POLİTİKA - 30 Mayıs 2026 Cumartesi 10:33 | Son Güncelleme : 30 Mayıs 2026 Cumartesi 10:51

Bakan Çiftçi: "Gazze Gazzelilerindir, Filistin Filistinlilerindir"

A
A
A
Bakan Çiftçi: "Gazze Gazzelilerindir, Filistin Filistinlilerindir"

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, "Gazze Gazzelilerindir. Filistin Filistinlilerindir. Türkiye'nin yaptığı; zulüm, bombardıman, hastalık ve yokluk içinde kalan kardeşlerine geçici bir yardım kapısı açmak, insani ve hukuki sorumluluğunu yerine getirmektir" dedi.

İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi, Al Jazeera'ye gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Türkiye genelinde yüzde 82 seviyesinde sokak hayvanlarının toplandığını kaydeden Bakan Çiftçi, sorunun uluslararası normlara uygun kalıcı bir çözüme kavuşacağını belirtti.

Bakan Çiftçi, "Sahipsiz sokak hayvanlarından kaynaklanan saldırılar, trafik kazaları, yaralanmalar, can ve mal kayıpları yanında ciddi halk sağlığı riskleri de bulunmaktadır. Başta kuduz olmak üzere insanlara bulaşabilen çok sayıda zoonoz hastalıkla mücadele için büyük bir emek ve kaynak kullanılmaktadır. Bu nedenle insanımızı koruyan, hayvan sağlığı ve refahını da gözeten kalıcı bir sistem kurmak zorundayız. Bu amaçla 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu'nda 2 Ağustos 2024 tarihinde önemli bir değişikliğe gidildi. ‘Yakala, kısırlaştır, yerine bırak' uygulamasının yerine, sahipsiz sokak köpeklerinin toplanması, aşılanması, kısırlaştırılması, tedavi edilmesi ve doğal yaşam alanlarında bakım ve beslenmelerinin sağlanması esas alındı. İçişleri Bakanlığı olarak Valilerimizin koordinasyonunda bu süreci yakından takip ediyoruz. İl Özel İdarelerinin bulunduğu 51 ilimizde çalışmalarda sona gelinmiş, sahipsiz sokak köpeklerinin tamamı toplanmış, ihbarlar üzerinden takip süreci devam etmektedir" diye konuştu.

"Hedefimiz nettir; çocuklarımız sokakta korkmadan yürüsün"

30 büyükşehirde valilik koordinasyonunda, büyükşehir ve ilçe belediyelerin çalışmalarıyla bakımevi ve doğal yaşam alanı dışında kalan sokak köpeklerinin yüzde 73'ü toplandığını ifade eden Çiftçi, "Türkiye genelinde toplama işleminde yüzde 82 seviyesine ulaşılmış, 61 ilimizde çalışmalar tamamlanmış, kalan illerimizde süreç aralıksız sürmektedir. Bu sürecin bakım ve beslenme boyutunda da önemli bir model kurduk. Muhterem Hanımefendi Emine Erdoğan'ın himayelerinde başlayan ve dünyaya örnek olan ‘Sıfır Atık' anlayışı doğrultusunda, tüm illerimizde gıda atıklarından besin üretim üniteleri kuruldu. Bugün günlük 60 ton gıda atığından yaklaşık 30 ton köpek besini üretilmektedir. Bu konuda hedefimiz nettir; çocuklarımız sokakta korkmadan yürüsün. Ailelerimiz evlatlarını okula endişe duymadan göndersin. Şehirlerimizde güvenlik, sağlık, merhamet ve düzen aynı anda tesis edilsin. Bu konuda vatandaşlarımızı müsterih olsun, valiliklerimiz, belediyelerimiz ve ilgili tüm kurumlarımızla bu süreci kararlılıkla sürdüreceğiz. Hem insanımızın can güvenliğini sağlayacak hem de hayvan sağlığı ve refahını uluslararası normlara uygun bir sistem içinde koruyacak kalıcı çözümü hayata geçireceğiz" şeklinde konuştu.

"Çakarlı araçlar meselesi, vatandaşlarımızın adalet duygusuna doğrudan temas eden bir konudur"

Çakar denetimine yönelik yüzde 360 artış yaşandığını açıklayan Bakan Çiftçi, şunları kaydetti:

"Çakarlı araçlar meselesi, vatandaşlarımızın adalet duygusuna doğrudan temas eden bir konudur. Işıklı ve sesli uyarı cihazları, kamu görevinin gerektirdiği zorunlu haller için vardır. Bu imkanın trafikte ayrıcalık, kişisel konfor ya da statü göstergesi gibi kullanılması kamu vicdanını rahatsız ediyor. Devletin sağladığı her imkân bir emanettir. Kamu adına kullanılan hiçbir yetki, milletimizin hukuk ve hakkaniyet beklentisinin önüne geçemez. Bu nedenle çakarlı araçlar ve koruma hizmetleri konusunda daha disiplinli, daha ölçülü ve daha denetlenebilir bir uygulama düzeni üzerinde çalışıyoruz. Bu alanda hem mevzuat hem denetim boyutunda önemli adımlar atıldı. Karayolları Trafik Kanunu'nda 30 Kasım 2024 tarihinde yapılan değişiklikle, mevzuatta izin verilmeyen araçlara ışıklı veya sesli uyarı cihazı takılması ve kullanılması hâlinde yaptırımlar ağırlaştırıldı ve kademelendirildi. Bugün bu ihlali yapanlara 173 bin 392 lira idari para cezası uygulanıyor. Sürücü belgesi 30 gün süreyle geri alınıyor, araç 30 gün süreyle trafikten men ediliyor. Aynı ihlalin bir yıl içinde iki veya daha fazla kez tekrarlanması hâlinde ceza 346 bin 785 liraya çıkıyor. Bu durumda sürücü belgesi 60 gün süreyle geri alınıyor, araç da 60 gün süreyle trafikten men ediliyor. Ayrıca usulsüz takılan cihazlar sökülerek mülkiyeti kamuya geçiriliyor."

"Denetim arttıkça suistimal alanı daralıyor"

Denetimlerde de çok yönlü bir sistem yürütüldüğünü ifaden Çiftçi, "Sabit trafik denetimleri yapılıyor. Ekiplerimiz seyir halinde de bu araçları kontrol ediyor. Sabit güvenlik kameralarından yararlanılıyor. Sosyal medyaya yansıyan görüntüler de takip edilerek gerekli işlemler uygulanıyor. Trafik ekiplerimiz, araç tescil plakası üzerinden PolNet sistemiyle aracın çakar kullanma yetkisini kontrol ediyor. Rakamlar da sahadaki etkinliği gösteriyor. Düzenleme öncesi döneme kıyasla denetlenen araç sayısında yüzde 360 artış sağlandı. Buna karşılık çakar kullanımına ilişkin cezai işlemlerde yüzde 87,9 oranında azalma yaşandı. Denetim arttıkça suistimal alanı daralıyor" şeklinde konuştu.

"Koruma hizmeti, risk analizine göre yürütülen ciddi bir kamu görevidir"

Koruma ekiplerinin konusunun da aynı hassasiyetin geçerli olduğunu söyleyen Bakan Çiftçi, "Koruma hizmeti, güvenlik ihtiyacı, görev hassasiyeti ve risk analizine göre yürütülen ciddi bir kamu görevidir. Bu hizmetin ölçülü, denetlenebilir ve amacına uygun şekilde yürütülmesi için gerekli değerlendirmeler titizlikle yapılmaktadır. Vatandaşımız trafikte kamu gücünün bir ayrıcalık görüntüsüne dönüşmesini istemiyor. Biz de bu hassasiyeti önemsiyoruz. Kamu imkânlarının yerinde, ölçülü ve hukuka uygun kullanıldığı; suistimale alan bırakmayan, denetimi güçlü bir uygulama düzenini kararlılıkla sürdüreceğiz" açıklamasında bulundu.

"Şehitlerimizin bize bıraktığı bu aziz vatana kararlılıkla sahip çıkacağız"

PKK terör örgütünün kendisini feshettiği tarihten itibaren 195 kişinin teslim olduğunu duyuran Bakan Çiftçi, "Terörle mücadele, Türkiye'nin güvenliği, milletimizin huzuru ve devletimizin bekası bakımından en hayati başlıklardan biridir. Bugün bu mücadele, devletimizin tüm kurumlarıyla birlikte yürüttüğü geniş kapsamlı bir güvenlik, hukuk, toplumsal huzur ve gelecek vizyonu haline gelmiştir. Burada en başta şunu ifade etmek isterim; Bugün terörle mücadelede hangi noktaya geldiysek, bunda Aziz Şehitlerimizin kanı, Kahraman Gazilerimizin fedakârlığı, güvenlik güçlerimizin alın teri ve milletimizin duası vardır. Bu vatanın her karışında Şehitlerimizin emaneti, Gazilerimizin hatırası, anaların sabrı, babaların vakarı, evlatların duası vardır. Biz o emaneti asla yere düşürmeyeceğiz. Şehitlerimizin bize bıraktığı bu aziz vatana, aynı imanla, aynı kararlılıkla sahip çıkacağız" dedi.

