EKONOMİ - 08 Nisan 2026 Çarşamba 09:25

DSO Başkanı Kasapoğlu sanayisizleşme tehlikesine karşı uyardı

A
A
A
DSO Başkanı Kasapoğlu sanayisizleşme tehlikesine karşı uyardı

Denizli Sanayi Odası (DSO) Nisan ayı meclis toplantısında konuşan Başkan Selim Kasapoğlu, sanayinin milli gelir içindeki payının gerilemesine ve istihdam kayıplarına dikkat çekerek "sanayisizleşme" tehlikesine karşı uyarıda bulunurken; toplantıya katılan Nihat Zeybekci, 2026 yılı itibarıyla finansmana erişimde rahatlama ve ekonomide dengelenme beklediklerini söyledi.



Denizli Sanayi Odasının (DSO) Nisan ayı olağan toplantısı DSO Hizmet Binası Müjdat Keçeci Meclis Salonu’nda gerçekleştirildi. Meclis Başkanı Okan Konyalıoğlu’nun başkanlık ettiği, Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu’nun açılış konuşmasını yaptığı toplantıya önceki dönem Ekonomi Bakanı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Ekonomi İşleri Başkanı Nihat Zeybekci katıldı. Meclis toplantısında 17 meslek komitesini temsil eden sanayiciler, sektörlerinin sorunlarını ve çözüm önerilerini Zeybekci ile paylaştı. DSO Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, Meclis toplantısının açılışında yaptığı konuşmada, Türkiye ve Denizli ekonomisinin mevcut görünümüne ilişkin değerlendirmelerde bulunarak sanayicilerin öncelikli ihtiyaçlarını paylaştı. Kasapoğlu konuşmasına "Bugün meclisimizde hep birlikte bir fotoğrafa bakacağız. Bu fotoğrafın içinde küresel ekonomi, Türkiye ve en çok da Denizli var. İçinde bulunduğumuz dönemi doğru okumak, riskleri açıkça konuşmak ve birlikte yol haritası çizmek istiyoruz" diyerek başladı. Küresel belirsizliklerin üretim üzerindeki baskısını artırdığını ifade eden Kasapoğlu, sanayide yaşanan istihdam kaybına işaret ederek "Sanayisizleşme artık akademik bir tartışma değil, ekonominin yeni gerçeğidir" dedi.



"Sanayici Ayakta Kalma Mücadelesi Veriyor"


Denizli Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Selim Kasapoğlu, küresel ve ulusal ekonomik gelişmelere ilişkin yaptığı değerlendirmede, sanayicinin giderek ağırlaşan bir tabloyla karşı karşıya olduğunu vurguladı. Kasapoğlu, "Küresel atmosferin boğuculuğunu sanayicimiz iliklerine kadar hissediyor. Artan rekabet ortamında üretim yapımızı dönüştürmeye çalışıyoruz ancak bu dönüşüm her geçen gün daha maliyetli ve daha riskli hale geliyor" dedi.



Sanayicilerin artan ve zorlaşan rekabet ortamında üretim tarzlarını yeni üretim şekillerine uyarlamaya gayret ettiğini vurgulayan Kasapoğlu, şöyle devam etti:


"Ancak bu gayretin her geçen gün daha maliyetli, daha riskli hale geldiğini de hep birlikte yaşıyoruz. Enerji arzına yönelik olumsuz gelişmeler tüm dünyanın ekonomik dengelerini doğrudan etkiliyor. Savaş öncesinde 65-70 dolar civarında seyreden Brent petrolün varil fiyatı bir ayda %50’ye yakın bir artışla 100 dolar seviyesinin üzerine çıkmış durumda. Bu gelişmelerin enflasyonist ortamı besleme endişelerini beraberinde getirdiğini söylemek yanlış olmaz. Enerji ithalatçısı bir ülke olarak petrol ve doğal gaz fiyatlarındaki her yükseliş cari denge, enflasyon ve üretim maliyetlerimiz üzerinde baskı oluşturuyor."



