SAĞLIK - 26 Ekim 2023 Perşembe 10:06

Kalpteki ‘kaçak elektrik’ uzmanlar tarafından tespit edilip yakılıyor

A
A
A
Kalpteki ‘kaçak elektrik’ uzmanlar tarafından tespit edilip yakılıyor

Diyarbakır’da kalp ritim bozukluğu olan vatandaşlar, Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde kalbi 3D haritalayan ve ablasyon denilen yakma işlemiyle sağlığına kavuşuyor.


Diyarbakır Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görev yapan kardiyoloji uzmanları Prof. Dr. Erkan Baysal ve Doç. Dr. Metin Okşul tarafından uygulanan ablasyon (yakma) yöntemiyle kalp ritim bozukluğunun kaynaklandığı dokular ortadan kaldırılarak hastaların sağlığına kavuşması sağlanıyor.


Prof. Dr. Erkan Baysal, İhlas Haber Ajansı (İHA) muhabirine kalpteki ritim bozukluklarını 3 boyutlu haritalama sistemiyle kalpteki elektriksel bölgeleri işaretledikten sonra sorunlu alanlara ablasyon işlemini uyguladıklarını belirtti.


Teknolojinin gelişmesiyle işlerinin daha da kolaylaştığını dile getiren Dr. Baysal, “Son yıllarda teknolojideki gelişimlerle birlikte bizim de kendi alanımızda büyük gelişmeler oldu. Bunlardan bir tanesi ritim bozukluklarının tedavisidir. Bundan yaklaşık 30 yıl önce hiç aklımıza gelmeyecek tedavi yöntemlerini şu an yaygın bir şekilde kullanmaktayız. Bunlardan bir tanesi de 3 boyutlu haritalama sistemidir. Bu sistemle kalbin 3 boyutlu haritasını çıkarıyoruz. Oradaki gerekli elektriksel bölgeleri işaretliyoruz, sorunlu olan alanları tespit edip bu alanlara ablasyon işlemi uygulayarak ritim bozukluklarını ortadan kaldırmayı hedefliyoruz” dedi.



"Günde yaklaşık 14 hasta alabiliyoruz"


Bölgenin en büyük elektrofizyoloji laboratuvarına sahip olduklarını söyleyen Dr. Baysal, “Hastanemizdeki elektrofizyoloji laboratuvarı son 10 yılda işlem sayısında giderek artan bir sayıyla bölgenin en büyük elektrofizyoloji merkezi özelliği taşımaktadır. Merkezimizde 7/24 hizmet veriyoruz. Oldukça yetkin bir ekibe sahibiz. Bölgenin en büyük elektrofizyoloji merkezi olduğu için buradaki temel problemlerden bir tanesi hastalarımıza yetişemiyoruz. Hastalarımızın hepsine hemen işlem yapma imkanımız maalesef yok. Randevu ile sırayla hastalarımızı alabiliyoruz. Günde yaklaşık 14 hasta alabiliyoruz” ifadelerine yer verdi.


Durumu kritik olan hastalara yaklaşık 6 saat işlem yapmak zorunda kaldıklarını ifade eden Dr. Baysal, “Bazen sadece bir hastada 5-6 saat işlem yapmak zorunda kalabiliyoruz. Özellikle ölümcül ritim bozukluğu dediğimiz hastalar ortalama 4-5 saatimiz alıyor. Normal hastalarımız ise bir saat içerisinde tedavi ediliyor. Bazı hastalarımıza genel anestezi kullanmak zorunda kalıyoruz. Çünkü yaptığımız işlem ağrılı olabiliyor. Özellikle ölümcül ritim bozukluğu olan hastalarımızın masada hareket etmemesi için bazen genel anesteziyle işleme alabiliyoruz. Rutin işlemlerimizde hastalarımıza çok hafif sedasyon yapıyoruz. Çünkü çok fazla anestezi yaptığımızda da hastalarımızın ritim bozukluğu ortaya çıkmayabiliyor. Bu da bizim emek ve zaman kaybımıza neden olabiliyor” diye konuştu.


Son olarak laboratuvarlarında pediatrik elektrofizyolojinin de uygulandığını aktaran Dr. Baysal, “Hastanemizdeki elektrofizyoloji laboratuvarının diğerlerinden bir farkı da pediatrik elektrofizyolojinin de yapıldığı bir merkezdir. Özellikle son bir yıldır bölgedeki çocuk hastalara yönelik işlemlerin de rutin olarak uygulandığı bir merkezdir. En küçük hastamız bir yaşındaydı. O yönden hastanemizdeki laboratuvar biraz daha farklılık gösteriyor” şeklinde konuştu.



