GÜNDEM - 31 Mart 2026 Salı 13:09

Otizm bir hastalık değil: doğru destekle hayat değişiyor

A
A
A
Otizm bir hastalık değil: doğru destekle hayat değişiyor

DÜZCE(İHA) – Dr. Meryem Seçen Yazıcı, otizmin bir hastalık olmadığını belirterek "Otizmi aslında beynin dünyayı işleme biçimindeki bir farklılık olarak tanımlayabiliriz" dedi.


Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Dr. Öğr. Üyesi Meryem Seçen Yazıcı, 2 Nisan Dünya Otizm Farkındalık Günü dolayısıyla bilgilendirmede bulundu. Otizm ya da otizm spektrum bozukluğunun çocuğun sosyal iletişim kurma biçimini, çevresiyle etkileşimini ve davranış örüntülerini etkileyen nörogelişimsel bir durum olarak açıklayan Dr. Yazıcı; "Otizmi aslında beynin dünyayı işleme biçimindeki bir farklılık olarak tanımlayabiliriz. Her çocukta aynı belirtileri aynı şekilde görmeyebiliriz, bu nedenle spektrum ifadesi kullanılır. Ağırlığına göre bazı çocuklarda belirtiler çok erken dönemde fark edilirken, bazılarında daha hafif ve daha geç anlaşılabilir" dedi.



"Dikkate alınmalıdır"


İlk belirtilerin genellikle iletişim ve sosyal etkileşim alanında kendini gösterdiğine dikkat çeken Yazıcı, "İsmiyle çağrıldığında dönüp bakmama, sosyal gülümsemenin sınırlı olması, göz teması kurmaktan kaçınma, ortak dikkat dediğimiz bir şeyi işaret edip paylaşma davranışının az olması ya da sanki kendi dünyasındaymış gibi görünme en erken sinyaller arasındadır. Ayrıca, akranlarıyla ilgilenmeme, yaşıtlarına göre konuşmanın gecikmesi, ellerini çırpma veya kendi etrafında dönme gibi tekrarlayıcı hareketler, rutinlere aşırı bağlılık ve duyusal hassasiyetler de ilk dikkat çeken unsurlar arasındadır. Aileler çoğu zaman ‘bir şeyler farklı’ hissini dile getirir; bu sezgi mutlaka dikkate alınmalıdır" ifadelerine yer verdi.



31 çocuktan birinde görülüyor


Son yıllarda otizm tanısı alan çocuk sayısında artış olduğuna işaret eden Yazıcı, "İstatistiklere göre (CDC) 2000’li yıllarda Otizm 150’de 1 çocukta görülürken, 2022 verilerine göre 31 çocukta 1 görülüyor. Ancak bu artışı sadece otizmin arttığı şeklinde yorumlamamalıyız, bu durumu doğru okumak lazım. Eskiden içe kapanık ya da yaramaz denilip geçilen pek çok çocuk, artık gelişen tanı yöntemleri ve toplumdaki farkındalığın artmasıyla doğru teşhis alabiliyor. Tanı ölçütlerinin gelişmesi, farkındalığın artması, ailelerin ve hekimlerin belirtileri daha erken tanıması, eğitim ve sağlık sistemlerinde taramanın yaygınlaşması da bu artışta önemli rol oynuyor. Yani elimizde hem gerçek artışı düşündüren hem de tanı koymadaki gelişmeleri gösteren nedenler var. Sayı artıyor; ama bunun arka planı tek faktörlü değil" şeklinde konuştu.



"Erken tanı, çocuğun gelişim seyrini belirleyen en güçlü faktörlerden biridir"


Erken tanının çocuk gelişimi üzerindeki etkisi üzerine değinen Yazıcı, "Bir çocuk ismine dönüp bakmıyorsa, göz teması sınırlıysa, konuşması gecikmişse, işaret etme ve paylaşma gibi iletişim davranışları azsa ya da tekrar eden, tek başına oyunlara yöneliyorsa beklemeden bir uzmana başvurulmalı. Burada en kritik nokta şu, ebeveynin bir şeyler farklı hissi çoğu zaman doğrudur ve dikkate alınmalıdır. Biraz daha bekleyelim, erkek çocuktur, geç konuşur yaklaşımı, özellikle erken dönemde ciddi zaman kaybına yol açabilir. Erken tanı, çocuğun gelişim seyrini belirleyen en güçlü faktörlerden biridir" dedi.