Büyüme var ama sanayi zayıflıyor


2025 yılı büyüme verilerini değerlendiren Kasapoğlu, 2025 yılında Türkiye ekonomisinin yüzde 3,6’lık büyüdüğünü hatırlatarak, konunun detaylarında dikkat çekici bir tablo olduğunu belirtti: "İlk bakışta olumlu gibi görünen bu verinin altını kazıdığımızda bambaşka bir tabloyla karşılaşıyoruz. Tarım yüzde 8,8 daralıyor, sanayi yüzde 2,9 büyüyor ve manşetin altında kalıyor. Daha da önemlisi, sanayinin milli gelir içindeki payı son birkaç yılda yüzde 26’lardan yüzde 18’lere düşüyor. Sanayide çalışan sayısında azalma var, 174 bin kişi sistemin dışına çıkmış. Açık söylemek lazım: Sanayisizleşme patikası artık akademik bir tartışmanın ötesinde, reel sektörün gündelik gerçeğidir. Sanayi zayıflarsa ekonomi yavaşlamaz, yönünü kaybeder."



Sanayicinin en temel ihtiyacının öngörülebilirlik olduğunu ifade eden Kasapoğlu, kur politikası, enflasyonla mücadele ve finansmana erişim konularında kısa vadeli reflekslerin ötesine geçen, uzun erimli ve tutarlı bir çerçeveye ihtiyaç olduğunu ekledi. Kasapoğlu, yüksek faiz ve krediye erişimde yaşanan kısıtların yatırım kararlarını zorlaştırdığını belirterek; ihracat ve yatırım kredilerinin desteklenmesi, kurda istikrar sağlanması ve maliyet unsurlarının rekabetçiliği gözeten bir yapıya kavuşturulmasının önemine işaret etti.


"Made in Europe Sanayi Hızlandırma Yasası Denizli için fırsatlar sunabilir"


Gümrük Birliği sürecine de değinen Kasapoğlu, Türkiye’nin Avrupa Birliği’nin imzaladığı serbest ticaret anlaşmaları karşısında dezavantajlı konumda kaldığını belirtti. Kasapoğlu "Made in Europe" Sanayi Hızlandırma Yasası tasarısının Denizli açısından fırsatlar sunabileceğini şöyle ifade etti: "Başta çelik olmak üzere, çimento ve beton bağlantılı ürünler, metal işleme, makine, otomotiv yan sanayi gibi sektörlerin daha görünür alanlar olarak öne çıktığını görüyoruz. Sektörler ve ürün grupları açısından muhtemel etkileri erkenden değerlendirmek önem taşıyor. Ticaret Bakanlığımızla koordine bir biçimde gelişmeleri yakından takip edeceğiz."


"Yeni başarı hikâyeleri yazmak zorundayız"


Denizli sanayisinin potansiyeline dikkat çeken Kasapoğlu, savunma sanayii başta olmak üzere yeni yatırım ve tedarik zinciri alanlarına odaklanılması gerektiğini vurgulayarak, "Yolu Denizli’ye her düşenin girişimci kasımızı övmesiyle böbürlenmek bizi bir yere taşımıyor. Savunma sanayiinde gerek yatırımcı gerekse tedarik zincirinin bir parçası olarak açmaya çalıştığımız alanlara dört elle sarılmalıyız. TEİ Tedarikçi Buluşmaları kapsamında 27 firmamızı bir araya getirdik. TEİ Yan Sanayi Geliştirme Ekibinin üç günlük program sonundaki gözlemi, Denizli’nin makine imalat altyapısı düşünülenin çok daha üzerinde bir potansiyele sahip olduğuydu. Kablo, mermer işleme, gıda ve makine sektörlerinde önemli hamlelerimiz var. Bilişim, yazılım ve cam sektörlerinde de yüz ağartan önemli işler yapıyoruz. Bu başarıları yukarı taşıyacak, dışarıya anlatacak ve destekleyecek hiçbir fırsatı kaçırmamaya çalışıyoruz" dedi.



"Denizli güçlü üretim altyapısıyla öne çıkıyor"


Toplantıya konuk olarak katılan önceki dönem Ekonomi Bakanı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Ekonomi İşleri Başkanı Sayın Nihat Zeybekci, Türkiye’nin zorlu ancak fırsatlarla dolu bir coğrafyada bulunduğunu ifade ederek küresel ekonomide güç dengelerinin değiştiğine ve çok kutuplu bir yapıya geçildiğine dikkat çekti. Artan küresel rekabet ortamında ülkelerin ekonomik ve siyasi stratejilerini yeniden şekillendirdiğini belirtti. Avrupa’daki yeni ticaret ve çevre düzenlemeleri ile Orta Doğu’daki gelişmelerin Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerine değinen Zeybekci, ekonomik göstergeler doğrultusunda 2026 yılı itibarıyla daha dengeli bir sürece girilebileceğini, faizlerdeki düşüşle birlikte kredi ve finansmana erişimin kolaylaşmasının beklendiğini ifade etti.