Kalpteki ‘kaçak elektrik’ uzmanlar tarafından tespit edilip yakılıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep Kursiyer olarak girdi eğitmen olarak çıktı Katıldığı sergide ilgi duyduğu ve hobi olarak öğrendiği çini sanatını meslek haline getiren Özlem Karabüber, halk eğitim merkezlerinde katıldığı kursların ardından girdiği eğitimlerde sertifikalarını alarak usta öğretici oldu. 2006 yılında memleketi Manisa’da mahallelerindeki halk eğitim merkezindeki çeşitli kurslara giden ve merkezde çeşitli eğitimler alarak, boş zamanlarını değerlendirmeye başladı. Merkezde çini sanatına ilgi duymaya başlayan 39 yaşındaki Özlem Karabüber, çini sanatı eğitimlerinin verildiği kursa katıldı. Zamanla kendisini geliştirerek hobisini mesleğe dönüştüren Karabüber, eğitim gördüğü kurslarda da usta öğretici olarak görev yapmaya başladı. Karabüber, bin bir emek ve zahmetle hazırladığı el emeği ürünleriyle hem aile ekonomisine katkı sağlıyor hem de kendi atölyesini de kurarak girişimci kadınlara örnek oluyor. Şahinbey Millet Camii ve Külliyesi içinde halk eğitim merkezi ile Şahinbey Belediyesi’nin işbirliğinde açılan kursta da eğitmenlik yapan Karabüber, halk eğitim merkezlerinin çeşitli kurslarına katıldığı dönemde çini sanatı kursuna başladığını ve sonrasında eğitim alarak kendini geliştirdiğini söyledi. Çini sanatıyla ilk tanışmasının 20 yıl önce başladığını belirten Karabüber, "Kursiyer olduğum yıllarda tanıştığım çini sanatını 20 yıldan beri sürdürüyorum. Bu sanatı hiç bırakmadım. Hiçbir zamanda şartlar değişmezse sanatımı sürdüreceğim" dedi. "Çini sanatıyla yapılan eserlere ilgi duymaya başladım" Sanatını çok sevdiğini belirten Karabüber, "Çini sanatıyla 2006 yılında tanıştım. Gittiğim halk eğitim merkezinde çini sanatı kursu vardı. Kursa giderek çini sanatını öğrenmeye başladım. Bana çini sanatını Aycan hocam öğretti, bu konuda bana çok desteği oldu. Bana bu sanatı sevdiren Aycan hocam oldu. Bu sanatla onun sayesinde tanıştım. Halen de sanatımı devam ettiriyorum. Ben aslında halk eğitim merkezindeki farklı kurslara gidiyordum. Yılsonunda sergilerimiz oluyordu. Ben aynı binadayım ama çini sanatı kursunu hiç görmemişim. Çok garip ki sergide çini sanatıyla yapılan eserlere ilgi duymaya başladım. Çini sanatıyla yapılan serler çok güzeldi ve çini sanatı beni çok cezbetti. Hocamın da çini sanatını bana sevdirmesiyle bu sanata başladım" dedi. "Ben bu sanatla hayata tutundum" Hobisini mesleğe dönüştürdüğü için çok mutlu olduğunu dile getiren Karabüber, "3 yıl önce kalp krizi sonucu eşimi kaybettim. Bu sanat olmasaydı galiba yaşama gibi bir duygum olmayabilirdi. Yanlış bir örnek vermek istemem ama ben bu sanatla hayata tutundum. Önce çocuklarım, daha sonra ise çini sanatı benim hayata tutunmama vesile oldu. Çünkü bir şeyler üretmek ve bir şeyler ortaya çıkarmak, kursiyerlere bu sanatı bunu sevdirmek, onlarla birlikte eser yapmak beni hep mutlu etti. Kursiyerlerim ile birlikte, beraberlik içerisinde sanatımızı devam ettirdik" ifadelerini kullandı. "Çini sanatını çok severek yapmaya başladım" Osmanlı dönemine ait çini motifleri üzerine eserler yaptığını belirten Karabüber, "Günümüzde çini sanatçıları modern çalışmayı çok seviyor ama ben daha çok geleneksel ve klasikçiyim. Daha çok klasik çalışmayı tercih ediyorum. Kursiyerlerime de geleneksel ve klasik çalışmayı öğretiyorum. 