SAĞLIK - 22 Nisan 2026 Çarşamba 09:40

Kadınlarda erkeklerden 2-3 kat daha fazla görülüyor

A
A
A
Kadınlarda erkeklerden 2-3 kat daha fazla görülüyor

Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Hamamcı, Multipl Skleroz (MS) hastalığına ilişkin önemli bilgiler paylaştı.


MS’in genellikle yaşamın en üretken ve aktif olduğu 20 ile 40 yaşları arasında ortaya çıktığını kaydeden Mehmet Hamamcı, "Ancak çocukluktan yaşlılığa kadar her dönemde görülme ihtimali vardır. Genç erişkinlerde travma dışı nörolojik engelliliğin en yaygın nedenlerinden biridir. Cinsiyet bazında baktığımızda, kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha sık görüldüğünü biliyoruz" şeklinde konuştu.


Hastalığın ortaya çıkışında genetik ve çevresel faktörlerin karmaşık bir etkileşiminin söz konusu olduğunu ifade eden Hamamcı, "MS doğrudan bir ebeveynden çocuğa geçen kalıtsal bir hastalık değildir; ancak genetik bir yatkınlık zemini vardır. Yatkınlığa sahip kişilerde D vitamini eksikliği, bazı viral enfeksiyonlar ve özellikle sigara kullanımı gibi çevresel tetikleyiciler eklendiğinde hastalık süreci başlayabilir" diye konuştu.



Her bireyde farklı görülüyor


Hastalığın her bireyde farklı şekillerde ortaya çıkabildiğini, bu yüzden zaman zaman "bin bir suratlı hastalık" olarak da anıldığını dile getiren Doç. Dr. Hamamcı, "Ancak en sık karşılaştığımız ilk belirtiler arasında; bir gözde ani görme kaybı veya bulanık görme, kol veya bacaklarda uyuşma, karıncalanma, güç kaybı, dengesizlik, çift görme ve açıklanamayan aşırı yorgunluk hali yer alır" dedi.



"Başarıyla uyguluyoruz"


"Tıbbi anlamda MS’i vücuttan tamamen ortadan kaldıran ‘kesin bir tedavi’ henüz bulunmuş değildir" diyen Hamamcı, "Ancak günümüzde MS, doğru tedavi ile kontrol altına alınabilen bir hastalık haline gelmiştir. Tedavi sürecinde; atak dönemlerinde uyguladığımız yüksek doz kortizon ve/veya plazmaferez (kan temizlenmesi/filtrelenmesi) tedavilerinin yanı sıra, hastalığın seyrini değiştiren, yeni atakları ve kalıcı hasarları önleyen çok sayıda yeni nesil koruyucu ilacımız (haplar, iğneler, akıllı moleküller) mevcuttur. Düzce halkına büyük bir mutlulukla söyleyebilirim ki MS tedavisi, tıpta ve nörolojide en hızlı gelişen alanlardan biridir ve üniversitemizde bu tedaviler uygulanabilmektedir. Örnek vermek gerekirse; Düzce Üniversitesi olarak dirençli ataklarda veya ağır seyreden durumlarda hayati önem taşıyan ‘plazmaferez’ tedavisini de başarıyla uyguluyoruz. Bu imkânlar sayesinde hastalarımızın başka şehirlere gitmesine gerek kalmadığı gibi, çevre illerden gelen hastalara da hizmet veriyoruz" şeklinde konuştu.


