KÜLTÜR SANAT - 15 Şubat 2026 Pazar 13:49

Mahşeri yalnızlık, raflarda

A
A
A
Mahşeri yalnızlık, raflarda

Erzurumlu genç şair Adem Güneş’in ilk şiir kitabı "Mahşeri Yalnızlık", okurlarla buluştu. Pikap Yayınları etiketiyle yayımlanan kitapta 200’e yakın şiir yer alıyor. Eser, Kitapyurdu başta olmak üzere dijital satış platformlarında okurun ilgisine sunuldu.


Erzurumlu genç şair Adem Güneş’in ilk şiir kitabı raflardaki yerini aldı. Manevi derinliği ve vicdan merkezli yaklaşımıyla dikkat çeken eser, adalet arayışını ve insanın Yaratan’a yönelişini güçlü imgelerle işliyor.


Genç şairin; adaletsizliğin rüzgarına karşı tek limanın hakikat olduğunu vurgulayan dizeleri, mazlumun duasından, yetimin gözyaşından besleniyor. Adem Güneş, şiirlerinde sahte alkışların gölgesinde kaybolan insanı, sahnenin tozundan sıyrılıp özüyle yüzleşmeye davet ediyor.


Dünya telaşının gürültüsünde duyulmayan sessiz çığlığı, mahşeri bir yalnızlık duygusuyla harmanlayan kitap; yaşam ile ölüm arasındaki ince sızıyı, ruhun ağırlığını ve insanın iç hesaplaşmasını şiire dönüştürüyor.


Zalim ile mazlum arasındaki ezeli davayı, öksüz kalplerin sızısını ve kulun Yaratan’a sığınarak bulduğu sarsılmaz gücü fısıldayan "Mahşeri Yalnızlık" modern dünyanın karmaşasında iç sesini arayanlar için başucu niteliğinde bir eser.


Pikap Yayınları tarafından çıkarılan kitapta 200’e yakın şiir yer alıyor. Kitap Yurdu gibi tüm dijital platformlarda satışa sunulan "Mahşeri Yalnızlık" kitabının yazarı Adem Güneş, acının izini sürerek kaleme almış şiirlerini.


İlham kaynağı yerli ve milli yazarlarımız


Hakikatin değersizleştirildiği, gücün ve zorbalığın baş tacı edildiği bir düzende aşk ve tabiat şiirlerinin yerine keleminin kanayan yaralara yöneldiğini ifade eden Güneş, kitabın hikayesini söyle dile getiriyor: "Şiirle tanışmam, zihnimde ilk kıvılcımın çaktığı günlere uzanır. Bu yolculuk İlkokulun ilk yıllarında istiklal marşıyla başladı. Ardından Arif Nihat Asya’nın bayrak şiiriyle devam etti. Zamanla Faruk Nafiz’in memleket dizeleri, Allaha ısmarladık şiiri ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ne içindeyim zamanındaki o derin ürperti ruhuma dokundu. İlerleyen yıllarda Vaktinde gönderemediğim için mektubu, geriye dönen bir mektubum olmayacaktı haliyle. Fakat yine de Nihal Atsız’ın geri gelen mektup şiirinin beni derinden etkileyeceğini o yıllarda henüz bilmiyordum.


Ortaokul yıllarımda Üstat Necip Fazıl şiirleriyle tanıştım. Onun büyük çığlıkları kalbimde yankılandı. Attila ilhan, Nevzat Çelik, Ahmet Arif, Cemal Safi’nin dizeleriyle şiirin farklı iklimlerini soludum. Usta Şair Nurullah Genç’in Çiçekler Üşümesin kitabı, şiire olan ilgimi daha da artırdı. Çağımızın politik manipülasyonları sebebiyle olsa gerek Sezai Karakoç ve İsmet Özel ile tanışmam çok sonradan dostum Tamer Coşkun’un tavsiyesiyle olmuştur.