"Süreci provoke etmek isteyen kişi ve gruplara karşı da müsamaha gösterilmemektedir"

Türkiye'nin, yıllardır farklı terör örgütleriyle aynı anda mücadele eden bir ülke olduğuna dikkati çeken Bakan Çiftçi, şunları kaydetti:

"Özellikle son yıllarda Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde ortaya konulan kararlı irade, güvenlik birimlerimizin yüksek koordinasyonu, istihbarat kapasitemiz, teknolojik imkanlarımız ve sahadaki kesintisiz operasyonlarımız sayesinde terör örgütlerinin ülkemiz içindeki hareket kabiliyeti büyük ölçüde kırılmıştır. Bugün PKK/KCK terör örgütü, ülke içinde hareket etmekte zorlanan, eleman temin kapasitesi zayıflayan, lojistik hatları daralan ve çözülme süreci hızlanan bir noktaya gelmiştir. Bu başarı, sadece güvenlik uygulamalarının sonucu olarak okunamaz. Dünyadaki örnekler de göstermektedir ki bu tür süreçlerde güvenlik tedbirlerinin yanında toplumsal uzlaşıyı, hukuk zeminini ve kamu düzenini güçlendiren ilave adımlar da önem taşımaktadır. Bu çerçevede Muhterem Cumhurbaşkanımızın dirayetli liderliğinde ve Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli'nin güçlü desteğiyle başlatılan terörsüz Türkiye süreci, ülkemizin geleceği adına çok kıymetli bir umut oluşturmuştur. Bu süreçte toplumun tüm kesimlerinin hassasiyetleri dikkate alınmakta, sorunların çözümü için devlet aklıyla, büyük bir dikkatle ve yüksek bir sorumluluk bilinciyle hareket edilmektedir. Elbette bu süreci provoke etmek isteyen kişi ve gruplara karşı da müsamaha gösterilmemektedir."

"Toplam 195 terör örgütü mensubu teslim olmuştur"

Devletin tüm kurumları, cumhuriyet savcılıklarıyla koordinasyon içinde, süreci sabote etmeye dönük her türlü girişime karşı gerekli adli ve idari işlemleri vakit geçirmeden tesis ettiğini vurgulayan Bakan Çiftçi, "Her ihtimal titizlikle değerlendirilmekte, her tedbir buna göre alınmaktadır. Sahadaki veriler de gelinen noktayı açık biçimde göstermektedir. 2023 yılında 118, 2024 yılında 127, 2025 yılında 28 şiddet içerikli terör olayı meydana gelmişken, 2026 yılında bugüne kadar 9 şiddet içerikli terör olayı yaşanmıştır. Bu düşüş, güvenlik birimlerimizin sahadaki etkinliğini, istihbarat kapasitemizi ve terörle mücadelede ulaştığımız seviyeyi ortaya koymaktadır. Örgütteki çözülme de devam etmektedir. PKK terör örgütünün silah bıraktığını ve kendini feshettiğini açıkladığı 12 Mayıs 2025 tarihinden itibaren ülke genelinde 5'i kendiliğinden teslim olmak üzere toplam 195 terör örgütü mensubu teslim olmuştur" diye konuştu.

"Bu noktada rehavete yer yoktur"

Örgütün psikolojik ve saha üstünlüğünü kaybettiğini ifade eden Çiftçi, "Bu tablo, örgütün psikolojik, lojistik ve saha üstünlüğünü kaybettiğini göstermektedir. Ancak bu noktada rehavete yer yoktur. Çünkü terörle mücadele, sadece bugünün güvenlik meselesi olarak görülemez. Bu mücadele, şehitlerimizin emanetine sadakat meselesidir. Gazilerimizin fedakârlığına vefa meselesidir. Evlatlarımızın geleceğini, şehirlerimizin huzurunu, milletimizin kardeşliğini koruma meselesidir. Terörsüz Türkiye hedefi, annelerin gözyaşının dinmesi, evlatlarımızın geleceğe umutla bakması, şehirlerimizin yatırım, üretim, turizm ve huzurla anılması demektir. Bizim için bu süreç, aziz şehitlerimizin emanetini yücelten, kahraman gazilerimizin fedakârlığını taçlandıran, milletimizin kardeşliğini güçlendiren ve Türkiye Yüzyılı vizyonuna hizmet eden tarihî bir adımdır" dedi.

"Devlet, yalnızca beyana bakarak hareket etmez"

PKK terör örgütünün silah bırakma sürecinin takip edildiğini kaydeden Bakan Çiftçi, şu ifadelere yer verdi:
"Türkiye bir hukuk devletidir. Suç teşkil eden, kamu düzenini hedef alan, vatandaşlarımızın huzuruna kasteden hiçbir yapıya, hiçbir eyleme, hiçbir girişime karşı geri durmamız söz konusu olamaz. Terörsüz Türkiye süreci de bu hukuk devleti anlayışı içinde, devletimizin tüm kurumlarının yüksek koordinasyonuyla yürütülen son derece hassas bir süreçtir. Bu süreç yalnızca güvenlik boyutuyla ele alınmıyor. Hukuki, siyasi, toplumsal ve güvenlik perspektifini birlikte içeren geniş bir çerçeve söz konusu. Nitekim geçiş sürecinin hukuki düzenlemeleri ve şartlarının değerlendirilmesi amacıyla 5 Ağustos 2025 tarihinde TBMM Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu ilk toplantısını yapmıştır. Bu da meselenin Meclis zemininde, hukuk içinde ve toplumsal hassasiyetler gözetilerek ele alındığını göstermektedir. Sahadaki gelişmeler de güvenlik birimlerimiz tarafından titizlikle takip edilmektedir. Terör örgütü 26 Ekim 2025'te Türkiye kırsalından geri çekilmeye başladığını, 17 Kasım 2025'te ise Irak/Zap alanından geri çekildiğini açıklamıştır. Bu açıklamalar, güvenlik birimlerimizin teyit ve tespit çalışmalarıyla sahada çok yönlü biçimde izlenmektedir. Örgütün kendini feshettiğini ve silah bıraktığını açıklaması da devletimizin özellikle takip ettiği, üzerinde hassasiyetle durduğu önemli bir gelişmedir. Ancak devlet, yalnızca beyana bakarak hareket etmez. Sahadaki gerçeklik, güvenlik raporları, istihbarat tespitleri, teslim süreçleri, silahların akıbeti, örgütsel irtibatlar ve muhtemel provokasyon alanları birlikte değerlendirilir."

Sürecin bütün detayları kanun ve nizam içinde, devletin en üst düzey koordinasyonuyla takip edildiğini söyleyen Bakan Çiftçi, "Sayın Cumhurbaşkanımızın güçlü iradesi öncülüğünde yürütülen bu süreçte, Millî İstihbarat Teşkilâtı Başkanlığımızın çalışmaları, İçişleri Bakanlığımızın güvenlik kapasitesi, Adalet Bakanlığımızın hukuki süreçleri ve diğer kurumlarımızın katkıları eşgüdüm hâlindedir. Terör örgütüyle mücadele aynı zamanda suç ve suçluyla mücadele konseptinin de ayrılmaz bir parçasıdır. İçişleri Bakanlığı olarak üzerimize düşen bütün sorumlulukları yerine getiriyoruz. Önümüze çıkabilecek engellere, provokasyon girişimlerine, süreci sabote etmeye dönük adımlara karşı hassas çalışmalar yürütülüyor. Her türlü tedbir planlanıyor ve sahada herhangi bir zafiyet oluşmaması için güvenlik birimlerimiz dikkatle görev yapıyor. Kalıcı huzur ortamı hem vatandaşlarımızın günlük hayatına hem de ülkemizin uluslararası gücüne büyük katkı sunacak tarihî bir kazanımdır. Terörsüz Türkiye, annelerin gözyaşının dinmesi, şehirlerimizin huzurla, üretimle, yatırımla anılması, kardeşliğimizin daha da güçlenmesi demektir. Bu süreci hukukla, devlet aklıyla, güvenlik hassasiyetiyle ve milletimizin huzurunu önceleyen bir anlayışla yürütmeye devam ediyoruz" açıklamasında bulundu.