"Erken başvuru ve sıkı takip önemli"


Nörolojide "zaman beyindir" yaklaşımıyla hareket ettiklerini kaydeden Doç. Dr. Mehmet Hamamcı, "Erken başvuru ve sıkı takip, hastanın gelecekteki bağımsızlığının ve yaşam kalitesinin en büyük garantisidir. Bu yüzden hastamız bize akut bir atak (ani görme kaybı, güç kaybı vb.) ile başvurduğunda, atağa yönelik tedaviye hemen başlarız. Amacımız, o andaki hasarı en kısa sürede durdurmak ve mümkünse tamamen geriye döndürmektir. Diğer taraftan, MS’in belirtileri başka birçok hastalıkla benzerlik gösterebilir. Bu nedenle ‘kesin MS’ diyebilmek için, o şikâyetlere yol açabilecek diğer tüm hastalık ihtimallerini tek tek incelememiz gerekir. Hastanın uzun süre kullanacağı koruyucu ilaçlara karar vermek için MS tanısının netleşmesi şarttır. Bu aşamada bazen zaman alan, çok titiz bir ‘ayırıcı tanı’ süreci yürütürüz. Bu nedenle hastalarımızın belirtileri fark ettikleri anda bize başvurması hayati önem taşır. Çünkü biz, bir yandan hastamıza acil tedavisini verirken, diğer yandan ayırıcı tanı sürecini başlatmak isteriz. Eğer bir hastamız başvurduğunda uluslararası tanı kriterlerini henüz karşılamıyorsa, onu yakın takip sürecine alıyoruz. Böylece süreci en başından kontrol altında tutarak kalıcı hasar oluşmadan müdahale etme şansı yakalıyoruz. Özetle; bir yandan hastamızın şikâyetlerini acil olarak dindirmeye çalışırken, diğer yandan akademik bir titizlikle en doğru tanı ve koruyucu ilaçlara karar vermeye çalışıyoruz" diye belirtti.


Yaşam tarzı değişikliklerinin hastalığın tedavisine katkısına da değinen Doç. Dr. Mehmet Hamamcı, "İlaçlar tedavinin bel kemiğiyse, yaşam tarzı da onu destekleyen kaslardır. Hastalarımıza Akdeniz tipi, taze sebze ve omega-3 ağırlıklı bir beslenme öneriyoruz. Ayrıca işlenmiş gıdalardan uzak durmalarını tavsiye ediyoruz. D vitamini seviyelerini optimal düzeyde tutmak çok kritik. Sigara, MS’in en büyük düşmanlarından biridir ve kesinlikle bırakılmalıdır. Ayrıca yüzme ve yoga gibi vücut ısısını aşırı artırmayan egzersizler, kas gücünü korumak için çok değerlidir." ifadelerine yer verdi.


"MS sizin hayatınızı değil, siz MS’i yönetirsiniz"


