GÜNDEM - 03 Şubat 2026 Salı 09:57

Gönüllülere arama ve kurtarma eğitimi verildi

A
A
A
Gönüllülere arama ve kurtarma eğitimi verildi

Eskişehir İl Afet ve Acil Durum Yönetimi Müdürlüğü (AFAD) ekiplerince gönüllülere yönelik arama ve kurtarma eğitimi gerçekleştirildi.


Eskişehir ve Bilecik (Bozüyük) Nezir Dernekleri, düzenlenen eğitime katılım sağladı. Eğitim kapsamında gönüllülere; afet anında doğru davranış, ekip çalışması ve temel arama kurtarma yöntemleri aktarıldı. Gönüllüler, uygulamalı eğitimler ile öğrendiklerini pekiştirdi.


AFAD yetkilileri, afetlere karşı bilinçli ve hazırlıklı gönüllülerle sahada olunduğu mesajını verdi.



Gönüllülere arama ve kurtarma eğitimi verildi

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir Yargıtay ve BAM üyeleri İzmir’de buluştu: Yargıda ‘içtihat uyumu’ masada Yargıtay Başkanlığı tarafından projelendirilen "Bölge Adliye Mahkemeleri Kararlarının Yargıtay İçtihatlarına Uyumu Çalıştayı"nın ikincisi, İzmir’de başladı. 4-8 Şubat tarihleri arasında gerçekleştirilen çalıştayın açılışında konuşan Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, ana hedeflerinin "aynı olaylara aynı kararların verilmesi" olduğunu vurguladı. Yargıtay tetkik hakimleri, ilgili daire üyeleri ve özellikle deprem bölgesinde görev yapan Bölge Adliye Mahkemesi (BAM) başkan ve üyelerinin katılımıyla düzenlenen çalıştay, İzmir’deki bir otelin konferans salonunda sürdü. Temel amacı yargı kararlarında birliğin sağlanması olarak açıklanan çalıştayla birlikte, BAM kararlarının Yargıtay içtihatlarıyla uyumlu hale getirilmesi, hukuki öngörülebilirliğin güçlendirilmesi ve vatandaşların adalete olan güveninin artırılması hedefleniyor. "Ana temamız karşılıklı fikir alışverişi" Çalıştayın açılış konuşmasını gerçekleştiren Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez, projenin çıkış noktasını şu sözlerle aktardı: "Yargıtay olarak bu projeyi hayata geçirme fikrini düşündüğümüzde ana temamız; bölge adliye mahkemelerimizle özellikle bir araya gelmek, kararlar konusunda karşılıklı fikir alışverişinde bulunmak, Yargıtay uygulamalarını birinci elden izah etmek ve karşılıklı bir uyum sağlamaktı. Bunun doğal sonucu olarak da vatandaşlarımız açısından hukuki güvenilirliğin tesis edilmesini hedefledik." Gündem: Deprem dosyaları İlk çalıştayın Kasım ayında Kadastro ve Orman Hukuku üzerine yapıldığını hatırlatan Kerkez, ikinci ve üçüncü toplantıların ana temasının "deprem" olarak belirlendiğini ifade etti. Kendisi de Hataylı olan ve depremin acılarını yakından hissettiğini belirten Başkan Kerkez, on binlerce dosyanın yargı sürecine taşındığına dikkat çekti. Deprem dosyalarında hızlı ve adil kararların önemine değinen Kerkez, şu değerlendirmelerde bulundu: "Bu dosyaların; ilk derece mahkemelerinden bölge adliye mahkemelerine ve Yargıtay’a uzanan süreçte uyum içinde karara bağlanmasını istiyoruz. Çalıştayımızın ana sloganı; ’Aynı olaylara aynı kararlar’dır. Vatandaşımız özellikle deprem dosyalarında hem hızlı hem adil hem de mağduriyetini giderecek kararlar beklemektedir. Bunu sağlamak hepimizin ortak sorumluluğudur." "Aile içi değerlendirme" Toplantının yapısına dair de bilgi veren Kerkez, çalıştayın "biz bize" bir değerlendirme ortamı sunması için samimi bir anlayışla kurgulandığını ifade ederek, süreci bir "aile içi değerlendirme" olarak nitelendirdi. Çalıştay, 8 Şubat tarihine kadar İzmir’de devam edecek. Çalıştaya Yargıtay Başkanı Ömer Kerkez ile birlikte İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Ali Yeldan ve yargı camiası temsilcileri katıldı.
