YEREL HABERLER - 01 Mayıs 2012 Salı 11:37

ENGELLİLERDEN SINAV SÜRESİNE TEPKİ

A
A
A
ENGELLİLERDEN SINAV SÜRESİNE TEPKİ

Türkiye Sakatlar Derneği Zonguldak Şube Başkanı Hüseyin Şirin, hafta sonu yapılan Özürlü Memur Seçme Sınavı`nda sürenin yeterli olmadığını söyledi.
Türkiye Sakatlar Derneği Zonguldak Şube Başkanı Hüseyin Şirin, hafta sonu Türkiye genelinde yapılan Özürlü Memur Seçme Sınavı`nda 60 soruya 60 dakika verilmesi nedeniyle engellilerin zaman sorunu yaşadığını kaydetti. Bu sürenin normal insanlara göre biraz daha fazla olması gerektiğini belirten Şirin, ``Türkiye genelinde geçtiğimiz pazar günü Özürlü Memur Sınavı yapıldı. Bu sınava giren engelli arkadaşlarımızın, bu sınavda zaman yönünde çok büyük sıkıntı çektikleri yönünde bizlere şikayette bulundular. Engelli arkadaşlarımıza 60 soruya 60 dakika süre verilmiş. Çoğu engelli arkadaşımız bu sürenin kendilerine yetmediğini, soruların bir kısmını süreden dolayı çözemediklerini söylediler. Bize göre de engellilere verilen sürenin normal kişilere verilen süreden biraz daha fazla olması gerektiğini düşünüyoruz. Tabi bu sınavda görme engellilere 80 dakika verilmiş, fiziksel engellilere de biraz fazla süre verilmiş. Ama normal engellilere verilen sürenin de 60 soruya 60 dakika eğil de, 60 soruya 80 dakika verilebilirdi``
Engellilerin sınava gidip gelmelerinde bir sıkıntı olmadığını belirten Şirin, ``Bu konuda bir kolaylık sağlansaydı çok daha iyi olacaktı. Dernek olarak gitmekte zorluk çeken arkadaşlarımızı kendi arabamızla sınava getirdik. Bu yönde büyük bir talep olmadığı için bir sıkıntı olmadı. Görme engelli olan arkadaşlarımızı biz sınav yerlerine getirdik. Talep olsaydı biz Valilik ile bu konuyu çözmek için bir görüşme yapacaktık. Ama böyle bir talep olmadığı için bir sıkıntı yaşanmadı`` diye konuştu.
Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Niğde Tarım Bilim Kafe’de lahana hastalıkları masaya yatırıldı Tarımda verim ve kaliteyi doğrudan etkileyen bitki hastalıklarına yönelik farkındalık oluşturmak amacıyla düzenlenen ’Tarım Bilim Kafe-Lahana Hastalıkları Etkinliği’, üreticiler ile akademiyi aynı platformda buluşturdu. Niğde Ömer Halisdemir Üniversitesi Ayhan Şahenk Tarımsal Uygulama ve Araştırma Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte lahana yetiştiriciliğinde karşılaşılan hastalıklar bilimsel yönleriyle ele alındı. Alanında uzman isimlerden Prof. Dr. Eminur Elçi’nin konuşmacı olarak yer aldığı programda, lahana hastalıkları başlıklı bir sunum gerçekleştirildi. Sunumda, üretimde sıklıkla karşılaşılan fungal, bakteriyel ve viral hastalıklar detaylı biçimde incelenirken, bu hastalıkların oluşumunda etkili olan çevresel faktörler, iklim şartları ve hatalı tarım uygulamalarına dikkat çekildi. Katılımcılara, hastalıkların erken teşhis edilmesinin üretim açısından kritik öneme sahip olduğu vurgulanırken yaprak, kök ve gövde üzerinde görülen belirtiler örneklerle anlatılarak, sahada karşılaşılan vakalar üzerinden değerlendirmeler yapıldı. Lahana hastalıklarının ürün verimi ve kalitesi üzerindeki olumsuz etkilerine değinilirken, üreticilerin yaşayabileceği ekonomik kayıplar da gözler önüne serildi. Programın devamında; hastalıklarla mücadelede uygulanabilecek yöntemler ayrıntılı şekilde aktarıldı. Kültürel mücadele kapsamında ekim nöbeti, dayanıklı çeşit kullanımı ve hijyen uygulamalarının önemi anlatılırken; biyolojik mücadele yöntemleri ve kimyasal mücadelede doğru ilaç kullanımına ilişkin kritik bilgiler paylaşıldı. Özellikle sürdürülebilir tarım anlayışı çerçevesinde çevre dostu uygulamaların ön plana çıkarılması gerektiği ifade edildi.