Yabancı şairler yüreğine dokunmadı


Yabancı şairlerden Shakespeare, Dante, ve Goethe’yi okudum. Kendi yurdumun şairleri kadar yüreğime dokunanı olmadı. Onların dizeleri içimde yankı bulsa da, bu toprağın sesi insanın ruhunu başka türlü titretiyor. Sonra Yunus Emre’nin, Karacaoğlan’ın Rumi’nin engin dünyasına açıldım. Onların hakikate, aşka çağıran ve hoş görünün dorukluğunda ki eşsiz dizeleriyle büyülendim. Eski Türkçe’ye tam anlamıyla vakıf olmamama rağmen Şirazi’nin, Nabi’nin, Nefi’nin mısralarına hayran kaldım.


Dert ortağım şair, şifam şiir oldu


Henüz on beş yaşımdayken kalbimde ince bir sızı hissettim. O sızı kelimelere dönüştü ve ilk şiirimi yazdım. İlk şiirimi yazdıktan sonra artık hiçbir şeye yüzeysel bakamadığımı fark ettim. Ne zaman öfkelensem, hüzünlensem, içime kapansam, kalemi elimde, kağıdı önümde buldum. O yıllar gençliğimin en sert ve kırılgan hatta kavgacı zamanlarıydı. Kalbim her sıkıştığında dert ortağım şair, şifam şiir oldu.


Gençlik rüzgarları dinerken hayata ve dünyaya bakış açım değişti. Çocukluğumdan beri şahit olduğum haksızlıklar, vahşet ve zulüm artık beni sık sık düşünceli, ağır başlı hatta bazı zaman patlamaya hazır bir volkan haline getirdi. Benim de sayısız defa maruz kaldığım adaletsizlikler içimde sessiz bir mücadele başlattı. Güçlünün güçsüze zulmettiği, dünyanın bir köşesi bolluk içindeyken diğer köşesinin sefaletle sınandığı hakikati yüreğimi sızlattı. Zorbalığa ve zalimliğe karşı içimde büyüyen isyan, zamanla kelimelere dönüştü. Kafiyelerle süslendi, ve bunlara şiir dendi.


Şiirin kıymeti bilinmiyor


Ne yazık ki ülkemizde şiire gereken değer verilmiyor. Okuyucusu pek az. Kıymeti çoğu zaman bilinmiyor. Şair denilince çoğu kişinin zihninde narin, naif, boynunda fuları, elinde piposu olan figür canlanır. Oysa hakikat bambaşkadır. Benim nazarımda şair ise maddeye değil manaya yaslanır. Mazluma şefkatli, zalime dirayetli duruş sergiler. Didaktiktir, uyarıcıdır, geleceğe ışık tutar. Dert edinir, adeta yüreğinde cehennem ateşi taşır. Dertsiz olan şair olsa olsa kafiye avcısıdır, cümle hırsızıdır. Şair odur ki hakikatin izini sürer. Süsün değil özün, gösterişin değil derinliğin peşindedir.


Şiir yazarken hiçbir zaman kusursuz bir metin ortaya koyma kaygısı taşımadım. Edebi mükemmelliğin peşine düşmekten ziyade, ruhumun bana fısıldadıklarını kağıda emanet ettim. Beğenilmek ya da takdir edilmek arzusu değil sahicilik ve özgünlük oldu benim için esas olan. Katledilen, zulmedilen, kaderine terk edilen insanların ve milletlerin hali beni derli bir insan kıldı. Hakikatin değersizleştirildiği, gücün ve zorbalığın baş tacı edildiği bir düzende aşk ve tabiat şiirleri pek yazamadım. Kalemim hep yaraya gitti, hep acının izini sürdü. Bu yüzden şiirlerim biraz dertlidir. Kalabalıklar içerisinde yaşayan Her insanın mahşeri bir yalnızlık içinde kayıp olduğunu biliyorum. Çünkü bende onlardan biriyim. Şair ve şiir dostlarıyla aynı cümlede buluşmak ümidi ile"


Hakikat arayışını ve adalet duygusunu merkeze alan "Mahşeri Yalnızlık", modern dünyanın gürültüsünde iç sesini arayan okurlar için raflardaki yerini aldı.



