EKONOMİ - 15 Mayıs 2024 Çarşamba 19:43

Coffy’den tek fiyata kahve satışı

A
A
A

Türkiye’nin en hızlı büyüyen, ilk tek fiyatlı dijital kahve markası Coffy, büyüme istikrarını sürdürüyor. 2019 yılında İstanbul Kadıköy’deki ilk mağazasıyla müşterileriyle buluşan marka, 100’üncü şubesini Diyarbakır’da açtı.

Türkiye’nin en hızlı büyüyen kahve markası Coffy, hem mağaza hem de il bazında yaygınlaşmaya devam ediyor. Uluslararası pazarda yaklaşık bin şubelik deneyimi bulunan DP Eurasia Group’un bünyesinde 2019 yılında doğan marka, 100’üncü şubesini Diyarbakır’da açarak operasyonlarını 22 ile yaydı. Diyarbakır’ın Kayapınar ilçesinde 1000 metrekarelik alanda, 500 kişilik oturma kapasitesiyle açılan Coffy, kaliteli kahve deneyiminin yanı sıra Coffy mağaza konseptiyle dizayn edilmiş açık ve kapalı alanlarıyla Diyarbakırlılar için yepyeni bir sosyalleşme mekanı.

Yüzde 100 Arabica çekirdeklerle hazırlanan kahvelerini ustalıkla müşterilerine sunan marka, günün her anına uygun; kahvaltılıklar, sandviçler, tatlılar ve atıştırmalıklardan oluşan yiyecek menüsüyle de yeni nesil kahveciliğin tüm standartlarını karşılıyor. Marka, züzde 100 müşteri memnuniyeti ilkesiyle hem fiziksel mağazalarından hem de Coffy App’ten her bir müşterisinin memnun ayrılmasını önemsiyor. Marka, kaliteli kahvedeki ustalığını ulaşılabilir düzeydeki tek fiyat modeliyle harmanlayarak rekabet sahasında giderek güçleniyor.

Zincir kahve sektöründe ezberleri bozuyor

“Kaliteli kahveyi uygun fiyata içmek herkesin hakkı" diyen marka, pek çok yenilikçi özellikle kahve sektöründe farklılaşıyor ve tüketici tercihlerinde ilk sıralara oturuyor. Türkiye’nin ilk tek fiyatlı kahve noktası olan ve müşterilerinin sadece hangi kahveyi içmek istediğine karar vermesine odaklanan marka, aynı boy tüm kahveleri aynı fiyata sunarak tüketicisinin fiyat konusunda kafa karışıklığını önlüyor.

Marka ayrıca, Kolombiya ve Etiyopya’dan gelen yüzde 100 Arabica çekirdeklerle hazırlanan kaliteli ve lezzetli kahvelerini, sektörde fark oluşturan uygun fiyatlarla tüketicileriyle buluşturuyor. Müşterileri, Coffy App üzerinden verilen siparişlerde siparişlerini sıra beklemeden mağazalardan alabiliyor. Coffy’i rakiplerinden ayıran en önemli özelliklerinden biri olan ‘beklemeden al’ entegrasyonu sayesinde tüketiciler mağazaya yaklaşırken uygulama üzerinden siparişlerini verebiliyor. “Siparişimi hazırla” diyenlerin kahveleri, mağazalara geldiklerinde sıcak bir şekilde onları bekliyor. Üstelik uygulamaya üye olan herkes ilk kahvesini ücret ödemeden alabiliyor. Tüketiciler, Coffy sadakat programı kapsamında her 5 siparişinde 1 ücretsiz kahvenin keyfine varıyor. Coffy, ödüllü kahveleri ve yenilikçi uygulamalarıyla kahve tutkunlarının yeni tercihi olarak yakın bir gelecekte sektörü domine edeceğinin sinyallerini veriyor.

Açılışta konuşan DP Eurasia Group CEO’su Aslan Saranga, Türkiye’deki kahve sektörünün yaklaşık 13 milyarlık bir pazar olduğunu söyledi. Dünya ile karşılaştırdığı zaman, küçük bir pazar ama çok hızlı büyüdüğünü belirten Saranga, “Kahve pazarının şu anda en hızlı büyüyen gıda sektörlerinden biri olduğunu söyleyebilirim. Kahve sektöründeki trendlere baktığımızda, son dönemde espresso bazlı kahvelerin çok ciddi oranda tercih edildiğini görüyoruz. Şimdi de Türk markaların sistemde çok hızlı olarak büyüdüğünü gözlemliyoruz. Biz de Coffy olarak bundan dört sene evvel pazara girdik” dedi.