İstanbul Bakan Ersoy: "13 bin 451 kültür varlığını yeniden ülkemize kazandırdık" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, "2002 yılından günümüze kadar yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde 13 bin 451 kültür varlığını yeniden ülkemize kazandırdık. Bu başarı asla bir tesadüf değildir. Ortaya koyduğumuz bilimsel titizlik, güçlü diplomasi ve uluslararası iş birliklerinin ortak sonucudur" dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye’nin kültürel miras alanındaki çalışmalarını İstanbul Arkeoloji Müzesi’nde düzenlenen programda açıkladı. Programda ayrıca Heybeliada’da bulunan Aya Yorgi Manastır’ından 22 yıl önce çalınan ve Denizli’de ele geçirilen 19’uncu yüzyıldan kalma "Melek Heykeli"nin Fener Rum Patrikhanesine teslim edilmesi töreni de gerçekleştirildi. Programa Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, İstanbul İl Kültür ve Turizm Müdürü Hüseyin Keskin, Fener Rum Patrikhanesi temsilcileri ve diğer davetliler katıldı. Programda konuşan Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, müzeciliğin önemine dikkat çekti. Melek Heykelinin teslim edilmesine ilişkin konuşan Bakan Ersoy, "İstanbul Fener Rum Patrikliği’ne çok değerli bir kültür varlığını, bir melek figürünü iade etmek üzere buradayız. Bu güzel birlikteliği değerlendirip, bu toprakların mirasına sahip çıkma noktasında Bakanlık olarak neler yaptığımızı da anlatmak, merak edilen hususlara açıklık getirmek istedik. Malumunuz kültür varlıkları denilince akla gelen ilk bilim dalı arkeolojidir. Ve maalesef bu dal, bilhassa 18. ve 19. yüzyıllarda özellikle Avrupa devletlerinin arkeolojiye ilişkin politik ve stratejik yaklaşımlarının etkisi diğer ülkeleri ciddi oranda mağdur etmiş ve pek çok eser izinsizce ve bir talan yaklaşımıyla yurtlarından koparılmıştır. Osmanlı Devleti de o dönem kendi sınırları içerisinde kalan tüm eserleri korumanın tek yolunun bir müze kurmak olduğunu görmüş; ekonomik bakımdan zor bir süreçten geçmesine rağmen gerekli yatırımı yaparak 1869 yılında Müze-i Hümayun’u, bugünkü adıyla İstanbul Arkeoloji Müzelerini kurmuştur" dedi. "Bakanlığımıza bağlı 219 müze ve 147 ören yerimiz, 2025 yılı itibarıyla 33 milyonu aşkın ziyaretçiyi ağırlamıştır" 2025 yılında müze ve ören yerlerini ziyaret eden ziyaretçi sayısının 33 milyon olduğunu söyleyen Bakan Ersoy, "Bugün geldiğimiz noktada, Bakanlığımıza bağlı 219 müze ve 147 ören yerimiz, 2025 yılı itibarıyla 33 milyonu aşkın ziyaretçiyi ağırlamıştır. Bu güçlü yükseliş, kültürel mirasımıza duyulan ilginin ve sahiplenmenin her geçen gün daha da arttığını açıkça ortaya koymaktadır. Uluslararası alanda gerçekleştirdiğimiz sergilerle, bu toprakların hafızasını dünya ile de paylaşmaya devam ettik" şeklinde konuştu. "Dünya Mirası Geçici Listesi’nde varlık sayımız 79’dur" Programda konuşmasına devam eden Bakan Ersoy, "Şanlıurfa merkezli olarak Göbeklitepe, Karahantepe, Sayburç ve Sefertepe gibi önemli yerleşimleri barındıran geniş bir coğrafyada, Neolitik Çağ’ın toplumsal ve kültürel dönüşümünü bütüncül biçimde ortaya koyan projemiz, Türk arkeolojisinin en kapsamlı girişimlerinden biridir. Beş yıl içinde 12 ayrı arkeolojik alanda sürdürülen çalışmalar, 15’i Türk ve 21’i yabancı olmak üzere toplam 36 akademik kurumun katılımıyla uluslararası bir bilimsel iş birliği ağına dönüşmüş; 2025 yılı itibarıyla 219 bilim insanı ve araştırmacının katkısıyla yürütülmüştür. Tanınırlık ve bilinirlik hususunda, ülkemizin UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki temsiliyetini artırmayı da yine öncelikli bir hedef olarak görüyoruz. Bu doğrultuda, 2025 yılında Sardes Antik Kenti ve Bintepeler Lidya