Bursa Osmangazi’den rahim ağzı kanserine karşı farkındalık etkinliği Osmangazi Belediyesi’nce düzenlenen ’Sağlıklı Kadınlar Sağlıklı Toplum’ söyleşisinde rahim ağzı kanserine dikkat çekildi. Kadınların yaşam kalitesini yükseltmek ve farkındalıklarını artırmak amacıyla çeşitli eğitim programları hayata geçiren Osmangazi Belediyesi, bu kapsamda Ördekli Kültür Merkezi’nde anlamlı bir söyleşi gerçekleştirdi. ’Sağlıklı Kadınlar, Sağlıklı Toplum’ başlıklı programda Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Hakan Sağer, rahim ağzı kanserine ilişkin bilgiler verdi. Kadınların yoğun ilgi gösterdiği farkındalık etkinliğinde Op. Dr. Sağer, sunumu eşliğinde rahim ağzı kanserinde erken teşhisin hayati önemi, düzenli taramaların gerekliliği, HPV aşısı ve koruyucu sağlık yöntemlerine ilişkin detaylara değindi. "Rahim ağzı kanseri aşılarını yaptırmak gerekiyor" Rahim ağzı kanseri taramalarını daha geniş kitlelere ulaştırmak ve toplum tabanlı taramalara farkındalık oluşturabilmek için bu önemli söyleşinin gerçekleştirildiğini aktaran Op. Dr. Sağer, rahim ağzı kanserinin hiç belirti vermediğinde dahi tarama testleriyle yakalanabileceğini vurguladı. Erken evrelerde ya da erken risk faktörlerinde yakalandığında rahim ağzı kanserinin önlenebileceğine işaret eden Op. Dr. Sağer, şunları kaydetti: "Maalesef belirti vermediği için bu kanser türleri ileri evrelerde yakalandığında, hastalarımızın çoğunluğunu kaybediyoruz. Bu yüzden tarama testlerinin önemini vurgulamak ve bunu önleyecek aşıların da üzerinde durmak bizim için ehemmiyetli. Rahim ağzı kanserinin sebebini çok iyi bilmek lazım. Araştırmalarda kanserin aslında yüzde 100 sebebi HPV virüsleri. HPV virüsleri çoğunlukla cinsel yolla bulaşan virüsler. Bu yüzden tabii ki birçok risk faktörü var. Sigara kullanımı ve bazı yaşam tarzı faktörleri rahim ağzı kanseri riskini artırabilmektedir. Bu nedenle korunmada sağlıklı alışkanlıkların benimsenmesi, bilinçli davranılması ve gerekli önlemlerin alınması büyük önem taşımaktadır. Sigaradan uzak durulması da riskin azaltılmasına katkı sağlamaktadır. Avrupa’da birçok ülkede rahim ağzı kanseri aşıları, toplum taramaları bakanlık tarafından karşılanarak yapılmakta. Önemli yaş aralığı ise 9-16 yaş. Bu yaş aralığında aşıları yapmış olduğumuz zaman gelecekteki kanser riskini yüzde 90-95 oranında önlemiş oluyoruz." Söyleşi sonrası Osmangazi Belediyesi Meclis Üyesi Cemile Yılgör, Op. Dr. Sağer’e teşekkür plaketi takdim etti. Op. Dr. Sağer de, kanser tarama programlarının halka ulaştırılmasındaki etkin çalışmaları ve verdikleri destek nedeniyle Osmangazi Belediyesi’ne teşekkürlerini iletti.
İstanbul Kanserlerin yüzde 30 ila 50’si önlenebilir Kalp ve damar hastalıklarıyla birlikte en sık ölüm nedenleri arasında yer alan kanserin toplumda hâlâ ’korkulan ama konuşulmayan’ bir hastalık olarak algılandığını belirten Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Nurten Elkin, erken tanı ve korunmanın hayati önemine dikkat çekti. İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi, Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Nurten Elkin, "Dünya Kanser Günü" nedeniyle yaptığı açıklamada kanserin hem dünyada hem de Türkiye’de en sık görülen ölüm nedenleri arasında yer aldığına dikkat çekti. Elkin, hastalığın