KÜLTÜR SANAT - 11 Eylül 2021 Cumartesi 09:43

Satala Antik Kentindeki kazılarda 5 bin yıllık bulgulara rastlandı

A
A
A
Satala Antik Kentindeki kazılarda 5 bin yıllık bulgulara rastlandı

Gümüşhane (İHA) – Gümüşhane’nin Kelkit ilçesine bağlı Sadak köyündeki Satala Antik Kentinde sürdürülen kazı çalışmalarında 5 bin yıllık bulgulara rastlandı.

Gümüşhane (İHA) – Gümüşhane’nin Kelkit ilçesine bağlı Sadak köyündeki Satala Antik Kentinde sürdürülen kazı çalışmalarında 5 bin yıllık bulgulara rastlandı. Çalışmalarda bölgenin tarihi sürecinin değişmesine neden olan bulgular elde edildi.


Roma İmparatorluğunun Doğu sınırında günümüze kadar ulaşabilmiş dünyadaki tek lejyon kalesi olan Satala Antik Kentinde 2017 yılından beri devam eden arkeolojik kazılarda önemli bulgular elde edilmeye devam ediyor.


Bartın Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Öğretim üyesi Doç. Dr. Şahin Yıldırım başkanlığında gerçekleştirilen ve 1,5 ay önce başlayan kazı çalışmaları bu yıl 40 kişilik ekiple devam ederken toprağın 50 santimetre altından başlayan tarihi bulgular 5 metre derinliğe kadar ulaştı.


Roma İmparatorluğunun Apollinaris Lejyonu da denilen 15.Lejyonunun yaklaşık 600 yıl hüküm sürdüğü alanda çok sayıda açma gerçekleştiren ekip önemli bulgular ve eserler ortaya çıkarırken 5 bin yıllık mezarlığın yanısıra Ayasofya’yı yaptıran İmparator Justinyanus tarafından tamir ettirildiği belirlenen surlar da gün yüzüne çıkarıldı.


Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın, Gümüşhane Valiliği ve İl Özel İdaresi ile Kelkit Kaymakamlığı ve Kelkit Belediyesi’nin katkılarıyla gerçekleştirilen kazı çalışmaları Bartın Üniversitesi Arkeoloji Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürlüğü başkanlığında aynı üniversitenin akademisyenlerinden Doç. Dr. Şahin Yıldırım ve ekibi tarafından sürdürülüyor.


Kazı başkanı Doç.Dr. Şahin Yıldırım, bu yıl 3 ayrı açmada aynı anda çalıştıklarını ve iklim şartlarının uygun olması halinde bir ay daha çalışmayı, bu süreçte çok daha önemli verilere ulaşmayı düşündüklerini söyledi.



“Burada görmüş olduğunuz başlıklar, sütun başlıkları, sütunlar burada çok büyük ve kompleks bir yapının olduğunu bize göstermekte”


Çalışan ekibin yanında yurtdışından bilimsel katkı aldıklarını ifade eden Yıldırım, “Kazı çalışmalarımız 15.Leyjon adıyla bildiğimiz Apollinaris lejyonunun üssü durumdaki Satala’daki kastrum yani ordugahta gerçekleştirilmekte. Bu yılki çalışmalarda yine geçen sene olduğu gibi özellikle de kastrum 3 açması olarak nitelendirdiğimiz ana yapıda sürdürüyoruz. Burada çok önemli verilere ulaşmış durumdayız. Birçok mimari yapı elemanı ortaya çıkarttık. Çok büyük ölçekli bir yapının, büyük bir yapı kompleksinin kalıntılarını açıyoruz. Burada görmüş olduğunuz başlıklar, sütun başlıkları, sütunlar burada çok büyük ve kompleks bir yapının olduğunu bize göstermekte” dedi.



