SAĞLIK - 25 Nisan 2025 Cuma 11:31

Bahar alerjisi eğer tedavi edilmezse astıma kadar ilerleyebiliyor

A
A
A
Bahar alerjisi eğer tedavi edilmezse astıma kadar ilerleyebiliyor

Bahar aylarında alerjik hastalıklara karşı alınacak önlemler hakkında açıklamalarda bulunan Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tuna Kenar, "Alerjik rinit dediğimiz bahar nezlesi, eğer uzun süre tedavi edilmezse alerjik astıma kadar ilerleyebiliyor" dedi.



Bahar aylarında sık görülen alerjik rinit hastalığına karşı Özel Denizli Cerrahi Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Tuna Kenar, önemli açıklamalarda bulundu. Bahar aylarının gelmesiyle birlikte hastaların son dönemlerde burunda tıkanıklık, hapşırma, kaşıntı, geniz akıntısı, gıcık tarzında öksürük, gözlerde yaşarma ve kızarıklık, burun tıkanıklığına bağlı baş ağrısı ve sabahları yorgun kalkma gibi hayat kalitesini düşüren alerjik şikayetler ile geldiğini belirten Op. Dr. Tuna Kenar, bu şikayetlerin, doğanın yeniden canlanması ve bahar mevsiminin gelmesiyle birlikte polenlerin yavaş yavaş atmosferde dolaşmasıyla ile ilgili olduğunu dile getirdi. Polen çeşitliliğin şehirden şehire değiştiğini belirten Op. Dr. Kenar, "Polenlerin çok yüksek olduğu dönemlerde kapı ve pencereleri çok açmamamız gerekiyor. Aynı şekilde, evde toz ve akarlara karşı da önlem alınması gerekmektedir. Evde yüksek tüylü halı, kilim, battaniye ve pelüş oyuncak gibi eşyaları bulundurmaktan sakınmalıyız" dedi. Doğada ve yaşam alanlarımızda binlerce organik ve inorganik alerjen madde bulunmaktadır. Bizde hangisinin alerjiye neden olduğunu ise ancak kendi kişisel gözlemimiz ve gerektiğinde, kısıtlı da olsa, alerji testleri ile anlayabiliriz.



"Alerjik rinit, erken tedavi edilmezse üst solunum enfeksiyonlarına yol açabilir"


Alerjik şikayetlerin olduğu zamanlarda hastaların kesinlikle Kulak Burun Boğaz Hastalıkları uzmanına başvurması gerektiğini dile getiren Op. Dr. Kenar, "Yaptığımız muayene ve tetkikler sonucunda alerjik rinit tanısı konulur. Ardından tedavi kısmına geçilir. Tedavide ise genellikle alerjik burun spreyleri ve alerji hapları kullanılır. Eğer bahar nezlesi tedavi edilmezse burun tıkanıklığından dolayı boğazda yanma, kuruluk ve üst solunum enfeksiyonları gelişebilir. Ayrıca alerjik rinit nedeniyle sinüslerin boşaltma delikleri de tıkalı olur ve sinüzit türü enfeksiyonlara yol açabilir. Alerjik rinit eğer uzun süre tedavi edilmezse alerjik astıma kadar ilerleyebilir. Eğer alerjik riniti erken bir şekilde kontrol altına alabilirsek akciğerlere inmeden pratik bir şekilde semptomların önüne geçmiş olabiliriz" ifadelerini kullandı.



"Alerjik rinitin kesin tedavisi yoktur, ancak alerjenlerden uzak durma ve ilaçlarla semptomları baskılama yapabiliriz"


Alerjinin kesin tedavisi olmadığını ama dikkatli olunması için hastalara, alerjenlerden ve polen dönemlerinde evdeki kapı ve pencereyi çok açmamaları gibi konularda uyarılarda bulunduklarını belirten Op. Dr. Kenar, "Alerjik rinitin kesin tedavisi yoktur, sadece önlem alabiliriz. Hastalarımıza, alerjenden uzak durmayı ve polen mevsiminin çok olduğu dönemlerde fazla dışarı çıkmamak, kapı ve pencereyi çok açmamaları konusunda uyarılarda bulunuyoruz. Aynı zamanda ev tozu ve akarlar için ise yataklarımızı, yastıklarımı ve koltuklarımızı örttüğümüz çarşafları sıklıkla yıkayıp, güneşte kurutup ütülememiz gerekiyor. Ev temizliği de önemlidir, bu konuda da ev tozundan kaynaklı alerjenlerin ev içinde iyice dağılmaması için su bazlı süpürgelerin kullanılmasını öneriyoruz. Ayrıca evinde evcil hayvan ile yaşayanların dikkat etmesi ve evcil hayvanlarının tüy dökümü, aşı vs. bakımlarını aksatmaması önemli. Yani kısacası önemli olan nokta, alerjenden uzak durma, alerjik dönemlerde ise dikkatli olunması ve uzman doktor önerisi ile alınan alerji baskılayıcı ilaçların düzenli şekilde kullanılmasıdır" diye konuştu.



