KENT HABERLERİ - 16 Temmuz 2014 Çarşamba 17:00

8. Üsküdar sempozyumu, geri sayıma başladı

A
A
A
8. Üsküdar sempozyumu, geri sayıma başladı

Üsküdar Belediyesi’nin evsahipliğinde düzenlenecek olan 8’inci Üsküdar Sempozyumu, 21-23 Kasım tarihleri arasında gerçekleşecek.

Üsküdar Belediyesi tarafından Üsküdar’ın tarihi, kültürel, sosyal ve yerel yönetimler açısından kapsamlı değerlendirmelerin ve akademik çalışmaların yapılacağı 8’inci Üsküdar Sempozyumu için geri sayım başladı.
Bağlarbaşı Kongre ve Kültür Merkezi’nde 21-23 Kasım tarihleri arasında yapılacak olan 8’inci Üsküdar Sempozyumu’na yine çok sayıda akademisyen ve profesyonel yöneticinin katılması bekleniyor. Günümüzde Marmaray gibi dünya ölçeğinde projelere ev sahipliği yapan Üsküdar, tarihi derinliği, sosyo -ekonomik yapısı, demografisi, stratejik konumu, fiziki özelikleri, tarihi coğrafyası, kültür, sanat ve mimari dokusuyla pek az şehrin sahip olduğu bir birikimi barındırıyor. Ele aldığı konular açısından Türkiye’de bulunan bütün yerel yönetimlerinde ilgi kaynağı haline gelen Üsküdar sempozyumları adeta zaman içinde Yerel Yönetim Bilimleri Akademisi’ne dönüştü.

KÜLTÜR BELEDİYECİLİĞİ VE MEDENİYET KÖPRÜSÜ
Günümüzü ilgilendirdiği kadar gelecekte yapılması planlanan “Kültürel Belediyecilik” anlayışı kapsamında şehrin geçmişiyle geleceği arasında toplumun ihtiyaçlarına cevap verebilecek, bir yaşam köprüsü kurmayı hedefleyen belediyecilik açısından da son derece önemli bir çalışma olarak değerlendirilen Üsküdar sempozyumlarında yüzlerce bildiri ve çalışma raporu ele alındı. Bugüne kadar Üsküdar Belediyesi tarafından düzenlenen Üsküdar Sempozyumları zengin bir literatürün ortaya çıkmasını sağladı.

ÜSKÜDAR KÜLLİYATI, ARAŞTIRMACILARA YOL GÖSTERİYOR
Sempozyumlarda ele alınan konuların değerlendirilmesi sayesinde Üsküdar belediyesi tarafından yayınlanan yaklaşık 8 bin sayfa ve 12 ciltlik bir “Üsküdar Külliyatı”, akademik çevrelerin ve Üniversiteler ile araştırmacıların hizmetine sunuldu. İlki 2003 yılında Çamlıca Kültür Merkezi’nde gerçekleştirilen ve büyük bir akademik destekle yoluna devam eden Üsküdar sempozyumları, Türkiye’nin yerel yönetimler konusunda yapılan araştırmalar içinde ciddi bir veri tabanı haline geldi.