Mahşeri yalnızlık, raflarda

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Erzurum Erzurum iş dünyası küresel pazara açılıyor Erzurum Ticaret ve Sanayi Odası (ETSO) heyeti, Johannesburg’daki stratejik temasların ardından yurda döndü. İnşaat ve inşaat malzemeleri sektörü için Afrika kapısını aralayan görüşmelerde yatırım fırsatları masaya yatırılırken, TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve ETSO Yönetim Kurulu Başkanı Saim Özakalın yeni rotayı çizdi: "Dört ana sektörde ihracat odaklı büyüme hamlesi başlatıyoruz." Ticaret Bakanlığı’nın desteğiyle yürütülen Uluslararası Rekabetçiliğin Geliştirilmesi (UR-GE) Projesi çerçevesinde düzenlenen Güney Afrika programı sona erdi. ETSO Meclis Başkanı Gökhan Yılmaz başkanlığında; Yönetim Kurulu Üyesi Murat Gacıroğlu, TOBB Üst Kurul Delegesi Mehmet Melik Kaya, Genel Sekreter Osman Ömeroğlu ve 15 firma temsilcisinden oluşan heyet, Johannesburg’da yoğun bir görüşme trafiği yürüttü. Programın ilk etabında T.C. Pretorya Büyükelçiliği Ticaret Müşavirleri Bengü Okur Erdoğan ve Hayrünnisa Karcı’nın rehberliğinde Güney Afrikalı 21 firma ile (B2B) birebir iş görüşmeleri yapıldı. Bölgedeki yerleşik Türk yatırımcılarla yapılan istişarelerde, pazarın sunduğu fırsatlar ve olası riskler detaylandırıldı. Ticaret Odalarıyla Yatırım Zirvesi Programın ikinci gününde heyet, 14 bin üyesi bulunan Johannesburg Ticaret ve Sanayi Odası’nı ziyaret etti. İki ülke arasındaki ticaret köprüsünü sağlamlaştırmayı amaçlayan görüşmede; şirket kurulum süreçleri, vergi avantajları ve yatırım teşvikleri ele alındı. Oda yönetimi, Türk firmalarına bürokratik süreçlerde tam destek vereceklerini belirtti. Ardından, Güney Afrikalı Müslüman iş insanlarının çatı kuruluşu olan 5 bin üyeli Minara Ticaret Odası (Minara Chamber of Commerce) ziyaret edildi. Minara Yönetim Kurulu Başkanı Asgar Muhammed ile yapılan görüşmede, ortak girişimler ve stratejik ortaklıklar üzerinde duruldu. Yeni Teknolojiler ve Ürünler Yerinde İncelendi Güney Afrika’nın hızla gelişen kentsel dönüşüm ve yeni şehir projeleri, Erzurumlu firmalar için potansiyel bir pazar olarak değerlendirildi. Heyet, bölgede faaliyet gösteren bir Türk firmasının kentsel dönüşüm projesini şantiye sahasında inceledi. Yapılan teknik gezide, inşaat maliyetleri ve pazarın fiyat skalası analiz edilirken; sektördeki yeni teknolojiler, modern uygulama metotları ve inovatif ürün grupları da yerinde incelendi. Firmalarımız, küresel inşaat trendlerini yakından tanıma ve bu yenilikleri kendi üretim süreçlerine entegre etme noktasında önemli kazanımlar elde etti. Başkan Özakalın: "Dört Ana Sektörde İhracat Atağı Başlıyor" Güney Afrika temaslarını değerlendiren TOBB Yönetim Kurulu Üyesi ve ETSO Yönetim Kurulu Başkanı Saim Özakalın, Erzurum firmalarının uluslararası rekabette daha aktif rol alacağını vurguladı. Önümüzdeki süreçte atılacak adımları paylaşan Özakalın, UR-GE projeleri kapsamındaki dört ana sektör için takvimi şu şekilde açıkladı: "İnşaat ve İnşaat Malzemeleri: Güney Afrika sadece bir başlangıç; sektör temsilcilerini toplam 10 hedef ülkeyle buluşturacağız. Tarım ve Hayvancılık (Gıda): Sektör temsilcileriyle, 20 Nisan’da Fas’ta düzenlenecek Uluslararası Gıda Fuarı’nda yerimizi alacağız. Medikal ve Kozmetik: Güney Kore ile başlayan ihracat atağı, Rusya ve belirlenen diğer üç stratejik pazarla devam edecek. Mobilya ve Ahşap Ürünleri: Sektörel ticaret heyeti çalışmalarıyla üreticilerimiz için yeni pazar araştırmaları ve heyet ziyaretleri planlandı."