“Satala’nın günümüzden yaklaşık 5 bin yıl kadar önceye gittiğini tespit etmiş olduk”


Bu yıl yapılan çalışmalarda en ilgi çekici buluntulardan birisini açıklayan Yıldırım, “İmparatorluk dönemi katlarına inmeye çalışırken burada çok büyük bir alüvyon tabakası mevcut. Yaklaşık 5 metre derinlikte bizi şaşırtan bir şekilde Geç Tunç Çağı Dönemine tarihlendirilen bir mezarla karşılaştık. Biz buradaki çalışmalar sırasında Erken Tunç Çağına hatta Geç Kalkolitik Döneme inen bulgular elde etmiştik ama düzgün bir tabakalaşma içerisinde değildi. Ama bu sene yapmış olduğumuz çalışmalar sırasında özellikle bu kontekste bulmuş olduğumuz bulgularla haber Satala’nın günümüzden yaklaşık 5 bin yıl kadar önceye gittiğini tespit etmiş olduk. Daha önce yazılı metinlerde çok fazla bir bilgi yoktu elimizde. Ancak bu arkeolojik veriler kentin çok eski dönemlerden beri Geç Kalkolitik dönemin sonlarından itibaren dahi yer olduğunu ve burada bir höyük şeklinde bir yerleşimin olduğunu ve aşağı şeklinde yine ona bağlı bir diğer ana yerleşim birimi olduğunu bize gösterdi. Bu da buranın tarihsel süreciyle ilgili çok önemli bir bulgu idi” diye konuştu.



“Demir yataklarının da burada olduğunu keşfetmiş durumdayız”


Yüzey araştırmaları sondajlarda Urartularla bağlantılı seramiklerle ve çeşitli kültür kalıntılarıyla karşılaştıklarını dile getiren Yıldırım, “Demir yataklarının da burada olduğunu keşfetmiş durumdayız. Çok büyük demir madenleri var. Roma İmparatorluğu döneminde lejyonun buraya getirilmesinde ana etkenlerden biri de bu madenler. Çünkü silahlarını onlar kendileri yapıyor. Urartuların burada yer alma nedenlerinden en önemlilerinden birisi de bu madenler. Urartular antik çağın en önemli maden uygarlığı, demir çağının en önemli uygarlığı konumunda. Bin 700 metre kotlarda yer alan Roma İmparatorluk döneminin en yüksek kotta yer almış lejyonunun bulunduğu alanın Urartular, Erken Tunç Çağına kadar inen bir yerleşme olduğunu tespit ettik. Bu bizim açımızdan çok önemliydi” şeklinde konuştu.



“Buradaki surlarda Ayasofya’yı yaptıran İmparator Justinyanus dönemi mimari tekniğin uygulandığını görüyoruz”


Kazı çalışmalarında garnizon alanını çevreleyen surları da açmaya çalıştıklarını anlatan Yıldırım, bölgede Ayasoyfa’yı yaptıran İmparator Justinyanus’un buradaki surları tamir ettirdiğini belirlediklerini dile getirerek, “Diğer çalışmalarımızın yanında surları açmaya çalışıyoruz. Roma imparatorluğu surları iskambil kartına benzer bir şekle sahip. Surlarda Geç Antik Dönem yani İmparator Justinyanus dönemi mimari tekniğin uygulandığını görüyoruz. Bunu tarihi kaynaklarla karşılaştırdığımızda Prokopius’un yazıtlarında geçen metinlerde Justinyanus döneminde buradaki Roma İmparatorluğu dönemi lejyonunu ana kalesinin tahrip olduğunu, sağlam bir malzeme ile yapılmadığını, savaşlardan çok etkilendiğini, bu yüzden İmparator Justinyanus’un buraya çok daha büyük, sağlam bir sur yaptırdığını kayıtlarında görüyoruz. Bunu doğrulayan veriler elde ettik bu seneki çalışmalarda. Ayasofya’yı da yaptıran Justinyanus doğu hattındaki en önemli yerlerden birisi olan buradaki kaleyi de yeniletiyor” ifadelerini kullandı.