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Sıcaklar keneyi erken uyandırdı: "Belirtilerin ortaya çıkmasını beklemeyin" Mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları, doğadaki kene popülasyonunun beklenenden erken hareketlenmesine neden oldu. Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel, özellikle piknik alanları, tarım arazileri ve hayvancılık bölgelerinde artan riske karşı vatandaşları uyararak; kene tehlikesine karşı alınması gereken önlemleri anlattı. İstanbul Arel Üniversitesi Tıbbi Mikrobiyoloji Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel, mevsim normallerinin üzerinde seyreden sıcaklıklar nedeniyle kene popülasyonunun erken uyanmaya başladığını belirterek Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) riskine karşı hayati uyarılarda bulundu. Mevsim geçişiyle birlikte kene vakalarındaki artış, özellikle İç Anadolu’nun kuzeyi, Orta ve Doğu Karadeniz ile Doğu Anadolu bölgelerinde "hiperendemik" seviyede seyrediyor. Uzmanlar, doğa aktivitelerinde fiziksel korunmanın ve doğru müdahalenin önemine dikkat çekiyor. Türkiye’de en tehlikeli tür Hyalomma Türkiye genelinde kene kaynaklı hastalıkların ana taşıyıcısının Hyalomma cinsi keneler olduğunu anlatan Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel, "Özellikle Hyalomma marginatum, ülkemizde ölümcül seyredebilen KKKA virüsünün en yaygın ve etkili vektörü olarak bilinmektedir. Bunun yanı sıra Dermacentor ve Rhipicephalus gibi türler de bölgesel olarak farklı patojenleri taşıma riski barındırmaktadır" dedi. Aylin Güzel Dağ açıklamasına şöyle devam etti: "Ülkemizde ilk kez 2002 yılında Tokat, Sivas ve Çorum çevresinde dikkat çeken KKKA, günümüzde İç Anadolu ve Karadeniz’in kesiştiği yaklaşık 30 ili kapsayan coğrafi alanda yoğun olarak görülmektedir. Hastalık, virüsü taşıyan kenelerin yaşam alanlarıyla doğrudan bağlantılıdır." Bu belirtilerle ortaya çıkıyor Kene tutunmasını takiben kuluçka süresi genellikle 1 ile 3 gün arasındadır; ancak bu süre 9 güne kadar uzayabilir. Eğer virüs enfekte kan veya doku temasıyla bulaşmışsa, kuluçka süresi 13 günü bulabilmektedir. Dağ, ani başlayan yüksek ateş (38 derece), şiddetli baş ağrısı ve halsizlik, yaygın vücut, eklem ve kas ağrıları, bulantı ve kusma, ciltte görülen kırmızı döküntüler (peteşi) görüldüğünde vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurulmasını gerektiğini belirtti. Dağ, kene çıkarırken yapılan hatalara dikkat çekti Dr. Öğr. Üyesi Aylin Dağ Güzel, "Toplumda yaygın olan üzerine alkol, kolonya dökmek veya sigara basmak gibi yöntemler, hastalığın bulaşma riskini dramatik şekilde artırır. Bu maddeler kenenin strese girip mide içeriğini (ve virüsü) doğrudan kana kusmasına neden olur" diyerek doğru müdahale adımlarını şöyle sıraladı: "Kene, vakum etkisi oluşturmadan ince uçlu bir cımbızla baş kısmından tutulmalıdır. Ezilmeden, dik bir şekilde yukarı doğru çekilerek çıkarılmalıdır. Eğer kişi kendine güvenmiyorsa, hiç müdahale etmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Kene ne kadar erken çıkarılırsa, virüs bulaşma riski o kadar azalır." "Eve dönüldüğünde vücut taraması yapın" Kenelerin vücudun sıcak ve nemli bölgelerini tercih ettiğini belirten Dağ, doğadan döndükten sonra koltuk altları, kasıklar, diz arkaları, göbek deliği çevresi ile en kritik nokta olan kulak arkası ve saç diplerinin kontrol edilmesi gerektiğini belirtti. "Kene ısırığı, belirti bekleyecek bir durum değildir; zaman en kritik faktördür" diyen Güzel, vatandaşları hayati bir hata konusunda uyardı. Kene ile temas sonrası ateş veya halsizlik gibi belirtilerin ortaya çıkmasını beklemenin geri dönülemez sonuçlar doğurabileceğini vurgulayan Güzel, "Vücutta kene fark edildiği anda panik yapmadan ama saniyelerle yarıştığımızı bilerek en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır" dedi. "Kenelerin kendiliğinden düşmesini beklemeyin" Aylin Dağ Güzel, kenelerin hafife alınmaması gereken ciddi bir tehdit olduğunu belirterek şu hayati uyarıda bulundu: "Kenelerin kendiliğinden düşmesini beklemek ya da durumu basit bir böcek ısırığı olarak değerlendirmek geri dönüşü olmayan, ölümcül sonuçlara yol açabilir. KKKA ile mücadelede en güçlü silahımız; bireysel korunma yöntemlerini tavizsiz uygulamak ve bir belirti fark edildiği anda vakit kaybetmeden profesyonel tıbbi yardım almaktır."