"Bu tür hadiselerde devlet varsayımla hareket etmez"

İsrail Konsolosluğunu yönelik gerçekleşen saldırı hakkında konuşan Bakan Çiftçi, "İstanbul Beşiktaş Levent'te bulunan İsrail Başkonsolosluğuna yönelik 7 Nisan 2026 tarihinde gerçekleşen saldırı, güvenlik birimlerimiz tarafından ilk andan itibaren çok yönlü olarak ele alınmıştır. Olayda 3 şahıs tarafından, kamuoyunda ‘pompalı' olarak tabir edilen av tüfekleriyle saldırı gerçekleştirilmiş; saldırganlardan 1'i ölü, 2'si yaralı olarak ele geçirilmiştir. Bu tür hadiselerde devlet varsayımla hareket etmez. Delile, saha tespitine, dijital materyallere, irtibat ağlarına, adli kayıtlara ve istihbarı değerlendirmelere bakar. Yapılan çalışmalarda eylemi gerçekleştiren şahısların İsrail karşıtlığı üzerinden radikalleştikleri ve bu eylemi bireysel olarak gerçekleştirdikleri değerlendirilmektedir" diye konuştu.

"Vatandaşlarımızın can güvenliğini hedef alan hiçbir terör yapılanmasına alan bırakmayız"

Saldırganlardan ölü olarak ele geçirilen şahsın, Ocak 2019'da Kocaeli'de DEAŞ terör örgütüne yönelik gerçekleştirilen operasyonda yakalanarak tutuklandığı, Mayıs 2019'da ise tahliye edildiğinin bilindiğini ifade eden Çiftçi, şunları kaydetti:
"Dolayısıyla güvenlik birimlerimiz olayın tüm bağlantılarını, geçmiş irtibatlarını ve radikalleşme sürecini adli makamlarımızla koordinasyon içinde titizlikle incelemiştir. DEAŞ başta olmak üzere dini istismar eden terör örgütleriyle mücadele, Türkiye'nin terörle mücadele konseptinde sürekli takip edilen başlıklardan biridir. Bu örgütler bazen hücre yapılanmalarıyla, bazen de propagandalarından etkilenerek bireysel biçimde radikalleşen şahıslar üzerinden eylem arayışına girebilmektedir. Biz hem hücre yapılanmalarını hem finans ve propaganda ağlarını hem de bireysel radikalleşme süreçlerini yakından takip ediyoruz. 2025 yılından bu yana başta DEAŞ olmak üzere dini istismar eden terör örgütlerine yönelik operasyonlarımızla 16 sansasyonel eylem girişimi engellenmiştir. Bu, güvenlik birimlerimizin sahadaki dikkatini, istihbarat kapasitesini ve önleyici güvenlik anlayışını gösteren önemli bir veridir. 2026 yılının 1 Ocak-30 Nisan döneminde dini istismar eden terör örgütlerine yönelik 951 operasyon gerçekleştirilmiş, bin 701 kişi gözaltına alınmış, 372 kişi tutuklanmış, 429 kişi hakkında adli kontrol kararı verilmiştir. Aynı dönemde 1 terörist ölü, 63 terörist sağ veya yaralı olmak üzere toplam 64 terörist etkisiz hâle getirilmiştir. Türkiye bir hukuk devletidir. Suç teşkil eden her eylemle, terör bağlantılı her yapı ve her kişiyle kanunlarımız çerçevesinde mücadele ederiz. DEAŞ, PKK, FETÖ ya da hangi adla olursa olsun, şehirlerimizin huzurunu, vatandaşlarımızın can güvenliğini ve ülkemizin kamu düzenini hedef alan hiçbir terör yapılanmasına alan bırakmayız. Bu mücadele hem operasyonel düzeyde hem de radikalleşmeyi önleyici çalışmalarla kararlılıkla sürmektedir. Güvenlik birimlerimiz, adli makamlarımızla koordinasyon içinde, tehdidi eyleme dönüşmeden tespit eden ve bertaraf eden bir anlayışla görev yapmaya devam etmektedir."

"2026 yılını sokak çeteleri ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede özel bir seferberlik yılı olarak ele alıyoruz"

Bu yılın ilk beş ayında 21 bin 38 uyuşturucu operasyonu gerçekleştiğini açıklayan Bakan Çiftçi, "2026 yılını sokak çeteleri ve uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadelede özel bir seferberlik yılı olarak ele alıyoruz. Çünkü sokak çeteleri de uyuşturucu organizasyonları da yalnızca asayiş başlığı değildir. Bu yapılar gençlerimizin geleceğini, aile huzurunu, mahalle güvenliğini, şehirlerimizin düzenini ve toplum sağlığını hedef alan suç şebekeleridir. Özellikle uyuşturucu, bugün birçok suçun beslendiği ana damarlardan biridir. Terörün finansmanından organize suç yapılarına, sokak şiddetinden kara para aklamaya kadar geniş bir suç ekonomisini besleyen karanlık bir alandan söz ediyoruz. Bu nedenle mücadelemizi sadece sokakta satış yapan şahıslara yönelik yürütmüyoruz. Üretim, sevkiyat, depolama, dağıtım, finans, uluslararası bağlantılar, sosyal medya propagandası ve dijital iletişim ağlarının tamamını hedef alan bütüncül bir güvenlik konsepti uyguluyoruz" dedi.

"Rakamlar mücadelenin sahada kesintisiz sürdüğünü göstermektedir"

Sokak çeteleriyle mücadelede özellikle sosyal medya üzerinden suç örgütlerini öven, destekleyen veya propagandasını yapan hesaplara karşı da etkili bir çalışma yürütüldüğünü ifade eden Çiftçi, "Bugüne kadar toplam 10 bin sosyal medya hesabına erişim engeli getirilmiştir. Ayrıca Telegram üzerinden yapılan ‘tetikçi' paylaşımları ve silahlı paylaşımlar da yakından takip edilmektedir. 15 Ocak 2026'da 64 ilde yapılan çalışmalarda 341 yetişkin şahıs gözaltına alınmış, 51 suça sürüklenen çocuk hakkında önleyici tedbir uygulanmıştır. 25 Mart 2026'da 59 ilde gerçekleştirilen eş zamanlı operasyonda ise 376 şüpheli gözaltına alınmış, 49'u tutuklanmıştır. Bu operasyonlarda çok sayıda uzun namlulu silah, tabanca, av tüfeği, fişek ve sentetik hap ele geçirilmiştir. Organize suçlarla mücadelede de sahada güçlü bir tablo var. 2026 yılı 21 Mayıs itibarıyla 867 operasyon yapılmış, 6 bin 142 şüpheli yakalanmış, 2 bin 882 kişi tutuklanmış, bin 377 kişi hakkında adli kontrol uygulanmıştır. Bu rakamlar, sokak çetelerine ve organize suç yapılanmalarına karşı mücadelenin sadece söylem düzeyinde kalmadığını, sahada kesintisiz sürdüğünü göstermektedir" ifadelerini kullandı.

"Bu mücadele sadece ulusal sınırlar içinde yürütülebilecek bir mücadele olmaktan çıkmıştır"

Bakan Çiftçi, uyuşturucu suçlarıyla mücadelede ise emniyetin ve jandarmanın 2026 yılı 22 Mayıs itibarıyla yürüttüğü çalışmalarda 21 bin 38 operasyon gerçekleştirildiğini, 35 bin 757 kişinin gözaltına alındığını ve 18 bin 217 kişinin tutuklandığını ve 6 bin 604 kişi hakkında adli kontrol kararı verildiğini söyledi. Bakan Çiftçi, "Aynı dönemde 19,8 ton uyuşturucu madde ve 63 milyon adet uyuşturucu hap ve madde ele geçirilmiştir. Bu mücadele artık sadece ulusal sınırlar içinde yürütülebilecek bir mücadele olmaktan çıkmıştır. Uyuşturucu suç örgütleri sınır aşan, dijitalleşen, finansal ağlar kuran, farklı ülkelerde elebaşları ve lojistik hatları bulunan yapılardır. Bu nedenle uluslararası iş birliği bizim için bir tercih değil, zorunluluktur. Komşu ülkelerle, INTERPOL, EUROPOL, MASAK ve ilgili güvenlik birimleriyle yakın koordinasyon içinde çalışıyoruz. Bu kapsamda Narkotik Suçlarla Mücadele Başkanlığımız koordinesinde, MASAK ve uluslararası iş birliğiyle Leijdekers, Comanchero, Kafes-44, Kuyu-4, Argay, Orkinos-Bulut 1-2, Abdo-Kasap-Cinkitaş, United-S ve Armorum operasyonları gerçekleştirilmiştir" diye konuştu.

