ASAYİŞ - 12 Eylül 2023 Salı 15:55

1980 darbesi mağduru o günleri anlattı: "12 Eylül’ü damarlarıma kadar hissettim"

A
A
A

12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden 43 yıl geçmesine rağmen, o günün mağdur vatandaşları yaşadıklarını unutamıyor.

Türkiye Cumhuriyeti’nin evlatları, 12 Eylül 1980 tarihinde dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren önderliğinde üçüncü darbe sürecini yaşayarak unutamayacağı psikolojik travmalar geçirmişti. Darbe sonrası cezaevlerinde işkence sonucu 171 kişi olmak üzere yaklaşık 300 kişi hayatını kaybetmişti.

12 Eylül 1980 tarihinin üzerinden 43 yıl geçmesine rağmen o günün mağdurları uğradıkları işkenceleri anlatarak dinleyenlerin adeta tüylerini ürpertiyor. O günlerden bahsederken vücutlarının titrediğini ve yaşadıkları işkencelerin ise damarlarına kadar işlediğini hissettiklerini söyleyen 12 Eylül mağdurlarından Edirne’de yaşayan vatandaşlardan 63 yaşındaki Ekrem Demir, arkadaşlarıyla birlikte yaşadığı zulmü unutamıyor.

1980 darbesi mağduru o günleri anlattı:

Darbe yönetiminin o günlerde uyguladığı insanlık dışı muamele sebebiyle birbirinden korkunç işkencelere mahkum edilen ve o korkunç günlerin tanıklarından olan Rize doğumlu Ekrem Demir, yaşadıklarını anlatırken tüylerinin diken diken olduğunu ifade etti.

1980 darbesi ile henüz hayatlarının baharında gencecik çocuk yaşlarında yaşadıkları insanlık dışı muamelelerle vahşeti yaşayan memleketin masum evlatları dün gibi her şeyi hatırlıyor.

“Ne kadar yabancı ajan varsa hepsi memlekete cirit atıyordu”

1980 darbesinde insanlık dışı işkenceye uğrayan 63 yaşındaki Ekrem Demir, Edirne’de Selimiye Camisinin gölgesinde çok daha güzel şeyler anlatabilmeyi istediğini savunarak, “1980 ihtilali öncesi memlekete maalesef ne kadar yabancı ajan varsa hepsi memlekete cirit atıyordu. Bunlar memleketin, bu ülkenin çocuklarını, milletin ve memleketin sorunlarını konuşmasına izin vermedi. Her gün bunları birbirleriyle kavga ettirdi. Sabah silahla ülkücü vurulur, akşama ise aynı silahla solcu vurulur. Böyle bir dönem yaşadık. Onun için keşke o çok okuyan memleketin evlatları, araştıran vatanını ve milletini çok seven insanlar keşke bir masa etrafında toplansaydılar da memleket meselelerini konuşabilselerdi” dedi.

1980 darbesi mağduru o günleri anlattı:

“15 yaşında bir çocuktum”

1965 Rize doğumlu olduğunu belirten Ekrem Demir, Edirne’de yaşadığını ifade ederek, “O günler aklımıza geldiğinde vücudumuz titriyor. Heyecanlanıyoruz ve yaşadıklarımızı bir daha yaşıyoruz. 12 Eylül’de kimlikteki yaşım 15 idi ama doğru yaşım 19’du. 15 yaşında bir çocuktum. Ben 12 Eylül’ü damarlarıma kadar hissettim. 12 Eylül’de yani 80 ihtilalinde biz ihtilalin ne olduğunu bilmiyorduk. Bize ihtilal olduğunu söylediler biz de Rize’nin İkizdere ilçesindeydik ve köye gittik. O zamanlar iletişim daha da kısıtlı olduğu için gelişmeleri takip etmeye çalışıyorduk. İletişimin olmaması ila beraber televizyonlarda pek yoktu. Sadece radyodan birtakım şeyleri takip ediyorduk. O zamanlar biz üç arkadaştık yani üç kafadar arkadaş diyelim. Bize haber verdiler gelin teslim olun diye. Biz de ilk başta teslim olmadık. Daha sonra rahmetli Alparslan Türkeş teslim olduktan sonra biz de ilçe karakoluna giderek teslim olduk. Karakola gittiğimizde karakol komutanı bize şu ifadede bulundu: ’Başbuğunuz teslim olmasaydı eğer siz teslim olmayacak mıydınız?’ dedi. Ben de ’Evet’ dedim, o teslim olmasaydı biz de teslim olmayacaktık. Komutan bana dedi ki, ’Oğul senin sesin benim sesimden daha yüksek çıkıyor’. Elinde cop vardı, ne kadar dövdü, ne kadar vurduğunu bilmiyorum orada bayılmışım, kendimden geçmişim” diye konuştu.