MS hastalarına ve yakınlarına tavsiyelerde bulunarak açıklamasını tamamlayan Doç. Dr. Mehmet Hamamcı, "Öncelikle şunu tüm kalbimle söylemek isterim: MS tanısı almak, adımlarını bilimsel bir titizlikle planlayacağımız yeni bir yaşam yolculuğunun başlangıcıdır. 20-30 yıl öncesinin karamsar tabloları, gelişen modern tedaviler sayesinde büyük ölçüde geride kaldı. Bugün elimizde çok güçlü tıbbi seçenekler ve derin bir bilgi birikimi var. Bu yolculuğun her durağında, her virajında; en ufak bir endişenizde bile biz sizinle yan yana olacağız. Unutmayın ki bu süreçte asla yalnız değilsiniz. Tüm ekibimizle birlikte, her başarınızda gururlanmak, zorlandığınızda ise yanınızda olmak için buradayız. Moralinizi ve yaşam enerjinizi yüksek tutun; çünkü sizin inancınız, modern tıp ve kararlılıkla birleştiğinde, MS sizin hayatınızı değil, siz MS’i yönetirsiniz" şeklinde konuşmasını tamamladı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara BBP Genel Başkanı Desteci: "Okulda şiddet artık toplumsal ve güvenlik meselesidir" Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, "Okul şiddeti artık yalnızca bir eğitim sorunu değil, doğrudan bir toplumsal ve güvenlik meselesidir" dedi. BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, partisinin genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında gündeme dair açıklamalar yaptı. Ankara’nın Sincan ilçesi Temelli semtinde eğitim uçuşu sırasında meydana gelen helikopter kazasında can kaybı yaşanmamasının en büyük teselli olduğunu dile getiren Destici, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne geçmiş olsun dileklerini iletti. 13’üncü kez Avrupa şampiyonu olan milli güreşçi Rıza Kayaalp’i ve Güreş Federasyonu Başkanı Taha Akgül’ü de tebrik eden Destici, "13’üncü Avrupa şampiyonluğunu kazanarak önemli bir rekora imza attı" dedi. "Silah sesleri aslında bir günde patlamadı" Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırılarına da değinen Destici, okul şiddetinin büyüyen bir sorun olduğunu belirterek, "Çocuk ve ölüm kelimelerinin yan yana gelmesinin neden olduğu tarifsiz bir acı yaşıyoruz. Çocuk ve ölüm kelimelerini aynı cümle içinde kullanmak zorunda kalacağımız hadiselerden bundan sonra Cenab-ı Hakk milletimizi, bizleri ve çocuklarımızı muhafaza etsin inşallah diyorum. Okul koridorlarında yankılanan silah sesleri aslında bir günde patlamadı. Ve bu çocuklar bir günde bu hale gelmedi. Bu dert gözümüzün içine baka baka büyüdü. Ama biz umursamadık. Gücü kabadayılıkta bulan hikayeleri alkışlarken, şiddeti sıradanlaştıran sahneleri hayatın gerçeği diye tüketirken ve buna devam ederken biz çok önemli şeyleri millet olarak kaçırdık" diye konuştu. "Aktörlerin her bölümde yüzlerce kişiyi öldürdüğü sahnelerin elbette etkisi var" Toplumda şiddetin normalleştiğini ifade eden Destici, medya ve sosyal medyanın gençler üzerindeki etkisine dikkat çekerek şunları söyledi: "Bu gençlerimizin, bu çocuklarımızın bu hale gelmesinde evet ekranların, o dizi diye oynatılan televizyonlardaki baş aktörlerin her bölümde yüzlerce kişiyi öldürdüğü sahnelerin elbette etkisi var. O dizilerde her bölümde onlarca kişiyi öldüren aktörlerin kahramanlaştırılmasının çok önemi var. Onlara verilen itibarın çok önemi var. Çünkü çocuklar bunun gerçek hayatta da böyle olabileceği konusunda bir kanaat sahibi oluyorlar. Aynı şey sosyal medya platformları için de geçerli. Oralar daha tehlikeli. Oralar sadece göstermekle kalmıyor. Aynı zamanda bir nevi bu çocukları suça teşvik ediyor ve suçun nasıl işleneceğini de öğretiyor. Geçmişte bu suçu işleyenler oralarda kahramanlaştırılıyor ve çocuklara öncü olarak sunuluyor." "Okul şiddeti artık yalnızca bir