toplumda hâlâ konuşulmaktan kaçınılan bir konu olduğunu belirterek, "Kanser, günümüzde kalp-damar hastalıklarıyla birlikte en sık ölüm nedenleri arasında yer alıyor. Oysa kanserin önemli bir kısmı önlenebilir, erken tanı konulduğunda ise tedavi edilebilir bir hastalıktır. Kanser, vücuttaki hücrelerin kontrolsüz şekilde çoğalmasıyla ortaya çıkan bir hastalık grubudur. Günümüzde kanser vakalarının artmasının temel nedenleri arasında yaşam süresinin uzaması, çevresel faktörler, sigara kullanımı, sağlıksız beslenme ve hareketsiz yaşam yer almaktadır" dedi. Erken tanı kanserde tedavinin anahtarı Erken tanının kanserle mücadelede belirleyici rol oynadığını ifade eden Elkin, zamanında yapılan taramaların yaşam süresini ve tedavi başarısını doğrudan etkilediğini kaydederek, "Kanserle mücadelede en kritik kavram erken tanıdır. Birçok kanser türü erken evrede saptandığında tamamen tedavi edilebilirken, geç tanı durumunda tedavi süreci hem zorlaşmakta hem de yaşam süresi kısalmaktadır" dedi. Tarama programlarının ertelenmemesi gerektiğine dikkat çeken Elkin, erken tanıya yönelik yöntemleri şöyle sıraladı: "Meme kanserinde düzenli mamografi, rahim ağzı kanserinde smear ve HPV testi, kolon kanserinde gaitada gizli kan testi ve kolonoskopi ve prostat kanserinde uygun yaş grubunda PSA takibi hayat kurtaran tarama yöntemleridir. ’Hiçbir şikâyetim yok’ düşüncesi, tarama programlarını ertelemek için bir gerekçe olmamalıdır." Kanserle mücadele tedaviden önce başlıyor Toplumda kanser denildiğinde çoğunlukla tedavi yöntemlerinin akla geldiğini belirten Elkin, modern tıbbın bu bakış açısını değiştirdiğini belirterek, "Toplumda kanser denildiğinde akla genellikle kemoterapi, radyoterapi ve büyük hastaneler gelir. Oysa modern tıp bize şunu açıkça göstermektedir: Kanserle mücadele, hastalık ortaya çıkmadan önce başlar. Aile sağlığı merkezleri, bireyin yaşam tarzını tanıyan, risk faktörlerini yakından izleyen ve koruyucu sağlık hizmetlerini sürekli sunabilen en önemli sağlık birimleridir" ifadelerini kullandı. Kanserden korunmak mümkün Bilimsel verilerin kanserden korunmanın mümkün olduğunu açıkça ortaya koyduğunu belirten Elkin, önlenebilir kanser oranına dikkat çekerek şunları söyledi: "Bilimsel veriler, kanserlerin yaklaşık yüzde 30-50’sinin önlenebilir olduğunu göstermektedir. Bunun yolu ise yaşam tarzı değişikliklerinden geçer. Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durmak, alkol tüketimini sınırlandırmak, dengeli ve sağlıklı beslenmek, düzenli fiziksel aktivite yapmak, ideal kiloyu korumak, güneşin zararlı ışınlarından korunmak ve aşılanabilir kanserler için (HPV, Hepatit B) aşıları ihmal etmemek kanseri büyük oranda önleyebilir." KETEM’ler erken tanının bel kemiğini oluşturuyor Türkiye’de yürütülen kanser tarama programlarına da değinen İstanbul Gelişim Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi ve Halk Sağlığı Uzmanı Doç. Dr. Nurten Elkin, KETEM’lerin erken tanıdaki rolüne şöyle dikkat çekti: "Ülkemizde kanser tarama hizmetlerinin bel kemiğini KETEM (Kanser Erken Teşhis, Tarama ve Eğitim Merkezleri) oluşturmaktadır. KETEM’ler, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ücretsiz ve düzenli tarama hizmetlerini sunar. Meme kanseri için 40-69 yaş arası kadınlara iki yılda bir mamografi, rahim ağzı (serviks) kanseri için 30-65 yaş arası kadınlara beş yılda bir HPV testi, kolon kanseri için ise 50-70 yaş arası kadın