MAGAZİN - 02 Eylül 2023 Cumartesi 09:28

Erzurum’da çocukların aqua park eğlencesi

A
A
A
Erzurum’da çocukların aqua park eğlencesi

Yaklaşık 1900 rakımı ile ülkemizin deniz seviyesinden en yüksek ili olan Erzurum’da, özellikle sıcak havalardan bunalan ve denize hasret olan çocukların imdadına aqua park eğlencesi yetişti.


Erzurum’da geçtiğimiz günlerde açılan ve sıcak günlerde denize girme imkanı bulamayan vatandaşlara ve özellikle çocuklara eğlenme imkanı veren aqua park oldukça fazla ilgi görüyor.


Erzurum’un termal suları ile bilinen Aziziye ilçesinde açılan aqua parkın Genel Müdürü Sercan Tamer, “Konumu ve doğal güzellikleriyle 14 bin m2’si kapalı toplamda 30 bin m2 alana sahip merkezimizde bay ve bayan ayrı termal tesislerimizin yanında; 24 saat nefis lezzetleriyle hizmet veren kafe ve restoranımız bulunmaktadır. Ayrıca konfor odaklı dizayn edilmiş modern mimarinin tüm inceliklerini taşıyan ve konaklama deneyimi sunan 80 kişilik yatak kapasiteli 19 villamız ile büyülü bir dünyayı keşfetme imkanı sunuyoruz. Aqua Park ve termal kadınlar ve erkekler için ayrı kısımlar mevcut. Aqua Parkımız 8 kaydırağı 450m kaydırak uzunluğu ve yarı olimpik olmasıyla Türkiye’nin en büyük kapalı su parkı niteliğinde. Termal suyumuz fibromiyalji, osteoartrit, kronik akciğer rahatsızlıklarına şifa oluyor.”