eğitim sorunu değil" Destici, okullarda disiplinin yeniden sağlanması gerektiğini vurgulayarak, "İnternet üzerinden gençlerimizi etkileyen zararlı yayınlarla kararlılıkla mücadele edilmelidir. Güvenlik güçlerimizin dışındakilerin ateşli silahlara ulaşmasına engel olacak sert ve tavizsiz tedbirler alınmalıdır. Okullarımızda eğitimin her aşamasında değerler eğitimini müfredatın merkezine koymalıyız. Okul şiddeti artık yalnızca bir eğitim sorunu değil, doğrudan bir toplumsal ve güvenlik meselesidir. Eski reflekslerle hareket etmek sorunu asla çözmez, tam tersine sorunu büyütür. Fiziki önlemler elbette gereklidir. Ancak güvenlik kapıda değil, sistemin içinde başlamalıdır. Şanlıurfa ve Maraş saldırılarını herkes unutsa biz unutmayacak ve sürekli gündemde tutacağız. Bunun için Büyük Birlik Partisi olarak bir kez daha söylüyoruz ki okullarımızda öğretmen otoritesi mutlaka yeniden tesis edilmelidir. Velilerin çocuklarının şiddet ve zorba davranışlarından doğrudan ve ortaklaşa sorumlu tutulduğu bir yasal zemin oluşturulmalıdır. Sorumluluğun sadece öğretmenin omzuna bırakıldığı sistem asla işlemeyecektir" şeklinde konuştu. "Devlete, hükümete meydan okuyor" Türkiye’de yürütülen ’terörsüz Türkiye’ sürecine ilişkin de değerlendirmelerde bulunan Destici, terörle müzakereye karşı olduklarını belirterek, "Bütün bu süreçlerden cesaret alan Öcalan ‘Bana bebek katili denemez’ diyor. Bir kere daha buradan söylüyoruz, sen bebek katili, ırz düşmanı, vatan ve millet düşmanı, İmralı canisi it oğlu itsin. Beni kendi savaş tarzlarına alet etmesinler. Devlet de imhada ısrar ediyorsa onlara da söylüyorum. Madem öyle gidin ’terörle mücadele edenlerle terörü bitirin’ deyin. Şimdi açıkça devlete, hükümete meydan okuyor. Meydan okumalar bununla bitmiyor. ‘Ben müsaade ederlerse devletin demokratik kanadı olurum. İcranın başında benim olmam lazım’ diyor" diye konuştu. "Türkiye’nin seçime değil birliğe ihtiyacı var" Destici, erken seçim tartışmalarına ilişkin de şunları söyledi: "Biz daha önce de ifade ettik. Şu anda Türkiye’nin bir seçime değil birliğe, beraberliğe ihtiyacı var. Özellikle çevremizde yaşanan gelişmeler, coğrafyamızdaki savaşlar, bunun ekonomimize darbeleri, Türkiye’nin bir seçime değil, ortak akılla Türkiye’yi bu kritik süreçlerden başarılı bir şekilde önce milletin güvenliğini sağlamak, bunu devam ettirmek, sonra da refahını artırmak için hem yasalar çıkartmak, hem birlik beraberlik içerisinde bunları gerçekleştirmek olmalıdır. Seçim ayrıştırma getirir, kutuplaştırma getirir, çatıştırma getirir. Seçimler zamanında yapılır. Ama yok. İlla ısrar ediyorsa o zaman yasa, anayasa açık, yöntem bellidir. Hangi sayıda gerekiyorsa o kadar sayıda milletvekilini istifa ettirir, Türkiye’de ara seçime gider. Bu zaten kanuni bir zorunluluktur. Ama bunu yapmadan yani ara seçimin şartlarını oluşturmadan, şartları oluşmadan bir ara seçim teklifi yapmak sadece siyasettir." "Suç işleyenler hak ettikleri cezayı bulmalılar" Kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetlerine de değinen Destici, "Acı hepimizin acısıdır, milletimizin acısıdır. Burada kadına yönelik şiddet, taciz, tecavüz de kim tarafından işlenmiş olursa olsun bunların üstü kapatılmamalıdır. Bunlar açığa çıkarılmalıdır ve bu suçu işleyenler hak ettikleri cezayı bulmalıdır. Son dönemde özellikle Gülistan Doku cinayetinde 6 yıl aradan sonra bu cinayetin aydınlatılmak üzere olması, failleriyle ilgili emniyet ve takibatı, savcılık soruşturması ve akabinde gelen hukuki süreçler milletimize bir umut vermiştir. Ne kadar faili meçhul varsa aydınlatılmasının bir an önce hem ailelerin acısını dindirme adına, hem de adaletin gecikmiş de olsa yerine getirilmesi açısından çok önemli ve mühim olduğunu düşünüyoruz" dedi.