"Bekle ve gör devri kapandı"


"Özellikle ilk iki yıl gelişimin altın dönemidir" diyen Dr. Yazıcı, "Beyin gelişiminin en esnek olduğu ilk yıllarda başlanan müdahaleler, iletişim, sosyal etkileşim ve davranış becerilerinde belirgin kazanımlar sağlar. Bilimsel çalışmalar, 12. ay civarında başlayan eğitimin, 3 yaşına gelindiğinde tanı alma oranını 3 kat azalttığını gösteriyor. Özetle; 3 yaşından sonra alınan tanı, yapılan müdahale semptomları yönetmeye odaklanırken, 12. aydaki bir müdahale gelişimin yönünü kökten değiştirebilir. Artık buradaki bilimsel yaklaşım net, bekle ve gör devri kapandı, en ufak bir belirti varsa fark et ve harekete geç dönemindeyiz" diyerek sözlerine devam etti.


Otizmi grip gibi geçip giden veya tamamen ortadan kaldırılacak bir hastalık gibi düşünmenin doğru olmadığını ifade eden Yazıcı, "Bu nedenle ilaçla tedavinin de bir karşılığı bulunmuyor. Otizm, yönetilebilir bir nörogelişimsel durumdur. Doğru destekle çocukların iletişim becerileri, sosyal uyumu, akademik işlevselliği ve bağımsız yaşam kapasitesi belirgin şekilde gelişebilir, ileride bağımsız yaşayabilir, üniversite okuyabilir ve çalışabilirler. Burada hedef, çocuğu kalıba sokmak değil; güçlü yanlarını desteklemek, zorlandığı alanlarda işlevselliğini artırmak ve yaşam kalitesini yükseltmektir. Bazı çocuklarda çok iyi ilerleme olur, bazı çocuklarda daha uzun süreli ve yoğun desteğe ihtiyaç duyulur. Yani mesele tam iyileşme söyleminden çok, doğru destekle en iyi gelişimsel sonuca ulaşmaktır" şeklinde konuştu.



"Küçük yaşta, kontrolsüz ekran maruziyeti ciddi bir risk taşıyor"


Teknolojinin (tablet, telefon vb.) otizmli çocuklar üzerindeki etkisine de değinen Öğretim Üyesi Dr. Meryem Seçen Yazıcı, sözlerine şu şekilde devam etti:


"Bu konuda gerçekçi olmak lazım, teknoloji çoğu zaman ideal şekilde veya eğitici amaçla kullanılmıyor. Özellikle küçük yaşta, kontrolsüz ekran maruziyeti ciddi bir risk taşıyor. Şunu net söyleyebiliriz, ekran kullanımı tek başına otizme neden olmaz. Ancak beynin en esnek olduğu o kritik nöroplastisite döneminde, çocuğun ihtiyaç duyduğu canlı ve karşılıklı etkileşimin yerini tek taraflı bir ekran uyarını alırsa, sosyal gelişim yavaşlar ve mevcut belirtiler çok daha belirgin hale gelir. Bu yüzden sınırlarımız çok net olmalı, 0-2 yaş arasında mümkünse hiç ekran önermiyoruz. 2-5 yaş arasında ise günde en fazla bir saat, o da mutlaka ebeveyn eşliğinde ve etkileşimli bir şekilde olmalı. İçerik tarafı da en az süre kadar önemli. Hızlı, dikkat dağıtıcı, sürekli kaydırmalı (shorts/reels) içerikler yerine daha yavaş tempolu, öğretici ve yapılandırılmış içerikler tercih edilmeli. Ekran hiçbir zaman oyalayıcı ya da bakıcı olarak kullanılmamalı."


Doğru çerçevede kullanıldığında teknolojinin faydalı olabildiğine dikkat çeken Yazıcı, "Özellikle alternatif iletişim uygulamaları, görsel destekler ve yapılandırılmış eğitim içerikleri bazı çocuklar için işlevsel bir araç olabilir. Ama bu, istisnai ve kontrollü kullanım için geçerli; ana gelişim alanı her zaman insanla kurulan canlı ilişkidir" ifadelerine yer verdi.



