EĞİTİM - 13 Ocak 2026 Salı 15:20

Gazikültür, "500. Yılında Mercidabık Savaşı" adlı yayını okuyucuyla buluşturdu

A
A
A
Gazikültür, "500. Yılında Mercidabık Savaşı" adlı yayını okuyucuyla buluşturdu

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi’nin kültür yayıncılığı alanındaki köklü markası Gazikültür Yayınları, tarih araştırmalarına önemli bir katkı sunan nitelikli bir eseri daha okurla buluşturdu. Prof. Dr. Mehmet Ali Yıldırım ve Prof. Dr. Osman Köse’nin editörlüğünde hazırlanan 500. Yılında Mercidabık Savaşı adlı eser, Osmanlı tarihinin dönüm noktalarından biri olan 1516 Mercidabık Zaferi’ni çok boyutlu bir yaklaşımla ele alıyor.


Osmanlı Devleti ile Memlük Sultanlığı arasındaki siyasi, askerî ve ideolojik mücadeleyi Doğu Akdeniz ve Ortadoğu tarihini yeniden şekillendiren bir kırılma anı olarak değerlendiren kitap, disiplinlerarası bir perspektifle kaleme alınmış makalelerden oluşuyor. Beş asırlık bir tarihsel mesafeden bakılarak hazırlanan bu çalışma, Osmanlı yükselişinin seyrini belirleyen Mercidabık Savaşı’nı bölgesel, uluslararası yeniden tartışmaya açıyor.



Eserde yer alan makaleler, dönemin siyasi dengelerini, dini meşruiyet tartışmalarını, doğal afetlerin tarihsel etkilerini ve Osmanlı-Memlük ilişkilerinin arka planını ayrıntılı biçimde ele alıyor. Kitapta Metin Akis’in "Mercidabık Savaşı’na Doğru Osmanlı-Memlük İlişkileri" başlıklı çalışması, savaş öncesi diplomatik ve askerî süreci bütünlüklü bir çerçevede incelerken, Sedat Bilinir’in "Tarih Boyunca Halep ve Çevresindeki Büyük Depremler: Etkileri ve Sonuçları" makalesi, coğrafyanın tarih üzerindeki belirleyici rolünü gözler önüne seriyor.



H. Hilal Şahin’in Yavuz Sultan Selim, Şah İsmail ve Kansu Gavri ekseninde şekillenen güç mücadelesini irdeleyen çalışması, dönemin siyasal aktörleri arasındaki gerilimleri derinleştiriyor. Naime Yüksel Karasu, Yavuz Sultan Selim’in Memlük Devleti’ne savaş ilanının gerekçelerini hukuki ve siyasal boyutlarıyla ele alırken, Prof. Dr. Zeynel Özlü ve Dr. İsmail Hakkı Üzüm’ün ortak makalesi, Mercidabık ve Ridaniye savaşlarını dinî motifler ve manevî meşruiyet çerçevesinde değerlendiriyor. Süleyman Kızıltoprak ise Mercidabık Zaferi’ni Osmanlı Cihan Devleti’nin yükseliş sürecinde bir kırılma noktası olarak konumlandırarak savaşın uluslararası sonuçlarını ayrıntılı biçimde analiz ediyor.


500. Yılında Mercidabık Savaşı, Osmanlı tarihine ilgi duyan araştırmacılar, akademisyenler, lisansüstü öğrenciler ve tarih meraklıları için güvenilir bir başvuru kaynağı olma niteliği taşıyor. Okurlar, eserin e-kitap versiyonuna gbbkultur.com adresinden ulaşabilir.



"Tarihi hafızanın canlı tutulmasının şehir kültürü ve toplumsal bilinç açısından önemli"


Gaziantep Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş. Genel Müdürü Halil İbrahim Yakar, kitabın yayımlanması dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, tarihi hafızanın canlı tutulmasının şehir kültürü ve toplumsal bilinç açısından taşıdığı öneme dikkat çekti. Prof. Dr. Yakar, "Mercidabık Savaşı, Osmanlı tarihinin yönünü değiştiren, Anadolu, Suriye ve Mısır coğrafyasını yeni bir siyasal düzleme taşıyan büyük bir dönüm noktasıdır. Bu tür çalışmalar, tarihi olayları ezber bilgilerin ötesine taşıyarak sebepleri, sonuçları ve etkileriyle birlikte düşünmemizi sağlar. Gazikültür Yayınları olarak amacımız, akademik niteliği yüksek, kalıcı başvuru eserlerini hem araştırmacıların hem de tarih meraklılarının istifadesine sunmaktır" ifadelerini kullandı.


Yakar ayrıca, Gaziantep’in tarih ve kültür alanında yürüttüğü yayıncılık faaliyetleriyle yalnızca yerel belleği değil, Anadolu ve İslam tarihinin ortak mirasını da görünür kılmayı hedeflediklerini vurguladı. Yakar, "Bu eser, üniversitelerimizde yürütülen akademik çalışmalarla yerel yönetimlerin kültür politikaları arasında güçlü bir köprü kurmaktadır. Beş yüzüncü yılında Mercidabık Savaşı’nı yeniden düşünmek, geçmişi anlamanın yanı sıra bugünü doğru okumak için de önemli bir imkandır" diye konuştu.


Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Ankara Bakan Memişoğlu: "Tıp uygulamalarını aile hekimliğinde de yapılabilir hale getirdik, daha da yaygınlaştırmayı hedefliyoruz" Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, "Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını aile hekimliğinde de yapılabilir hale getirdik ve önümüzdeki dönemde daha da yaygınlaştırmayı hedefliyoruz" dedi. Tıp ve Kültür Sanat Sempozyumu Cumhurbaşkanlığı Külliyesi Millet Kütüphanesinde düzenlendi. 13-14 Ocak tarihleri arasında düzenlenecek sempozyumun açılışı Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan, Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un katılımıyla gerçekleştirildi. Açılış konuşmalarından önce doktorlardan oluşan orkestranın müzik dinletisi izleyicilerle buluştu. Ardından sempozyum hakkında hazırlanan video gösterimi yapıldı. "Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık Modelimizle geçmişten devraldığımız bu birikimi çağın imkanlarıyla buluşturuyoruz" Video gösterim ve orkestranın ardından açılış konuşmasını yapan Sağlık Bakanı Kemal Memişoğlu, koruyucu sağlık hizmetlerini merkeze alan bir sağlık politikası yürüttüklerini belirterek, "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde, ‘Sağlıklı Türkiye Yüzyılı’ vizyonuyla hayata geçirdiğimiz Koruyan, Geliştiren ve Üreten Sağlık Modelimizle geçmişten devraldığımız bu birikimi çağın imkanlarıyla buluşturuyoruz. Bugün bizler, geçmişin birikimini geleceğin bilimiyle buluşturarak; yeni İbn-i Sina’ların, Safiye Ali’lerin, Gazi Yaşargil’lerin yetiştiği; bilimsel çalışmaların ortaya konulduğu güçlü bir sağlık ekosistemi inşa etmek için kararlılıkla çalışmaya devam ediyoruz" ifadelerini kullandı. ‘Taşa Kazınan Şifa’ sergisinin tıp alanındaki gelişmelerin bugüne yansıması olduğunu aktaran Memişoğlu, "Bu köklü birikimin bugün nasıl bir hafızaya ve estetik dile dönüştüğünü ise, sempozyum kapsamında ziyaretçilerle buluşan ‘Taşa Kazınan Şifa’ sergisi son derece çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. Sergi; Anadolu Selçuklu ve Osmanlı dünyasında şifayı kurumsallaştıran kadınların izini, mimariyle iç içe geçmiş sembolik bir dille bugüne fısıldamaktadır" diye konuştu. "Tıp uygulamalarını aile hekimliğinde de yapılabilir hale getirdik ve önümüzdeki dönemde daha da yaygınlaştırmayı hedefliyoruz" Memişoğlu, tıp alanındaki faaliyetlerine ilişkin şu ifadeleri kullandı: "Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarını aile hekimliğinde de yapılabilir hale getirdik ve önümüzdeki dönemde daha da yaygınlaştırmayı hedefliyoruz. Böylece birinci basamakta, koruyucu sağlık anlayışını güçlendiren bütüncül bir hizmet sunmayı amaçlıyoruz. Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamalarını; bilimsel, etik ve mevzuat temelli bir çerçevede sağlık sistemimizin bir parçası haline getirmiş bulunuyoruz. Ülkemizde; 83 GETAT Uygulama Merkezi, 2 bin 160 Ünitesi ve 13 bin 485 sertifikalı hekimimizle insanımıza hizmet vermekteyiz. Bugüne kadar 1 buçuk milyon vatandaşımız, toplamda 3 milyon kez bu hizmetlerden faydalanmıştır." "Bu iki alan, insanlığın ortak hafızasını, estetik anlayışını ve şifa arayışını birlikte şekillendirmiştir" Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy ise, tıp ve kültür sanat alanının insanlığın ortak hafızasını, estetik anlayışını ve şifa arayışını birlikte şekillendirdiğini dile getirerek, "Tıp, insanın hem bedenini hem de ruhunu da anlamaya yönelik bir ilim. Kültür ve sanat ise insanın ruhunu besleyen, ona derinlik kazandıran en güçlü ifade alanları. Bu iki alan, insanlığın ortak hafızasını, estetik anlayışını ve şifa arayışını birlikte şekillendirmiştir. Anadolu’nun bu kadim toprakları, bu bütüncül yaklaşımın en zengin örneklerine ev sahipliği yapmıştır. Bu yaklaşımın düşünsel temellerini, büyük hekim ve filozoflarımızın eserlerinde de açıkça görebilmekteyiz" değerlendirmesinde bulundu. "Kültürü hayatın her alanına taşıyan bir anlayışla çalışıyoruz" Tedavi ile sanatın, akıl ile kalbin birlikte ele alındığına dikkati çeken Ersoy, şu ifadeleri kullandı: "Darüşşifalardan medreselere kadar pek çok alanda; tedavi ile sanatın akıl ile kalbin birlikte ele alındığını görüyoruz. Bugün burada gerçekleştirdiğimiz bu sempozyum, işte bu kadim geleneğin çağdaş bir yansımasıdır. Günümüzde tıp bilimi büyük bir hızla ilerlerken, insanı yalnızca biyolojik bir varlık olarak ele almak yeterli değildir. Sanatın iyileştirici gücü, modern tıbbın insana dokunan yönünü güçlendirmektedir. Kültür ve Turizm Bakanlığı olarak bizler, kültürü hayatın her alanına taşıyan bir anlayışla çalışıyoruz. Sanatın, bilimin ve insan sağlığının kesiştiği bu tür platformları son derece kıymetli buluyoruz. Çünkü biliyoruz ki; kültürle güçlenen bir toplum, geleceğe daha sağlam adımlarla yürür. Bu sempozyumun; disiplinler arası yeni bakış açıları geliştirilmesine, ortak projelerin doğmasına ve kalıcı iş birliklerinin kurulmasına vesile olmasını temenni ediyorum. Bilginin sanatla, bilimin insan hikayesiyle buluştuğu her adım, medeniyet yolculuğumuza değer katacaktır."