"Türkiye, ulusal ve uluslararası alanda mücadeleyi bütün gücüyle sürdürmeye devam edecektir"

Yurt dışında bulunan firari suçluların Türkiye'ye iadesi konusunda INTERPOL-EUROPOL Daire Başkanlığıyla birlikte yoğun bir çalışma yürütüldüğünü ifade eden Çiftçi, şu ifadeleri kullandı:
"18 farklı ülkede yürütülen soruşturmalar kapsamında 10 uluslararası operasyonda 123 ton ve 3,5 milyon adet uyuşturucu maddeyle bağlantılı 22 uluslararası suç örgütü çökertilmiştir. Bu operasyonlar sonucunda 681 şüpheli gözaltına alınmış, 524'ü tutuklanmış, 160 kişi adli kontrolle serbest bırakılmıştır. Ayrıca suçtan elde edildiği değerlendirilen 73 milyar lira, yani yaklaşık 2,2 milyar dolar değerinde mal varlığına el konulmuştur. Bunlar arasında 2 bin 295 taşınmaz, 711 lüks araç, BİN 765 banka hesabı, 101 kilogram altın ve 104 ateşli silah bulunmaktadır. Yurt dışında bulunan firari suçluların ülkemize iadesi konusunda da INTERPOL-EUROPOL Daire Başkanlığımızla birlikte yoğun bir çalışma yürütülmektedir. 2020 yılından bu yana 16 ülkeden, 16'sı örgüt lideri olmak üzere toplam 73 şahıs Türkiye'ye iade edilmiştir. Mesajımız çok net: Sokaklarımız çetelere, gençlerimiz zehir tacirlerine, şehirlerimiz organize suç örgütlerine bırakılmayacak. Kim hangi ülkede saklanırsa saklansın, hangi dijital ağı kullanırsa kullansın, hangi finans kanalına yaslanırsa yaslansın, devletimizin nefesi ensesinde olacaktır. Türkiye, ulusal ve uluslararası alanda bu mücadeleyi bütün gücüyle sürdürmeye devam edecektir."

"Türkiye bugün, çocuklarımızı merkeze alan yeni nesil bir iç güvenlik paradigmasına geçmektedir"

Bakan Çiftçi, "Dünya değişiyor, tehdit değişiyor, suçun biçimi değişiyor. Devletlerin güvenlik anlayışları da bu değişime uygun şekilde kendini yenilemek zorunda. Türkiye bugün, özellikle çocuklarımızı merkeze alan yeni nesil bir iç güvenlik paradigmasına geçmektedir. Artık yalnızca suç işlendikten sonra müdahale eden bir anlayışla hareket etmiyoruz. Asıl mesele, riski önceden görmek, toplumsal kırılmaları erkenden fark etmek ve çocuklarımızı suça sürüklenmeden koruyabilmektir. Çünkü hiçbir çocuk bir sabah ansızın suçun içine düşmez. Her suç hikayesinin arkasında çoğu zaman aileden okula, dijital dünyadan akran çevresine uzanan uzun bir kırılma zinciri vardır" şeklinde konuştu.

"Çocuk suçluluğunu sadece asayiş meselesi olarak ele aldığınızda elinizde ceza kalır"

Suça sürüklenen çocuk kavramından bahseden Bakan Çiftçi, "Hukukumuzda ‘suça sürüklenen çocuk' diye çok önemli bir kavram var. Bu kavram, çocuğa yalnızca suçun faili olarak bakmaz. Onu aynı zamanda korunması gereken bir çocuk, toplumun ihmal ettiği bir emanet olarak görür. Bu, bir kelime tercihi olmaktan öte bir devlet anlayışıdır. Çocuk suçluluğunu sadece asayiş meselesi olarak ele aldığınızda elinizde ceza kalır. Bunu bir koruma meselesi olarak ele aldığınızda aileyi, okulu, rehberliği, sosyal hizmetleri, sağlığı, güvenliği ve toplumu aynı masaya oturtursunuz. Bizim tercihimiz bu ikinci yoldur. Bugün çocuklarımızı risk altına sokan temel kırılma alanlarını çok iyi görüyoruz. Dağılan aile yapısı, okul terkleri, akran zorbalığı, denetimsiz dijital platformlar, sosyal medyada şiddetin statü göstergesi hâline getirilmesi, kolay para ve kolay şöhret yalanı gençlerimizi tehdit eden başlıca alanlardır. Bir çocuğun en tehlikeli buluşma noktası artık yalnızca karanlık bir sokakla sınırlı kalmıyor; denetimsiz bir dijital platform da aynı derecede risk taşıyabiliyor" dedi.

"‘7 Basamaklı Okul Güvenliği Kalkanı' anlayışını hayata geçiriyoruz"

Çocukları sadece sokaktaki tehditlerden korumakla yetinmediklerini vurgulayan Bakan Çiftçi, "Onları dijital radikalleşmeden, çeteleşmeden, şiddet kültüründen, yalnızlıktan, umutsuzluktan ve suç örgütlerinin sahte cazibesinden korumak istiyoruz. Bu ülkenin çocukları suç örgütlerinin, uyuşturucunun ve dijital çetelerin ağına düşmeyecek. Onlar emeğin, vicdanın, bilimin, inancın ve umudun çocukları olacak. Bu anlayışla okul güvenliğini de yeniden ele alıyoruz. Okulu bir garnizon gibi görmüyoruz. Amacımız, çocuklarımızın güven içinde büyüdüğü sağlıklı bir okul iklimini güçlendirmektir. Güvenli okul sadece kamera, devriye veya kapıdaki tedbirle sağlanmaz. Güçlü rehberlik, psikolojik destek, aile koordinasyonu, dijital farkındalık ve davranışsal erken uyarı sistemi de bu işin ayrılmaz parçalarıdır. Bu çerçevede ‘7 Basamaklı Okul Güvenliği Kalkanı' anlayışını hayata geçiriyoruz. Risk ve tehdit analizi, fiziki güvenlik, davranışsal erken uyarı, psikososyal destek, rehberlik-güvenlik koordinasyonu, kurumlar arası iş birliği ve kriz farkındalığı eğitimi bu modelin ana başlıklarını oluşturuyor" sözlerini söyledi.

"Türkiye'de hiçbir çocuk korkuyla büyümeyecek"

Çocukları korumak konusunda ailelere büyük iş düştüğüne dikkati çeken Çiftçi, şunları kaydetti:
"Yani çocuklarımızın etrafına sadece fiziki bir güvenlik çemberi kurmuyoruz; psikolojik, dijital ve toplumsal bir güvenlik kalkanı da oluşturuyoruz. Milli Eğitim Bakanlığımızla, ailelerle, okul yönetimleriyle, rehberlik birimleriyle, kolluk kuvvetlerimizle ve ilgili bütün kurumlarımızla koordinasyon içinde çalışıyoruz. Tehdit dili kullanan, zorbalık eğilimi gösteren, dışlanma ve kırılma sinyali veren çocuklarımızın erken fark edilmesini önemsiyoruz. Devlet çocuktan önce görmeli, aile çocuktan önce hissetmeli, okul çocuktan önce tedbir almalıdır. Burada ailelerimize de büyük görev düşüyor. Dışarıya yalnız göndermedikleri çocuklarını, dijital dünyada da yalnız bırakmamalılar. Bugün bir çocuğu sanal âlemde başıboş bırakmak, bazen onu sokakta yalnız bırakmaktan daha büyük riskler doğurabiliyor. Güvenli okul kadar güvenli aile iklimi de hayati önemdedir. Biz bu nesli kaybetmeyeceğiz. Türkiye'de hiçbir çocuk korkuyla büyümeyecek. Hiçbir genç kolay suçun, kolay paranın ve şiddetin cazibesine teslim edilmeyecek. Suçla mücadele kadar, suça giden yolu kesmek de güvenlik politikamızın temel parçasıdır. İçişleri Bakanlığı olarak "yeni güvenlik paradigmamızda" suçla mücadele eden bir yapı tesis etmenin çok ötesinde; şiddeti üreten sosyal zemini dönüştüren, riski önceden yöneten, çocuklarını koruyan yeni nesil bir güvenlik modelini hayata geçiren bir yöntemi benimsiyoruz. Biz bu ülkenin çocuklarını korkuya teslim etmeyeceğiz. Onları güvenin, umudun ve güçlü yarınların ikliminde büyüteceğiz."