Toplumda otizmle ilgili en yaygın yanlış inanışlar


Otizmle ilgili en büyük sorunlardan birinin çok fazla yanlış bilginin doğruymuş gibi kabul edilmesi olduğunu kaydeden Dr. Yazıcı, "En sık karşılaştıklarımızdan biri, otizmin aşılar ya da soğuk ebeveyn tutumlarıyla ortaya çıktığı inancı. Bunun bilimsel hiçbir karşılığı yok. Otizm, doğuştan gelen nörogelişimsel bir farklılıktır. Bir diğer yaygın yanlış, otizmin tek tip bir tablo olduğu düşüncesi. Oysa bu bir spektrum; her çocuk farklıdır. Hepsinin dahi olduğu ya da hiçbirinin iletişim kuramayacağı gibi uç genellemeler gerçeği yansıtmaz. Aynı şekilde konuşamaz, sevmez, empati kuramaz gibi ifadeler de doğru değil; burada mesele çoğu zaman kapasite değil, ifade biçimidir. Toplumda sık görülen bir başka hata da bazı davranışları doğrudan otizmle eşitlemek. Dönen nesnelere bakma, tekrar eden hareketler ya da ekolali tek başına tanı koydurmaz. Tanı, sosyal iletişim ve karşılıklı etkileşim alanlarını da içeren bütüncül bir çocuk psikiyatrisi değerlendirmesi ile konur. Büyüyünce geçer ya da kısa sürede eğitimle düzelir düşüncesi de yanıltıcıdır. Otizm yaşam boyu sürebilen bir nörogelişimsel farklılıktır. Ancak erken ve yoğun destekle gelişim belirgin şekilde ilerler. Son dönemde sık duyduğumuz ekran otizm yapar söylemi de doğru değil. Ekran kullanımı otizme neden olmaz; ancak özellikle erken dönemde yoğun ve kontrolsüz maruziyet, sosyal etkileşimi azaltarak belirtilerin daha belirgin hale gelmesine neden olabilir. Gebelikte parasetamol kullanımıyla ilgili de zaman zaman endişeler dile getiriliyor. Mevcut bilimsel veriler, bu kullanımın otizme doğrudan neden olduğunu net şekilde göstermiyor. Bu nedenle tek bir ilaç üzerinden kesin bir neden-sonuç ilişkisi kuramayız. Özetle, otizmi tek bir nedene, tek bir görünüme ya da sabit bir sonuca indirgemek yapılabilecek en büyük hata olur. Doğru yaklaşım ise her çocuğu kendi gelişimsel profili içinde değerlendirmek ve bilimsel temelli destek sunmaktır" dedi.



"Çocuk ve ergen psikiyatristleriyle ilerleyin"


Otizmli bir çocuğu olan ailelere en önemli tavsiyelerde bulunan Yazıcı, "Öncelikle kendinizi suçlamayın; suçluluk duygusu sizi yorar, çocuğunuza ise fayda sağlamaz. Bu bir maraton ve bu süreçte çocuğunuzun yapamadıklarına değil, yapabildiklerine odaklanmanız gerekir. İnternetteki bilgi kalabalığında kaybolmayın. Güvenilir uzmanlarla ve gerektiğinde çocuk ve ergen psikiyatristleriyle ilerleyin. Çünkü bazen eşlik eden gelişimsel durumlar olabilir. Her çocuk için tek tip bir yaklaşım yoktur. Evde en kıymetli şey ilişkidir: çocuğun göz hizasına inmek, ilgisini takip etmek, kısa ve net iletişim kurmak ve küçük ilerlemeleri fark etmek çoğu zaman en pahalı eğitimlerden bile daha etkilidir. Bazen ne yaparsam yapayım yetmiyor, işe yaramıyor diye hissedebilirsiniz; ancak gelişimde küçük ama düzenli adımlar, dağınık ve yoğun çabalardan çok daha kalıcıdır. Bu nedenle küçük kazanımları görün ve kutlayın. Kendiniz için de alan açın, sosyal izolasyondan kaçının ve benzer süreçlerden geçen ailelerle bağ kurun. Unutmayın, siz iyi olursanız çocuğunuz da daha iyi olur; sabırla ve sevgiyle atılan her küçük adım zamanla büyük bir değişime dönüşür" diye konuştu.