“En önemli özelliklerinden biri, dijital aplikasyonunuzla önceden sipariş verip hiç beklemeden kahvenizi alabilmeniz”

Tüm rakiplerden farklı bir strateji kurmaya çalıştıklarını ifade eden Saranga şöyle konuştu:

“Şu anda piyasadaki en farklı kahve markası olduğumuzu söyleyebiliriz. Coffy’nin en önemli özelliği tek fiyatlı dijital kahve markası olması. Kahve sektörü için çok büyük bir yenilik. Diğer markalara göre büyük bir fiyat avantajı sağlıyor. Markanın en önemli özelliklerinden biri de dijital aplikasyonunuzla önceden sipariş verip hiç beklemeden kahvenizi alabilmeniz. Yaptığımız bütün testlerde en kaliteli kahve seçildi kahvemiz. Yüzde 100 Arabica kalitesinde. O yüzden piyasaya yeni bir soluk, yeni bir trend getirdiğimizi düşünüyoruz.”

“Bizim kahve çeşitlerimiz espresso bazlı. Sütlüsü, sütsüzü, espresso miktarının artırıldığı, vanilya gibi aromalarla tatlandırıldığı gibi çok geniş yelpazede kahve çeşidimiz var. Bubble tea gibi farklı çay çeşitlerimiz de mevcut. O yüzden piyasadaki en geniş menüye sahip firmalardan biri olduğumuzu söyleyebilirim” diyen Saranga, “Bizim satışlarımızın yüzde 20’si aplikasyon üzerinden oluyor. Kahve yerlerindeki sipariş ve sıra bekleme süresi bazen uzayabiliyor. Ama bizim aplikasyonumuzdan sipariş verdiğiniz zaman önceden sipariş verip kahvenizi alabiliyorsunuz. O yüzden dijitalleşmede iddialıyız. Coffy’’nin Türkiye’deki en iyi dijital altyapılardan birine sahip olduğunu u düşünüyoruz. Çok farklı büyüklükte dükkanlarımız, konseptlerimiz var. AVM’ler de var, küçük corner dükkanlarımız da var. Örneğin, bu dükkanımız bin metrekare. Şu ana kadar açtığımız en büyük dükkanlardan biri. Kahve işi yaptığımız için lokasyonun görünür, yaya trafiğinin yüksek olduğu iyi seviyede yerler olması gerekiyor” şeklinde konuştu.

Pizza Restoranları A.Ş. çatısı altında ilk şubesini Ekim 2019’da İstanbul Kadıköy’de açan Coffy; “Tek Fiyatlı Kahve Noktası” konseptiyle Türk kahve kültürünün geleceğini şekillendirmek üzere yola çıktı. Marka; aktif ve yeniliklere açık ekibi, sektörde benzeri bulunmayan konsepti ve yatırımcılara sunduğu güçlü franchising sistemi ile kısa zamanda büyüme adımları attı. Operasyonlarını Türkiye’nin 22 iline yayılmış 100 şubesiyle yürüten marka, 2024 yıl sonunda itibariyle 200 şubeyle Türk kahve sektörünün en önemli oyuncularından biri olmayı hedefliyor.