Karabük Valilikten ‘zirai don’ ve ‘kar’ uyarısı: sıcaklıklar düşecek Karabük Valiliği, 1 Mayıs Cuma gününden itibaren kent genelinde hava sıcaklıklarının hissedilir derecede azalacağını belirterek, yüksek kesimlerde kar yağışı, buzlanma ve zirai don riskine karşı uyarıda bulundu. Valilikten yapılan meteorolojik değerlendirmeye göre, halen mevsim normalleri civarında ve yer yer üzerinde seyreden hava sıcaklıklarının, cuma gününden itibaren batı kesimlerden başlayarak düşmesi bekleniyor. Sıcaklıkların önümüzdeki hafta ortasına kadar mevsim normallerinin altına ineceği tahmin ediliyor. "Yüksek Kesimlerde Kar ve Buzlanma Bekleniyor" Açıklamada, yağışların genel olarak sağanak ve gök gürültülü sağanak şeklinde görüleceği, ancak sıcaklıklardaki düşüşle birlikte yüksek kesimlerde karla karışık yağmur ve yer yer kar yağışının etkili olacağı belirtildi. Özellikle rakımı yüksek bölgelerde buzlanma ve don olaylarına karşı dikkatli olunması istendi. Düşük sıcaklıkların tarımsal faaliyetleri olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekilen açıklamada, "Düşük sıcaklıklar nedeniyle yüksek kesimlerde yerel zirai don riski bulunmaktadır. Hazırlanan sıcaklık tahminlerinin dikkatle takip edilmesi ve gerekli tedbirlerin alınması büyük önem taşımaktadır" denildi. Valilik, vatandaşların meteorolojik erken uyarıları takip etmeleri gerektiğini vurgularken, olumsuz hava koşulları nedeniyle ulaşımda yaşanabilecek aksamalara karşı da tedbirli olunması çağrısında bulundu.
İzmir Bergama Müzesi’nde ’Mimari Zerafet Buluşması’ İzmir’in Bergama ilçesinde gerçekleştirilen "Mimari Zerafet Buluşması" tarih ve mimarlık meraklılarını bir araya getirdi. Bergama Müzesi ev sahipliğinde gerçekleştirilen etkinlikte Bergama Kültür ve Sanat Vakfı (BERKSAV) Başkanı Fatih Özbek konuşmacı olarak katıldı. Söyleşinin açılışında konuşan Müze Müdürü Nilgün Ustura, bir önceki buluşmada Bergama dışındaki çalışmalara odaklandıklarını hatırlatarak, bu kez kentin kendi iç dinamiklerini ve mimari yapısını ele alacaklarını ifade etti. BERKSAV Başkanı Fatih Özbek, Bergama’nın tarihsel gelişimini antik dönemden Roma dönemine uzanan geniş bir perspektifte değerlendirdi. Özbek, kentin yerleşim yapısının özellikle MÖ 2. yüzyıldan itibaren önemli değişimler geçirdiğini, Helenistik dönemde akropol çevresinde yoğunlaşan yaşamın zamanla ovaya ve batı yönüne doğru kaydığını anlattı. Bergama’nın antik çağdaki kent dokusunun iki ana eksen üzerinden geliştiğini belirten Özbek, Selinus ve Kestaios (Bakırçay) çevresindeki yerleşimlerin zamanla birleşerek güçlü bir şehir yapısı oluşturduğunu ifade etti. Roma döneminde ise kentin, batıya doğru genişleyerek bugünkü çarşı ve yerleşim alanlarının temelini oluşturduğunu dile getirdi. Özbek, Pergamon’un antik dünyadaki önemine de değinerek, kentin Efes Antik Kenti ve Smyrna (İzmir) ile birlikte güçlü bir rekabet ve etkileşim içinde olduğunu söyledi. Bu üçlü yapının, dönemin kültürel ve siyasi dengelerinde önemli rol oynadığını vurguladı. Konuşmasında kentin mimari zenginliğine dikkat çeken Özbek, akropolün görkemli yapısının antik çağda güneş ışığında adeta parladığını ve uzaktan bile etkileyici bir siluet oluşturduğunu ifade etti. Kentin farklı bölümlerinin kendine özgü işlevlere sahip olduğunu belirten Özbek, özellikle aşağı kentte ticaret, yukarı kesimlerde ise idari ve dini yapıların yoğunlaştığını söyledi. Sağlık merkezi olarak bilinen Asklepion hakkında da bilgi veren Özbek, buranın antik dönemde yalnızca bir tedavi merkezi değil, aynı zamanda ruhsal ve kültürel bir şifa alanı olarak görüldüğünü aktardı. Asklepion’un kentin son uzantısı olarak kabul edildiğini belirten Özbek, buraya