ve erkeklere iki yılda bir gaitada gizli kan testi yapılmaktadır." "Farkındalık gerçekten hayat kurtarır" Toplumsal bilincin önemine dikkat çeken Elkin, kanserle mücadelenin temel mesajını, "Kanserle mücadele, hastalık ortaya çıktıktan sonra değil, ortaya çıkmadan önce başlar. Düzenli kontroller, tarama programlarına katılım ve doğru bilgiye ulaşmak bu mücadelenin temel taşlarıdır. Bilinç, erken tanı ve korunma ile bu hastalığın seyri değiştirilebilir. Çünkü farkındalık, gerçekten hayat kurtarır" diyerek özetledi.
Bursa Atatürk ve Cumhuriyet’in Bursa’daki izleri Nilüfer’de konuşuldu Nilüfer Belediyesi’nin düzenlediği "Tematik Buluşmalar" söyleşisinde Doç. Dr. Hacer Karabağ Arslan, Bursa’nın işgal yıllarından modern bir Cumhuriyet kentine dönüşüm sürecini anlattı. Arslan, "Bursa sadece Osmanlı’nın değil, Cumhuriyet modernleşmesinin de laboratuvarı olmuştur" dedi. Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen "Tematik Buluşmalar" söyleşisinin bu ayki konuğu, Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Hacer Karabağ Arslan oldu. Nazım Hikmet Kültürevi’nde düzenlenen "Atatürk Bursa’sında Modernleşme: Lider ve Şehir" başlıklı söyleşide Arslan, Atatürk’ün Bursa’ya gerçekleştirdiği ziyaretlerin arka planını ve kentin sosyal, ekonomik ve kültürel değişimini katılımcılara aktardı. Bursa’nın genellikle "Osmanlı’nın ilk başkenti" kimliğiyle ön plana çıktığını belirten Doç. Dr. Hacer Karabağ Arslan, kentin Milli Mücadele ve Cumhuriyet dönemindeki stratejik öneminin de en az Osmanlı dönemi kadar kritik olduğunu vurguladı. 19’uncu yüzyıl sonunda Bursa’nın kozmopolit yapısı ve ipek ticaretine dayalı güçlü ekonomisinin, savaşlar ve Yunan işgaliyle büyük bir yıkıma uğradığını hatırlatan Arslan, "İşgal, meclis kürsüsüne siyah örtü örtülmesine neden olacak kadar derin bir yastı. Ancak Cumhuriyet, yangın yeri olan bu şehri yeniden ayağa kaldırdı" diye konuştu. Atatürk’ün Bursa’yı 17 kez ziyaret ettiğini ve bu gezilerin sıradan geziler olmadığını ifade eden Arslan, şu detayları paylaştı: "Atatürk, Mudanya Mütarekesi’nden hemen sonra, henüz saltanatı kaldırmadan Bursa’ya gelerek nabız yoklamıştır. Bursa, devrimlerin, özellikle de Şapka İnkılâbı’nın toplumsal kabulü açısından bir laboratuvar işlevi görmüştür. Henüz kanun çıkarılmadan Bursalılar, Atatürk’ü şapkalarıyla karşılayarak değişime destek vermiştir. Atatürk, protokol kurallarından hoşlanmaz, halkın, esnafın, öğrencinin içine karışırdı. Bu samimiyet, devrimlerin tabana yayılmasını sağladı." Arslan, söyleşide, Cumhuriyet öncesi el tezgahlarına dayalı ipek üretiminin, Cumhuriyet ile birlikte Merinos ve Gemlik Suni İpek gibi fabrikalarla endüstriyel bir boyuta taşındığına dikkat çekti. Arslan, bu fabrikaların sadece üretim yeri değil; sineması, spor alanları ve sosyal tesisleriyle kente modern yaşam kültürünü getiren merkezler olduğunu belirtti. Doç. Dr. Arslan, konuşmasının sonunda 1923 ile 1938 yılları arasındaki değişimin o dönemin tanıkları tarafından "hayal edilemez" olarak nitelendirildiğini söyledi. Arslan, "Savaştan çıkmış, nüfusunu ve sermayesini kaybetmiş bir şehirden; sanayisiyle, eğitimli kadınlarıyla, sosyal hayatıyla modern bir kent ortaya çıkarıldı. Bu dönüşümün mimarı Mustafa Kemal Atatürk, Bursa’nın her sokağında iz bırakmıştır" ifadelerini kullandı. Söyleşide katılımcıların sorularını da yanıtlayan Doç. Dr. Hacer Karabağ Arslan’a günün anısına hediye verildi.