Bahar alerjisi eğer tedavi edilmezse astıma kadar ilerleyebiliyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Posalı ve yüksek lifli besinler, kanser riskini azaltıyor Kolorektal/kalın bağırsak kanseri, dünyada ve Türkiye’de en sık görülen kanser türleri arasında bulunuyor. Birçok kanser türünde olduğu gibi, sağlıklı ve aktif bir yaşam tarzını benimsemek, ideal kiloda kalmak ve işlenmiş gıda tüketiminden kaçınmak, kalın bağırsak kanseri riskinin azaltılmasına yardımcı oluyor. Uluslararası Kanser Araştırma Ajansı‘na göre; dünyada her 5 kişiden biri kansere yakalanıyor. 8 erkekten 1’i ve 11 kadından 1’i kanser sebebiyle hayatını kaybediyor. Türkiye Sağlık Bakanlığı kanser istatistiklerine göre; 2020 yılında Türkiye’de en sık görülen ilk 5 kanser türünden biri kolorektal / kalın bağırsak kanseri. Medicana Bursa Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Hande Güngör, kalın bağırsak kanserine karşı alınabilecek tedbirleri şöyle anlattı: "Aşırı kilolu veya obez olmak, fazla miktarda işlenmiş gıda veya kırmızı et tüketmek, alkol-sigara kullanmak ve fiziksel olarak aktif olmamak kolorektal kansere yakalanma riskini artırabilen faktörlerdendir. Sağlıklı kiloda kalmak ve bunu sürdürmek, farklı renklerde taze sebze-meyve ağırlıklı beslenmek, posa içeriğinden zengin besin tüketimini artırmak önemlidir. Rafine şeker ve yüksek karbonhidrat içeren besin tüketimini sınırlamak, sigara-alkol tüketiminin bırakılması gerekir. Soğan-sarımsakta bulunan ve suda çözülebilen polisakkaritlerden ‘inülin’in prebiyotik etkisi, sağlıklı kolonosit hücrelerinin büyümesini destekler ve metastazın azalmasına katkı sağlar." Kahve tüketimi erkeklerde riski azaltırken, kadınlarda artırıyor Çay ve kahvede bulunan biyoaktif bileşenlerden polifenollerin kolorektal kansere karşı koruyucu olduğunu ifade eden Dyt. Hande Güngör, şu bilgileri verdi: "Yapılan çalışmalarda, kahve tüketiminin erkeklerde kolon kanseri riskini azalttığı, kadınlarda ise rektal kanser riskini arttırdığı belirlenmiştir. Antioksidan, antiinflamatuar ve antikarsinojenik etkisi olan zerdeçalın kimyasal bileşeni kurkumin, kolorektal kanserden koruyucu ve iyileştirici etkiye sahiptir. Kurubaklagiller, kuruyemişler, taze sebze ve meyveler posa açısından zengindir. Çözünür posa, antitümör etkisiyle, çözünmez posa ise kanserojen bileşenlerin emilimini önemli ölçüde azaltarak kolon kanseri gelişme riskini azaltmaktadır. Grubunun en yüksek posa içeren besinleri olan barbunya, badem ve bezelye başta olmak üzere, diyet lifi içeren tüm besinlerin tüketimi artırılmalıdır. 1-31 Mart Kolorektal Kanser Farkındalık Ayı’nda kolon sağlığını korumaya yardımcı olan besin tüketimini artırarak bağırsak sağlığı güçlendirilebilir."
Bursa Karacabey Ovası’nda turfanda karpuz ekimi başladı Bursa’nın sebze üretimiyle önde gelen ve verimli topraklarıyla bilinen Karacabey Ovası’nda turfanda karpuz ekimleri başladı. Karacabey Ziraat Odası 2. Başkanı Ramazan Düzen, ocak ve şubat yağışlarının iyi olduğunu belirterek, birçok bölgede tarım alanlarının sular altında kaldığını hatırlattı. Ekim ve kasım aylarında hububat ekili arazilerde yağışların faydalı olduğunu belirten Düzen, "Su altında kalmayan yerlerde gidişat güzel. Su çekilmeyen yerlerde ise zarar var ve tarlalar yeniden ekilecek. Suyun çekildiği boş tarım alanlarının sebze ekimi için uygundur. Karacabey çiftçisi yavaş yavaş sebze için tarlaya girmeye başladı" dedi. İlk olarak turfanda karpuz ekimlerinin yapıldığını dile getiren Düzen, şöyle konuştu: "ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaştan önce geçen yıla göre maliyetlerimiz yüzde 50’ye yakın artmıştı. Savaştan sonra biraz daha arttı. Gübre, mazot, ilaç derken ekim maliyetleri yüzde 100’e ulaştı. Bir ay önce sezona girmek isteyen çiftçiler turfanda karpuz ekiyor. Dekar maliyeti yaklaşık 40 bin lira turfanda karpuzda. 7-8 ton karpuz aldığımızı düşünerek kilogramda 5-6 lira maliyetimiz var." Düzen, bu fiyatların üzerindeki tarladan satışlarda çiftçinin kazanabileceğine dikkati çekerek, "Yazın bu fiyatın üzerinde olsun ki kazanabilelim. Geçen yıl dekarını 5 bin liraya verdik. Karpuzda geçen yaz dekar başına 25-35 bin lira zarar oluştu. İnşallah bu yıl zarar görmeyiz ve geçen yılı telafi ederiz" diye konuştu.
