KÜLTÜR SANAT - 29 Eylül 2025 Pazartesi 10:04

Türk askerleri, Çanakkale cephesinde düşmanla burun buruna siper kazdı

A
A
A
Türk askerleri, Çanakkale cephesinde düşmanla burun buruna siper kazdı

Çanakkale muharebelerinde siper yapımının önemi ve zorluğuna dikkat çeken ÇOMÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, askerlerin düşmana sadece birkaç metre uzaklıkta gece gündüz siper kazdığını söyledi.


Çanakkale muharebelerinde askerlerin ön hatlarda düşmana yalnızca 8 metre mesafede siper kazmak zorunda kaldığını söyleyen ÇOMÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, bazı siperlere günde ortalama 150 el bombası düşerken, askerlerin hem korunma hem de taarruz hazırlığını bir arada sürdürdüklerini aktardı. 19’uncu Tümen’in belgelerine göre, taşlık ve engebeli araziyi kullanarak inşa edilen siperler, yalnızca savunma amaçlı değil, düşmana karşı hızlı taarruz için özel kademelerle hazırlandı. İşlemlerin çoğunlukla gece, mehtap ve ay ışığında gerçekleştirildiğini belirten Doç. Dr. Barış Borlat, yoğun ateş altında görev yapan askerlerin kendi hatlarını güçlendirirken, düşmanın saldırılarını karşılamak için de hazırlık yaptığını vuruladı. Doç. Dr. Borlat, "Siperler bir yandan da askerlerin muharebe etme alanları ve bir yandan da yaşam alanları olduğunu göreceğiz. Nitekim muharebeler devam ederken topçu bombardımanından kaynaklı askerler siperlerin içerisinde toprakların üzerini kapatmasıyla birlikte siperin içerisi doğal bir şehitlik halini almaya başlayacak. Yani asker aslında siperin içerisindeki yaşamıyla birlikte kendi mezarı da olduğunu söyleyebiliriz" dedi.



"Cephede kahramanların siperlerin isimlendirilmesiyle de yaşamış"


Çanakkale muhareblerinde mevzi yapım çalışmalarına değinen ÇOMÜ Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, "Çanakkale Kara Muharebesi 25 Nisan 1915 gününde başlamış ve kısa süre sonra mevzi harbine dönmeye başlamıştı. Ancak mevzi harbinin başlaması ile birlikte aslında en temel problemse her iki tarafın da birbirine yaklaşan şekilde siper kazması, mevzi kazmasıydı. Aslında bundaki amaç şuydu her iki tarafın topçu atışından korunmak ve kısmen sakınmayı sağlamaktı. Bu amaçla Çanakkale cephesinde hızla siper yapımının başlamış olduğunu göreceğiz. Özellikle Arıburnu bölgesindeki siperler yapılmaya başlandığında en temel sorunların bir tanesi de bu siperlerin içerisinde nasıl yol bulacağız? Askerler burada nasıl hareket edeceklerdi. İşte bu amaçla özellikle Conkbayırı bölgesinden başlamak üzere siperlere numara verilmiş olduğunu göreceğiz. Numaralar 1’den başlayacaktı ve 90’a kadar Arıburnu bölgesinde bir siperlerin numaralandırıldığını göreceğiz. Özellikle bölge içerisinde kahramanlık yapan askerler olduğunda bu kahramanlık yapılan yerlere bu isimlerin verilmiş olduğunu göreceğiz. Örneğin bölge içerisinde Hüseyin Ağa Siperi, Mehmet Çavuş Siperi, Seyit Efendi Siperinde olduğu gibi. Böylece aslında cephede kahramanların siperlerin isimlendirilmesiyle de yaşamış olduğunu söyleyebiliriz" şeklinde konuştu.