"Bu çocuklar eksik değil, farklı gelişen bireylerdir"


"Sokakta ya da markette zorlanan bir çocuk gördüğümüzde yargılamayalım" diyen Dr. Meryem Seçen Yazıcı, "Acımak yerine anlamaya çalışalım. Bu çocuklar eksik değil, farklı gelişen bireylerdir. Otizmi romantize etmek de doğru değildir. Bu bir farklılıktır ama destek gerektirir. Eğitim ve doğru yaklaşım ihmal edilmemelidir. Gerçek farkındalık, otizmli bireyleri sadece tanımak değil; onları okulda, parkta ve iş yerinde hayatın tam merkezine dahil etmektir. Toplum olarak sorumluluğumuz, bu çocukları uyumsuz diye kenara itmek değil; onlar için erişilebilir ve saygılı bir alan açmaktır. Çünkü bir çocuğun gelişimi kadar, o çocuğa sunduğumuz imkanlar da bizim toplum olarak vicdan ve olgunluk düzeyimizi belirler. Kabul, sürecin başlangıcıdır; doğru destek ise çocuğun potansiyelini görünür kılar" şeklinde açıklamasını tamamladı.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Sosyal medyada kendini ’Tatar gazeteci’ olarak tanıtan ve para toplayan kişinin iddiaları yalan çıktı Sosyal medyada kendisini Tatar gazeteci ve aktivist olarak tanıtan Nail Nabiullin, Türkiye’de ikamet izninin iptal edildiğini iddia ederek takipçilerinden maddi destek talep ettiği öğrenildi. Yapılan incelemede iddiaların gerçek olmadığı, kendisinin ve ailesinin ikamet izinlerinin geçerli olduğu açıklandı. Sosyal medya üzerinden kendisini Tatar gazeteci ve aktivist olarak tanıtıp, ‘ikamet iznim iptal edildi, sınır dışı edileceğim’ yalanıyla vatandaşların yardımseverlik duygularını suistimal ederek para toplayan yabancı uyruklu Nail Nabiullin hakkında hukuki süreç başlatıldığı öğrenildi. Şahsın ve ailesinin Türkiye’deki ikamet izinlerinin halen geçerli olduğu ortaya çıkarken, sosyal medya platformlarında takipçilerine gerçeğe aykırı beyanlarla kamuoyunu yanıltarak haksız kazanç elde ettiği tespit edildi. Şahsın, Türk halkının yardımseverlik duygularını suistimal etmeye yönelik faaliyetleri üzerine inceleme başlatıldığı edinilen bilgiler arasında yer aldı. Duygu sömürüsü yaptı Nabiullin’in sosyal medya hesaplarından yaptığı paylaşımlarda, Türkiye’deki ikamet izninin iptal edildiğini ve yakın zamanda sınır dışı edileceğini iddia ettiği belirlendi. Bu yalan üzerinden takipçilerinden ‘uçak bileti, idari para cezası ve geçimini sağlamak’ gerekçesiyle maddi destek talep eden şahsın, insani hassasiyetleri daha da artırmak amacıyla orta derece anemi hastası olduğunu öne sürdüğü öğrenildi. İkamet izni iptali yalanı ortaya çıktı Yetkili makamlarca yapılan incelemelerde ise gerçeğin tamamen farklı olduğu belirlendi. Yabancı uyruklu şahsın iddia ettiği gibi ikamet izninin iptal edilmediği; kendisinin İstanbul’da, eşi ve çocuğunun ise Antalya’daki ikamet izinlerinin halen geçerli olduğu ifade edildi. Ailenin Türkiye’deki yasal durumlarıyla ilgili herhangi bir engelin bulunmadığı tespit edilirken, sınır dışı edilme gibi bir durumu olmadığı halde, kamuoyunda bu yönde kasıtlı bir algı oluşturarak vatandaşları dolandırmaya yönelik hareket ettiği anlaşılan şahıs hakkında hukuki sürecin başlatıldığı açıklandı.