“Gözlerimizi o kadar sıkı bağladılar ki beynimize kan gitmedi”

Karakoldan alınarak yaklaşık bir ay boyunca bir okulun salonunda gözetim altında tutulduklarını vurgulayan Demir, “Bir ayın sonunda bizi Rize’nin merkezine götürdüler. Rize’de de bir süre kaldıktan sonra gece yarısı askerler bizi çağırdı ve gözlerimizi kapatarak bilmediğimiz bir yere götürdüler. Gözlerimizi o kadar sıkı bağladılar ki beynimize kan gitmedi. O esnada gözleriniz kapalı ve hiçbir yeri görmüyorsunuz. Arkanızdan biri bize seslenerek ’Yürüyün ulan’ diyor. Nereye yürüyeceksiniz ki gözleriniz kapalı ve yürüme imkânınız yok. Gözü kapalı bir insan nasıl yürüyebiliyorsa biz de korkarak öyle yürümeye çalıştık. Bir yere kadar yürüyorsun bu sefer de ’Çık ulan çık yukarı’ diyor. Bununla birlikte ağza alınmayacak pis küfürler bize ediliyor. Meğerse bizi şiddetle bir araca bindirmeye çalışıyorlar. Basamakları çıkarken askeri bir araç olduğunu anladım. Aracın içine girdik ama aracın içinde insanlar balık gibi istiflenerek üst üste duruyor. Orada da bağırmalar, hakaretler ve küfürler ediliyordu. En sonunda biz sorguya aldılar. Bizi götürdükleri binayı bilmiyorum çünkü gözlerimiz bağlanmıştı. Götürdükleri bina da sürekli bağırma ve ağlama sesleri duyuyoruz. İşkence sesleri duymaya başladık. İşkenceye uğrayanların bir kısmının kim olduğunu seslerinden anlayabiliyorduk” şeklinde konuştu.

“Suçu ağır olanları Erzincan’a gönderdiler”

Çok büyük şiddette maruz kaldıklarını ve saatlerce işkenceler yaşadıklarını söyleyen Demir, “Benim koluma bir başkasını bağladılar ve işkenceden sonra bizi başka bir yere götürdüler. Gözlerimiz açıldıktan sonra Rize’de bulunun bir eğitim enstitüsünün spor salonuna götürdüklerini öğrendik. Orada yaklaşık 60 gün kaldıktan sonra herkesi başka yerlere gönderdiler. Suçu ağır olanları Erzincan’a gönderdiler fakat beni orada tahliye ettiler" diye konuştu.

“Ben de atlayınca önümde olan duvara çarpıyorum”

Gururunu inciten olaylardan bir tanesinin de insanlığı ayaklar altına alan bir davranışlar olduğuna değinen Demir, “Bunu anlatmadan geçemeyeceğim. Ayakta duruyoruz, gözlerimiz kapalı ve yanımızda kimin olduğunu bilmiyoruz. Bize emir veriyor ve ’Önünüzde şu anda derin bir çukur var, o çukuru geçebilmen için atlaman lazım, eğer atlamazsan çukurun içine düşersin’ diyor. ’Dediğimi iyi dinledin mi, duydun mu?’ diyor. Ben de ’Evet efendim’ diyorum. Sırasıyla 3’e kadar sayınca ’Atla’ diyordu. Ben de atlayınca önümde olan duvara çarpıyorum. Orada bitiyorsun işte. Bu benim için çok acıklı bir olaydı” ifadelerine yer verdi.

