. İlginç bir vaka: Bozuk sanılan otomatik saatler Hastalığın günlük hayattaki yansımalarına dair literatürden çarpıcı bir örnek paylaşan Prof. Dr. Uludağ, otomatik saatinin sürekli durması şikayetiyle tamirciye giden bir hastayı anlattı. Yapılan incelemede saatin bozuk olmadığı, ancak hastanın kolunu parkinson nedeniyle yeterince sallamadığı için saatin şarj olamadığı anlaşıldı. Uludağ, bu durumun hastalığın erken dönemindeki kol salınımı azalmasının tipik bir örneği olduğunu ifade etti. Kol ağrısı parkinson çıkabilir Tanı sürecindeki zorluklara da değinen Uludağ, 58 yaşındaki bir erkek hastasının sadece kol ağrısı şikayetiyle ortopedi ve fizik tedavi birimlerini gezdiğini, kendisine "bursit" teşhisi konduğunu aktardı. Kliniğe başvurduğunda yapılan muayenede koldaki tutukluk ve yavaşlığın fark edilmesiyle Parkinson tanısı konan hastanın, uygun tedaviyle ağrılarından kurtulduğu belirtildi. Tepecik EAH’da kişiye özel tedavi yaklaşımı İzmir Tepecik SUAM bünyesinde her hafta Perşembe günü özel Parkinson polikliniği hizmeti verdiklerini hatırlatan Prof. Dr. Uludağ, tedavi sürecinin tamamen bireyselleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Tedavide sadece ilaçların değil, egzersiz ve yaşam tarzı değişikliklerinin de kritik olduğunu belirten Uludağ, "Amacımız sadece belirtileri yönetmek değil, hastanın bağımsızlığını ve yaşam kalitesini korumaktır. Özellikle ilaç kullanımındaki zamanlama başarının anahtarıdır" dedi. "Aileler de sürecin bir parçası" Parkinson’un sadece hastayı değil, tüm aileyi etkileyen bir süreç olduğunu ifade eden Uludağ, hasta yakınlarının bakım yükü ve duygusal zorluklar altında kalabildiğine dikkat çekti. Kliniğinde hasta yakınlarını da sürece dahil ederek bilgilendirdiklerini belirten profesör, doğru destekle hastaların uzun yıllar aktif bir sosyal yaşam sürebileceğinin altını çizdi. Prof. Dr. İrem Fatma ULUDAĞ son olarak "Parkinson ile yaşam mümkündür. Belirtileri fark ettiğinizde vakit kaybetmeden bir uzmana başvurun. Erken tanı, hayat kalitesini korumanın en güçlü yoludur." diye konuştu.