Rıdvan Kılıç

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Uçakta canlı bomba şakasına 4 yıl hapis İstanbul Sabiha Gökçen-Şanlıurfa seferinde uçağa binen bir yolcunun canlı bomba şakası yapmasıyla ilgili kamu davası açıldı. Mahkeme tarafından şaka yapan sanığa "Hava ulaşım aracının hareket etmesini engellemek" suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi. Cezanın onanması durumunda uçakta canlı bomba şakası yapan yolcu hapse girecek. Mahkemeye taşınan olay, 9 Şubat 2026 tarihinde, İstanbul Sabiha Gökçen- Şanlıurfa seferinde yaşandı. VF 3222 sefer sayılı uçağa binen iki kız kardeşten biri, kabin memuruna dönerek, yanında bulunan kardeşini gösterip, "Bu canlı bomba, bunu uçağa almayın" dedi. Yolcunun bu beyanı üzerine güvenlik prosedürü uygulandı. Uçakta bomba araması yapılarak tüm yolcular uçaktan indirilirken, iki yolcu gözaltına alındı. Detaylı aramanın ardından herhangi olumsuz bir duruma rastlanmazken; seferde 3 saat gecikme yaşanması yolcularda mağduriyete neden oldu. "Bomba yok, şaka yaptık" Uçak içinde bomba ifadesini kullanan kişi ile kardeşi ifadesi alınmak üzere emniyete götürüldü. İki yolcu yanlarında herhangi bir bomba olmadığını; sadece şaka yaptıklarını ifade etti. İfadeleri alınan iki yolcu adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, hava yolu tarafından bir yıl süreyle kara listeye alındı. Bomba şakasına kamu davası açıldı Şirketi ve yolcuları mağdur eden olay mahkemeye taşındı. Olay "şikayete tabi olmayan suçlar" kapsamında olduğu için savcılık tarafından soruşturma başlatılarak bomba şakasıyla ilgili kamu davası açıldı. Şakayı yapan kişi hakkında 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu’nun "Ulaşım araçlarının hareketinin engellenmesi, kaçırılması veya alıkonulması" başlıklı 223. maddesinin 3. fıkrasında yer alan "Hukuka aykırı bir davranışla hava ulaşım aracının hareket etmesini engelleyen kişi, beş yıldan on yıla kadar, bu aracı gitmekte olduğu yerden başka yere götüren kişi, yedi yıldan on iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" suçundan iddianame hazırlandı. Bomba şakasına 4 yıl hapis cezası verildi İstanbul Anadolu Adliyesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında sanığa "hava ulaşım aracının hareket etmesini engellemek" suçundan 4 yıl 2 ay hapis cezası verildi. Cezanın istinafta onanması durumunda sanığın cezaevine gireceği belirtildi. Ayrıca sanık hakkında hukuk davası açılması söz konusuyken, şirketin seferin gecikmesi nedeniyle yolcuların mağdur olması ve ticari kayıptan dolayı konuyu yargıya taşınması da gündeme geldi.
Aydın Aydın’da gazetecilere dijital çağ eğitimi Aydın’da görev yapan basın mensupları dijitalleşen dünyada gazeteciliğin dönüşümüne ayak uydurmak amacıyla düzenlenen ’İletişimin Yeni Yüzyılı: Yapay Zeka, Algoritmalar ve Yeni Medya’ eğitim programında bir araya geldi. Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı Muğla Bölge Müdürlüğü tarafından organize edilen eğitim, Efeler Kaymakamlığı YİKOB Salonu’nda gerçekleştirildi. Eğitimde Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı uzmanları Mehmet Kılıç ve Kıymet Sezer Güngör konuşmacı olarak yer aldı. Programın açılış konuşmasını yapan İletişim Başkanlığı Muğla Bölge Müdürü Sezgin Sağun, dijital çağda iletişimin hızla dönüşen yapısına dikkat çekerek, gazeteciliğin de bu değişimden doğrudan etkilendiğini söyledi. İletişimin yalnızca bilgi aktarmak olmadığını vurgulayan Sağun, "Doğru bilgiyi doğru zamanda, doğru yöntemle ve toplumsal sorumluluk bilinciyle sunma meselesidir. Dijitalleşme gazeteciliğe