"Vatandaşlık konusu, her devlet için egemenlik alanının en hassas başlıklarından biridir"

Türkiye'ye yönelik sermaye yatırımı gerçekleştirenlerin vatandaşlık alma durumunu değerlendiren Bakan Çiftçi, "Vatandaşlık konusu, her devlet için egemenlik alanının en hassas başlıklarından biridir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının kazanılması işlemleri de 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu hükümleri çerçevesinde yürütülmektedir. İstisnai vatandaşlık başvuruları da aynı kanuni çerçevede, ilgili kurumlarımızın değerlendirmeleriyle sonuçlandırılmaktadır. Burada özellikle altını çizmek gerekir; İstisnai vatandaşlık, başvuru yapıldığı anda kendiliğinden sonuç doğuran bir süreç anlamına gelmez. Devletin tek taraflı iradesiyle, kamu düzeni, milli güvenlik, arşiv araştırması, adli kayıtlar, mali kaynakların niteliği ve başvuru sahibinin ülkemiz bakımından taşıdığı genel durum birlikte değerlendirilerek yürütülen hassas bir süreçtir. Bazı dosyalarda sürecin uzamasının sebebi de bu çok yönlü inceleme ihtiyacıdır. Eksik belge, teyit gerektiren beyanlar, kurumlar arası bilgi paylaşımı, güvenlik değerlendirmeleri ve uluslararası kayıtların incelenmesi zaman alabilmektedir" dedi.

"Vatandaşlık gibi stratejik bir konuda devletin aceleci davranması beklenemez"

Vatandaşlık konusunun stratejik önemine değinen Çiftçi, şunları kaydetti:

"Vatandaşlık gibi stratejik bir konuda devletin aceleci davranması beklenemez. Burada esas olan hızlı karar kadar, doğru, güvenli ve hukuka uygun karardır. Yatırım yoluyla Türk vatandaşlığına başvuru programı fiilen 2017 yılında başlamış, ilk vatandaşlık kazanımları 2018 yılından itibaren gerçekleşmiştir. Bugüne kadar 51 bin 762 yatırımcı, 122 bin 805 aile bireyi olmak üzere toplam 174 bin 567 kişi bu kapsamda Türk vatandaşlığı kazanmıştır. Bu süreçte 16 milyar 74 milyon dolarlık yatırım ülkemize kazandırılmıştır. Diğer taraftan, şartları taşımadığı tespit edilen 943 kişinin başvurusu reddedilmiştir. Hâlen yatırımcı olarak Türk vatandaşlığı kazanmak üzere başvurusu bulunan ve işlemleri devam eden 4 bin 329 kişi vardır. Türkiye'ye güvenerek yatırım yapan, üretime, istihdama ve ekonomimize katkı sunan herkese hukuk çerçevesinde saygıyla yaklaşılır. Ancak yatırım şartının yerine getirilmesi, vatandaşlığın otomatik olarak kazanılacağı anlamına gelmez. Ekonomik kriterlerin yanında güvenlik, kamu düzeni ve devletimizin stratejik hassasiyetleri de değerlendirilir. Bu dosyalarla ilgili süreçlerin makul süre içinde tamamlanması, başvuru sahiplerinin doğru bilgilendirilmesi ve kurumlar arası koordinasyonun daha hızlı işlemesi için çalışmalar sürmektedir. Uygun bulunan dosyalar sonuçlandırılır. Şartları taşımayan, eksikliği bulunan ya da risk değerlendirmesi gerektiren dosyalarda ise kanunun gereği uygulanır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı büyük bir onurdur. Bu onurun hem milletimiz hem de başvuru sahipleri açısından güven veren, denetlenebilir ve hakkaniyetli bir süreçle korunması temel hassasiyetimizdir."

"Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir"

Muhalefet partilerinin istisnai vatandaşlıkları iptal edeceğine yönelik söylemleri değerlendiren Bakan Çiftçi, "Muhalefet partilerinin ‘iktidara gelindiğinde tüm istisnai vatandaşlıkların iptal edileceği' yönündeki iddiaları, hukuki bir gerçeklikten ziyade siyasi bir söylem niteliğindedir. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir ve sonradan kazanılan vatandaşlıklar keyfi kararlarla ya da toplu olarak iptal edilemez. Hukukun genel ilkeleri ve Anayasa uyarınca, idarenin kanuna uygun olarak tesis ettiği işlemler ‘kazanılmış hak' (müktesep hak) doğurur. Sırf iktidar değişti diye geçmişte yasalara uygun olarak verilmiş vatandaşlıkların topluca iptal edilmesi, geriye dönük işlem yasağına ve hukuki güvenlik ilkesine aykırıdır. Muhalefetin iddia ettiği gibi sistemde sistemsel bir ‘yasadışı boşluk' bulunmamaktadır. İstisnai vatandaşlık süreçleri Millî İstihbarat Teşkilâtı ve Emniyet Genel Müdürlüğü'nün güvenlik soruşturmalarından geçerek ve yetkili makam kararı ile tamamlanır. Hukuka uygun yürütülen bu süreçlerde idari kararlar bireyseldir; dolayısıyla yargısal veya idari denetim de ancak ‘kişi bazında' yapılabilir, toplu bir iptal mekanizması yasal olarak mümkün değildir" şeklinde konuştu.
Bakan Çiftçi, sonradan Türk vatandaşlığı kazanmış yabancıların kazanmış oldukları Türk vatandaşlığını sadece 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 31 inci maddesi uyarınca; "Türk vatandaşlığını kazanma kararı; ilgilinin yalan beyanı veya vatandaşlığı kazanmaya esas teşkil eden önemli hususları gizlemesi sonucunda vuku bulmuş ise kararı veren makam tarafından iptal edilir" hükmü ile 40'ıncı maddesi uyarınca; "Türk vatandaşlığının kazanılması veya kaybına ilişkin kararlar, hukuki şartlar oluşmadan veya mükerrer olarak verildiği sonradan anlaşıldığı takdirde geri alınır" hükümleri çerçevesinde ancak iptal veya geri alınabileceğini ifade etti.

"Kanuna uygun şekilde vatandaşlık kazanmış kişilerin statüsü hukuki güvence altındadır"

Hukuk düzeninde ölçünün belli olduğunu söyleyen Çiftçi, "Kanuna uygun şekilde vatandaşlık kazanmış kişilerin statüsü hukuki güvence altındadır. Ancak sahte belge, yalan beyan, gizlenmiş önemli husus veya hukuki şartların oluşmaması gibi somut durumlar varsa, devlet ilgili dosya üzerinden gerekli işlemi yapar. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı çok kıymetli bir statüdür. Bu statünün hem milletimiz hem de vatandaşlığı sonradan kazanan kişiler bakımından güven veren, denetlenebilir ve hukuka uygun bir zeminde korunması esastır'' açıklamasında bulundu.

"İkamet statüsü ile vatandaşlık statüsü birbirinden ayrı iki kurumdur"

Daimi ikamet ve vatandaşlık statüsünün farklı olduğunu belirten Bakan Çiftçi, "Türkiye'de uzun yıllar yasal şekilde ikamet eden yabancıların bu yöndeki beklentilerini takip ediyoruz. Ancak hukuki açıdan ikamet statüsü ile vatandaşlık statüsü birbirinden ayrı iki kurumdur. Uzun dönem ikamet, kişiye Türkiye'de süresiz yaşama, çalışma hayatına katılma ve bazı muafiyetlerden yararlanma imkânı verir. Vatandaşlık ise egemenlik alanıyla doğrudan ilgili, daha kapsamlı bir değerlendirme gerektirir. Mevcut yasal çerçevede uzun dönem ikamet iznine sahip olmak, kişiye otomatik ya da doğrudan vatandaşlık başvuru hakkı tanıyan bir mekanizma oluşturmuyor. Ancak bu statüdeki kişiler, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 11'inci maddesi kapsamında genel şartları taşımaları hâlinde Türk vatandaşlığı için başvuru yapabiliyor. Bu şartlar arasında Türkiye'de kesintisiz beş yıl yasal ikamet etmek, yeterli seviyede Türkçe bilmek, geçimini sağlayacak gelire veya mesleğe sahip olmak, iyi ahlak sahibi olmak, genel sağlık, kamu düzeni ve milli güvenlik bakımından sakınca taşımamak gibi kriterler yer alıyor" diye konuştu.