“Sabah silahla ülkücü vurulur, akşama aynı silahla solcu vurulur”

Demir, "Biz o dönemde bir asker vurmadık ve bir şey yapmadık, arkadaşlarımızla münakaşa ettik sadece. 1980 ihtilali öncesi memlekette maalesef ne kadar yabancı ajan varsa hepsi memlekete cirit atıyordu. Bunlar memleketin, bu ülkenin çocuklarını milletin ve memleketin sorunlarını konuşmasına izin vermedi. Her gün bunları birbirleriyle kavga ettirdi. Sabah silahla ülkücü vurulur, akşama ise aynı silahla solcu vurulur. Böyle bir dönem yaşadık. Onun için keşke o çok okuyan memleketin evlatları, araştıran vatanını ve milletini çok seven insanlar keşke bir masa etrafında toplansaydılar da memleket meselelerini konuşabilselerdi” ifadelerini kullandı.

Mehmet Basmacı

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Manisa’daki derin FETÖ yapılanması çökertildi Manisa’da FETÖ’ye yönelik 3 Nisan’da düzenlenen operasyonda yakalanan 47 şüpheliden 44’ü gözaltına alındı. 6 Nisan’da gözaltına alınan şüphelilerden 21’i tutuklandı, 23’ü hakkında adli kontrol tedbirleri uygulanmasına karar verildi Manisa Cumhuriyet Başsavcılığı’nca 47 şüpheli hakkında başlatılan soruşturmada, terör örgütünün Manisa genelinde yeniden hücre yapılanmasını genişletmek için yaptığı çalışmalar ortaya çıktı. Soruşturma kapsamında edinilen bilgilere göre; terör örgütünün ilde kadın ve erkek yapılanması şeklinde iki farklı yapı kurduğu ve kadın yapılanmasının doğrudan sözde "il imamına" bağlı çalıştığı belirlendi. Yeni haberleşme araçları Signal Güvenlik güçlerinin takibine takılmamak için örgüt üyelerinin yüz yüze görüşmekten ziyade FETÖ tarafından temin edilen cihazlar ile "Signal" ve benzeri uygulamalar üzerinden görüşmelerini sağladığı tespit edildi. FETÖ’nün yeni hedefi ortaokul öğrencileri Soruşturmada en fazla dikkat çeken detaylardan birisi de terör örgütünün yeniden eleman kazanma stratejisi oldu. Örgütün yeni hedefinin ortaokul öğrencileri olması dikkat çekti. FETÖ tarafından ortaokul öğrencilerinin içinden seçilen öğrencilerin, özel öğretmenler aracılığıyla "KINALAMA" adı verilen yöntemle özel yetiştirilmesinin planlandığı belirlendi. Paravan şirketler aracılığıyla örgüte maddi kaynak sağlanıyor Yurt dışı bağlantılı şirketler üzerinden yapılan para transferleri de soruşturmada dikkat çeken bir diğer detay oldu. FETÖ tarafından "arsa alım satımı" adı altında yurt dışında kurulu bir şirket üzerinden gönderilen para sisteme sokularak, örgüte maddi destek sağlanıyor. Örgütün güncel olarak finans ve eğitim başta olmak üzere tüm eylemlerine devam ettiği ve İzmir bölgeye bağlı olarak faaliyet yürüttüğü de tespit edildi. Terör örgütüne yapılan baskınlarda yaklaşık 22,5 milyon lira değerinde altın, döviz ve Türk lirası ele geçirildi. Terör örgütü, cezaevindeki üyelerinin ailelerine de düzenli yardım yaparak, kendisine olan bağlılığı diri tutmaya çalışıyor. Manisa’daki derin FETÖ yapılanması çökertildi 3 Nisan’da düzenlenen operasyonda yakalanan 47 şüpheliden 44’ü gözaltına alındı. 6 Nisan’da gözaltına alınan şüphelilerden 21’i tutuklandı, 23’ü hakkında adli kontrol tedbirleri uygulanmasına karar verildi. Yetkililer, FETÖ/PDY’nin Manisa yapılanmasına ilişkin soruşturmanın devam ettiğini bildirdi.