yeni imkanlar sunduğu kadar beraberinde ciddi sorumluluklar ve sınamalar da getirmektedir" dedi. Algoritmaların artık sadece teknik bir konu olmadığını belirten Sağun, bu sistemlerin haberin görünürlüğünü ve kamuoyu gündemini şekillendiren temel unsurlar haline geldiğini ifade etti. Dijital çağda gazeteciliğin dönüşümünün ele alındığı programda, sosyal medya ve algoritmaların haber üretimindeki etkisi detaylı şekilde masaya yatırıldı. Eğitim kapsamında ilk oturumda Mehmet Kılıç tarafından ’Sosyal Medyada Etkili İçerik Üretimi’ başlıklı sunum gerçekleştirildi. Kılıç, hedef kitleye ulaşma yöntemleri, içerik dili ve etkileşim artırma stratejileri hakkında katılımcılara bilgiler aktardı. İkinci oturumda ise Kıymet Sezer Güngör, ’Algoritma Çağında Haber Üretmek: Gazetecilik 2.0’ başlıklı sunumunda sosyal medya algoritmalarının haberin erişimi, görünürlüğü ve yayılımındaki belirleyici rolüne dikkat çekti. Güngör, gazetecilerin dijital platformların işleyişini doğru analiz etmesinin önemine vurgu yaptı. Çok sayıda basın mensubunun katıldığı eğitim programı soru-cevap bölümünün ardından sertifika takdimi ve toplu fotoğraf çekimi ile sona erdi.
Bolu Bolu’da daimi arama kararlarının zirvesinde "mesajla hakaret" yer aldı Bolu Adalet Komisyonunun yayımladığı 2025 Yılı Faaliyet Raporu’na göre, kentte 2021 yılında 14 bin seviyelerinde olan soruşturma dosyası sayısı 20 bini geçerken, daimi arama kararı çıkarılan suçların ilk sırasında "sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret" yer aldı. Bolu Adalet Komisyonu tarafından hazırlanan raporda, kentin son 5 yıllık adli istatistikleri paylaşıldı. Raporda yer alan verilere göre, adliyeye intikal eden soruşturma dosyası sayılarında yıllara göre artış yaşandı. 2021’de 14 bin 227 olan soruşturma sayısı; 2022’de 15 bin 9, 2023’te 16 bin 128, 2024’te 17 bin 231 ve 2025 yılında ise 20 bin 172 olarak kayıtlara geçti. Daimi aramalarda dijital ortamda işlenen suçlar öne çıktı Raporun "En Çok Karşılaşılan 10 Suç Türüne Göre Daimi Arama Dosya Sayısı" bölümünde toplam 835 dosyanın dağılımı detaylandırıldı. Anayasal düzene, devletin güvenliğine ve milli savunmaya karşı işlenen suçlar ile Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki suçların hariç tutulduğu listede bilişim ve teknoloji aracılığıyla işlenen suçlar ilk sıralarda yer aldı. Listede, "sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret" suçu 342 dosyayla ilk sırada bulunurken, bunu 128 dosyayla "bilişim sistemleri banka veya kredi kurumlarının araç olarak kullanılması suretiyle dolandırıcılık" ve 101 dosyayla "kişisel verileri hukuka aykırı olarak ele geçirmek veya yaymak" suçları izledi. Öte yandan, soruşturmalar neticesinde mahkemeye sevk edilen şüphelilere ilişkin veriler de paylaşıldı. Buna göre, tutuklama talebiyle hakimliğe sevk edilen 780 şüpheliden 319’u tutuklandı, 461’i serbest bırakıldı. Adli kontrol talebiyle mahkemeye çıkarılan 697 şüpheliden ise 402’si hakkında adli kontrol kararı uygulanırken, 295 şüpheli için bu talep reddedildi.