Vatandaşlık almak isteyen kişinin Türkiye ile kurduğu bağa bakıldığını ifade eden Çiftçi, şunları kaydetti:

"Yani uzun süreli yasal ikamet, vatandaşlık değerlendirmesinde dikkate alınan önemli bir unsur olmakla birlikte tek başına yeterli bir basamak olarak görülmüyor. Bu alanda uygulama tamamen kanuni çerçevede yürütülüyor. Kişinin Türkiye ile kurduğu bağ, toplumsal uyumu, kayıtlı yaşamı, adli ve idari durumu, kamu düzeni ve milli güvenlik bakımından değerlendirmesi birlikte ele alınıyor. Vatandaşlık başvurusu, bütün bu şartlar tek tek incelendikten sonra idarenin takdir süzgecinden geçerek sonuçlandırılıyor. Nitekim 1 Ocak 2020 ile 22 Mayıs 2026 tarihleri arasında bu kapsamda 14 bin 54 kişi Türk vatandaşlığı kazanmıştır. Bu sayı, uzun dönem ikamet sahiplerinin kanuni şartları taşıdıkları takdirde vatandaşlık sürecine dâhil olabildiklerini göstermektedir. Dolayısıyla Türkiye'deki sistem, daimi ikamet ile vatandaşlığı tamamen kopuk iki alan olarak ele almıyor. Uzun dönem ikamet önemli bir zemin oluşturuyor. Fakat vatandaşlık, her durumda kanuni şartların, güvenlik değerlendirmesinin, kamu düzeni hassasiyetinin ve devletimizin takdir yetkisinin birlikte işletildiği daha üst bir statüdür. Sürecin daha öngörülebilir, daha anlaşılır ve başvuru sahipleri açısından daha sağlıklı işlemesi için ilgili kurumlarımız değerlendirmelerini sürdürmektedir."

"Suriye meselesinde Türkiye'nin duruşu, insanlık vicdanının en güçlü örneklerinden biridir"

Türkiye'de doğan Suriyeli çocukların vatansız kaldığı yönündeki iddiaların hukuki gerçeklikle örtüşmediğini kaydeden Bakan Çiftçi, "Suriye meselesinde Türkiye'nin duruşu, insanlık vicdanının en güçlü örneklerinden biridir. Muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın ilk günden itibaren ortaya koyduğu hassasiyet, yalnızca bir göç yönetimi politikası olarak görülemez. Bu duruş, mazluma sahip çıkan, insan onurunu merkeze alan, Ensar ve Muhacir kardeşliğini çağımızda yeniden hatırlatan büyük bir devlet ve millet iradesidir. Türkiye, savaşın, yıkımın, zulmün ve yerinden edilmenin en ağır sonuçlarını yaşayan Suriyeli kardeşlerimize kapısını açmış, milyonlarca insana güvenli bir hayat alanı sunmuştur. Eğitimden sağlığa, barınmadan sosyal desteğe kadar çok geniş bir alanda dünyaya örnek bir insani sorumluluk üstlenmiştir. Bu nedenle Türkiye'ye bu konuda haksız itham yöneltenlerin önce dönüp kendi ülkelerinin bu süreçte ne yaptığına bakması gerekir. Hiç kimsenin, bu büyük insani yükü yıllardır omuzlayan Türkiye'ye kolaycı cümlelerle ders verme hakkı yoktur. Türkiye'de doğan Suriyeli çocukların vatansız kaldığı yönündeki iddialar da hukuki gerçeklikle örtüşmüyor" dedi.

"Babası Suriye vatandaşı olan çocuk, dünyanın neresinde doğarsa doğsun, Suriye vatandaşlığını kazanır"

Uluslararası hukukta ve Suriye Arap Cumhuriyeti'nin kendi vatandaşlık mevzuatında soy bağının esasının geçerli olduğunu söyleyen Bakan Çiftçi, "Buna göre babası Suriye vatandaşı olan çocuk, dünyanın neresinde doğarsa doğsun, doğumuyla birlikte Suriye vatandaşlığını kazanır. Dolayısıyla Türkiye'de geçici koruma altında bulunan Suriyeli anne ve babadan doğan çocuklar hukuken vatansız sayılmaz; doğdukları andan itibaren Suriye vatandaşıdır. Türk vatandaşlık hukukunun ana esası da soy bağıdır. Yani anne veya babadan en az birinin Türk vatandaşı olması halinde çocuk Türk vatandaşlığını kazanır. Bunun yanında Türk Vatandaşlığı Kanunu, dünyadaki vatansızlığı önleme çabalarına uygun şekilde doğum yeri esasına da istisnai ve koruyucu bir rol vermiştir" dedi.

5901 sayılı kanunun açık olduğunu ifade eden Çiftçi, şunları kaydetti:

"5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu'nun 8'inci maddesi bu konuda son derece açıktır. ‘Türkiye'de doğan ve yabancı anne babasından dolayı doğumla herhangi bir ülkenin vatandaşlığını kazanamayan çocuk, doğumundan itibaren Türk vatandaşı sayılır.' Yani bir çocuğun sadece Türkiye'de doğması doğrudan Türk vatandaşlığı sonucu doğurmaz. Ancak anne veya babası üzerinden herhangi bir vatandaşlık alamıyorsa, vatansız kalma riski varsa, Türk hukuku o çocuğu koruma altına alır. Bu kapsamda 2011 yılından bu yana doğum yeri esasına göre Türk vatandaşlığı kazanan yabancı çocuk sayısı 185'tir.Bu veri de sistemin nasıl işlediğini açık biçimde göstermektedir. Türkiye, bir yandan vatansızlığı önleyen insani ve hukuki mekanizmayı işletmekte, diğer yandan vatandaşlık statüsünü kanuni çerçeve içinde titizlikle korumaktadır. Suriyeli çocuklar üzerinden Türkiye'ye yöneltilen haksız eleştiriler hem hukuki gerçekliği hem de Türkiye'nin ortaya koyduğu büyük insani emeği görmezden geliyor. Biz bu meseleye insan onuruyla, hukukla ve devlet ciddiyetiyle bakıyoruz. Çocukların kayıt altına alınması, eğitime ve sağlık hizmetlerine erişimi, hukuki statülerinin korunması konusunda kurumlarımız hassasiyetle çalışmayı sürdürüyor.''

"İkamet izni başvurularından ayrıca bir başvuru ücreti alınmamaktadır"

İkamet izni başvurularında alınan harç ücretlerinin kanuna göre alındığını belirten Bakan Çiftçi, ek bir ücretin alınmadığını belirtti. Bakan Çiftçi, "Bu konuda öncelikle bir hususu düzeltmek gerekir. İkamet izni başvurularından ayrıca bir başvuru ücreti alınmamaktadır. Uygulama, kanunlarımızda açık şekilde düzenlenen harç ve belge bedeli esasına dayanmaktadır. İkamet izni harcı, 492 sayılı Harçlar Kanunu kapsamında, Dışişleri Bakanlığı ile Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından müştereken belirlenen tarife üzerinden tahsil edilmektedir. Bu harçlar yıllık olarak belirlenir ve yıl boyunca aynı miktar uygulanır. 2026 yılı için bu çerçevenin dışında ilave veya ardışık bir artış yapılmamıştır. İkamet izinlerinde alınan belge bedeli ise 210 sayılı Değerli Kâğıtlar Kanunu kapsamında tahsil edilmektedir. 2026 yılı için bu tutar 964 liradır. Bunun dışında ikamet izni taleplerinde ayrıca alınan bir ücret bulunmamaktadır" diye konuştu.

"Türkiye'ye değer katan insanların ülkemizle bağını güçlendiren dengeli bir sistem işletiyoruz"

Kamuoyuna yansıyan bazı değerlendirmelerde, harç, belge bedeli ve farklı idari kalemlerinin birbirine karıştırılabildiğini söyleyen Çiftçi, şu ifadeleri kullandı:

"Bizim açımızdan önemli olan, bu sürecin kanuni zeminde, şeffaf ve öngörülebilir şekilde yürütülmesidir. Türkiye, nitelikli insan kaynağı, yatırımcılar, öğrenciler, araştırmacılar ve uzun süreli yasal ikamet sahipleri açısından güçlü bir cazibe merkezidir. Coğrafi konumu, ekonomik potansiyeli, sağlık ve eğitim imkânları, ulaşım altyapısı ve toplumsal dinamizmiyle Türkiye'nin sunduğu imkanlar çok geniştir. Elbette Türkiye'de yasal olarak yaşayan, kayıtlı hayat kuran, ülkemize yatırım yapan, istihdam sağlayan ve toplumsal hayata katkı sunan yabancıların süreçlerini dikkatle takip ediyoruz. Burada hem kamu düzenini ve göç yönetimi kapasitesini koruyan hem de Türkiye'ye değer katan insanların ülkemizle bağını güçlendiren dengeli bir sistem işletiyoruz. Bu nedenle ikamet izinleriyle ilgili süreçlerde esas aldığımız ölçü, kanunilik, öngörülebilirlik ve kamu hizmetinin sağlıklı yürütülmesidir. Vatandaşlarımızın hassasiyetlerini, kamu düzenini, ekonomik gerçekleri ve ülkemizin uluslararası cazibesini birlikte gözeten bir anlayışla hareket ediyoruz."