"Bir nevi mühendislik harikasıydı"


Siper yapımının fenni usullere değinerek yapıldığını belirten Öğretim Üyesi Doç. Dr. Barış Borlat, "Siperlerin başka bir yanı ise şuydu bu aslında bir nevi bir mühendislik harikasıydı çünkü siper yapımı tesadüfi değildi. Çanakkale bölgesinde aslında biz Balkan Harbi’nden itibaren siperlerin yapılmaya başlanmış olduğunu göreceğiz. Bu geçmiş tecrübe etkisiyle siper yapılma esnasında mesafelerin hangi noktalardan geçeceği, siper derinliğinin 1 metre 80 santimetreye hazırlanması, hatta bunun için sahra tahkimatnamesi hazırlanmış ve bu tahkimatnamedeki belirtilen bütün özelliklerle yapılmış olduğunu göreceğiz. Dönem içerisinde buna fenni usullerle siperlerin yapılması esasının olduğunu göreceğiz. Bu amaçla istihkam birliklerinde siperlerin nasıl yapılacağı tarif edilmiş, her birliğin piyade askerleri tarafından siper yapımı icra edilmiş, ve sadece Arıburnu bölgesinde yaklaşık bir ay içerisinde 3 kilometreye uzanan bir siper ağanın yapılmış olduğunu göreceğiz" ifadelerini kullandı.



"Muharebe etme alanları ve bir yandan da yaşam alanları"


Siperlerde uzun süre zaman geçiren askerlerin hem burada savaştıklarını hem de yaşamlarını sürdürdüklerini söyleyen Doç. Dr. Barış Borlat, "Siperler bir yandan da askerlerin muharebe etme alanları ve bir yandan da yaşam alanları olduğunu göreceğiz. Asker siperin içerisinde 8 buçuk aydan fazla muharebe etmiş. Bir yandan aile hasretini, özlemini bu siperin içerisinde yaşamış ancak bir yandan da sadece bakın bomba sırtının bulunmuş olduğu yerdeki dönemin askeri kayıtlarına göre günlük 150 el bombasının düşmüş olduğunu göreceğiz. Yani asker bir yandan günde 150 el bombasına maruz kalacak ki dönemin subaylarından Fasi Kayabalı hatıralarında şundan bahsediyor: ’Osmanlı cephesinde subay olmak her şeyden önce el bombasına tahammül etmektir. El bombalarının etkisiyle saçım sakalım ağardı’ diyor. Yaşı 21’dir kendisinin, içinde bulunduğu aslında psikolojiyi de o el bombası ve ’mevzi harbi’nin yapmış olduğu etkiyi de en iyi anlatan anılardan birisi olduğunu söyleyebiliriz. Bu durum devam eden birçok hatıralarda yer alacaktır. Askerler mevzi harbi içerisinde Atatürk’ün bahsettiği bomba sırtındaki taraflar arasındaki mesafenin 8 metre kadar düştüğü bir gerçeklik içerisinde 9 ay boyunca düşmanıyla mücadele edecek. Bir yandan da siperin içerisinde aile özlemiyle, aile hasretiyle mektup yazacak. Ailesinden gelen haberleri bu siperin içerisinde öğrenmeye başlayacak" diye konuştu.



Siperlerde yaşanan seller nedeniyle de askerler şehit oldu


Eylül-ekim ayları ile beraber yağışların başlamasıyla siperler içerinde askerlerin zor durumlar yaşadığını aktaran Doç. Dr. Borlat, "Çanakkale bölgesinde tam da içinde bulunduğumuz eylül-ekim ayı içerisinde yağışlar başlayacak ve bu yağışlarla birlikte askerlerin siperlerin içerisinde sel baskınlarından kaynaklı olarak da şehit olduğunu göreceğiz. Yani aslında burası bir zaman içerisinde askerlerin doğal şehitliği halini almaya başlayacak, ki biz buna muharebe esnasında da şahit olacağız. Nitekim muharebeler devam ederken topçu bombardımanından kaynaklı askerler siperlerin içerisinde toprakların üzerini kapatmasıyla birlikte siperin içerisi doğal bir şehitlik halini almaya başlayacak. Yani asker aslında siperin içerisindeki yaşamıyla birlikte kendi mezarı da olduğunu söyleyebiliriz. Bu haliyle Gelibolu Yarımadası’nın 1915 yılındaki hava fotoğraflarına bakıldığında neredeyse her yer köstebek yuvası gibi kazılmış ki bunlar kendi içerisinde zeminlik, itibas siperleri, hendek siperleri gibi birçok özel isimle adlandırılmak suretiyle aslında biz bir siper ağı sisteminin Gelibolu Yarımadası’nda var olduğunu da söyleyebiliriz" dedi.