Bursa Spor Festivali heyecanı kaldığı yerden devam ediyor İnegöl Belediyesi 9. Okullar Arası Spor Festivali ramazan ayında verilen aranın ardından kaldığı yerden devam ediyor. 20 okuldan 147 öğrenci bugün bilek güreşi turnuvasında ter döktü. İnegöl Belediyesi’nin Milli Eğitim Müdürlüğü iş birliğinde bu yıl 9’uncusunu düzenlediği Okullar Arası Spor Festivalinde heyecan sürüyor. 14 farklı branş ve 73 kategoride 80 okulumuz, 600’ü aşkın takım ve toplamda 4 bini aşkın öğrenci, sporun birleştirici gücüyle buluşuyor. İnegöl’ün en kapsamlı spor organizasyonunda ramazan ayı öncesi; basketbol, satranç, dart, güreş, spor tırmanış ve oryantiring olmak üzere 6 branşta turnuvalar sona ermişti. Ramazan ayında verilen aranın ardından, heyecan bugün yeniden başladı. İlk günden itibaren büyük bir çekişmeye sahne olan 9. Okullar Arası Spor Festivalinde bugün 7’nci branş olan bilek güreşinde öğrenciler kıyasıya bir mücadele verdi. Akhisar Spor Salonunda sabah 10.00’da başlayan bilek güreşi müsabakaları tamamlandı. Küçükler, Yıldızlar, Gençler (A) ve Gençler (B) olmak üzere 4 ayrı kategoride gerçekleştirilen bilek güreşi müsabakalarına 20 okuldan toplam 147 sporcu katıldı. Bilek güreşi müsabakalarının tamamlanmasının ardından Akhisar Spor Salonunda ödül töreni düzenlendi. Kendi kategorilerinde dereceye giren sporcular, kupa ve madalyalarını İnegöl Belediye Başkan Yardımcısı Emin Dündar ile meclis üyelerinden aldılar.
Kocaeli Selçuk İnan’dan yeni sözleşme açıklaması Kocaelispor Teknik Direktörü Selçuk İnan, yeşil-siyahlı takımdaki geleceğine ilişkin yönetimle görüşmelerin sürdüğünü belirterek, "Kocaelispor’u çok seviyorum, taraftarları çok seviyorum. Burada çalışmaktan onur duyarım. Ben de burada devam etmek istiyorum. Bunun olmaması için hiçbir neden yok" dedi. Kocaelispor, Trendyol Süper Lig’in 28. haftasında 6 Nisan Pazartesi günü Kocaeli Stadyumu’nda oynayacağı Rams Başakşehir mücadelesinin hazırlıklarını tesislerinde sürdürüyor. Bugünkü antrenman öncesi Körfez ekibinin teknik direktörü Selçuk İnan, takımın son durumu, sakat oyuncular ve kulüpteki geleceği hakkında basın mensuplarına değerlendirmelerde bulundu. "Çok heyecanlıyız" A Milli Futbol Takımı’na, 2026 FIFA Dünya Kupası play-off finalinde bu akşam Kosova ile oynayacağı müsabakada başarılar dileyen İnan, "Çok heyecanlıyız. Buradan biz de onlar için dua edeceğiz. Hepsi çok yetenekli, çok karakterli oyuncular. Milli takım formasının ağırlığını fazlasıyla bilen oyuncular. İnşallah bugün hepimizin istediği sonucu alacaklar. Buna yürekten inanıyorum. Uzun yıllar sonra Dünya Kupası’nda olmayı biz de çok istiyoruz. Onlara başarılar diliyorum. Allah yardımcıları olsun. Biz elimizden gelen desteği dışarıdan vereceğiz. İnşallah onlar da bugün maçı kazanacak" açıklamasını yaptı. "Hayatımda karamsarlık hiçbir zaman olmadı" Ligde son 2 haftada aldıkları mağlubiyetlerin ardından milli aranın takıma iyi geldiğini aktaran Selçuk İnan, "Son 2 maçı kaybettik. Bunlardan biri Konya maçıydı. Son dakikaya kadar önde