Denizli Çameli Belediye Meclisinden kırsal mahalle kararı 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun Ek Madde 3’ü ile 7254 sayılı Kanun’un 10. maddesi kapsamında, kırsal mahalle ve kırsal yerleşik alan yönetmeliği doğrultusunda Çameli ilçesi sınırları içerisinde bulunan mahallelerin kırsal yerleşim özelliği taşıyıp taşımadığının tespiti konusu Çameli Belediye Meclisinde görüşülmüştür. 31 Aralık 2025 tarihinde sona eren yasal düzenleme çerçevesinde, mahalle muhtarlarımızın talepleri de dikkate alınarak yapılan değerlendirmeler sonucunda; Çameli merkez mahalleler hariç köyden dönüşen tüm mahallelerin kırsal mahalle statüsünde kalmasının uygun olduğuna Belediye Meclisinde oy birliği ile karar verilmiştir. Alınan bu karar, ilgili mevzuat gereği Denizli Büyükşehir Belediyesi Meclisi’ne gönderilecek olup, nihai karar Büyükşehir Belediye Meclisi tarafından verilecektir. "Tek amacımız kırsal yaşamın teşvik edilmesi ve vatandaşlarımızın mevcut hak ve imkanlardan yararlanmasıdır" Bu karar ile amaçlarının kırsal alanda vatandaşların desteklenmesi olduğunu belirten Çameli Belediye Başkanı Cengiz Arslan; "Bu karar ile temel amacımız; kırsalda yaşayan vatandaşlarımızın desteklenmesi, kırsal yaşamın teşvik edilmesi ve vatandaşlarımızın mevcut hak ve imkanlardan yararlanma ya devam etmesinin sağlanmasıdır. Alınan kararın ilçemize ve tüm mahallelerimize hayırlı ve uğurlu olmasını dileriz" dedi.
Kayseri "Araçlarda ÖTV indirimi tüm engellileri kapsamalı" Kayseri’de avukatlık yapan ve yüzde 81 oranında bedensel engelli olan İsmail Arslan, ÖTV Kanunu’nda yapılan düzenleme ile ilgili yaptığı açıklamada, "Engel oranı ne olursa olsun tüm engelliler için araç alımında ÖTV ve MTV bağışıklığından yararlanma hakkı tanınmalıdır" dedi. Kayseri’de avukatlık yapan İsmail Arslan, Özel Tüketim Vergisi Kanunu’nda yapılan düzenleme ile sadece ortopedik engellilere ÖTV ve MTV muafiyeti tanınması, zihinsel veya başka gerekçelerle araç süremeyeceklere hak tanınmaması konusunda açıklama yaptı. Araç ve toplu taşıma araçlarını kullanabilir durumda olmayan tüm engellilere ÖTV ve MTV bağışıklığından yararlanma hakkı tanınmasını gerektiğini söyleyen Arslan, "Engellilerin araç alımlarında ÖTV bağışıklığından yararlanma konusunda yeni bir gelişme oldu ve bu konuda çokça sorun doğdu. Yüzde 81 bedensel engelli, vergi hukuku alanında çalışan bir avukat olarak ülke idaresindeki insanların yanlış yapma, hatalı ve hukuka uygun olmayan kararlar verme hakları yoktur. Bu minvalde atılan her imzadan ciddi bicinde sorumludurlar ve alınan kararların arkası, önü iyi hesap edilmelidir. TBMM Genel Kurulu’nda görüşülen 259 Sayılı Kanun Teklifi. verilen bir önergeyle aşağıdaki hüküm eklenerek kabul edildi. Özel Tüketim Vergisi Kanunu/nun 7. maddesinin birinci fıkrasının 2 numaralı bendinin c alt bendi yeniden düzenlenmiştir. Hesaplanması gereken Özel Tüketim Vergisi ve diğer her türlü vergiler dahil bedeli 2 milyon 873 bin 900 TL’yi aşanlar hariç, motor silindir hacmi 2 bin 800 santimetreküpü aşanlar hariç ve G.T.