2006 yılında kursiyer olarak başladığım bu sanatımda kendimi iyice geliştirdikten sonra usta öğretici olmaya karar verdim. Çini sanatını çok severek yapmaya başladım ve baktım ki bu sanatın içinden de çıkamıyorum. Çünkü insanı kendine çekiyor. Ben de eğitmen olmaya karar verdim. Ustalık ve usta öğreticilik belgesi için çeşitli eğitimlere katıldım. Daha sonra halk eğitim merkezlerinde görev almaya başladım. Hocamız ‘siz de kendi atölyenizi açabilirsiniz, siz de bu kursların eğitmeni olabilirsiniz’ dediğinde bana hayal gibi gelmişti. Fakat şimdi ben de kursiyerlerim için aynı ifadeleri kullanıyorum" diye konuştu.
İstanbul İnsansız kara aracı BARKAN 3, önümüzdeki aylarda TSK envanterine girecek HAVELSAN tarafından geliştirilen insansız kara aracı BARKAN 3, ilk kez sergilendi. HAVELSAN Ürün Geliştirme Direktörü Veysel Ataoğlu, "Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine önümüzdeki 1-2 ay içerisinde girmiş olacak. Asker operasyon alanına girmeden bu insansız sistemlerle bölgeyi gözetleyebilecek, kontrol edebilecek ve müdahale edebilecek. Her türlü görev konseptini icra edebilecek. Bölgemizdeki savaşlara da baktığımız zaman insan faktörü arka planda kaldı. Önde hep insansız sistemler" dedi. İnsansız kara araçları ailesinin en yeni ve gelişmiş üyesi olan BARKAN 3’ü ilk defa SAHA 2026 Uluslararası Savunma, Havacılık ve Uzay Sanayi Fuarında sergilendi. Uzaktan kontrol ve otonom görev yetenekleri ile donatılmış BARKAN sistemi savaş sahasında, askeri birliklere ve güvenlik kuvvetlerine yakın görev desteği sağlıyor. BARKAN 3 modern sahasının ihtiyaçlarına yönelik yeni yetenekleriyle ön plana çıkıyor. Operasyonlarda askerin yükünü hafifletecek. Asker operasyon alanına girmeden BARKAN’la bölgeyi gözetleyebilecek, kontrol edebilecek. Ayrıca üzerinde taşıdığı mühimmatla da müdahale de edebilecek. "İnsan aklına sahip bir insansız sistem ortaya çıkarmış olduk" BARKAN 3’ün önceki versiyonlarına göre daha fazla gelişmiş bir sistem olduğunu belirten HAVELSAN Ürün Geliştirme Direktörü Veysel Ataoğlu, "2019 yılında Savunma Sanayii Başkanlığı’mızın "Orta Sınıf 1. Seviye İnsansız Kara Aracı" projesiyle başladı Barkan. O zaman sahaya çıkardığımız ürünü belli bölgelerde Türk Silahlı Kuvvetleri ile birlikte test ettik. Test ettikten sonra ihtiyaçlar doğrultusunda bu araç biraz daha evrildi. Hem bölge şartlarına hem kuvvetin isterlerine göre farklı bir araç ortaya çıktı. Şuanda geldiğimiz aşamada da BARKAN’ın son versiyonu olan BARKAN 3 aracı çıktı. Savunma Sanayii Başkanlığımızla bir seri üretim sözleşmesi imzaladık. Şuanda ilk defa burada sergiliyoruz. Sahanın isterlerine hitap edebilecek farklı bir noktaya çıktı. Hareket kabiliyeti daha yüksek ve üzerinde farklı tip faydalı yükler taşıyabilen bir yapıya kavuştu. Otonom kabiliyetler daha fazla olan Hem sensör, hem radar, hem de kamera açısından yeni sistemler entegre edildi. Önceki versiyonlara göre çok daha fazla sensör ve kameraya sahip bir platform ortaya çıktı. Yaklaşık insan aklına sahip bir insansız sistem ortaya çıkarmış olduk" diye konuştu. "Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine önümüzdeki 1-2 ay içerisinde girmiş olacak" Ataoğlu, BARKAN 3’ün envantere ne zaman gireceği hakkında şu değerlendirmeyi yaptı: "Türk Silahlı Kuvvetleri envanterine önümüzdeki 1-2 ay içerisinde girmiş olacak. Daha sonra diğer araçları üretmeye başlayacağız. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin mevcut görev yaptığı bölgelerde, birliklerle birlikte görev icra edecek. Daha fazla faydalı yük taşıyabilen, daha çok sensörlere sahip bir araç ortaya çıktı. Sahada komuta kontrol merkezinden koordinatlar verilirken kendi kendine görev yapabilen bir araç ortaya çıktı. Siber güvenlik anlamında da yeni şeyler sunmuş oluyoruz. Yazılım kabiliyeti olduğu sürece bunları da geliştirmeye devam edeceğiz. Bire bir kuvvetle bölgede olduğumuz için her an değişen şartlara değişen isterlere anlık olarak araçlara aktarabiliyoruz". " İnsan faktörü arka planda kaldı" BARKAN 3’ün her türlü görevi yapabileceğini ifade eden Ataoğlu, "Asker operasyon alanına girmeden bu insansız sistemlerle bölgeyi gözetleyebilecek, kontrol edebilecek ve müdahale edebilecek. Her türlü görev konseptini icra edebilecek. Bölgemizdeki savaşlara da baktığımız zaman insan faktörü arka planda kaldı. Önde hep insansız sistemler olacak. Biz de buna insansız sistemler diyoruz. BARKAN da artık insansız sistemlerin öncü araçlarından biridir. Faydalı yükleri de entegre edebiliyoruz. Bu da kuvvetin isterine göre değişiyor. Sahada kullanılan BARKAN İKA’lardan gelen geri bildirimlerle son aracımız ortaya çıktı. İlk aşamada yine belli adetlerde seri üretim yapılıyor olacak, ancak sahanın ihtiyacına göre bu sayı farklı adetlere de çıkabilir" ifadelerini kullandı.
İstanbul Psikolojik destek ertelenmemeli: Dibe vurmayı beklemeyin Fiziksel hastalıklarda hızla doktora başvurulurken, ruhsal zorlanmalarda "kendi kendine geçer" inancıyla hareket edilmesi mevcut sorunları daha da derinleştiriyor. 10 Mayıs Dünya Psikologlar Günü vesilesiyle ruh sağlığının önemine değinen Medipol Sağlık Grubu’ndan Klinik Psikolog Pelin Ankay Kudu, toplumda psikolojik destek alma konusunda hâlâ ciddi çekinceler bulunduğunu belirterek profesyonel ruhsal desteğin de şart olduğunu ifade etti. Günlük hayatın stresi, yoğun tempo ve taşınan duygusal yükler bireylerin ruh sağlığını giderek daha fazla zorluyor. 10 Mayıs Dünya Psikologlar Günü kapsamında önemli uyarılarda bulunan Medipol Mega Üniversite Hastanesi Klinik Psikoloğu Pelin Ankay Kudu; toplumdaki "etiketlenme" ve yargılanma korkusuna dikkat çekerek, ruh sağlığının en az beden sağlığı kadar önemsenmesi gerektiğini ve psikolojik desteğin kesinlikle ertelenmemesi gerektiğini vurguladı. Ruh ve beden sağlığı bir bütündür Kudu, psikolojik destek alma kültürünün toplumda yeterince yerleşmediğini belirten Kudu "Bizim toplumumuzda güçlü olmak, her şeyi tek başına halletmekle ilişkilendiriliyor. Oysa ruh ve beden sağlığı bir bütündür. Nasıl fiziksel bir rahatsızlıkta doktora başvuruyorsak, ruhsal zorlanmalarda da psikolojik destek almak doğal bir ihtiyaçtır" dedi. Psikolojik destek alma sürecinin önünde etiketlenme ve yargılanma korkusu gibi engeller bulunduğunu ifade eden Kudu, bu nedenle birçok kişinin destek almayı ertelediğini söyledi. Ertelenen sorunlar daha karmaşık hale geliyor Psikolojik sorunların ertelendikçe daha derin ve karmaşık hale gelebildiğine dikkat çeken Kudu, "Psikolojik destek almak için mutlaka büyük bir travma yaşamak gerekmiyor. Kişi kendini iyi hissetmediği her durumda destek alabilir. Ancak uzun süren mutsuzluk, tükenmişlik, ilişkilerde zorlanma ve günlük işlevselliğin bozulması gibi durumlarda mutlaka bir uzmana başvurulmalıdır" diye konuştu. Gençler