Yabancıların ikamet izin süreleri hakkında konuşan Bakan Çiftçi, "İkamet izin süreleriyle ilgili değerlendirmelerde uygulamanın genel çerçevesini doğru ortaya koymak gerekir. İkamet izinleri, kanunda belirlenen üst sınırlar dikkate alınarak düzenlenmektedir. Örneğin kısa dönem ikamet izinleri iki yıla, aile ikamet izinleri üç yıla, öğrenci ikamet izinleri ise öğrenim süresine kadar verilebilmektedir. Ancak burada süreyi etkileyen bazı objektif unsurlar da vardır. İkamet izni süresi sadece idarenin takdirine bağlı bir konu olarak görülmemelidir. Yabancının pasaport süresi, sağlık sigortasının geçerlilik süresi, başvuru türü, ikamet amacı ve mevzuatta aranan diğer şartlar, verilecek sürenin belirlenmesinde doğrudan etkili olabilmektedir" dedi.

"Göç yönetiminde kamu düzenini makul biçimde yürütmeye gayret ediyoruz"

Bazı durumlarda altı aylık ikamet izni düzenlenmesinin özel bir nedeni olduğunu söyleyen Çiftçi, "Çalışma izni bulunmadığı hâlde fiilen kayıt dışı çalışan kişilerle karşılaşılabiliyor. Bu kişilerin kayıtlı sisteme geçebilmesi ve çalışma iznine başvurabilmesi için altı aylık ikamet izni düzenlenebilmektedir. Buradaki amaç, kişiyi kayıt dışı alanda bırakmak yerine, onu hukuki ve denetlenebilir bir zemine yönlendirmektir. Şartlarını taşıyan, çalışma niyeti bulunmayan, ikamet amacı ile beyanı uyumlu olan kişiler için ise kanundaki üst limitler esas alınarak ikamet izni düzenlenmektedir. Dolayısıyla bütün yabancılar için genel bir süre kısaltması ya da ani bir daraltma uygulaması söz konusu değildir. Her dosya kendi şartları içinde değerlendirilmektedir. Elbette uzun süredir Türkiye'de yaşayan, kayıtlı hayat kuran, ülkemizin hukukuna riayet eden, yatırım yapan, üreten ve toplumsal hayata katkı sunan yabancıların öngörülebilirlik beklentisini önemsiyoruz. Göç yönetiminde kamu düzenini, kayıtlılığı ve güvenliği korurken, süreci başvuru sahipleri açısından da anlaşılır ve makul biçimde yürütmeye gayret ediyoruz. Türkiye'nin ikamet politikası, hem ülkemizin güvenlik ve kamu düzeni hassasiyetlerini hem de Türkiye'ye değer katan yabancıların beklentilerini birlikte gözeten bir anlayışla yürütülmektedir. Sürelerle ilgili değerlendirmeler de bu denge içinde, mevzuat ve her başvurunun kendi şartları esas alınarak yapılmaktadır" açıklamasında bulundu.

"Gazze meselesi, Türkiye açısından sadece bir insani yardım başlığı da değildir"

Türkiye'ye gelen Gazzeliler ile ilgili açıklama yapan Bakan Çiftçi, Suriyeliler gitmesini Gazzelilerin gelmesi gibi bir anlayışın doğru olmadığını vurguladı. Bakan Çiftçi, "Suriyeliler ayrılırken onların yerine Gazzeliler yerleştiriliyor şeklindeki değerlendirme doğru bir yaklaşım değildir. Gazze'den tahliye edilen kardeşlerimize sahip çıkılması, Suriyelilerin geri dönüş sürecinden bağımsız, tamamen insani ve vicdani bir sorumluluğun gereğidir. Biz gönül coğrafyamızda, mazlum coğrafyalarda kim varsa onlara emân olmayı, güvenli bir kapı olmayı devlet ve millet geleneğimizin bir parçası olarak görüyoruz. Gazze meselesi, Türkiye açısından sadece bir insani yardım başlığı da değildir. Bu mesele, insanlık vicdanının, kardeşlik hukukunun ve mazlumun yanında durma iradesinin en ağır imtihanlarından biridir. Muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye, ilk günden itibaren Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı en güçlü sesi yükselten ülkelerden biri olmuştur" dedi.

"Ensar ruhu, bugün de devletimizin ve milletimizin vicdanında yaşayan güçlü bir emanettir"

Diplomatik girişimlerin, insani yardımların, sağlık tahliyelerinin ve uluslararası platformlardaki çağrıların vicdani duruşun bir parçası olduğunu ifade eden Bakan Çiftçi, "Gazze'de yaşanan olağanüstü şartlar nedeniyle, AFAD Başkanlığımız ve Dışişleri Bakanlığımızın koordinasyonunda Gazze'den tahliye edilen Filistinli kardeşlerimiz ülkemize getirilmiştir. Bu süreç kayıtlı, kontrollü ve kurumlarımızın koordinasyonu içinde yürütülmektedir. Ülkemize getirilen kişilerin barınma ihtiyaçları AFAD Başkanlığımız ve sivil toplum kuruluşlarımız tarafından karşılanmıştır. Sağlık, barınma ve temel ihtiyaçlar konusunda ilgili kurumlarımız büyük bir hassasiyetle görev yapmaktadır. Bu kapsamda Göç İdaresi Başkanlığımız tarafından bin 901 kişiye ikamet izni düzenlenmiştir. Burada özellikle ifade etmek gerekir: Bu süreç kontrolsüz bir kabul süreci şeklinde yürümemektedir. Kimliklendirme, kayıt, ikamet ve ihtiyaç tespiti ilgili kurumlarımız tarafından titizlikle yapılmaktadır. Türkiye, Gazze'den gelen kardeşlerimize sahip çıkarken hem insanlık görevini yerine getirmekte hem de kamu düzeni ve göç yönetimi hassasiyetlerini korumaktadır. Bizim medeniyetimizde mazluma kapı açmak vardır. Ensar ruhu, bugün de devletimizin ve milletimizin vicdanında yaşayan güçlü bir emanettir'' dedi.

"Gazzeli kardeşlerimiz büyük bir insanlık dramı yaşamaktadır"

Türkiye'nin Gazze'den gelen mazlumlara sahip çıkmasının, Gazze'nin nüfusunun boşaltılması ya da Filistinlilere alternatif vatan oluşturma yaklaşımıyla ilişkilendirilemeyeceğini kaydeden Bakan Çiftçi, Gazze'nin Gazzelilere, Filistin'in ise Filistinlilere ait olduğunun altını çizdi. Türkiye'nin yaptığının, zulüm, altında kalan kardeşlerine geçici bir yardım kapısı açmak olduğunu belirten Bakan Çiftçi, şunları kaydetti:
"Gazze'de yaşanan tablo, insanlık vicdanının taşıyamayacağı kadar ağırdır. İsrail'in orantısız, merhametsiz ve hukuk tanımaz saldırıları altında Gazzeli kardeşlerimiz büyük bir insanlık dramı yaşamaktadır. Çocukların, kadınların, yaşlıların hedef alındığı; hastanelerin, okulların, ibadethanelerin bombalandığı bu süreç, bütün dünyanın gözleri önünde soykırım boyutuna ulaşmıştır. Bu topraklarda yaşayan hiç kimse, daha doğrusu vicdan sahibi hiç kimse, Gazze'deki bu büyük acıya duyarsız kalamaz. Bizim medeniyetimizde mazluma sırt dönmek yoktur. Kapıya gelen masuma kapıyı kapatmak da yoktur. Türkiye'nin durduğu yer de tam olarak burasıdır. Muhterem Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın liderliğinde Türkiye, ilk günden itibaren Gazze konusunda en güçlü, en açık ve en vicdani duruşu ortaya koymuştur. Diplomatik girişimlerimiz, insani yardımlarımız, sağlık tahliyelerimiz ve uluslararası platformlardaki çağrılarımız bu duruşun bir parçasıdır. Öncelikle şunu ayırmak gerekir; Gazze'den ülkemize yönelik kitlesel bir göç hareketi söz konusu olmamıştır. Gazze'den gelen Filistinli kardeşlerimizin durumu, Suriye krizinde yaşanan kitlesel göçle aynı mahiyette değildir. Bu kişiler, Suriyeliler gibi geçici koruma statüsünde de bulunmamaktadır. Dışişleri Bakanlığımızla koordineli şekilde tahliyesi gerçekleştirilen, belirli ihtiyaç gruplarından oluşan kişiler için yasal kalış süreçleri yürütülmüştür. Bu kapsamda Filistin uyruklu yabancılara hızlı ve koordineli şekilde ikamet izni düzenlenmiş, Türkiye'de yasal kalışlarıyla ilgili herhangi bir sorun oluşmaması sağlanmıştır. Barınma ve sağlık ihtiyaçları konusunda da AFAD Başkanlığımız, ilgili kurumlarımız ve sivil toplum kuruluşlarımız tarafından gerekli destekler verilmiştir."

