KÜLTÜR SANAT - 06 Nisan 2026 Pazartesi 09:57

Bir belge, bir felaket, bir dostluk: Pakistan’ın Erzurum’a uzanan yardım eli

A
A
A
Bir belge, bir felaket, bir dostluk: Pakistan’ın Erzurum’a uzanan yardım eli

Erzurum’un Hasankale’de bugünkü adıyla Pasinler ilçesinde, 3 Ocak 1952’de saat 08:03’te meydana gelen depremde onlarca kişi hayatını kaybetti; yüzlerce ev kullanılamaz hale gelir. O yıllara dair yaşananların hatıraları bu gün bile yürekleri sızlatıyor.


3 Ocak 1952’de Pasinler merkezli meydana gelen deprem, Erzurum ve çevresinde ağır bir yıkıma yol açtı. Resmî kayıtlara göre 5,8 büyüklüğündeki depremde onlarca kişi hayatını kaybetti, 240 kişi yaralandı. Dönemin Erzurum Valisi Cemal Göktan bölgede çalışmaları koordine ederken, Cumhurbaşkanı Celal Bayar Erzurum’a gelerek depremzedeleri ziyaret etti. Ancak bu felaketi Türkiye’nin tamamına duyuran yalnızca resmî raporlar değil, sahadan yazan bir gazetecinin kalemiydi. Henüz genç bir gazeteci olan Yaşar Kemal, deprem haberini alır almaz bölgeye giderek günlerce Pasinler ve çevresinde kaldı. Onun kaleminde deprem, sadece yıkılan evler değil; donmuş hayatlar, suskun insanlar ve çaresizliğin dili oldu.


"Hangi evin altında kim var bilinmiyor"


Yaşar Kemal, bölgedeki ilk gördüklerini şu çarpıcı ifadelerle anlatıyordu: "Bir soğuk, bir soğuk Öyle ki insanın içi çekiliyor. Sanki güneş bile donmuş." Depremin ardından köylerde karşılaştığı manzara, onun satırlarında bir felaket tasvirinden çok, insan ruhunun kırılganlığını anlatan bir tabloya dönüşür: "Evler yıkılmış Ama asıl yıkılan, insanların içindeki sesti. Konuşmuyorlar. Susmuşlar. İnsanoğlu felaketin ardından bir süre taş kesiliyor." Yaşar Kemal’in gözlemlerinde en dikkat çekici unsurlardan biri de doğa ile insan arasındaki sert karşılaşmadır: "Kar, yıkıntıların üstünü örtmüş. Hangi evin altında kim var bilinmiyor. Sessizlik, kar kadar ağır."


Yaşar Kemal’in "Hasankale yerle bir" yazıları


Yaşar Kemal’in "Hasankale Yerle Bir" başlığıyla yayımlanan röportajlarının , yalnızca bir gazetecilik başarısı değil; Anadolu’nun acısını dile getiren güçlü bir edebî metin niteliği taşıdığını vurgulayan Araştırmacı Taner Özdemir, " Bu yazılar sayesinde 1952 Pasinler Depremi, sadece Erzurum’un değil, tüm Türkiye’nin ortak hafızasına kazındı. Depremin uluslararası boyutu ise yıllar sonra ortaya çıkan bir belgeyle yeniden gündeme geldi. Pakistan Kızılhaçı tarafından bölgeye gönderilen yardım, Türkiye ile Pakistan arasındaki tarihî kardeşliğin erken ve güçlü örneklerinden biri olarak dikkat çekti. Henüz genç bir devlet olan Pakistan’ın, binlerce kilometre uzaklıktaki Erzurum’da yaşanan bir felakete kayıtsız kalmaması, iki millet arasındaki gönül bağının somut bir yansıması olarak değerlendiriliyor" dedi.


Tüm Türkiye’nin acısı hâline geldi


Gönderilen yardımlar; zor kış şartları altında hayatta kalmaya çalışan depremzedeler için yalnızca maddi destek değil, aynı zamanda moral kaynağı oldu. Bu destek, Türkiye kamuoyunda da geniş yankı uyandırarak Pakistan halkına karşı derin bir minnet duygusunun oluşmasına katkı sağladı. İki ülke arasında ilerleyen yıllarda daha da güçlenecek olan dostluk ilişkilerinin temelinde, işte bu tür zor zamanlarda sergilenen dayanışma örnekleri yer aldı. Belgeyi ortaya çıkaran Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Erzurum Şubesi Yönetim Kurulu Üyesi Taner Özdemir, hem Yaşar Kemal’in tanıklığına hem de uluslararası dayanışmaya dikkat çekerek şunları söyledi: "Yaşar Kemal’in yazdıkları, bu depremin sadece fiziksel değil, insanî boyutunu da gözler önüne seriyor. Onun kalemiyle Erzurum’daki acı, tüm Türkiye’nin acısı hâline gelmiştir. Aynı dönemde Pakistan’dan gelen yardım ise bu acının yalnız olmadığını gösterir. Bu belge ve bu yazılar birlikte okunduğunda, karşımıza hem bir felaket hem de büyük bir insanlık dayanışması çıkıyor."