Samsun I. Ulusal Samsun Coğrafya Sempozyumu Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) ev sahipliğinde düzenlenen "I. Ulusal Samsun Coğrafya Sempozyumu", Türkiye’nin dört bir yanından gelen 141 araştırmacıyı buluşturdu. 38 üniversite ve 35 şehirden katılımcıların yer aldığı etkinlik, 41 yıllık emeğiyle Prof. Dr. Ali Uzun’a ithaf edildi ve coğrafyanın bütüncül bakış açısı ile bilimsel katkının önemini öne çıkardı. I. Ulusal Samsun Coğrafya Sempozyumu, Samsun Büyükşehir Belediyesi Sanat Merkezi’nde düzenlendi. Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nin ev sahipliğinde, Samsun Büyükşehir Belediyesi iş birliği ve Türk Coğrafya Kurumu ile Jeomorfoloji Derneği’nin katkılarıyla gerçekleştirilen sempozyum, akademisyenler ve katılımcıların yoğun ilgisiyle başladı. Yakın zamanda emekli olan ve 41 yılını coğrafya alanındaki çalışmalara, akademik yayınlara ve eğitime ayıran OMÜ İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Coğrafya Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ali Uzun’a ithafen düzenlenen sempozyum, açılış konuşmalarıyla başladı. "Herkes bulunduğu yeri en ince ayrıntısına kadar araştırmalı, adeta didik didik etmelidir" Sempozyumda konuşan OMÜ Eğitim Fakültesi Coğrafya Eğitimi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cevdet Yılmaz, bilimsel bakış açısının bu yönde olduğunu belirterek, "Herkes bulunduğu ile yeterince katkı sağlarsa, bu üniversitelerimiz sayesinde Türkiye çapında müthiş bir arşivimiz ve güçlü bir bilgi birikimimiz olacaktır. Dolayısıyla eğitim metodu olarak bildiğimiz ‘yakından uzağa’ ilkesi çerçevesinde herkes bulunduğu yeri en ince ayrıntısına kadar araştırmalı, adeta didik didik etmelidir. Biz coğrafyacılar olarak potansiyelimizi ortaya koymalı; yöneticilere bilgi sunmalı, bilgi üretmeliyiz. Onların doğru kararlar verebilmesi için coğrafi bilgiyi kullanmalarına imkân sağlamalıyız. Bu anlamda bulunduğumuz şehri, bulunduğumuz ili en iyi tanımak, biz coğrafyacılar için birinci derecede görevdir diye düşünüyorum. Biz Ali Uzun Hocamız ve diğer bölüm elemanlarımızla birlikte, üniversitemizin ve Büyükşehir Belediyemizin destekleriyle bu çalışmaları sürdürüyoruz. Nitekim dışarıda bir sergimiz var. Bu, küçük bir örnek. Bulunduğumuz yerin sadece coğrafi özelliklerini değil; ekonomik geçmişini, iktisat tarihini, sosyolojik yapısını, göçleri ve nüfus özelliklerini, yani coğrafya bakış açısıyla ele alınması gereken her unsuru ortaya koymaya çalışıyoruz. Coğrafyanın o bütüncül bakış açısını esas alıyoruz. Burada genç arkadaşlarıma şunu hatırlatmak isterim: Yanımızda Bafra Ovası var. Bafra Ovası’nı şöyle düşünelim: Burada hidrojeologlar yer altı suyunu çalışmış, baraj yapım imkânlarını araştırmış; ziraatçılar neyin yetişip neyin yetişmeyeceğini incelemiş; arkeologlar ise İkiztepe’nin kaç bin yıl öncesine dayandığını ortaya koymuş. Bugün yöneticilerimizin, kamu kaynaklarını doğru kullanma konusunda titiz davrandıklarına inanıyoruz. Bu çerçevede, Bafra Ovası’nın bütününü ortaya koyan bir yaklaşıma ihtiyaç vardır. İşte coğrafyanın bütüncül bakış açısı budur. Eğer ben yer altı suyunun ne işe yaradığını, üzerindeki tarım topraklarının niteliğini ve diğer tüm unsurları farklı bilim dallarından toplayarak bütüncül bir şekilde ilgili kişilere aktarabilirsem, hem coğrafya bilimini temsil etmiş olurum hem de gerçek bir katkı sunarım" dedi. "Projelerim devam ediyor" Konuşma yapan Prof. Dr. Ali Uzun, "Elimden geldiğince arkadaşlarımla birlikte istişare ederek, birlikte düşünerek, birlikte üretmeye; üniversitemize ve şehrimize katkı sunmaya çalıştım. Bu yolda beni destekleyen, başta doktora öğrencilerim olmak üzere bölümümüzün çok seçkin akademisyenlerine ve elbette yol arkadaşım Prof. Dr. Cevdet Yılmaz Bey’e teşekkür ediyorum. Nereye gittiysem hep yanımda oldu. Ondan çok şey öğrendim. Adeta gezen bir kütüphane gibi; her müracaatımda mutlaka ufuk açıcı sözlerini gördüm. Kendisine özel bir teşekkür etmek istiyorum. Üniversitemizde çalışma kültürü son yıllarda, özellikle BAP destekleriyle gittikçe daha da kurumsallaştı. Hâlen BAP kontrolünde ve