"Asker bir yandan düşmanla bir yandan da iklimle mücadele ediyordu"


Zorlu iklim şartları nedeniyle siperlerde askerlerin hem hastalandığını hem de şehit olduğunu vurgulayan Borlat, o şartları şöyle anlattı:


"Çanakkale cephesinde 1915 yılında asker bir yandan düşmanla bir yandan da iklimle mücadele ediyordu. Özellikle eylül ayı geldiğinde bölgedeki yağışlar hızla artmaya başlamış ve siperler içerisinde askerlerin mahfuz bölgelerini bir sel sularıyla bastığını göreceğiz. Bu durum askerlerde selden kaynaklı olarak şehit olma durumunu beraberine getirecekti. Eylül ayındaki yağmurlar arkasından ekim-kasım ayında ise özellikle havanın hızla soğuması ve karın gelmesiyle birlikte asker bu defa kar içerisinde soğuktan donarak ve aslında etkilenmek suretiyle şehit olduğunu göreceğiz. Bu durum sadece askerin şehit olmasını değil bölgedeki hastalanmaların da hız artırdığını söyleyebiliriz. Eylül ayındaki yağışlardan kaynaklı özellikle siperlerin içerisinde su birikmeye başlamış. Bu su askerin ayaklarından soğuk almasını ve cephe içerisinde siper hatlarında özellikle ishal olmalarını hızlandırmıştır. Ve ishalden kaynaklı bu aydan sonra biz şehit sayısının hızla artmış olduğunu da söyleyebiliriz."



"Siper içerisindeki askerlere Ayvacık’tan özel bir ayakkabı imali"


Siperin zorlu şartlarına karşı özel bir ayakkabı tasarlandığını aktaran Borlat, "Önlem amacıyla siper içerisindeki askerlere Ayvacık’tan özel bir ayakkabı imali olduğunu göreceğiz. Keçi derisinden ayakkabı yapılacaktır. Bölgede Eylül ayında yapılan ayakkabıyı özellikle şöyle tarif ediyor. Altında takunyası bulunacak. Keçi derisini ayağına giydirmek suretiyle siperin içerisindeki asker eylül ayından sonra artık bu ayakkabıları kullanmaya başlayacak. Ve bu ayakkabılar sadece ön hatta muharebeden askere aittir. Yani eğer olur da siperden geriye alınacak olursa ayağındaki bu ayakkabıyı da çıkartması gerekiyor. Yani artık sadece düşman değil bir anlamda iklimle mücadele eylülden sonra Çanakkale cephesinde hızla artmış olduğunu da söyleyebiliriz" ifadelerini kullandı.



