EĞİTİM - 17 Ekim 2025 Cuma 18:37

YÖK Başkanı Prof. Dr. Özvar: "Artık yaz okullarında üst sınıflardan da ders alınabilmeli"

A
A
A
YÖK Başkanı Prof. Dr. Özvar: "Artık yaz okullarında üst sınıflardan da ders alınabilmeli"

Yükseköğretim Kurulu (YÖK) Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, 2030 yılı hedefleri çerçevesinde üniversitelere bir yol haritası sunduklarını belirterek, "Yaz okullarında bir üst sınıftan da ders alınması gerektiğini düşünüyoruz" dedi.


Atatürk Üniversitesi’nin "2025-2026 Akademik Yılı Açılış Töreni"nde konuşan YÖK Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar, bir üniversitenin ulusal ve uluslararası sınavlara ortaya koyacağı performans ve başarının sadece hocaların gayretleriyle, üretkenlikleriyle değil hep beraber, bütün gayretlerle gerçekleşeceğini vurgulayarak, "En az onlar kadar üniversitedeki öğrencilerimizin de gayretleri bu konuda çok önemlidir. Yurt dışından aramıza katılan uluslararası öğrencilerin de bu konuda gayret sarf etmelerini bekliyoruz. Öğrencilerimiz sadece dersleriyle değil, pasif öğrenci ya da kampüste yürümeyle değil, derslere katılıp ondan sonra yurduna ve evine dönen paydaşlar olmasını istemiyoruz. Bunun ötesine geçerek üniversitemizdeki eğitim öğretim faaliyetlerini, araştırma faaliyetlerini, sosyal sorumluluk faaliyet ve bu süreçlere aktif katılmalarını bekliyoruz. Öğrencilerimizi bu süreçlere aktif katılımı bu üniversitelerin başarısını daha da yukarıya çekecektir. Öğrencilerimiz sadece derslere değil üniversitede yürütülen bütün etkinliklere, bilimsel araştırmalar dahil olmak üzere katılmanın yollarını mutlaka bulunmalı. Üniversite yönetimiyle doğrudan temas etmek suretiyle üniversitede gördüğünüz eksiklikleri, üniversitede yapılan iyi işleri üniversitede yapılan memnuniyet verici faaliyetleri de mutlaka üniversite yönetimine, dekanlarınıza, rektörümüze, bölüm başkanlıklarımıza mutlaka söylemeniz gerek" dedi.



"Yeni bir yol haritası ortaya koyduk"


Muhtelif illerde 2030’a doğru YÖK sisteminin geleceğini ve yol haritasını paylaştıklarını ifade eden Özvar, "Bu paylaşım, üniversite yönetimlerimizin bundan sonra takip edeceği yol haritasını net ve somut bir şekilde ortaya koyuyor. Bundan sonra yol haritasına ne ölçüde üniversitelerimizin uyum sağladığını, sene sonunda tabiri caizse bir karneyle bu yolda ne kadar yol kat edildiğini paylaşacağız" şeklinde konuştu.



"Uygulamalı eğitime önem vereceğiz"


Bütün üniversitelerde staj ve uygulamalı eğitim konusunda yeni bir takım adımlar atacaklarını ifade eden Özvar, "İki sene önce meslek yüksekokullarınla yönelik başlattığımız reform çalışmalarının yeni aşamasına geldik. Staj kadar işyerinde mesleki eğitim, uygulamalı eğitime geçiyoruz. Ve bütün üniversitelerimizden artık bilhassa uygulamalı eğitim barındıran mesleki programlar başta olmak üzere bu önlisans ve lisans programlarında bu düzenlemeleri hayata geçirmelerini bekliyoruz. Sadece 20 günde ibaret olan staj veya uygulamaların artık en az bir sömestir, bazı programlarda ise iki sömestre kadar çıkmasını planlıyor ve bunu hayata geçiriyoruz" dedi.