Muğla MSKÜ’de Rektörlük makamı çocuklara emanet MSKÜ Rektörü Prof. Dr. Turhan Kaçar, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı dolayısıyla makam koltuğunu Türdü 100. Yıl İlkokulu öğrencisi Ebrar Yıldız’a devretti. 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı etkinlikleri kapsamında Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi (MSKÜ) Rektörü Türdü 100. Yıl İlkokulu öğrencisi Ebrar Yıldız oldu. Prof. Dr. Turhan Kaçar, Türdü 100. Yıl İlkokulu öğrencileri Ebrar Yıldız, Gökçen Yılmaz ve Ruhi Emir Çevik’i öğretmen ve velileriyle birlikte makamında ağırladı. Ziyarette öğrencilere koltuğunu devreden Rektör Prof. Dr. Kaçar, makamın yeni sahibi miniklerin taleplerini dinledi. Rektörlük koltuğuna oturan Ebrar Yıldız, ülkemizde yaşayan tüm çocukların daha güzel bir gelecek, daha adil ve barışçıl bir dünya inşa etmek için hayallerinin peşinden koşarak çok çalışması gerektiğini söyledi. Mustafa Kemal Atatürk’e; çocuklara 23 Nisan’ı armağan ettiği için minnet duyduklarını belirten minik Rektör Ebrar Yıldız, bu anlamlı günde Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi’ni ziyaret ettikleri için mutlu olduklarını söyledi. Ebrar Yıldız’a anlamlı düşüncelerden dolayı teşekkür eden Rektör Prof. Dr. Kaçar, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın dünya üzerinde çocuklara armağan edilmiş tek bayram olduğunu hatırlatarak, ülkemizde yaşayan tüm çocukların Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı kutladı. Minik misafirlerine teşekkür eden Rektör Prof. Dr. Kaçar, öğrencilik hayatlarında başarılar dileyerek, çeşitli hediyeler takdim etti.
Eskişehir Fırtınada kırılan cam 6’ncı kattan vatandaşın üzerine düştü Eskişehir’de bugün öğleden sonra sağanak yağmurla birlikte kısa süreli etkili olan fırtına sırasında bir binanın 6’ncı katındaki dairenin kırılan pencere camı kaldırımda yürüyen bir kişinin kafasına düştü. Yaralanan vatandaş hastaneye kaldırılırken oğlu, olayın yan taraftaki bina yıkımından kaynaklandığını ileri sürdü. Olay, Odunpazarı ilçesi Deliklitaş Mahallesi İbrahim Karaoğlan Caddesi üzerinde meydana geldi. 7 katlı apartmanın 6’ncı katında bulunan ve caddeye bakan bir dairenin camı iddiaya göre fırtına sebebi ile kırıldı. Cam parçaları o esnada kaldırımda yürüyen 54 yaşındaki Emre Candemir’in kafasına düştü. Yaralanan adam için olay yerine sağlık ekibi sevk edildi. Yaralı şahıs ilk müdahalesinin ardından ambulans ile Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Sağlık, Uygulama ve Araştırma Hastanesi’ne sevk edildi. "2026 senesinde bu olacak iş değil" Emre Candemir’in oğlu Emir Candemir, olayın fırtınadan değil yan taraftaki bina yıkımından kaynaklı olduğunu savunarak şunları söyledi; ? "Biraz önce köşede ayrıldık. Buradan Hamamyolu’na ilerlerken başına cam düşmüş; beni telefondan aradı, ’Oğlum gel, başıma bir şey düştü’ dedi. Camın gök gürültüsünden patladığını söylüyorlar; eğer ki öyle olsa bu cam tuzla buz olurdu. Bir cam parçası babamın kafasına girmiş durumda. 2 yaşında yeğenim var; o buradan geçse de cam onun kafasına düşse ölürdü. Babam koca kafa olduğu için bir şey olmamış durumda. Bu olay herhangi bir yaşlı başlı vatandaşın başına gelse kesinlikle ölürdü. Bu, inşaat yıkımından kaynaklı ilk olay değil; biz bu yolu her gün kullanıyoruz. Bu cam da gök gürültüsü ile patlayacak gibi değil, bildiğin kocaman yuvarlak açılmış durumda. Polis ekiplerinden tutanak tutmaları konusunda yardım istedim; bana yardımcı olamayacaklarını, karakola gidip şikâyetçi olmam gerektiğini söylediler. Tekrar 155’i aradım, şu anda başka bir ekip bekliyorum."