götürdüğümüz, iyi oynadığımız bir maçtı ama futbolda bunlar var. Bazen böyle sonuçlar her şeyi bir anda değiştirebiliyor. Hayatımda karamsarlık hiçbir zaman olmadı. Çünkü güvendiğim iki şey var; çalışmak ve zaman. Zaman geçiyor, biz de çalışıyoruz. Milli takım arası oyuncularım için iyi oldu. Son haftalarda oynadığımız oyunda ve fiziksel durumumuzda bir düşüş vardı. Bu ara bize iyi gelecek. Tabii milli takıma giden çok oyuncumuz var. Henüz dönmeyenler de bulunuyor. Bu nedenle henüz tam kadro çalışamadık. Muhtemelen perşembeden sonra tam kadro çalışmalara başlayacağız" diye konuştu. "Henüz tam kadro çalışamadık" 41 yaşındaki çalıştırıcı, sakat oyuncuların fazlalığına dikkati çekerek, "Aleksandar Jovanovic yok. Bruno bireysel antrenmanlara başladı ama henüz sıkıntılı bir süreçte. Bu maçta aramızda olmayabilir. Haidara henüz çalışmalarımıza başlamadı, o da muhtemelen bizimle olmayacak. Botond ise milli takımda sakatlandı. Bu bizim için beklemediğimiz ve üzüldüğümüz bir durum oldu. Önemli bir oyuncumuzdu. O da birkaç hafta aramızda olmayacak gibi görünüyor. Karol Linetty’in biraz sıkıntısı var. Milli takımdan dönecek oyuncuların sağlık durumlarını da bekliyoruz. Henüz tam kadro çalışamadık ama yarından sonra Başakşehir maçına daha hazır şekilde tam takım hazırlanacağız" cümlelerine yer verdi. "Ben sadece kazanmaya odaklıyım" Başakşehir maçına kazanmak için çıkacaklarını vurgulayan İnan, "Başakşehir yıllardır kadro kalitesi olan, iyi oynayan bir takım. Güçlü bir rakiple oynayacağız ama biz de daha önce birçok güçlü takıma karşı iyi performanslar sergiledik ve maçlar kazandık. Bunu tekrar yapmak istiyoruz. Hiçbir takımı çok güçlü ya da çok zayıf olarak görmüyoruz. Her maça aynı şekilde hazırlanıyoruz. Ben buraya geldiğim günden beri hep aynı şeyi söylüyorum. Bu takım mücadele ediyor ve taraftarın sevdiği futbolu oynamaya çalışıyor ama lig çok uzun bir maraton. Düşüşler de olacak, çıkışlar da. Performans düşüşleri futbolda her zaman yaşanır. Böyle zamanlarda takımın yanında olmak gerekir. Maçı kaybedersek diye düşünmek istemiyorum. Ben sadece kazanmaya odaklıyım ama hiçbir şey dünyanın sonu değil. Mücadelemize devam edeceğiz. Şu anda çok sıkıntılı bir süreç olduğunu düşünmüyorum. İyi bir takımız ve iyi durumdayız. Önümüzde 7 maç kaldı. Bu maçlardan toplayabildiğimiz kadar puan toplayıp asıl hedefimiz olan Kocaelispor’u daha yukarıya nasıl taşıyabiliriz, bunun üzerine çalışıyoruz" şeklinde konuştu. "Burada devam etmek istiyorum" Selçuk İnan, Kocaelispor ile sözleşme uzatma görüşmelerine devam ettiğini de söyledi. İnan, takımdaki aile ortamından duyduğu memnuniyeti dile getirerek, "Görüşmelerimiz oldu. Kocaelispor’u çok seviyorum, sizi seviyorum, taraftarları çok seviyorum. Burada gerçekten bir aile ortamı var ve ben bunu fazlasıyla hissediyorum. Dolayısıyla burada çalışmaktan onur duyarım. Yönetimimiz ve başkanımız da sağ olsun ilgileniyor. Ben de burada devam etmek istiyorum. Bunun olmaması için hiçbir neden yok. Önümüzdeki günlerde yapılacak son görüşmelerden sonra önümüzdeki sezonla