POLİTİKA - 30 Mayıs 2022 Pazartesi 14:39

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmemesi hususundaki haklılığını tarihçi anlattı

A
A
A
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya girmemesi hususundaki haklılığını tarihçi anlattı

Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr.

Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Cengiz Fedakar, geçmişte Osmanlı İmparatorluğunun, Rusya-İsveç savaşından kaçan kral Şarl’a yıllarca nasıl yardım ettiğini, günümüzde İsveç’in teröre destek vermesinin kabul edilemez olduğunu belirtti.


Rusya’nın Ukrayna’yı işgali devam ederken İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliğine girmek için resmi başvuruda bulunmasının ardın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan haklı gerekçelerden dolayı 2 Baltık ülkesine “Evet dememesinin haklı sebeplerini anlatan Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Cengiz Fedakar, "Geçmiş yıllarda Rusların İsveç’i işgal ettikten sonra İsveç Kralı Demirbaş Şarl’ın Osmanlı İmparatorluğu’na sığındı ve her türlü hürmet gösterilmişti. Fakat günümüz İsveç hükümetinin Avrupa’nın başak ülkelerinin piyonluğunu yapması ve Türkiye’yi yıpratmak için PKK terör örgütüne destek vermesi nedeniyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkesinin güvenliği için aldığı en doğru karardır. Ayrıca geçmişte Fransa ve Yunanistan’ın NATO’ya girmeleri konusunda gösterilen tutumun gösterilmemedir" dedi.



“Ruslara yenilen İsveç Kralı Demirbaş Şarl Osmanlı’ya sığındı”


Trakya Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Dr. Cengiz Fedakar, “Rusya’nın Ukrayna’ya işgal teşebbüsü nedeniyle İsveç ve Finlandiya NATO’ya üyelik başvurusunda bulunmuştur. Fakat Türkiye haklı gerekçelerle bu iki ülkenin NATO üyeliğine girmemesini istiyor. Oysa geçmişte Osmanlı döneminde İsveç ve Türkiye arasında münasebetler gayet iyidir. Türkiye’nin yardımları söz konusudur. 1709 Poltova Savaşında İsveç ve Rusya arasındaki savaşta İsveç mağlup olmuş ve İsveç Kıralı Demirbaş Şarl Osmanlı Devletine sığınmıştır. İlk önce Özil Kalesine daha sonra Bender Kalesine sığınmış ve burada kendisine bir ordugah tesis edilmiştir. Demirbaş Şarl Bender Kalesine yerleştirildikten sonra Sultan 3’üncü Abdülhamid’in iyiliğine de mazhar olmuştur. Kendisi maaşa bağlanmıştır. Çeşitli rakamlara göre değişen rakamalar var. 8 yüz ila 2 bin arasında askeri olduğu bilinmektedir. Osmanlı Devletinin İsveç kıralı Şarl’ı himayesine alması üzerine Rusya Şarl’ın iadesini talep etmiştir ama Osmanlı Devleti bunu reddetmiştir. Bu sebepten dolayı Osmanlı Devleti ve Rusya arasında 1711’de Prut Savaşı çıkmış ve Ruslar mağlup olmuştur. Savaşta Osmanlı Devletinde daha önce Ruslar tarafından alınan Azak Kalesi geri alındı. Anlaşma hükümlerinden bir tanesi de güvenle ülkesine dönmesi sağlanacaktı. İsveç Kıralı Şarl’ın dönüş güzergahı ise Lehistan, günümüz Polonya’sı üzerinden olacaktır. Lehistan’da o dönemde Rusların işgalinde olduğu için Şarl, ülkesine güvenli bir şekilde dönemeyeceğini dile getirmiştir. Rusya sözünde durmamış ve Lehistan’ı boşaltmamış ve İsveç kıralı Osmanlı İmparatorluğu’nda misafir edilmiş ve 1713 yılına kadar Bender Kalesinde kaldıktan sonra Edirne’ye getirilmiştir" diye konuştu.



“Türkiye geçmişte Yunanistan ve Fransa’nın NATO’ya girmesiyle ilgili göstermiş olduğu tutumu göstermemelidir”