Erzurum’da çocukların aqua park eğlencesi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Eskişehir Ustasından devraldı, Cumhurbaşkanlığı Korosuna taşıdı Kültürel Miras Taşıyıcısı olarak Eskişehir’deki atölyesinde 20 yılı geride bırakan sanatçı Emre Gündüz, usta-çırak geleneğiyle öğrendiği kabak kemane yapımını Cumhurbaşkanlığı korolarına kadar taşıyarak sanatını gelecek kuşaklara aktarıyor. Müzik aletleriyle geçen 20 yıllık serüveninin son 15 yılını kabak kemane yapımına adayan Eskişehirli Emre Gündüz, bu geleneksel enstrümanı modernize ederek yaşatıyor. Ustasından devraldığı mirası Eskişehir’deki atölyesinde titizlikle işleyen Gündüz, doğal malzemeler kullanarak her biri kendine has tınıya sahip profesyonel sazlar üretiyor. Geleneksel mirası okullarda yaşatmaya çalışan sanatçı, el emeği göz nuru enstrümanlarıyla Türk müziğinin sesini Eskişehir’den dünyaya duyurmayı hedefliyor. "Doğal malzeme olduğu için her sazın karakteri farklı" Kabak kemanenin tarihi derinliğine, yapım aşamasındaki teknik detaylara ve kullanılan malzemelerin enstrümanın karakterini nasıl belirlediğine değinen Emre Gündüz, "Yirmi seneden beri müzik aletlerinin içerisindeyim. Yaklaşık on beş seneden beri kabak kemane yapımıyla uğraşıyorum ve aynı zamanda Kültür Bakanlığı Kültürel Miras Taşıyıcısıyım. Bu mesleği, usta-çırak ilişkisiyle öğrendim. Kabak kemane, bizim 600’lü yıllara dayanan kültürel mirasımızdır ve günümüzde daha modernize edilmiştir. Kabak kemanenin kabak boyutu küçüldükçe sapları da ona göre ayarlanır. Bunu düzenleyen de yine ustam Galip Güvençoğlu olmuştur. Kendisi, günümüzdeki kabak kemaneleri modernize etmesinde çok katkısı olan kişidir." dedi. "Teknesi su kabağından, gövdesi oğlak derisinden oluşuyor" Enstrümanın yapımında kullanılan materyalleri anlatan Gündüz, "Teknesi su kabağından oluşur, gövdesi oğlak derisi veya yürek zarıdır. Sapımız akçaağaçtan yapılan bir çalgımızdır. Kabağımız ise toprakta yetişen doğal bir malzemedir. Onların düzgün olması gerekiyor. Belirli boyutlarda, çevresini 55 santim ile 65 santim arası gibi yapıyoruz. Ama isteğe göre de değişebiliyor. Kabak boyutu küçüldükçe daha volümlü, tiz karakterli aslında bizim kabak kemane dediğimiz çalgı sesi oluşuyor" ifadelerini kullandı. "Beş saz yapıyoruz, beşi de birbirine benzemiyor" Her bir enstrümanın eşsiz olduğunu vurgulayan Gündüz, üretim sürecindeki heyecanını şu sözlerle dile getirdi: "Kabak kemaneyi zaten büyük bir heyecanla yapıyoruz. Çünkü 5 tane saz çıkartıyoruz mesela; 5’i de birbirine benzemiyor. Bunun sebebi de doğal malzemeden yapılıyor olması. Yürek zarı kullanıyoruz, bir hayvanın yürek zarı. Ondan dolayı her yaptığım sazın farklı tınıları, farklı özellikleri ve farklı karakterleri oluyor." "Benim kemanem, sizde güzel sesler bulsun" Kabak kemane enstrümanın yaygınlaşması için genç nesillere eğitim materyali sağladığını belirten Gündüz, son olarak şunları söyledi: "Kabak kemane enstrümanının yaygınlaşması için elimden geleni fazlasıyla yapmaya çalıştım. Çeşitli yerlere kabak kemane yapıp gönderiyorum, okullarda yaygınlaştırıyorum. Ankara’da Cumhurbaşkanlığı Korosu kuruldu. Orada 7-8 yaş grubuna kabak kemane dersleri veriliyor ve benim kemanelerimi kullanıyorlar. Onları özel olarak yapıyorum. Ortalama fiyatları 15 bin liradan başlıyor. Kullandığım malzemeye göre değişiyor; tamamen el yapımı ve profesyonel sazlar. Beğenmediğim bir sazı zaten kimseye sunmuyorum. Herkes benim için aynı. Her enstrümanı ayrı bir heyecanla yapıyorum. Her zaman da söylüyorum; benim enstrümanım çalınsın. Kemane yaptığım kişiye de muhakkak ’Benim kemanem sizde güzel sesler bulsun’ diye yazarım."
Amasya Amasya Kalesi’ndeki hapishaneden 363 yıllık firar gün yüzüne çıktı Amasya’da sarp kayalıkların üstünde bulunan Amasya Kalesi’ndeki hapishaneden bir mahkumun 363 yıl önce duvarı delip ölümü göze alarak gerçekleştirdiği firarın belgeleri kadı sicil kayıtlarında ortaya çıktı. Gizemli firar olayıyla karşılaşıldı Amasya Üniversitesi’nden bilim insanlarının Arap harflerinden Latin alfabesine aktarmayı sürdürdüğü Amasya Şer’iye sicillerinde Osmanlı döneminde 300 metre yüksekliğindeki Harşena Dağı’nda sarp kayalıkların üstünden bulunan surlarla çevrili Amasya Kalesi’nden gerçekleşen gizemli firar olayıyla karşılaşıldı. 300 metre yükseklikteki kaleden firar 1663 yılında işlediği yol kesme suçu nedeniyle kaledeki hapishaneye atılan bir mahkumun daha 5 ay bile geçmeden duvardan delik açarak kaçtığı görüldü. 300 metre yükseklikteki kaleden geceleyin firar eden ‘Mehmet’ adlı şahsın kale muhafızlarını da atlatıp fark ettirmeden kayıplara karıştığı kayıtlara geçti. "İncelenen defterlerdeki tek firar vakası" Firara ilişkin sicil kayıtlarını detaylarıyla inceleyip Latin alfabesine dönüştüren Amasya Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Gürkan Cevger, "Amasya Kalesi yaklaşık 300 metre bir yüksekliğe sahip. Mahkumun ölümü göze alarak kaleden firar etmesi ilginç bir şey. Bu incelenen defterlerdeki tek firar vakası" dedi. UNESCO Dünya mirası geçici listesindeki dağda tarihe geçen kaçışı değerlendiren Prof. Dr. Songül Keçeci Kurt da, "Amasya Kalesi’nin çetin coğrafyasına rağmen buradan firar etmeyi göze alabilen kişiler de tarih içerisinden çıkmış. Bu olay Şer’iye sicillerindeki olayların farklılığını da bize gösteren çok önemli bir detay" diye konuştu. "Amasya Şer’iye sicilleri çok önemli bir kaynak" 40 kişilik ekibin 2 yıldır sürdürdüğü Amasya Şer’iye sicillerinin transkripsiyonu projesinde 1624-1880 yılları arasında görülen davaların da yer aldığı 97 sicil defterin birinci okumalarının tamamlandığını anlatan Prof. Dr. Kurt, "Projemizi yayına hazır hale getirmeyi hedefliyoruz. Şehrimiz açısından çok önemli bir kaynak serisine bu sayede ulaşmış olacağız" şeklinde konuştu.