“Elde ettiğimiz veriler bölgenin tarihi sürecinin değişmesine neden oldu”


Kazılarda tahmin etmedikleri, hiç ummadıkları şekilde kentin dip tarihine dair çok önemli verirler çıkardıklarını ifade eden Yıldırım, şunları söyledi:


“Umarım bu bölgenin tarihine çok daha manalı katkılar yapabileceğiz. Arkeolojik kazılar sonucu elde ettiğimiz veriler bölgenin yazılı tarihine çok önemli katkılar sağladı. Burada önceden beri yürütülen çok sayıda yüzey araştırması var. Onların elde etmiş olduğu verirler buralarda bir erken dönem yerleşimin olduğunu söylüyor idi. Ancak bunun bir arkeolojik tabakada ilk defa ortaya çıkarılması bu sene oldu. Buradaki arkeolojik tabakalar konteks halinde Erken Tunç Çağına kadar inmekte. Bununla birlikte de araştırma sırasında Geç Kalkolitik Döneme kadar inen küçük mikrolit seviyede obsidyenden yapılmış aletler de yine tespit ettik. Bunlar da bölge tarihinin bizim umduğumuzdan çok daha erkene indiğini gösteriyor. Bu bölgede Neolitik Dönem henüz tespit edilmiş durumda değil ama Geç Kalkolitik Dönemden itibaren Satala ve çevresinin bir önemli yerleşim merkezi olarak bölgede varlığını gösterdiğini tespit etmiş olduk. Bu da şu ana kadarki yazılı kaynaklarda geçen şeyleri hem destekledi hem de çok yeni verilerin elde edilmesini ve bu bölgenin tarihi sürecinin değişmesine neden oldu.”