BAP desteğiyle devam eden projelerim var. Yani tek bir projem değil, projelerim devam ediyor. Nasip olur, ruh ve beden sağlığımız el verdikçe camiamıza katkı vermeye devam edeceğim. Ben aslında hep coğrafyanın farklı yönlerini, ülkemizde daha önce çalışılmamış konuları seçmeye ve gündeme getirmeye çalıştım. Bunları değerli meslektaşlarım ayrı ayrı konuşacaklardır. Ancak daha yeni yayımladığımız ‘ulu kışta soğuk su geyserleri’ konusundan bahsetmek isterim. Türkiye’de geyser olup olmadığı tartışılırken, biz çok özel bir geyseri ele aldık ve yayımladık. Bu da bir projeydi ve çok sayıda akademisyenle birlikte yürüttük. Çorum Üniversitesi’nden profesör arkadaşlarımız da bize destek verdiler. Bu projeyi tamamladık ve yayımladık. Bunların sayısını artırmak elbette mümkün; ancak burada tek tek sıralamak zor. Genç arkadaşlarıma şunu söylemek isterim: Artık internet var. Hatta yapay zekâ, bazı makaleleri sizin yerinize özetleyebiliyor. Evden okula giderken ya da okuldan eve dönerken bile bu imkânlardan yararlanabilirsiniz. Size güncel makaleleri, anlayacağınız bir dille anlatabilir. Bu nedenle dünyayı yakından takip edin ve zaman zaman kendinizi geliştirin. Bu mümkündür; siz de bunu yapabilirsiniz" diye konuştu. "Akademik hayat yalnızca ders vermek ya da yayın yapmak değildir" Samsun Büyükşehir Belediye Genel Sekreter Yardımcısı Necmi Çamaş, "Bir akademisyenin özgeçmişi çoğu zaman tarihler, ünvanlar ve görevlerden oluşan donuk bir çizgi gibi görünür. Oysa bu çizelgenin arkasında bir ömürlük emek, öğrencilerle kurulan bağ, sahada yapılan gözlemler, sabırla büyütülen kurum kültürü ve bilime karşı sürdürülen sadakat vardır. Akademik hayat yalnızca ders vermek ya da yayın yapmak değildir. Akademik hayat, bir disiplinin dilini kurmak, ölçütlerini taşımak, saha geleneğini diri tutmak ve en önemlisi yetiştirdiği öğrencilerle bilimsel kültürü gelecek kuşaklara aktarmaktır. Prof. Dr. Ali Uzun, meslek yaşamını bu anlamda, coğrafyanın uzun soluklu ve emek isteyen tarafını temsil eden güçlü bir örnek olarak sürdürmüştür. Hocamız, Ondokuz Mayıs Üniversitesi’nde uzun yıllara yayılan öğretim görevi sürecinde profesörlük görevini sürdürmüş; bölüm ve ana bilim dalı düzeni ile idare sorumlulukları üstlenmiş; ayrıca dekanlık göreviyle üniversite yönetimine katkı sunmuştur. Bu görevler, bir bilim insanının yalnızca kendi araştırma alanına değil, kurumuna ve disiplinine, disiplinin de geleceğine yatırım yaptığının göstergesidir" şeklinde konuştu. "Akademik ve kültürel hareketliliğe ivme kazandıracaktır" OMÜ Rektörü Prof. Dr. Fatma Aydın ise "Kurumlar arası iş birliğiyle hayata geçirilen bu organizasyon, üniversitelerin, yerel yönetimlerin ve bilimsel kuruluşların ortak hareket ettiklerinde ne denli etkin sonuçlara erişebileceklerinin somut bir yansımasıdır. Ülkemizin aydınlık yarınları için bilim ve bilgi odaklı yapıların ortaya koyabileceği sinerjinin yerel ölçekli referanslarındandır. Böylesi birlikteliklerin artarak devamı, şehrimizdeki akademik ve kültürel hareketliliğe ivme kazandıracaktır. Vatan sevgisinin coğrafya bilgisinden geçtiği şuuruyla hayata geçirilen bu anlamlı programda sizlerle bir araya gelmiş olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum. Bildiri başlıklarına yansıyan konulara dair bakış açılarıyla zenginleşecek, hakikat odağında gerçekleşecek değerlendirmelerle niteliği yükselecek bir atmosferde hayat bulacağına inandığım toplantımızın verimli geçmesini diliyorum" ifadelerini kullandı. Kürsü konuşmalarının ardından panellerle devam eden sempozyum, 4 Nisan’da sona erecek.