Şarkın Sesi, Demokrat Erzurum, Doğu ve Demokrat Doğu gazetelerinin yerel ölçekte sürdürdüğü yayınlar ile Yaşar Kemal’in sahadan geçen satırları birleştiğinde, 1952 Pasinler Depremi; hem basının gücü hem de insanlığın ortak vicdanı olarak tarihteki yerini korumaya devam ediyor.



Bir belge, bir felaket, bir dostluk: Pakistan’ın Erzurum’a uzanan yardım eli

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Antalya Suzan Teyze’nin adı Dede Korkut’ta kütüphaneye verildi Antalya’da okul öncesi eğitimde kitap sevgisini yaygınlaştırmak ve çocukların hayal dünyasını zenginleştirmek amacıyla yürütülen projelere bir yenisi daha eklendi. Kepez ilçesinde bulunan Dede Korkut Anaokulu bünyesinde oluşturulan "Suzan Teyze Kütüphanesi" törenle hizmete açıldı. Antalya’da kitapla buluşmayı artırmaya yönelik çalışmalar kapsamında, Kepez ilçesindeki Dede Korkut Anaokulu’nda oluşturulan "Suzan Teyze Kütüphanesi" düzenlenen törenle hizmete girdi. Açılış programına Antalya İl Millî Eğitim Müdürü Mehmet Yasin Eriş, İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Fedai Yaman, Antalya İl Milli Eğitim Şube Müdürü Mehmet Özbal ve Sinan Soylu, Kepez İlçe Milli Eğitim Müdürü Kenan Yavuz, Dede Korkut Anaokulu Müdürü Fatma Süter, hayırsever iş insanı Eylül Ayça Karakuş ile öğretmenler, veliler ve öğrenciler katıldı. "Erkan yaşta kitapla tanışmak önemli" Programda konuşan İl Millî Eğitim Müdürü Mehmet Yasin Eriş, erken yaşta kitapla tanışmanın çocukların gelişiminde belirleyici rol oynadığına dikkat çekerek, okul öncesi dönemde kazanılan okuma alışkanlığının bireyin tüm eğitim hayatını şekillendirdiğini dile getirdi. Eriş, çocukların kitap aracılığıyla merak duygusunu geliştirdiğini, hayal gücünü beslediğini ve öğrenme süreçlerine daha aktif katılım sağladığını vurguladı. "Eğitim yatırımları sürüyor" Kepez İlçe Milli Eğitim Müdürü Kenan Yavuz ise ilçede okul öncesi eğitimin güçlendirilmesine yönelik çalışmaların artarak sürdüğünü vurguladı. Bu tür projelerin çocukların akademik gelişiminin yanı sıra sosyal ve duygusal gelişimlerine de katkı sunduğunu kaydetti. "Kütüphane bir yaşam alanı olacak" Dede Korkut Anaokulu Müdürü Fatma Süter de kütüphanenin hazırlanma sürecine ilişkin bilgi vererek, öğrencilerin yaş gruplarına uygun, nitelikli eserlerle buluşturulduğunu söyledi. Süter, "Suzan Teyze Kütüphanesi"nin çocuklar için sadece bir okuma alanı değil, aynı zamanda keşfetme ve öğrenme merkezi olacağını dile getirdi. "Annemin adını yaşatmak istedim" Projeye katkı sağlayan hayırsever Eylül Ayça Karakuş, kütüphanenin anlamına ilişkin yaptığı açıklamada, bu çalışmanın kendisi için ayrı bir manevi değer taşıdığını belirtti. Karakuş, kütüphaneyi hayatını kaybeden annesinin adını yaşatmak amacıyla hayata geçirdiğini belirterek, "Bu kütüphane benim için çok özel. Annemin adını çocukların kalbinde ve zihinlerinde yaşatmak istedim. Kitaplarla büyüyen her çocuk, aslında geleceğe bırakılan en kıymetli mirastır. Eğer bir çocuğun hayatına dokunabiliyorsak, bu her şeyden daha değerli" ifadelerine yer verdi. Konuşmaların ardından kurdele kesimi gerçekleştirilerek kütüphanenin açılışı yapıldı. Öğrenciler, yeni kütüphanede yer alan kitapları inceleyerek ilk okuma etkinliklerini gerçekleştirdi.