"Üst sınıflardan ders alabilmeli"


Yaz okullarında dileyen ve başarılı olan öğrencilerin artık üst sınıflardan da ders alması gerektiğini düşündüklerini ifade eden YÖK Başkanı Özvar, "Üniversitelerimiz yaz okullarını, öğrencilerin aşağıdan veya veremediği derslerin ikmalini tamamladığı bir kurs olmaktan çkararak yaz okullarının üst sınıflarda ders alınabileceği bir döneme geçmesini ve bu şekilde bir ıslah edilmesi, yapılması gerektiğini düşünüyorum. Öğrencilerimiz başarılı olduğunu takdirde üst sınıflardan da ders alarak daha erken bir sürede mezun olabilmeli" dedi.



YÖK Başkanı Prof. Dr. Özvar: "Artık yaz okullarında üst sınıflardan da ders alınabilmeli"

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Mersin Aldemir: "Limon ithalatında vergi düzenlemesi hem üreticiyi hem tüketiciyi koruyacak" AK Parti Mersin İl Başkanı Adem Aldemir, Ticaret Bakanlığı tarafından limon ithalatında uygulanan gümrük vergisine yönelik yapılan yeni düzenlemenin, hem üreticiyi hem de tüketiciyi korumayı amaçladığını söyledi. Başkan Aldemir yaptığı açıklamada, tarım ve gıda ürünlerinde arz güvenliğinin sağlanması ve piyasada oluşabilecek spekülatif fiyat hareketlerinin önüne geçilmesi amacıyla Ticaret Bakanlığının önemli bir adım attığını belirtti. Bu kapsamda limon ithalatında uygulanan gümrük vergisinin 31 Temmuz 2026 tarihine kadar geçerli olmak üzere yüzde 10 olarak yeniden düzenlendiğini ifade etti. Mersin’in, Türkiye’nin en önemli limon üretim merkezlerinden biri olduğunu vurgulayan Aldemir, düzenlemenin hem piyasa dengesi hem de üreticinin korunması açısından önemli olduğunu dile getirdi. Aldemir, "Bilindiği üzere Mersin ilimiz Türkiye’de limon üretiminin merkezi konumundadır. Devletimiz üreticimizin emeğini korurken aynı zamanda tüketicimizin de uygun fiyatlarla ürüne ulaşmasını sağlamak adına dengeli bir politika yürütmektedir. Limonun hasat dönemi de dikkate alınarak 1 Ağustos 2026 tarihinden itibaren ithalatta gümrük vergisi tekrar yüzde 54 seviyesine çıkarılacaktır. Bu uygulama yerli üreticimizin korunmasına katkı sağlayacaktır" dedi. Hükümetin tarım ve gıda piyasalarını yakından takip ettiğini belirten Aldemir, "Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde hükümetimiz, hem üreticimizin emeğini hem de vatandaşımızın alım gücünü koruyacak politikaları kararlılıkla uygulamaya devam etmektedir. Tarım ve gıda ürünlerinde fiyat istikrarını sağlamak, piyasayı dengede tutmak ve üreticimizi desteklemek adına gerekli tüm adımlar atılmaya devam edecektir" ifadelerini kullandı.
Eskişehir "Okullarda Şiddet ve Akran Zorbalığı" Eskişehir Osmangazi Üniversitesi (ESOGÜ) Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı öğretim üyesi Dr. Öğr. Üyesi Begüm Şahbudak, akran zorbalığını yalnızca iki öğrenci arasındaki bir sorun olarak değil, okul, aile ve öğrencilerin birlikte ele alması gereken bir sistem sorunu olarak değerlendirmek gerektiğini belirtti. "Okullarda Şiddet ve Akran Zorbalığı" konusunu ilgili değerlendirmelerde bulunan Dr. Öğr. Üyesi Begüm Şahbudak, akran zorbalığında seyirci kalmanın çoğu zaman sessiz kalmak olmadığını, zorbalığın sürmesine katkıda bulunmak olduğunu belirtti. Akran zorbalığının yalnızca iki öğrenci arasında yaşanan bireysel bir çatışma olarak görülmemesi gerektiğini belirten Dr. Öğr. Üyesi Begüm Şahbudak, zorbalığın tekrarlayıcı bir niteliğe sahip olduğunu