Tümülüsleri’nin de listeye kaydedilmesiyle birlikte varlık sayımız 22’ye yükselmiştir. Dünya Mirası Geçici Listesi’nde ise varlık sayımız 79’dur" ifadelerini kullandı. "Türkiye, kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede uluslararası alanda aktif, güvenilir ve yön veren bir iş birliği ortağıdır" Türkiye’nin kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede mirasını koruyan bir ülke olduğunu söyleyen Bakan Ersoy, "Bakanlık olarak, bu topraklardan koparılan her bir eserin izini sürüyor; onları ait oldukları coğrafyayla yeniden buluşturmak için uluslararası alanda güçlü bir mücadele yürütüyoruz. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye, kültür varlığı kaçakçılığıyla mücadelede yalnızca kendi mirasını koruyan bir ülke değil, aynı zamanda uluslararası alanda aktif, güvenilir ve yön veren bir iş birliği ortağıdır. Bakanlığımız bünyesinde yürütülen çalışmalar, uzun yıllara dayanan birikim ve kurumsal gelişimle bugün çok daha etkin bir yapıya kavuşmuştur" dedi. "2002 yılından günümüze kadar yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde 13 bin 451 kültür varlığını yeniden ülkemize kazandırdık" 2002 yılından günümüze kadar yürütülen çalışmalarda 13 bin 451 kültür varlığının Türkiye’ye kazandırıldığını söyleyen Bakan Ersoy, "Özellikle, 2020 yılında Kaçakçılıkla Mücadele Şube Müdürlüğümüzü Daire Başkanlığı olarak yeniden yapılandırarak çok yönlü bir kurumsal işleyişi hayata geçirmemiz ciddi sonuçlar vermiş; dairemiz ulusal ve uluslararası ölçekte güçlü bir koordinasyon merkezi haline gelmiştir. Bugün uluslararası müzayedeleri, koleksiyonları ve sanat piyasasını yakından takip eden; bilimsel analizler ve arşiv araştırmalarıyla güçlü delil dosyaları hazırlayan; diplomasiyi, hukuk ve bilimi eş zamanlı kullanan çok katmanlı ve uzmanlaşmış bir sistemle hareket ediyoruz. INTERPOL, UNESCO ve diğer uluslararası kuruluşlarla kurduğumuz güçlü iş birlikleri sayesinde yalnızca geçmişte kaçırılmış eserlerin iadesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda yeni kaçakçılık faaliyetlerinin önüne geçecek önleyici mekanizmaları da güçlendiriyoruz. Bu kararlı yaklaşımın en somut sonuçlarından biri, ülkemize kazandırdığımız eserlerdir. 2002 yılından günümüze kadar yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde 13 bin 451 kültür varlığını yeniden ülkemize kazandırdık. Bu başarı asla bir tesadüf değildir. Ortaya koyduğumuz bilimsel titizlik, güçlü diplomasi ve uluslararası iş birliklerinin ortak sonucudur" diye konuştu. "Bu teslim hukukun, saygının ve ortak değerlerimizin de somut bir tezahürüdür" Melek heykelinin teslimiyle ilgili konuşan Bakan Ersoy, "Bugün burada toplanmamıza vesile olan melek figürü de kültür varlığı kaçakçılığıyla yürüttüğümüz mücadelenin somut örneklerinden biridir. Bu eser, 2004 yılında Denizli İl Emniyet Müdürlüğümüzün gerçekleştirdiği bir operasyonla ele geçirilmiş; yapılan incelemeler sonucunda İstanbul Heybeliada’daki Aya Yorgi Manastırı’nın bahçesinden çalındığı tespit edilmiştir. Eserin gerçek kökeninin belirlenmesinin ardından, adli süreçler titizlikle takip edilmiş; yargı makamlarının verdiği karar doğrultusunda bu kıymetli eser uzun yıllar güvenli şartlarda muhafaza edilmiştir. Bugün ise yürütülen hukuki süreçlerin tamamlanması ve Fener Rum Patrikhanesi ile sağlanan yapıcı diyalog neticesinde, bir suç sonucu yerinden edilen bu eseri ait olduğu yere teslim ediyor olmanın memnuniyetini yaşıyoruz. Bugün burada gerçekleştirdiğimiz bu teslim bir eserin yerine dönmesi, kültürel bir hafızanın tamamlanması olduğu kadar hukukun, saygının ve ortak değerlerimizin de somut bir tezahürüdür" dedi.