"Birlikte hareket etmek zorundayız"


Denizli özelinde de değerlendirmelerde bulunan Zeybekci, şehrin güçlü üretim altyapısı, ihracat kapasitesi ve girişimci yapısıyla Türkiye ekonomisi açısından önemli bir konumda bulunduğunu vurguladı. Zeybekci, Türkiye’nin Gümrük Birliği çerçevesinde Avrupa ile daha dengeli bir ekonomik yapı kurulmasının önemine değinerek hizmetler sektörü ve kamu alımlarında eşit hak sağlanmasının gerekliliğinden bahsetti. Çok yönlü dünya düzeninde Türkiye’nin stratejik rolüne dikkat çeken Zeybekci, Hürmüz Boğazı ve savaş ortamının ekonomiye olumsuz etkileri ve küresel belirsizliklere rağmen bu zorlu süreçte Denizli için birlik ve dayanışmanın önemine vurgu yaptı.



Toplantının sonunda katılımcıların yönelttiği soruları yanıtlayan Zeybekci, artan maliyetler ile sınırlı fiyatlama imkânı arasındaki dengenin sağlanmasına yönelik mevcut ve planlanan teşvik mekanizmalarının önemli rol oynayacağını ifade etti. 2026 yılı beklentilerine de değinen Zeybekci, özellikle finansmana erişim konusunda sanayiciyi rahatlatacak iyileştirmelerin hayata geçirilmesinin planlandığını belirtti. Mevcut zorlu sürecin aşılmasında en önemli unsurun ise tüm kurumların topyekûn bir anlayışla hareket etmesi olduğunu vurguladı.