daha bilinçli ama destek erişilebilir olmalı Son yıllarda gençlerin psikolojik desteğe bakış açısının daha bilinçli ve olumlu olduğunu belirten Kudu, "Gençler destek alma konusunda daha istekli. Ancak bu desteğin erişilebilir ve sürdürülebilir olması gerekiyor" dedi. Ebeveynlere de çağrıda bulunan Kudu, "Aileler bazen çocuklarının psikolojik destek almasına çekingen yaklaşabiliyor. Ancak bu durum sorunların daha ağır şekilde geri dönmesine neden olabilir. Psikolojik destek almak bir gereklilik olarak görülmelidir" ifadelerini kullandı.
Erzurum ASKON Başkanı Turan: ’’Anneler geleceğin en güçlü güvencesidir’’ Anadolu Aslanları İş Adamları Erzurum Şube Başkanı Yavuz Selim Turan, Anneler Günü nedeniyle yayınladığı mesajda, "Bizi millet yapan değerlerin her birimizde hayat bulmasında, yaşatılmasında en çok annelerimizin payı vardır" dedi. Başkan Yavuz Selim Turan, annelerin hakkının hiç bir zaman ödenemeyeceğini ifade ederek: ’’Anne sadece insanı dünyaya getiren değil aynı zamanda insanın doğduğu andan itibaren hem koruyucusu, hem bakıcısı, hem de öğretmenidir. Sevgi ve şefkatle, sağlıklı nesillerin yetiştirilmesinde büyük bir sorumluluk üstlenen annelerimiz, aile ve toplum hayatının temel direğini oluşturmaktadır. Bizi millet yapan değerlerin her birimizde hayat bulmasında, yaşatılmasında en çok annelerimizin payı vardır. Annelerimiz bize hayatı öğreten, bizi büyüten ve bizleri sevgisiyle ve şefkatiyle kucaklayan en değerli hazinemizdir. Onlar merhametin ve fedakarlığın vücut bulmuş halidir. Anneler günü, sadece biyolojik annelerin değil, aynı zamanda tüm anne ve annelik görevini üstlenen herkese hitap etmektedir" şeklinde konuştu. "Cennet annelerin ayakları altındadır" Toplumun temelini oluşturan aile kurumunu sevgisiyle ve fedakârlıklarıyla bir arada tutan, aile hayatını huzur ve mutluluk deryasına dönüştüren annelerin en değerli varlıklar olduğunu hatırlatan Turan, " Onların değerini kaybetmeden zamanında bilmek, başımıza taç etmek ve gönüllerini hoş tutmak bizler için bir görevdir. Yüce dinimizin "Cennet annelerin ayakları altındadır" ifadeleri ile kutsallıkları belirtilen annelerimiz, her zaman her şeyin en iyisine ve en güzeline layıktır. Bu duygu ve düşüncelerle, başta ülkemizin birlik ve beraberliği için canlarını feda eden şehitlerimizin ve gazilerimizin anneleri olmak üzere bütün annelerin Anneler Günü’nü kutluyor, huzur ve mutluluklar diliyorum. Bizleri bugünlere ulaştıran annelerimizin Mübarek Kurban Bayramını tebrik eder hayırlara vesile olmasını diliyorum" diye konuştu.
İzmir İzmir’de özel çocuk anneleri mutlu İzmir’de yaşayan 49 yaşındaki Songül Okçu ile down sendromlu ve otizmli kızı Miray Okçu’nun hayatı, İzmir Büyükşehir Belediyesi Yurdoğlu Engelli Çalışmaları Merkezi’yle değişti. Kızının merkezde aldığı eğitimlerle önemli aşamalar kaydettiğini, kendisinin de psikolojik destek alıp çeşitli kurslara katıldığını belirten Okçu, "Hayatımıza can geldi, renk geldi. Arkamızda dağ gibi durdular. Hayatımıza ışık oldular" dedi. İzmir Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesi Başkanlığı Engelli Çalışmaları Şube Müdürlüğü, sadece kentte yaşayan engelli bireylere değil onlara en büyük emeği veren annelerinin de hayatlarına dokunuyor. 