İ.P. numaralarında yer alanların, bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun hareket ettirici özel tertibat yaptıran malul ve engelliler ile engelli sağlık kurulu raporunda ortopedik engelliği yüzde 40 ve üzeri olup, bu engel durumu nedeniyle sürücü belgesi alamayan malul ve engelliler tarafından burada sadece ortopedik engellilere bu hakkın tanınması ve zihinsel veya başka gerekçelerle araç süremeyeceklere bu hakkın tanınmaması hakkaniyete ve hukuka uyar değildir" dedi. Arslan, "Cumhurbaşkanımızdan yasa önünüze geldiğinde bu yönde düzenleme yapılması için Meclis’te geri göndermesini talep ediyorum. Anayasa Mahkemesi’nin ÖTV Kanunu 7/2-c maddesindeki ‘Bizzat kullanma amacıyla engelliliğine uygun hareket ettirici özel tertibat yaptıran malul ve engelliler tarafından’ bölümünü iptal eden kararı 26.06.2025 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmış, yürürlük tarihi 9 ay sonra olarak karar verilmişti. Söz konusu 9 ay 26.03.2026 tarihinde dolmuş olup, iptal kararı yürürlüğe girmiştir. Bu nedenle bugün Anayasa Mahkemesi’nin iptal kararındaki gerekçeleri karşılanarak yeni bir yasal düzenleme yapılmalıdır. Yasayı Meclis yapar, ancak hukuka uygun hazırlığı hükümete düşer. Bu başvuruyu CİMER üzerinden Strateji Başkanlığı’na kendi adıma iletmiştim. Meclis’e cevabı geldi. Anayasa Mahkemesi idarenin hakkı daralttığı ve araç kullanabilir durumda olmayan engelliler için bu hakkı vermediği için yasayı iptal etmişti. Oysa şu an ortada artık yasa da olmadığı için tüm yüzde 90 altında engelliler haktan mahrum kaldılar ki bu işin aslı 2013 yılından bu yana engellilere tanınan hakların suistimalinin bütçeye getirdiği yükler kökenlidir. Engel oranı ne olursa olsun araç kullanabilir durumda olmayan veya toplu taşıma araçlarını kullanabilir durumda olmayan tüm engelliler için araç alımında ÖTV ve MTV bağışıklığından yararlanma hakkı tanınmalıdır. Ayrıca engel durumu otomatik vites veya tertibatlı araç kullanmasını gerektiren engelliler de bu vergileri ödememelilerdir. Suistimal de engellenmelidir. Bir tarafta engelli çocuğu araç içinde tuvalet ihtiyacını ancak karşılayabildiği için araca ihtiyaç duyanlar, diğer tarafta torunlar gezme tozma için dedesinin üzerinden araç almak isteyenler. Bu konu çok hassas. Geçen sene araç alımlarının büyük bir kısmı engelli alımlarını oluşturdu ise bu husustaki suistimal daha da artacak demektir ki, bu da göz ardı edilmeden hukuka da uygun bir yasa çıkmalıdır. Devlet yasama-yargı-yürütme sacayakları üzerinde iş yapar ve tüm unsurlar uyumlu olmalıdır. Bu geçiş döneminde araç ihtiyacı olup bağışıklıktan faydalanamayan engellilere de önerim bir vergi hukuku avukatı olarak şu şekildedir: Aracın ÖTV’sini ihtirazi kayıtla ödetsinler veya bayi buna yanaşmazsa bizzat araç sahibinin adına aracın alındığı il defterdarlığına hitaben ödenen ÖTV ve ÖTV üzerinden hesap edilen KDV için ihtirazi kayıt ve ödemenin iadesi dilekçesi versinler. Ret halinde vergi mahkemesine dava etsinler. Yargı süreci uzasa da hakları olanı alacaklardır kanısındayım" ifadelerini kullandı.