DSO Başkanı Kasapoğlu sanayisizleşme tehlikesine karşı uyardı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Bursa Türkiye’nin en uzun maratonu start alıyor İznik Ultra Maratonu, 10-12 Nisan’da, İznik’te gerçekleşecek. Birçok ülkeden bine yakın sporcu ve binlerce sporsever İznik’in eşsiz tarihi ve doğası arasında muhteşem bir maceraya atılacak. 3 gün boyunca sürecek İznik Ultra Maratonu ve Koşu Festivali, en uzun ve zor koşu yarışı olan 160 kilometrelik İznik Ultra 160K başlangıç işareti ile 10 Nisan saat 17.00’de 15. kez başlayacak. Türkiye’nin en büyük 5. gölü çevresindeki patika ve yollarda koşacak, İznik Gölü havzasının güzelliklerini keşfedecek yarışmacılar Türkiye’nin ve dünyanın dört yanından geliyorlar. 2011 yılından bugüne düzenlenen İznik Ultra Maratonu, başta yerel kurumlar olmak üzere birçok destek ile devam ediyor. Sporcuları yarışlara çeken fikir; İznik Gölü’nün çevresini koşarak, kas gücüyle tamamlamak. Üç gün süren festivalde 160K İznik Ultra Maratonu, 90K Orhangazi, 75K Dikilitaş Ultra ve 50K Müşküle Dağ Maratonu, 25K Derbent Patika Koşusu, 14K Çamdibi ve, 5K Tarihi Kent Koşusu ile Çocuk Koşusu gerçekleştirilecek. İzleyicilerle birlikte binin üzerinde sporsever 2.500 yıllık geçmişe sahip İznik’e gelecek. Misafirler, göl çevresindeki 21 köy ve mahallenin alkışları ve destekleriyle koşacak. İznik Ultra Maratonu 2026 yılında 15. kez gerçekleşecek. Maratonun ödül töreni 12 Nisan 2026 Pazar günü 13.30’da Yeşil Cami bahçesinde gerçekleştirilecek. Belediye Başkanı Usta başarılar diledi İznik Belediye Başkanı Kağan Mehmet Usta yaptığı açıklamada "İznik ile özdeşleşmiş bir etkinliğimiz İznik Ultra Maratonu bu yıl 15. kez gerçekleşiyor.10-12 Nisan tarihlerinde ilçemizde binlerce sporseveri ve ailelerini ağırlayacağız. İlçemizin eşsiz doğası ve tarihi arasında mükemmel bir koşu festivali yaşayacak olan tüm sporcularımıza başarılar diliyorum" diye konuştu.
Bursa Osmangazi’de edebiyattan sanata anlamlı yolculuk Osmangazi Belediyesi ev sahipliğinde Bursa’nın fethinin 700. yılına ithafen hazırlanan ‘Edebiyattan Sanata Yolculuk’ sergisi, Panorama 1326 Bursa Fetih Müzesi’nde kültür ve eğitim dünyasını buluşturdu. Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğü AR-GE Birimi’nin hazırladığı ve Türkçe ile dil eğitiminde iyi örnek olarak sunulacak çalışma, bu yıl için bir sergiye dönüştürüldü. Nursel Çağlar Anadolu Lisesi öğrencileri, okudukları eserlerden etkilenerek kahramanları, mekanları ve dikkatlerini çeken sözleri resimlerine yansıttı. Öğrencilerin tamamen kendi seçimleriyle şekillenen eserler, edebiyatın derinliğini görsel sanatlarla buluştururken; Bursa’ya özgü geleneksel sanat ve zanaat unsurlarıyla zenginleştirildi. "Öğrencilerimiz gelecek nesillere ilham kaynağı olacaklar" Sanatın uzun bir yolculuk olduğunu söyleyen Nursel Çağlar Anadolu Lisesi Müdürü Hayrullah Duman, "Atölyemiz kapsamında yürütülen iki ayrı çalışmadan ortaya çıkan birbirinden değerli eserler, bugün sizlerle buluşuyor. İnanıyorum ki ilerleyen süreçte çok daha güzel çalışmalar ortaya çıkacak. Öğrencilerimizin gelecekte önemli başarılara imza atacaklarına ve kendilerinden sonra gelen nesillere ilham kaynağı olacaklarına yürekten inanıyorum. Bu imkanı bizlere sunan Osmangazi Belediyesi’ne teşekkür ediyorum" diye konuştu. Bildiri Yazarı ve Proje Koordinatörü Pervin Hazar da, "Bursa sadece bir şehir değil; her sokağı tarih kokan, her köşesi bir medeniyetin izlerini taşıyan kadim bir başkenttir. Orhan Gazi’nin emaneti olan bu kutlu şehir, o günden bugüne ilhamın ve sanatın beşiği olmayı sürdürmüştür. Bugün açılışını gerçekleştirdiğimiz bu sergi, işte o köklü mirastan aldığımız ilhamın, genç ve yetenekli ellerde yeniden hayat bulmuş en güzel yansımalarından biridir" açıklamalarında bulundu. Konuşmaların ardından protokol üyeleri tarafından serginin açılış kurdelesi kesildi. Açılışın ardından davetliler, öğrenciler tarafından hazırlanan tuvalleri ilgiyle inceledi. Program, hatıra fotoğrafı çekimi ile sona erdi.