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Erzurum Uzmanlar: "Bayramda ikramları olabildiğince hafif tutun" Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü, yaptığı paylaşımda bayramda yapılan ikramlara dikkat çekerek, "Yapılan ikramlar gün içerisinde kan şekerinin yüksek seyretmesine neden olabilir" ifadesini kullandı. Erzurum Sağlık İl Müdürlüğü tarafından yapılan paylaşımda, Diyetisyen Melike Karataş, bayram gelenekleri ve Erzurum’un kültüründe. misafire şeker, çikolata ile birlikte karbonhidrat, yağ ve şeker oranı yüksek su böreği, baklava gibi ikramlar sunulmasının vazgeçilmezlerden olduğunu anlatarak, "Ancak bu ikramların ziyaret edilen her evde sunulması ve tüketilmesi gün içerisinde kan şekerinin yüksek seyretmesine sebep olabilir. Gün boyu tekrar eden bu beslenme döngüsüyle özellikle çocuklar, yaşlılar ya da diyabet (şeker hastalığı), hipertansiyon (yüksek kan basıncı) gibi hastalığı bulunanlar için sağlık sorunları yaşama riski artar. Bunun önüne geçmek için ikramlıklar hazırlanırken şerbetli yerine sütlü tatlı hazırlanması; porsiyonların küçük tutulması; sebzeli veya yoğurtlu salataların (kabak tarator, yoğurtlu kereviz salatası, pancar salatası vb.) ikramlıklara eklenmesi; içecek olarak şekeri yüksek meyve suları yerine ayran ya da şekersiz açık çay, şekersiz Türk kahvesi gibi içeceklerin tercih edilmesi daha iyi olacaktır" dedi. Su içmek ihmal edilmemeli Erzurum için yine kültürel alışkanlıklar ve iklim şartları göz önünde bulundurulduğunda Ramazan ayı içerisinde iftar sonrası çayın çok önemli bir yer kapladığının görüldüğünü vurgulayan Karataş, "Hatta çoğu zaman çay içme alışkanlığı su tüketiminin önüne geçer. Bu alışkanlık Bayram’da da devam eder. Her ne kadar sağlıklı bireyler için günlük 6-8 çay bardağına kadar az demli çayın sağlık üzerine olumlu etkisi olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış olsa da içilen çayın demli olması, miktarının 6-8 çay bardağından fazla olması ya da su tüketiminin önüne geçmesi sağlık açısından riskler oluşturur. Su tüketiminin az olması, vücudun susuz kalmasına yol açabilir ya da bağırsak hareketlerinin yavaşlamasına sebep olabilir. Bu sebeple su tüketimi ihmal edilmemeli, günlük olarak en az 2-2,5 litre su içilmelidir" şeklinde konuştu. Hareketin artırılması hedeflenmeli! Bayram nedeniyle değişen beslenme düzeninin yol açabileceği hazımsızlığa dikkat çeken Karataş, "Bağırsak hareketlerinin azalması ya da kan şekeri yükselmesi gibi olumsuz durumlarla mücadelede etkili yöntemlerden biri de hareketin artırılmasıdır. Bayram dolasıyla yapılacak ziyaretler aktif bir gün geçirmek için fırsat olabilir. Bunu sağlamak adına ziyaretler esnasında yürüme mesafesinde olan yerlere araç yerine yürüyerek gitmek, günlük hareketi artırmaya yardımcı olur. Hatta gün içerisinde zaman ayrılarak 30 dakikalık bir yürüyüş planlanabilir. Hayatın her alanında önemli bir yere sahip olan sağlıklı ve dengeli beslenme bir yaşam tarzı hali olmalıdır. Bununla birlikte böyle özel zamanlarda doğru beslenme sağlık için daha da önem arz edebilmektedir" diye konuştu.
Bursa Bursa’da bayram yoğunluğunu fırsat bilen 2 kadın 16 bin liralık ürün çaldı Bursa’da bir giyim mağazasında yaşanan hırsızlık olayı "bu kadarına da pes" dedirtti. Bayram alışverişi nedeniyle oluşan yoğunluğu fırsat bilen iki kadın, mağazadan yaklaşık 16 bin TL değerinde ürünü çalarak kayıplara karıştı. O anlar saniye saniye güvenlik kameralarına yansıdı. Olay Bursa’nın Yıldırım ilçesinde meydana geldi. Giyim mağazasını yeni devralan iş yeri sahibi Melih Bülbül’ün iddiasına göre, komşu esnaf daha önce kendisini bölgede yaşanan hırsızlık olaylarına karşı uyarmıştı. Ancak uyarıdan kısa süre sonra mağaza da hırsızların hedefi oldu. İddiaya göre iki kadın şüpheli, müşteri gibi mağazaya girerek bir süre içeride dolaştı. Bayram yoğunluğu nedeniyle çalışanların başka müşterilerle ilgilenmesini fırsat bilen şüpheliler, seçtikleri ürünleri fark ettirmeden mağaza dışına çıkarmaya başladı. Ürünleri dışarı taşıyan şüphelilerin daha sonra poşetlere koyarak uzaklaştıkları öğrenildi. Durum iş yerinin güvenlik kameralarını izleyen iş yeri sahibinin babası tarafından fark edildi. Hemen mağaza çalışanlarına haber verilse de yoğunluk nedeniyle geç fark edilen olayda şüpheliler çoktan kayıplara karıştı. İhbar üzerine olay yerine gelen polis ekipleri, güvenlik kamerası görüntülerini incelemeye alırken, şüphelilerin yakalanması için çalışma başlatıldı. Yaşanan olaya tepki gösteren iş yeri sahibi Melih Bülbül, "Burayı yeni devraldığımızda komşular hırsızlık olaylarının çok olduğunu söylemişti. Biz de dikkatli oluruz dedik ama ilk ayımızda başımıza geldi. Ramazan ayında olması bizi ayrıca üzdü. Emek veriyoruz, mücadele ediyoruz. İnşallah bir an önce yakalanırlar" dedi. İş yeri sahibi, benzer durumların yaşanmaması için şüphelilerin bir an önce yakalanmasını beklediklerini söyledi.