Antalya Doç. Dr. Murat Köken: "Omuz ağrısı sessizce ilerleyerek günlük hayatı zorlaştırabilir" Ortopedi ve Travmatoloji uzmanı Doç. Dr. Murat Köken, omuz ağrısının çoğu zaman ihmal edilse de sessizce ilerleyerek günlük hayatı zorlaştıran bir sorun haline gelebileceği konusunda uyardı. Omuz ağrısı, günlük yaşamı olumsuz etkileyen ve çoğu zaman ihmal edilen sağlık sorunlarının başında geliyor. Hareket kabiliyeti yüksek olan omuz eklemi, bu özelliği nedeniyle aynı zamanda en hassas bölgeler arasında yer alıyor. Uzmanlar, erken dönemde fark edilmeyen omuz ağrılarının zamanla daha ciddi sorunlara yol açabileceğine dikkat çekti. Omuz ağrısının başlıca nedenleri Konuya ilişkin açıklamalarda bulunan Memorial Sağlık Grubu Medstar Antalya Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Murat Köken, "Omuz ağrısı, toplumda oldukça yaygın görülmesine rağmen çoğu zaman ihmal edilen önemli bir sağlık sorunudur. Sabah giyinirken zorlanma, gece uykudan omuz ağrısıyla uyanma ya da basit bir hareket sırasında omuzda ani bir sızı hissetme ile başlayabilir, sessizce ilerleyerek günlük hayatı zorlaştıran bir sorun haline gelebilir. Omuz ağrısı; basit zorlanmalardan ciddi ortopedik rahatsızlıklara kadar birçok farklı sebeple ortaya çıkabilir. En sık karşılaşılan nedenler arasında; omuza aşırı yük bindirilmesi, ters pozisyonda yatma (özellikle omuz üzerine yatma), burkulma ve zorlanmalar, tendon yaralanmaları, boyun fıtığı, omuz çıkıkları, sinir sıkışmaları, kireçlenme, düşme veya çarpma gibi travmalar yer almaktadır" dedi. "Bazı meslek gruplarında daha sık görülebilir" Omuz ağrısının bazı meslek gruplarında daha sık görüldüğünü belirten Köken, "Masa başında uzun süre çalışanlar, kuaförler ve berberler, boyacılar ve inşaat işçileri, öğretmen gibi tekrarlayan hareketler ve uzun süre aynı pozisyonda kalmak omuz sağlığını olumsuz etkileyebilir. Ev işlerinde ise cam silmek, halı yıkamak, yüksek raflara uzanmak, ağır tencere ve eşyaları kaldırmak, uzun süre ütü yapmak, omuz kaslarına aşırı yük bindirerek zamanla ağrıya yol açabilir. Omuz ağrısı hem kadınlarda hem erkeklerde görülmekle birlikte, yapılan gözlemler kadınlarda biraz daha yaygın olduğunu göstermektedir" diye konuştu. "Cerrahi dışı yöntemler etkili olabilir" Tedavi yöntemlerine değinen Köken, "Omuz ağrısında tedavi, ağrının nedenine göre planlanır. Çoğu hastada cerrahi dışı yöntemler yeterli olmaktadır. Bunlar arasında; fizik tedavi ve özel egzersiz programları, kortikosteroid veya hyaluronik asit enjeksiyonları, PRP (trombositten zengin plazma) veya kök hücre enjeksiyon tedavisi, şok dalga tedavisi (ESWT) yer almaktadır. Bu yöntemlerle birçok hasta ameliyata gerek kalmadan sağlığına kavuşabilmektedir" ifadelerini kullandı. Cerrahi gerektiren durumlar Cerrahi gerektiren durumlara da değinen Köken, "İleri derecede tendon yırtıkları, ciddi omuz çıkıkları, ileri evre kireçlenme, hareketi ciddi şekilde kısıtlayan durumlarda gibi vakalarda ameliyat gündeme gelebilir. Omzunuzu 90 derecenin üzerine kaldıramıyorsanız, geceleri ağrı nedeniyle uyanıyorsanız, kolunuzda uyuşma veya güçsüzlük varsa, ağrı 2 haftadan uzun süredir devam ediyorsa, omzunuzda çıtırtı veya kilitlenme hissediyorsanız ve diğer yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlarda cerrahi tedavi tercih edilir" dedi. "Cerrahi ile kalıcı çözüm mümkün" Cerrahi yöntemler hakkında bilgi veren Köken, "Hastanın yaşı ve ağrının sebebine bağlı olarak, küçük kesilerle hızlı iyileşme sağlayan artroskopik (kapalı) ameliyat, kapalı ameliyat ile tedavi edilemeyecek hastalıklar ve kırıklarda açık ameliyat, ileri evre kireçlenmelerde kalıcı çözüm olarak omuz protezi tercih edilebilir" diye konuştu.