ulaşımın bile özel bir mimari kurgu ile tasarlandığını ifade etti. Roma döneminde Bergama’da büyük ölçekli projelerin hayata geçirildiğini dile getiren Özbek, imparatorluk kültü çerçevesinde inşa edilen tapınakların kente ayrıcalıklı bir statü kazandırdığını söyledi. Özellikle Augustus döneminde başlayan imparatorluk tapınağı geleneğinin, Bergama’yı öne çıkaran unsurlardan biri olduğunu vurguladı. Konuşmada ayrıca Roma dönemi tiyatroları, hamam yapıları, eğitim alanları ve ticaret merkezleri gibi pek çok mimari unsur ele alındı. Özbek, bu yapıların yalnızca fiziksel değil, aynı zamanda sosyal ve kültürel yaşamın da önemli parçaları olduğunu belirtti. Söyleşinin devamında yeniden söz alan Nilgün Ustura ise günümüzde Bergama’da yürütülen koruma ve uygulama süreçlerine değindi. Ustura, kentte yapılan bazı yapıların altında kalan, ışıklandırılarak düzenlenmiş arkeolojik alanların önemine dikkat çekti. Bu çalışmaların hem tarihi görünür kılmak hem de kent yaşamıyla bütünleştirmek adına önemli olduğunu ifade etti. Koruma sürecine ilişkin hassasiyetlerini dile getiren Ustura, "Bizden korkulmasını değil, bize yardımcı olunmasını istiyoruz. Bergama tarihine hep birlikte sahip çıkmalıyız" diyerek ortak sorumluluk vurgusu yaptı. Sit alanlarıyla ilgili süreçlere de değinen Ustura, bazı bölgelerin 3. derece sit alanından 1. derece sit alanına dönüştüğünü, bu alanlarda imar izni verilmediğini belirtti. Müze Müdürlüğü olarak vatandaşların yanında olmaya çalıştıklarını ifade eden Ustura, kimi durumlarda imar planlarının tarihi kalıntılarla çakışabildiğini söyledi. Bu gibi durumlarda hem kültürel mirasın korunması hem de yapıların statik güvenliği göz önünde bulundurularak projelerde revizyon talep ettiklerini dile getirdi. Katılımcıların ilgiyle takip ettiği söyleşi, Bergama’nın zengin tarihi mirasını ve mimari katmanlarını farklı bir bakış açısıyla ele alarak büyük beğeni topladı.
Samsun Alev topuna dönen tırdan atlayarak kurtuldu, tamirciden şikayetçi oldu Samsun-Ankara kara yolunda seyir halindeki mobilya yüklü tırın çekicisi çıkan yangında küle döndü. Sürücü, alevlerin yükseldiğini fark edince kendini son anda araçtan atarak kurtulurken, kısa süre önce bakım yaptırdığı tamirci hakkında şikayetçi oldu. Olay, 29 Nisan gecesi saat 01.10’da Samsun-Ankara yolu Tekeli mevkisinde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre, Azerbaycan uyruklu İbrahim Semed (61) idaresindeki 77 DR 315 plakalı çekici ve ona bağlı 99 ZX 475 plakalı mobilya yüklü yarı römork, Samsun’dan Kavak istikametine seyir halindeyken henüz bilinmeyen bir nedenle ön kısmından yanmaya başladı. Yangını fark eden sürücü, aracı durdurarak kendini dışarı attı. Olayda yaralanan olmazken, alevler kısa sürede tüm aracı sardı. İhbar üzerine olay yerine gelen itfaiye ekipleri yangına müdahale ederek söndürdü ancak tır tamamen yanarak geriye demir yığını kaldı. Sürücü İbrahim Semed, aracında kısa süre önce bakım yaptırdığını belirterek, yangının elektrik aksamından kaynaklanmış olabileceğini öne sürdü. Aracın tamamen yanarak kullanılamaz hale geldiğini ifade eden Semed, yaklaşık 2 milyon lira zararının olduğunu söyledi. Tır sürücüsü İbrahim Semed, yangından 4 saat önce Trabzon Köprübaşı’nda aracını tamir ettirdiğini belirterek, "Aracımda yangın çıkınca canımı zor kurtardım. Kendimi araçtan son anda dışarı attım. Pasaportum, telefonum her şeyim de araçla yandı. Tamirciden şikayetçiyim" dedi. Bugün Samsun Adliyesine giden İbrahim Semed, olayla ilgili sorumlular hakkında "mala zarar verme" ve "öldürmeye teşebbüs" iddialarıyla Trabzon Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilmesi talebiyle suç duyurusunda bulundu.