9 yaşındaki down sendromlu ve otizmli kızı Miray Okçu’yu İzmir Büyükşehir Belediyesi Yurdoğlu Engelli Çalışmaları Merkezi’ne götüren anne Okçu, tıpkı kızı gibi kendi hayatına da renk geldiğini söylüyor. İleri düzeyde bilişsel, algısal ve hareket gelişimi bozukluğuna sahip Miray Okçu, özel eğitim alırken, anne Songül Okçu ise aynı merkezde yoga, dans, resim gibi eğitimlere katılıyor, gezilere gidiyor ve psikososyal destek alıyor. Merkeze gelmeye başlamadan önce hayatlarının tek düze olduğunu söyleyen Okçu, "Hayatımızda renk yoktu, ışık yoktu. Umutlarımız tükenmişti. Hem çocuğum hem de kendim hayattan kopmuştuk. Hayatımıza can geldi, renk geldi. Özel olduğumuzu, yalnız olmadığımızı burada anladık. Arkamızda dağ gibi durdular. Burada hayatımıza ışık oldular" diye konuştu. "İyi ki özel çocuk annesiyim diyorum" "Özel çocuk annesi olmak; mücadele, emek ve sabır demek. Tüm anneler elbette mücadelecidir ama bizim çabamız çoğu zaman iki kat fazla olmak zorunda kalıyor" diyen Okçu, anneliği "beklemek" kavramıyla tanımladı. "Anne; ocağın başında, hasta çocuğunun başında bekler. Beklemediği tek şey ise sevgidir" ifadelerini kullanan Okçu, merkezin kendilerine karşılıksız destek sunduğunu belirtti. Kızının merkeze başladığında merdivenleri inip çıkamadığını anlatan Okçu, hareket eğitimi dersleri sayesinde artık bunu bağımsız şekilde yapabildiğini söyleyerek, "Sadece engelli çocuklara değil, bizim gibi özel çocuklara sahip annelere olan destekleri, anlatsam kelimelere sığmaz. Burayı tanıdıktan sonra ‘iyi ki özel çocuk annesiyim’ diyorum. Başkan Tugay’ın burasını açtığını duydum ve koşarak geldim. Özel ilgiyle karşılandım. Özel bir çocuk annesi olarak özel bir muamele gördüğüm tek alan burası oldu" ifadelerini kullandı. "Artık çaresiz ve yalnız değiliz" Engelli çocuk anneleri için toplumda empati duygusunun gelişmesi gerektiğini belirten Okçu, "Bu kurumdan aldığım desteği toplumun her alanında görmek isterim. Bizi anlayın, farkında olun, birlikte olalım ve bize destek olun. Bu merkezi normal bir kurum olarak görüyordum ama hizmet aldıkça ‘kurum’ kelimesi çok hafif kaldı. Çünkü burası bizim için ev, sıcak bir yuva, sığındığımız bir liman oldu. Bizimle o kadar ilgililer ki ‘özel’ kelimesi benim hayatımda sadece ‘özel çocuğu olan anne’ olarak vardı. Benim bugüne kadar hiç özel bir diyetisyenim olmadı, özel bir psikoloğum, özel aile danışmanım olmadı; ta ki buraya gelene kadar. Artık çaresiz ve yalnız değiliz. Bunu iliklerime kadar hissediyordum" sözlerine yer verdi. "Başkan Tugay sayesinde yalnız olmadığımızı hissettik" Merkezde sadece kızının eğitim alacağını düşünürken, aslında kendi hayatının da değiştiğini söyleyen Okçu, "Her alanda bütün aktivitelerden yararlanıyorum. Geziler yapıyoruz; ilk kez Ödemiş’e gittim. Psikoloğumuz var, diyetisyenimiz var. Sağlıklı yaşamı öğrendim ve 6 kilo verdim. Burada yoga yapıyorum, dans eğitimlerine katılıyorum, el sanatları, resim derslerine katılıyorum. Burası bizim nefes aldığımız bir yer. Çünkü özel çocuk anneleri olarak zorlanıyoruz. Böyle kurumlar ve Başkan Tugay sayesinde artık yalnız olmadığımızı hissettik. Özel çocuk anneleri olarak artık güçlüyüz, dik duruyoruz ve özgüven sahibiyiz. Bunun mimarı olan Başkan Tugay’a yürekten teşekkür ediyorum" dedi. Okçu, kızının merkeze gelmeden önce kendi vücuduna zarar verdiği için kask ve eldiven takmak zorunda olduklarını, ancak merkezde aldığı eğitimlerden sonra gelişme kaydettiğini ve bu gibi önlemler almamaya başladıklarını sözlerine ekledi.