Niğde Niğde UMKE’den muhtemel risklere karşı müdahale eğitimi Niğde’de afet ve acil durumlara hazırlık çalışmaları kapsamında sağlık personeline yönelik eğitim programı gerçekleştirildi. Düzenlenen eğitimde ekiplerin muhtemel risklere karşı müdahale kapasitesinin artırılması amacıyla Niğde İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde faaliyet gösteren Ulusal Medikal Kurtarma Ekibi tarafından Tıbbi KBRN Kimyasal, Biyolojik, Radyolojik, Nükleer Farkındalık Eğitimi verildi. Alanında uzman eğitmenler eşliğinde gerçekleştirilen eğitim, Niğde KBRN İl Koordinatörü ve Alpay Ayan ile KBRN eğitmenleri tarafından verildi. KBRN tehditlerine karşı sağlık personelinin bilgi düzeyinin yükseltilmesi ve sahada etkin müdahale becerilerinin geliştirilmesi amacıyla düzenlenen eğitime 23 kursiyer katıldı. Eğitim süresince kursiyerlere kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer tehditlerin tanınması, olaylara güvenli yaklaşım yöntemleri, kişisel koruyucu ekipmanların doğru kullanımı ve olay yerinde tıbbi müdahale süreçlerine ilişkin kapsamlı bilgiler aktarıldı. Program kapsamında KBRN olaylarının özellikleri ve sınıflandırılması, risk analizi ve olay yeri yönetimi, dekontaminasyon süreçleri, sağlık personelinin korunması ve güvenliği ile acil müdahale ve hasta yönetimi başlıklarında hem teorik hem de uygulamalı eğitimler gerçekleştirildi. Niğde UMKE İl Sorumlusu Alpay Ayan, eğitime ilişkin yaptığı değerlendirmede KBRN olaylarının özel bilgi ve donanım gerektiren kritik durumlar olduğuna dikkat çekerek; "Afet ve acil durumlara hazırlık sadece doğal afetlerle sınırlı değildir. KBRN olaylarına karşı hazır olmak, ekiplerimizin sürekli eğitim almasıyla mümkündür. Hedefimiz, muhtemel bir durumda hızlı, etkili ve güvenli müdahale edebilecek donanımlı ekipler oluşturmaktır" ifadelerini kullandı.
Bursa İznik Gölü’nün sular altındaki tarihi, Pancar Deposu’nda konuşuldu Nilüfer Belediyesi tarafından Pancar Deposu’nda düzenlenen Arkeoloji Gündemi buluşmalarının bu ayki konuğu Prof. Dr. Mustafa Şahin oldu. Şahin, İznik Gölü’nün suları altında bulunan bazilikanın Hristiyanlık tarihi ve kent turizmi açısından önemini katılımcılarla paylaştı. Nilüfer Belediyesi’nin tarih ve arkeoloji meraklılarını bir araya getirdiği Pancar Deposu’ndaki Arkeoloji Gündemi söyleşileri devam ediyor. Bu ayki buluşmada Bursa Uludağ Üniversitesi Arkeoloji Bölümü Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Mustafa Şahin, 2014 yılında bir hava fotoğrafıyla tesadüfen keşfedilen İznik Gölü’ndeki tarihi bazilikayı ve kentin tarihi katmanlarını anlattı. Etkinlikte, su altındaki yapının Hristiyanlık dünyası için bir dönüm noktası sayılan Birinci İznik Konsili ile olan bağı güncel veriler eşliğinde ele alındı. Sunumuna İznik’in antik kökenlerinden ve Roma dönemindeki neokros ile metropolis unvanlarından bahsederek başlayan Şahin, kıyıdan 50 metre açıkta ve iki metre derinlikte yer alan bazilikanın mimari geçmişine dair detaylı bilgiler verdi. 2016 yılında başlayan su altı kazılarının sonuçlarını aktaran Şahin, M.S. 368’deki depremle yıkılan bu küçük kilisenin M.S. 380 civarında günümüze ulaşan ikinci evresiyle yeniden inşa edildiğini belirlediklerini belirtti. Şahin, 1065 yılında yaşanan büyük depremle birlikte yapının tamamen göle gömüldüğünü sözlerine ekledi. Keşfin Hristiyanlık dünyası açısından taşıdığı tarihi değere dikkat çeken Şahin, yapının M.S. 325 yılında toplanan 1. Konsil’in gerçekleştiği yer olma ihtimali hakkında açıklamalarda bulundu. Şahin, buranın toplantıya katılan 318 piskoposun anısına inşa edilen "Kutsal Pederler Kilisesi" olabileceğini söyledi. İznik’in küresel ölçekte bir turizm destinasyonu olarak büyük bir potansiyel taşıdığını belirten Prof. Dr. Mustafa Şahin, bu su altı keşfinin kenti özellikle inanç turizmi açısından benzersiz bir noktaya taşıdığını ifade etti.