Türk askerleri, Çanakkale cephesinde düşmanla burun buruna siper kazdı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Sumud Filosu aktivisti Hüseyin Oral, İstanbul’a geldi İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, İstanbul Havalimanı’na geldi. Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu kapsamında 12 Nisan’da İspanya’nın Barselona kentinden hareket eden filo, farklı ülkelerden katılımlarla büyüyerek 39 ülkeden 345 katılımcıya ulaşmıştı. 29 Nisan gecesi Girit Adası açıklarında uluslararası sularda İsrail ordusunun müdahalesine maruz kalmış müdahale sonrası çok sayıda aktivistin alıkonulmuştu. İsrail güçlerince alıkonulduktan sonra Yunanistan’ın Girit Adası’na çıkarılan aktivistler, geçtiğimiz Cuma günü Türk Hava Yolları tarafından düzenlenen özel uçuşla İstanbul’a getirilmişti. İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, Romanya’dan İstanbul Havalimanı VIP Terminali’ne geldi. Bükreş’ten THY’nin tarifeli uçağıyla Türkiye’ye gelen Oral, İstanbul Havalimanı VİP Terminali Girişi’nde aktivist arkadaşları ve çok sayıda vatandaş tarafından karşılandı. Hüseyin Oral, karşılama sonrası işlemleri için Adli Tıp Kurumu’na gitti. "Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar" İstanbul Havalimanı’nda konuşan Hüseyin Oral, "Thiago Avila ile aynı gemide bulunduk. Gerçekten büyük bir kahraman. Gemide tuvalet temizliğini kendisi üstlendi. Daha sonra onu götürdüler. İnternetler gelip gitti. Arkadaşlarım ‘Bir anormallik var. Hazırlıklı olalım’ dediler. Uzaklardan çeşitli gemiler görmeye başladık. ‘Bu gemiler hayra alamet değil’ dediler. Gemiler yaklaştı ve arkadaşım ‘Herkes diz çöksün bunlar bize saldıracak’ dedi. Sonuç olarak öyle oldu. Silahları çıkardılar. Etrafımızı sardılar. Aldığımız eğitimde de zaten öyle bir durumda diz çökeceğiz. Elleri havaya kaldıracağız. Müdahale etmeyeceğiz şeklinde söylendi ve o şekilde uyguladık. Yoksa suçlu duruma düşeriz, dediler. Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar. Kollarımda izleri duruyor. Bizleri önce ön tarafa gönderdiler. Daha sonra arkadan botlara bindirip daha önce hazırladıkları büyük bir hapishane gemisi yapmışlar. Onun içine doldurdular. Hayvan sürüsü gibi tekme tokatlarla bizi oralara götürdüler. İsrail’in ne kadar alçak olduğunu zaten biliyorduk ve orada yaşamış olduk. Orada da bizi 3 konteynere 180 kişiyi paylaştırdılar. En fazla 20 adam sığacakken 60 adam paylaştılar. Yerlerde ince bir sünger vardı. Ortası boş bir alan konteynerlere sığmayanlar gece sabaha kadar ileri geri donmamak için hareket ettiler. Çünkü hava soğuktu. Orada bize ekmek arası peynir yapmışlar. Peynirlerin kâğıtları da içinde duruyordu. O şekilde çuvallarla önümüze attılar. Ahıra hayvanlara yiyecek atar gibi. Sonunda Saif Abu Keshk kardeşimizi içimizden aldılar. Götürdüler. Başka bir odaya götürdüler. Ondan haber alamadık" dedi. "Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler, yumruk attılar" Gemide yaşadıklarını anlatan Hüseyin Oral, "2 gece 3 gün yolculuk yaptık. Üçüncü gün de bir adaya geldiğimizi anladık. ‘Çıkarılacaksınız’ dediler. Biz de ‘Saif ve Thiago kardeşimiz gelmezse biz çıkmayacağız’ diyerek protesto yaptık. Bu defa bizi zorla çıkarmaya çalıştılar. Bazıları tekme tokat çıkarıldı. Hanımefendi doktorlar vardı. Onları sürükleyerek dışarı çıkardılar. Gözümden görüyorsunuz. Adamlar iriydi ama suratlarında bir korku vardı. Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler. Yumruk attılar. İçerideler görmesin diye dışarıda yaptılar. Gözüm patladı ve kanlar yerlere akmaya başladı. Ama Allah sizi inandırsın ki şu kadar açım yok. Ne o yumruğu yediğim an acı hissettim ne de sonra. Sonra bizi Yunanlara teslim ettiler. Onlar da bizi karaya çıkardı. Benim ufak bir çantam vardı. İçinde bin Euro’nun üzerinde param ve ehliyetim vardı. ‘Onu Yunanlara teslim ettik’ dediler. Yunan’lar da aldıklarını söylediler. Karaya varınca Yunan’lara çantamı sorduğumda almadıklarını söylediler. Yunanların da bir iş birliği olduğunu gördük. Otobüslere bindirdiler. Bizi ayırmaya çalıştılar. Otobüsleri durdurttuk. Zorla kapıları açtık ve yollara döküldük. Bizim gibi yaralıları hastaneye götürdüler. Diğerleri havalimanına gitti. Ben de iki gün orada kaldım. Bugün gelebildik. Devletimizin mükemmel bir çalışması oldu. Orada konsolosluktan arandım. Uçak biletleri, ihtiyacım soruldu. Bu, bizim gücümüze on kat güç kattı" ifadelerini kullandı.