İzmir Bebeklikte kansere yakalanan minik kahramanların umut veren zaferi İzmir’de bebeklik döneminde kanser tanısı alan ve zorlu tedavi sürecini tamamlayarak sağlıkla büyüyen çocuklar ve aileleri ile tedavileri başarıyla tamamlanan yetişkin hastalar özel bir etkinlikte bir araya geldi. Aynı hastalıkla mücadele edip sağlığına kavuşan ve şampiyonalara hazırlanan Dolunay Elmacı’nın hikayesi ise benzer süreçleri yaşayan aileler için büyük bir motivasyon kaynağı oldu. Minik Dolunay, "Ben bu hastalığı yendim, iyileştim. Bunu herkes başarabilir" diye umut dolu konuşma yaptı. Henüz bebekken kanser teşhisi konulan ve günümüzde tedavilerini başarıyla tamamlayarak kimi eğitim hayatına adım atan kimi ise oyun çağının tadını çıkaran çocuklarla yetişkin hastalar 1-7 Nisan Kanser Haftası nedeniyle Acıbadem İzmir Kent Hastanesi Onkoloji Bölümü tarafından düzenlenen "Bir umut da sizden olsun" başlıklı etkinlikte buluştu. Yetişkin, çocuk hastalar ve aileleri tanıdan tedaviye kanser yolculuklarını, acı tatlı hatıralarını, deneyimlerini dinleyicilerle paylaştı. Bu özel etkinlikte renkli kostümler giyen maskotlar eşliğinde oyunlar oynayan çocuklar, yüz boyama aktivitesiyle keyifli anlar yaşadı. Hastane odalarındaki ağır tedavileri geride bırakan minikler ve aileleri, umutlarını dilek ağacına astı. Uzman hekimlerin de katıldığı anlamlı etkinliğin sonunda, çocukların sağlıkla büyümesi temennisiyle gökyüzüne rengarenk balonlar uçuruldu. Henüz 4-5 aylık bir bebekken nöroblastom tanısı konulan ve iki yıllık zorlu tedavinin ardından sağlığına kavuşan 10 yaşındaki Dolunay Elmacı da cimnastikte kazandığı madalyalarıyla organizasyonda yer aldı. Minik sporcunun kanseri yenerek şampiyonalara uzanan bu hikayesi, zorlu süreci yaşayan aileler için adeta bir umut ışığı oldu. "Erken müdahale başarıyı artırıyor" Etkinlikte Acıbadem İzmir Kent Hastanesi Onkoloji Bölümü Koordinatörü Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Karabulut "Günümüz kanser tedavisinde yeni yaklaşımlar ve umut veren gelişmeler", Çocuk Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Nur Olgun da "çocukluk çağı kanserlerinde dünden bugüne gelişmeler" başlıklı konuşmalar yaptı. Kanserde farkındalığı artırmanın, korkuları yenerek erken teşhis ve tedaviye odaklanmanın önemini vurgulayan Prof. Dr. Bülent Karabulut, "Her yıl nisanın ilk haftası Kanser Haftası olarak anılıyor. Bizler senenin her günü kanser hastalığıyla mücadele içindeyiz ve şifa bulan çok sayıda hastamız var. Bu mücadeleyi yalnızca bir haftaya sığdırmasak da bu dönemlerde toplumsal farkındalık daha da yükseliyor. Amacımız kanserden korunma, erken teşhis ve tedavi süreçlerinde toplumdaki korkuları yenerek hastaların vakit kaybetmeden hekimlere ulaşmasını sağlamaktır. Türkiye’de kanser genellikle ölümle özdeşleştirilen fobik bir hastalık olsa da artık bu algının değişmesi gerekiyor. İnsanlarımıza ’Ya kötü bir şey çıkarsa?’ korkusundan kurtularak, hastalığın tedavisinin mümkün olduğu bilincini yerleştirmeye çalışıyoruz. Günümüzde cerrahi, radyoterapi, tanı ve tedavi yöntemleri çok gelişti. Özellikle akıllı ilaçlar ve immünoterapiler, iyileşmez denilen hastalara dahi umut oluyor. Bu nedenle halkımızın süreci donanımlı merkezlerdeki uzman hekimlere bırakarak, korkmadan ve cesurca hastalıklarıyla yüzleşmelerini istiyoruz. Bu bilimsel yaklaşımın sonunda, dışarıdan bakıldığında olağanüstü gibi görünen ama bizim için sıradan olan büyük başarılar elde ediliyor." ifadelerini kullandı. "Yaşam oranları yüzde 75’lere dayandı" Kanser Haftası kapsamında düzenlenen halka açık panelde erken tanının önemine dikkat çeken Prof. Dr. Nur Olgun, "Türkiye’deki bütün erişkin ve çocuk onkoloji klinikleri erken tanının önemini vurgulayarak kanserden korkulmaması gerektiği yönünde umut dolu mesajlar veriyor. Şu anda Türkiye çapında çocukluk çağı kanserlerinde geldiğimiz nokta çok iyi; yaşam oranları yüzde 70’leri geçerek yüzde 75’lere dayandı. Çocukların sağlık güvencesi altına alınmasının ve gelişen tedavi yöntemlerinin bu başarıdaki payını artırıyor. 0-18 yaş arasındaki tüm çocukların sağlık güvencesinde olması ve SGK kapsamında tedavi ediliyor olmaları çok önemli bir adımdır. Kemoterapi, radyoterapi ve cerrahi tekniklerdeki yenilikler bu başarılı sonuçları getirdi. 2025 yılı itibarıyla baktığımızda, önceleri yüzde 5 seviyesinde olan ileri evre hastalıklardaki yaşam oranları bugün yüzde 70-71’leri zorluyor. Hedefe yönelik tedavilerin ve immünoterapilerin de devreye girmesiyle bu tablonun daha da iyi yerlere geleceğine inanıyorum. Sonuç itibarıyla Türkiye olarak çocuk onkolojisinde çok iyi bir konumdayız" dedi. "Hedefi Türkiye şampiyonluğu" Hastalıkla mücadele edenlere umut olmak için etkinliğe katılan Dolunay Elmacı, 4-5 aylıkken kendisine nöroblastom tanısı konulduğunu ve iki yıl boyunca tedavi gördüğünü belirtti. Şu anda 10 yaşında olduğunu ifade eden Elmacı, cimnastik sporuna devam ettiğini ve Türkiye şampiyonalarına hazırlandığını kaydetti.