ilgili durum netleşecektir. İnşallah kısa süre içinde bu bilgiyi paylaşırız" ifadelerini kullandı. "Gözlemlediğimiz birkaç oyuncu daha var" Ayrıca Selçuk İnan, U19 takımıyla yaptıkları hazırlık maçının oldukça verimli geçtiğini de sözlerine ekleyerek, şöyle devam etti: "Zaten zaman zaman böyle maçlar yapıyorduk, bundan sonra daha da sıklaştıracağız. Sezonun sonuna yaklaşıyoruz ve önümüzdeki sezon genç oyunculara daha fazla ihtiyaç duyacağız. Yaklaşık 1 yıldır program dahilinde çalıştırdığımız genç oyuncular var. Gelişimleri bizi çok mutlu ediyor. Hem fiziksel hem mental olarak iyi ilerliyorlar. Gözlemlediğimiz birkaç oyuncu daha var. Onları da yavaş yavaş A takıma çağıracağız ve bizimle antrenmanlara başlayacaklar. Amacımız Kocaeli’den yetişmiş, altyapıdan gelen oyuncuları A takıma kazandırmak. Bu bizim geleceğimiz için çok önemli ve en çok önem verdiğimiz konulardan biri."
Tokat Tokat Belediyesi’nden sanata güçlü destek Tokat Belediyesi BELMEK kursiyerlerinin hazırladığı filografi ve rölyef sergisini sanatseverlerle buluşturdu. Tokat Belediyesi Meslek Edindirme Kursları (BELMEK) "Sanat Günleri Filografi ve Rölyef Sergisi", Şehir Müzesi’nde düzenlenen törenle sanatseverlerin beğenisine sunuldu. Tokat Belediye Başkanı Mehmet Kemal Yazıcıoğlu tarafından açılışı yapılan sergi 31 Mart -7 Nisan tarihlerinde her gün 10.00 ile 17.00 saatleri arasında ziyarete açık olacak. Sergide, kursiyerlerin el emeğiyle hazırladığı filografi ve rölyef eserler yer aldı. Tokat Belediyesi’nin kültür ve sanat alanındaki çalışmalarının önemli bir parçası olan BELMEK kursları, üretken belediyecilik anlayışı doğrultusunda hem sanatsal üretimi teşvik ediyor hem de sosyal hayata katkı sunuyor. Başkan Yazıcıoğlu: "BELMEK, hemşerilerimizin yeteneklerini ortaya çıkarmaya imkan sağlıyor" Sergi açılışında konuşan Başkan Yazıcıoğlu, BELMEK kurslarının Tokat için önemli bir değer olduğunu vurgulayarak, "Daha önce de BELMEK kapsamında düzenlenen farklı sergilerde bir araya gelmiştik. Bugün de yine kıymetli eserlerin yer aldığı anlamlı bir sergide buluşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. BELMEK kurslarımız, sadece sanatsal ve kültürel faaliyetlerin icra edildiği bir alan değil; aynı zamanda hanımefendilerimizin sosyalleştiği, kendilerini ifade ettiği ve günlük hayatın yoğunluğundan uzaklaşarak nefes aldığı önemli bir ortamdır. Üretken belediyecilik anlayışımızın en güzel örneklerinden biri olan bu çalışmalarla, hemşerilerimizin yeteneklerini ortaya çıkarmasına imkân sağlıyoruz. Kursiyerlerimizin ortaya koyduğu eserler gerçekten takdire şayan. Bizler de bu kıymetli çalışmaları yalnızca Tokat’ta değil, şehrimizin tanıtımına katkı sunacak şekilde farklı platformlara taşıyoruz. Şahsım adına BELMEK bünyesinde üretilen birçok eseri satın alarak Ankara’da çeşitli kurum amirlerine, bakanlara ve üst düzey bürokratlara takdim ediyoruz. Bu sayede hem Tokat’ımızı tanıtıyor hem de sizlerin emeğini daha geniş kitlelerle buluşturuyoruz. Bu anlamlı üretim için tüm kursiyerlerimize teşekkür ediyorum" dedi.