Sinop "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası: Bin 38 vatandaş bin 962 kilo verdi Sağlık Bakanlığı’nın "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası kapsamında Sinop Sağlıklı Hayat Merkezi’ne başvuran bin 38 vatandaş, bir yıl boyunca yürütülen programla toplam bin 962,5 kilogram vererek sağlıklı bir geleceğe adım attı. Sinop’ta, Sağlık Bakanlığı’nın yürüttüğü "İdeal Kilonu Öğren, Sağlıklı Yaşa" kampanyası büyük ilgi gördü. Sinop Sağlıklı Hayat Merkezi (SHM) verilerine göre, merkeze başvuran bin 38 vatandaş, bir yıl boyunca süren program sonunda toplam bin 962,5 kilogram verdi. Sinop Sağlıklı Hayat Merkezi Sorumlu Hekimi Dr. Filiz Karagöl, kampanyanın başarıyla tamamlanmasında vatandaşların kararlılığının büyük rol oynadığını ifade etti. Dr. Karagöl, "Karadeniz’in incisi Sinop’umuzun her bir ferdi bizim için çok kıymetli. Bir yıl önce başlattığımız seferberlikte gördük ki, Sinoplu hemşehrilerimiz sağlıklı hayatı bir tercih değil, yaşam biçimi olarak benimsedi. Bin 38 danışanımızla birlikte tam 2 tonluk dev bir ağırlığı şehrimizin üzerinden kaldırdık. Bin 962,5 kilogramlık bu toplam kayıp, Sinop’un sağlıklı yarınlarına atılmış en güçlü imzadır" dedi. Dr. Karagöl, sürecin disiplinli çalışmayla yürütüldüğünü belirterek, "Bir yıl boyunca vazgeçmeden, diyetisyenlerimiz, fizyoterapistlerimiz ve psikologlarımızla eşgüdümlü hareket eden vatandaşlarımız, Karadeniz insanının sarsılmaz iradesini bir kez daha kanıtladı. Kilo vermek sadece fiziksel değişim değil, tansiyondan şekere, eklem ağrılarından kalp sağlığına kadar pek çok riski azaltıyor. Bugün 2 ton hafiflemiş bir Sinop, gelecekte daha az kronik hastalıkla mücadele edecek bir Sinop demektir" ifadelerini kullandı. Sinop Sağlıklı Hayat Merkezi’nin sunduğu hizmetlerin tamamen ücretsiz olduğunu vurgulayan Dr. Karagöl, tüm vatandaşları programa katılmaya davet etti. Karagöl, "Merkezimiz sadece kilo kontrolü değil, kanser taramalarından psikolojik danışmanlığa, çocuk gelişiminden fiziksel aktivite desteğine kadar geniş bir yelpazede hizmet sunuyor. Bu başarı, diğer hemşehrilerimiz için de motivasyon kaynağı olmalıdır. Kapımız her zaman açık, hedefimiz Karadeniz’in incisini Türkiye’nin en sağlıklı şehri yapmak" diye konuştu. Rakamların ötesinde binlerce vatandaşın yaşam kalitesinin arttığına dikkat çekilen açıklamada, Sinop’un "en mutlu şehir" ünvanına "en sağlıklı şehir" ünvanını da eklediği belirtildi. Yaklaşık bir yıl içinde toplamda 2 ton hafiflemiş şehir, sağlıklı hayat bilincinde Karadeniz’in öncü kenti olma yolunda emin adımlarla ilerliyor.