Van Van’da Ramazan öncesi manevi atmosfer tarihi camide yaşanıyor Ramazan ayına sayılı günler kala Van Kalesi eteklerindeki tarihi Horhor Medresesi Camii, hem ibadet etmek hem de manevi atmosferi yaşamak isteyen vatandaşların akınına uğradı. Van Kalesi eteklerinde yer alan tarihi cami ve çevresi, yapılan kapsamlı çevre düzenlemesiyle yeniden hayat buldu. Bir dönem bataklık halde olan ve kullanılamayan alan, kurulan drenaj sistemi sayesinde tamamen yenilendi. Doğal su kaynaklarının kontrol altına alınmasıyla düzenli su akışı sağlanırken; yürüyüş yolları, dinlenme alanları ve geniş yeşil alanlarla bölge modern bir görünüme kavuştu. Van Valiliği Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığınca geçen yıl kısmen ibadete açılan tarihi cami, eksiklerin tamamlanmasının ardından bu yıl beş vakit namazda yeniden cemaatini ağırlamaya başladı. Ramazan öncesi ibadetlerini tarihi mekânda eda etmek isteyen vatandaşlar camiye akın etti. Havanın ısınmasıyla birlikte vatandaşlar hem ibadet etti hem de cami çevresinde vakit geçirdi. Yapılan düzenlemelerle birlikte tarihi alan, hem ibadet hem de sosyal yaşam açısından kentin önemli noktalarından biri haline geldi. Ramazan ayının yaklaşmasıyla birlikte ziyaretçi yoğunluğunun artarak devam etmesi bekleniyor. "İnsanlarımız artık bu tür yerlere rağbet ediyor" Tarihi alana gelen İbrahim Avcı isimli vatandaş, Ramazan öncesi yaşanan yoğunluğun memnuniyet verici olduğunu belirtti. Avcı, "Tarihi eser, maneviyatı yüksek yerlerde vakit geçirmek istedik. Hava da güzel. Böyle güzel bir şekilde Ramazan’ı karşılamaya hazırlanıyoruz. Yoğunluk çok güzel. İnsanlarımız artık bu tür yerlere rağbet ediyorlar. Bu tür yerlerde insan gezdiği zaman ruhen gıdasını alıyor. Ramazan’a bir hazırlık yapıyor. İnşallah güzel bir şekilde geçecek" dedi.
İstanbul Para Atletizm Milli Takımından tarihi başarı Türkiye Para Atletizm Milli Takımı, 10-13 Şubat 2026 tarihleri arasında Birleşik Arap Emirlikleri’nde düzenlenen 17. Dubai World Para Athletics Grand Prix organizasyonunda tarihi bir başarıya imza attı. Toplamda 3 sporcu ile katıldığımız bu prestijli organizasyonda millilerimiz; 3 Altın, 1 Gümüş ve 1 Bronz madalya kazanarak Dubai’de İstiklal Marşımızı üç kez dinlettiler. Pistte ve Sahada Engel Tanımadık Hamide Doğangün (T53): 400 metre yarışında Altın Madalyanın sahibi olurken, 100 metrede de Gümüş Madalya kazandı. Hamid Haydari (F57): Hem Cirit Atma hem de Gülle Atma branşlarında rakiplerini geride bırakarak çifte Altın Madalya ile organizasyona damga vurdu. Zübeyde Süpürgeci (T54): 100 metrede sergilediği hırslı mücadeleyle Bronz Madalyayı ülkemize kazandırdı. Federasyon Başkanı Karadağ, "Dubai’de gücümüzü gösterdik" Başkan Ahmet Karadağ şampiyona sonrası yaptığı açıklamada, "Dünya Şampiyonası sonrası ilk önemli sınavımızda gücümüzü gösterdik. Sezonun başlangıcı olması nedeniyle performansların henüz gelişim aşamasında olmasına rağmen elde ettiğimiz 5 madalya, doğru yolda olduğumuzu göstermektedir. Mevcut performans düzeyimizi sezon başı için normal ve ümit verici görüyoruz. İnanıyorum ki olimpiyat kotası sürecinde, önümüzdeki müsabakalarda çok daha yüksek derecelerle halkımızı gururlandırmaya devam edeceğiz. Potansiyelimize güvenimiz tamdır" diyerek sporcuları tebrik etti.