ve taraflar arasında güç eşitsizliğinin bulunduğu durumlarda sistematik bir sorun haline geldiğini ifade etti. Zorbalıkla mücadelede yalnızca zorbayı cezalandırmaya ya da mağdura yönelik bireysel müdahalelere odaklanmanın yeterli olmayacağını vurgulayan Şahbudak, okul ortamı, aileler ve öğrencilerin dâhil olduğu bütüncül bir yaklaşımın önemine dikkat çekti. Dr. Öğr. Üyesi Begüm Şahbudak, yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi: "Akran zorbalığı dediğimiz zaman aslında birebir bir çatışmadan ya da bir akran tartışmasından bahsetmiyoruz. Bu sürecin kronik olması, tekrarlayıcı zeminde olması önemli. Taraflar arasında güç eşitsizliğinin olması önemli ve sistematik bir hale geldiğinde akran zorbalığı diyoruz. Akran zorbalığı dediğimiz zaman müdahale sırasında sadece zorba ya da sadece mağdura yönelik bir müdahaleden değil, aslında sisteme yönelik bir müdahaleden bahsetmek mümkün. Zorbanın okuldan uzaklaştırılması ya da sadece mağdura yönelik bir müdahaleden bahsetmiyoruz. Orada bir sorun var ve bu sorun aslında ailelerin de dahil edildiği bir sistem sorunu olarak görülür ve okul içerisinde ele alınırsa o zaman çözüm çok daha kolay oluyor. "Sessiz kalmak zorbaya yardım etmektir" Çözüm dediğimizde aslında öğrencilerin de içine dahil edildiği, öğretmenlerin ve ailelerin de içine dahil edildiği çözümden bahsediyoruz. Söylediğimiz şey aslında seyircilerin de ortamdaki zorbalığa müdahil olması. Çünkü seyirci kalmak demek aslında sessiz kalmak demek değil. Aslında zorbaya yardım etmek demektir. Ve zorbanın okuldan uzaklaştırılması çoğu zaman bir çözüm olmuyor. Aksine bir sistem sorunu olarak ele alırsak eğer bir süre sonra mağdurun da zorlu olabileceğini düşünmemiz gerekiyor ve bunu bu şekilde ele alırsak aslında hepimizin üzerine düşen sorumluluklar var. Bir zorbayı cezalandırmaktansa hem akan zorbalığı yapan kişinin hem de mağdurun ruhsal olarak güçlendirilmesi ve değerlendirilmesi, mutlaka sisteme ailelerin de dahil edilmesi ve ailelerin de bu konuda sorumluluk alması önemli. Aslında öğrencilerin kendisine de adalet duygusunu sağlamak üzere bir sorumluluk verilmesi önemli. Seyirci kalmıyoruz. O sırada akran zorluğuna uğrayan kişiye hemen müdahale edemesek bile sonradan müdahale etme şansımız var ve bunu özellikle değerlendirmemiz gerekiyor diye düşünüyorum. Bunu bir sistem sorunu olarak ele alırsak çözüme ulaşmak çok daha kolay. Çünkü orada birebir bir zorbayı cezalandırdığımızda aslında sistemin çarkları dönmeye devam ediyor. "Hem zorba, hem mağdur için ruhsal yardım mümkün" Ergenlik döneminde akran ilişkileri oldukça önemli. Bu akran grubunda kabul görmek, dışlanmama ihtiyacı aslında kişiliğin de belirleyici yanlarından biri oluyor. Kimlik gelişiminde bunlar da önemli. Hem zorba için hem mağdur için aslında bir ruhsal etkilenme varsa yardım arayışında olmak sadece okul ikliminde çözülebilen sorunlardan bahsetmiyoruz. Aileler de bu konuda sorumluluk alarak ruhsal yardım ihtiyaçlarını görmezden gelmemeli ve bununla ilgili destek almalı. Hem zorba hem mağdur için ruhsal yardım mümkün ve aslında bu çocukların her birini suça sürüklenen çocuk ya da zorba çocuk olarak etiketlemeden önce onlar, bizlerin çocukları ve mutlaka yardımla değiştirebileceğimiz şeyler var. Bu umudu aşılayarak bitirmek istiyorum. Çünkü özellikle yardım alırsak değiştirebileceğimiz çok fazla şey var."