Kral Şarl 1713 yılında Edirne’de Timurtaş Paşa Kasrında misafir edildiğini ifade eden Dr. Fedakar, Kral Şarl’ın Osmanlı İmparatorluğu’nda yaklaşık 5 yıl 3 ay 9 gün boyunca kaldığını belirterek, “Daha sonra Edirne’den Dimetoka’ya sevk edilmiş ve akabinde 1714 yılında kendi ülkesine dönebilmiştir. Kaldığı süre zarfında kendisine her türlü hürmet gösterilmiştir. Ülkesine döndükten sonrada Osmanlı sayesinde ülkesinde devletini yönetmeye devam etmiştir. Günümüz İsveç’in politikalarına baktığımız zaman Dönemin Osmanlı Türkiye’sinin yaptığı iyilikler mukabilinde Demirbaş Şarl’ın tabir yerindeyse kemikleri sızlamaktadır. Avrupa’nın başak güçleriyle hareket eden İsveç’in bu Politikalarından vazgeçmeleri için Türkiye ellindeki kozu sonuna kadar kullanmalıdır. Türkiye’nin İsveç ve Finlandiya’nın NATO üyeliği konusunda göstermiş olduğu tutum oldukça yerindedir. Çünkü bu 2 ülke terör örgütlerine desteği kesmediği sürece NATO’ya giremeyeceklerini anlamaları gerekmektedir. Bu ülkelerden özellikle İsveç, Avrupa’nın başak güçlerinin piyonu durumundadır. Çünkü bu ülkeler Türkiye’yi doğrudan karşılarına alamayacağından dolayı İsveç gibi küçük ülkeleri kullanmaktadırlar. İsveç teknoloji düzeyinde biraz ileride olduğundan dolayı bu yolla terör örgütlerine destek vermektedir. Türkiye geçmişte Yunanistan ve Fransa’nın NATO’ya girmesiyle ilgili göstermiş olduğu tutumu göstermemelidir. Aynı hataya düşmemelidir. Çünkü Türkiye daha güçlüdür ve gereken dirayeti NATO konusunda göstermelidir” dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Sumud Filosu aktivisti Hüseyin Oral, İstanbul’a geldi İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, İstanbul Havalimanı’na geldi. Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu kapsamında 12 Nisan’da İspanya’nın Barselona kentinden hareket eden filo, farklı ülkelerden katılımlarla büyüyerek 39 ülkeden 345 katılımcıya ulaşmıştı. 29 Nisan gecesi Girit Adası açıklarında uluslararası sularda İsrail ordusunun müdahalesine maruz kalmış müdahale sonrası çok sayıda aktivistin alıkonulmuştu. İsrail güçlerince alıkonulduktan sonra Yunanistan’ın Girit Adası’na çıkarılan aktivistler, geçtiğimiz Cuma günü Türk Hava Yolları tarafından düzenlenen özel uçuşla İstanbul’a getirilmişti. İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, Romanya’dan İstanbul Havalimanı VIP Terminali’ne geldi. Bükreş’ten THY’nin tarifeli uçağıyla Türkiye’ye gelen Oral, İstanbul Havalimanı VİP Terminali Girişi’nde aktivist arkadaşları ve çok sayıda vatandaş tarafından karşılandı. Hüseyin Oral, karşılama sonrası işlemleri için Adli Tıp Kurumu’na gitti. "Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar" İstanbul Havalimanı’nda konuşan Hüseyin Oral, "Thiago Avila ile aynı gemide bulunduk. Gerçekten büyük bir kahraman. Gemide tuvalet temizliğini kendisi üstlendi. Daha sonra onu götürdüler. İnternetler gelip gitti. Arkadaşlarım ‘Bir anormallik var. Hazırlıklı olalım’ dediler. Uzaklardan çeşitli gemiler görmeye başladık. ‘Bu gemiler hayra alamet değil’ dediler. Gemiler yaklaştı ve arkadaşım ‘Herkes diz çöksün bunlar bize saldıracak’ dedi. Sonuç olarak öyle oldu. Silahları çıkardılar. Etrafımızı sardılar. Aldığımız eğitimde de zaten öyle bir durumda diz çökeceğiz. Elleri havaya kaldıracağız. Müdahale etmeyeceğiz şeklinde söylendi ve o şekilde uyguladık. Yoksa suçlu duruma düşeriz, dediler. Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar. Kollarımda izleri duruyor. Bizleri önce ön tarafa gönderdiler. Daha sonra arkadan botlara bindirip daha önce hazırladıkları büyük bir hapishane gemisi yapmışlar. Onun içine doldurdular. Hayvan sürüsü gibi tekme tokatlarla bizi oralara götürdüler. İsrail’in ne kadar alçak olduğunu zaten biliyorduk ve orada yaşamış olduk. Orada da bizi 3 konteynere 180 kişiyi paylaştırdılar. En fazla 20 adam sığacakken 60 adam paylaştılar. Yerlerde ince bir sünger vardı. Ortası boş bir alan konteynerlere sığmayanlar gece sabaha kadar ileri geri donmamak için hareket ettiler. Çünkü hava soğuktu. Orada bize ekmek arası peynir yapmışlar. Peynirlerin kâğıtları da içinde duruyordu. O şekilde çuvallarla önümüze attılar. Ahıra hayvanlara yiyecek atar gibi. Sonunda Saif Abu Keshk kardeşimizi içimizden aldılar. Götürdüler. Başka bir odaya götürdüler. Ondan haber alamadık" dedi. "Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler, yumruk attılar" Gemide yaşadıklarını anlatan Hüseyin Oral, "2 gece 3 gün yolculuk yaptık. Üçüncü gün de bir adaya geldiğimizi anladık. ‘Çıkarılacaksınız’ dediler. Biz de ‘Saif ve Thiago kardeşimiz gelmezse biz çıkmayacağız’ diyerek protesto yaptık. Bu defa bizi zorla çıkarmaya çalıştılar. Bazıları tekme tokat çıkarıldı. Hanımefendi doktorlar vardı. Onları sürükleyerek dışarı çıkardılar. Gözümden görüyorsunuz. Adamlar iriydi ama suratlarında bir korku vardı. Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler. Yumruk attılar. İçerideler görmesin diye dışarıda yaptılar. Gözüm patladı ve kanlar yerlere akmaya başladı. Ama Allah sizi inandırsın ki şu kadar açım yok. Ne o yumruğu yediğim an acı hissettim ne de sonra. Sonra bizi Yunanlara teslim ettiler. Onlar da bizi karaya çıkardı. Benim ufak bir çantam vardı. İçinde bin Euro’nun üzerinde param ve ehliyetim vardı. ‘Onu Yunanlara teslim ettik’ dediler. Yunan’lar da aldıklarını söylediler. Karaya varınca Yunan’lara çantamı sorduğumda almadıklarını söylediler. Yunanların da bir iş birliği olduğunu gördük. Otobüslere bindirdiler. Bizi ayırmaya çalıştılar. Otobüsleri durdurttuk. Zorla kapıları açtık ve yollara döküldük. Bizim gibi yaralıları hastaneye götürdüler. Diğerleri havalimanına gitti. Ben de iki gün orada kaldım. Bugün gelebildik. Devletimizin mükemmel bir çalışması oldu. Orada konsolosluktan arandım. Uçak biletleri, ihtiyacım soruldu. Bu, bizim gücümüze on kat güç kattı" ifadelerini kullandı.
Van Van Gölü’nde inci kefali göçü başladı: Ekipler sağanak yağış altında nöbette Dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan inci kefalinin üreme dönemi nedeniyle tatlı sulara başlattığı göç yolculuğu bu yıl rekor bir yoğunlukla başladı. Van Gölü’nün endemik türü olan inci kefalinin, üreme amacıyla suyun tersine yüzerek başlattığı zorlu yolculuk gerçekleşti. Yaklaşık 20 bin kişinin geçim kaynağı olan balıkların korunması için Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve zabıta ekipleri akarsu mansap bölgelerinde teyakkuza geçti. Van İl Tarım ve Orman Müdürü Turgay Şişman’ın da katılımıyla gerçekleştirilen denetimlerde, ekipler yoğun sağanak yağış ve zorlu arazi şartlarına rağmen gece gündüz nöbet tutuyor. Bu yılki göçün geçmiş yıllara oranla çok daha yoğun gerçekleşmesi dikkat çekerken, suyun debisiyle birleşen balık sürülerinin oluşturduğu yoğunluk sahada görev yapan ekipleri de şaşırttı. Kaçak avcılığın önlenmesi adına denetimlerini sıkılaştıran ekipler, inci kefalinin zarar görmeden üreme alanlarına ulaşması için bölgeyi abluka altına aldı. "İnanılmaz bir balık popülasyonu var" Akarsu mansap bölgelerinde incelemelerde bulunan Van İl Tarım ve Orman Müdürü Turgay Şişman, bu yılki göçün geçmiş yıllara oranla çok daha verimli geçtiğini belirtti. İl Müdürü Şişman, "15 Nisan ile 15 Temmuz tarihleri arasında İnci Kefali av yasağı başladı ve şu an devam ediyor. Ekiplerimizle birlikte, balıkların özellikle yumurta bırakmak için sahaya çıktığı bölgeleri kontrol ettik. inanılmaz bir balık popülasyonu var; bu durumdan çok memnunuz. Geçen sene bu kadar değildi, bu sene çok yoğun bir katılım söz konusu. Akarsularımız ve tatlı sularımızdaki sıcaklık 13 dereceye ulaştığında, hayvanların yumurtlamak için gerçekleştirdiği göç hareketi başlıyor. Bu süreçte hem görsel bir şölen oluşuyor hem de balıklar yumurtalarını bırakıyor" dedi. "Balık boylarında da bir artış söz konusu" Bu yılki göçte balıkların fiziksel gelişiminin de sevindirici düzeyde olduğunu dile getiren Şişman, "Tatlı sularda beraberce yaptığımız incelemelerde durumun çok verimli olduğunu gördük. Bu sene inşallah balık boylarında da bir artış söz konusu; bizzat kontrol ettim, oldukça büyük gözüküyorlar. Balık boyundaki bu ilerleme ile birlikte bence çok güzel bir sezon geçecek. Balık açısından her şey olumlu gidiyor" diye konuştu. Kaçak avcılıkla mücadelenin tavizsiz sürdüğünü hatırlatan Şişman, sözlerini şöyle sürdürdü: "Buradan yasağın devam ettiğini tekrar hatırlatmak isterim. 15 Nisan - 15 Temmuz tarihleri arasında inci kefali avcılığı yasaktır. Kaçak avcılık tespitimiz halinde idari para cezaları uygulanmakta ve av malzemelerine el konularak mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararı verilmektedir. Bunu tüm halkımıza duyurmayı bir görev kabul ediyoruz."