İstanbul Uykuda tekme atmanın sebebi her zaman masum olmayabilir Uyku sırasında ya da uyanıkken istemsizce meydana gelen bacak hareketlerinin altında sadece uyku sorunları yatmayabilir. Hatta masum gibi görünse de bazen beyin tümörü ya da beyin kanaması belirtisi bile olabiliyor. Doç. Dr. Osman Özgür Yalın, uyku bozukluklarının da etkilerinin olabileceği ’Dans Eden Bacaklar Sendromu’ hakkında bilgi verdi. Medicana Ataköy Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Doç. Dr. Osman Özgür Yalın, toplumda sık görülen ancak çoğu zaman fark edilmeyen bazı nörolojik hareket bozukluklarına dikkat çekerek, "Halk arasında ’Dans eden bacaklar sendromu’ olarak tarif edilen bu durum, farklı hastalıkların ortak bir dışavurumu olabilir" dedi. REM uykusunda görülebilir Uykuda ortaya çıkan istemsiz bacak hareketlerinin farklı nedenlerle ortaya çıkabildiğini ifade eden Doç. Dr. Osman Özgür Yalın, "Genellikle huzursuz bacak sendromu ile ilişkili olan bu durum, uykuda yarı ritmik ve tekrarlayıcı bacak hareketleriyle seyreder. Kişi çoğu zaman bunu fark etmez, şikâyet genellikle yatak partneri tarafından dile getirilir. Bazen de REM uykusunda davranış bozukluğu kaynaklı bu durum ortaya çıkabilir. Daha kaba, sert ve geniş hareketlerle seyreden bu tabloda kişi rüyalarını adeta yaşar. Tekme atma, vurma gibi davranışlar görülebilir. Bu durumun altında Parkinson hastalığı veya bazı demans türleri gibi nörodejeneratif hastalıklar bulunabilir" şeklinde konuştu. Uyku apnesinde de bacak sorunları görülebilir Uyku apne sendorumu sonucunda da Dans Eden Bacaklar Sendromunun görülebildiğini söyleyen Doç. Dr. Osman Özgür Yalın, "Uykuda nefes durması, horlama, gündüz aşırı yorgunluk ve uyuklama ile seyreden uyku apnesi, istemsiz bacak hareketlerinin sık nedenlerinden biridir. Tedavi edilmediğinde inme, hipertansiyon, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarına yol açabilmektedir" şeklinde görüş verdi. Beyin hastalıkları kaynaklı olabilir Ancak uyanıkken bu tür durumların görülmesinin altında ciddi sorunlar olabileceğini kaydeden Doç. Dr. Yalın, "Uyanıklık halinde görülen istemsiz, kıvranıcı ve dans eder gibi hareketler genellikle daha ciddi nörolojik hastalıkların habercisi olabilir. Bunlar arasında Huntington hastalığı ile beyin damar hastalıkları ve tümörler sayılabilir. Genetik geçişli, ilerleyici ve yıkıcı bir nörolojik hastalık olan Huntington, istemsiz dans benzeri hareketlerle kendini gösterebiliyor. Tedavi seçeneklerinin sınırlı olması ve ilerleyici doğası nedeniyle tanı koyulması hekimler için de oldukça zorlayıcı bir süreçtir. Ayrıca beyin damar tıkanıklıkları, kanamalar veya beyin tümörleri de nadiren benzer istemsiz hareketlere yol açabilmektedir" dedi. Her zaman masum olmayabilir Doç. Dr. Osman Özgür Yalın Yalın, istemsiz bacak hareketlerinin "önemsiz" olarak görülmemesi gerektiğini vurgulayarak şu uyarıda bulundu: "Bu hareketler bazen masum bir uyku bozukluğu, bazen de ciddi ve ilerleyici nörolojik hastalıkların ilk belirtisi olabilir. Erken tanı, hem altta yatan hastalığın kontrol altına alınması hem de hastanın yaşam kalitesinin korunması açısından büyük önem taşımaktadır."