"Gazze Gazzelilerindir. Filistin Filistinlilerindir"

Türkiye'nin Gazze'den gelen kişilere sahip çıkmasının, Gazze'nin nüfusunu boşaltma ya da Filistinlilere alternatif vatan oluşturma yaklaşımıyla ilişkilendirilemeyeceğini söyleyen Bakan Çiftçi, "Gazze Gazzelilerindir. Filistin Filistinlilerindir. Türkiye'nin yaptığı, zulüm, bombardıman, hastalık ve yokluk içinde kalan kardeşlerine geçici bir yardım kapısı açmak, insani ve hukuki sorumluluğu

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Samsun Atların yanında büyüyen köpek, yürüyüşüyle ilgi odağı oldu SAMSUN (İHA) – Bir at çiftliğinde dünyaya gelen ve hayatının ilk dönemini atlarla bir arada geçiren sevimli köpek, kendisini at sanıyor ve adeta bir at gibi yürüyor. Köpeğin bu anları gören vatandaşların ilgi odağı oldu. Samsun’da faaliyet gösteren bir yerel işletme, benzerine az rastlanır bir hikâyeye ev sahipliği yapıyor. İşletmenin can dostu, sergilediği sıra dışı hareketlerle tesise gelen misafirlerin ilgi odağı oluyor. Bir at çiftliğinde dünyaya gelen ve hayatının ilk dönemini atlarla bir arada geçiren sevimli köpek, kendisini at sanıyor ve adeta bir at gibi yürüyor. Dünyaya gözlerini bir at çiftliğinde açan ve gelişim sürecinde tamamen atları rol model alan sevimli köpek, zamanla onlar gibi adım atmaya, onlar gibi asil ve ritmik yürümeye başladı. Çiftlik ortamından sonra şimdiki işletmeye geçen can dostu, "at yürüyüşü" tarzını buradaki yaşamında da sürdürünce ortaya hem eğlenceli hem de dikkat çekici görüntüler çıktı. Köpeğin kendisini at sanarak asil adımlarla dolaştığı kulaktan kulağa yayılınca, meraklı vatandaşlar sevimli dostu görebilmek için işletmeye akın etmeye başladı. Durumdan oldukça memnun görünen can dostu, kendisini görmeye gelen yoğun kalabalığı karşılıksız bırakmıyor. Misafirlerin ilgisini fark ettiği anlarda adeta bir şovmene dönüşen sevimli köpek, gelenlere küçük ve sevimli gösteriler sunarak izleyenleri kendine hayran bırakıyor. Atlar gibi rahvan yürüyüşü yapan köpeğin o anları, kendisini gören vatandaşlar tarafından cep telefonu kameralarıyla kayıt altına alınıyor.
Karaman Fransız turist, Türk bayrağı takılı bisikletiyle Türkiye’yi geziyor Fransa’dan başladığı bisiklet turu kapsamında Türkiye’yi gezen Fransız turist, güzergahı üzerindeki Karaman’a ulaştı. Bisikletine taktığı Türk bayrağı ile yolculuk yapan 29 yaşındaki Sidney Audibert, Türk kültürünü yakından tanımak için şehir şehir geziyor. Ülkesindeki işinden ayrıldıktan sonra Yeni Zelanda ve Japonya’yı bisikletle gezen elektrik mühendisi Audibert, yeni rotasını Türkiye olarak belirledi. Ankara’dan başladığı Türkiye gezisinde Kapadokya ve İç Anadolu Bölgesini pedal çevirerek gezen Audibert, yaklaşık 600 kilometre yol katetmesinin ardından Karaman’a geldi. Bisikletinin arkasına taktığı Türk bayrağı ile dikkat çeken Audibert, Türkiye seyahatindeki gözlemlerini aktardı. Türkiye’yi ve Türk kültürünü keşfetmek için bu yolculuğa çıktığını belirten Audibert, "Güney Fransa’da Türk arkadaşlarım var ve bana bu ülkeyi mutlaka görmem gerektiğini söylemişlerdi. Ankara’da soğuk ve yağmurlu bir havada başlayan yolculuğum şu an güneşli ve güzel bir şekilde devam ediyor. Yol boyunca karşılaştığım insanlar sürekli çay ve yemek ikramında bulunuyor. Yanımda Türkçe ifadelerin yazılı olduğu küçük bir kağıt var, aynı dili konuşmasak bile insanlar benimle iletişim kurmaya çalışıyor" dedi. Seyahatinde önceden belirlenmiş bir konaklama planı yapmadığını ve yol üzerinde tanıştığı vatandaşların daveti üzerine evlerde kaldığını ifade eden Audibert, "Nerede uyuyacağımı bilmeden yola çıkıyorum. İnsanlarla konuşarak yer soruyorum ve kültürlerini bu şekilde deneyimlemek istiyorum. Türk insanı yorgun veya aç olup olmadığımı sorarak beni evlerine davet ediyor. Türklerden öğreneceğimiz çok şey var" şeklinde konuştu. Ailesinin ilk etapta bu seyahat nedeniyle endişe duyduğunu ancak her gün annesiyle mesajlaşarak durumunu paylaştığını dile getiren Sidney Audibert, Karaman’ın ardından Antalya’ya geçerek Türkiye gezisini tamamlayacağını ve bir sonraki rotası olan İskoçya’ya hareket edeceğini sözlerine ekledi.
Ankara Başkent takımlarının 1959-2026 yıllarındaki Süper Lig karnesi Ankara takımları, 1959-2026 yılları arasındaki Süper Lig tarihinde yalnızca 4 sezon temsilcisiz kalırken, bu süreçte 3 kez gol kralı çıkarmayı başardı. Ankara ekipleri, 1959-1960 sezonundan günümüze kadar uzanan Süper Lig tarihinde yalnızca 4 sezon temsil edilemedi. Başkent, ilk olarak 1974-1975 sezonunda ardından 1978-1979 sezonunda, 40 yıl sonra 2020-2021 sezonunda ve son olarak 2024-2025 sezonunda Süper Lig’de takımsız kaldı. Ankara futbolu bu süreçte lig tarihinde 3 kez gol kralı çıkardı. Fikri Elma, 1961-1962 sezonunda attığı 21 golle başkentten çıkan ilk gol kralı oldu. Ertan Adatepe ise 1965-1966 sezonunda 20, 1966-1967 sezonunda 18 gol kaydederek üst üste iki kez gol krallığı yaşadı. Başkent temsilcileri, bir sezonda en fazla 6 takımla Süper Lig’de yer alırken, lig tarihinde toplam 9 Ankara kulübü mücadele etti. Ligde ilk sezon Süper Lig’in ilk sezonu olan 1959-1960’ta ligde 5 Ankara temsilcisi yer aldı. Ankara Demirspor, topladığı 45 puanla sezonu 5. sırada tamamlarken, Gençlerbirliği 38 maçta aldığı 35 puanla 10. sırada yer aldı. MKE Ankaragücü ise 30 puan toplayarak sezonu 15. basamakta bitirdi. Aynı sezonda küme düşen Ankara temsilcilerinden Adalet 26, Hacettepe ise 24 puanda kaldı. PTT SK ilk defa ligde 1960-1961 sezonunda ise Adalet ve Hacettepe’nin küme düşüp PTT SK’nın Süper Lig’e yükselmesiyle ligde Ankara’dan 4 takım mücadele etti. Sezonu 45 puan toplayarak 5. sırada tamamlayan Gençlerbirliği’ni 38 puanla 8. sırada yer alan Ankara Demirspor takip etti. 11. sırada ise 34 puanla MKE Ankaragücü yer aldı. 31 puan toplayarak sezonu küme düşme hattının 1 puan üstünde tamamlayan PTT SK, ilk sezonunda kümede kalmayı başardı. Ankara’dan ilk gol kralı: Fikri Elma 1961-1962 sezonunda ligde yine 4 Ankara takımı vardı. 41 puan toplayan Gençlerbirliği 6, 36 puan toplayan PTT SK 10, 35 puan toplayan MKE Ankaragücü 11 ve 30 puan toplayan Ankara Demirspor ise 19. sırada ligi tamamladı. Ligi 19. sırada tamamlayan Ankara Demirspor’un attığı 42 golün yarısını tek başına filelere gönderen Fikri Elma ise sezonu gol kralı olarak tamamladı. 1962-1963 sezonunda lig 2 grup halinde oynanırken, Hacettepe lige geri döndü. Kırmızı Grup’ta yer alan Gençlerbirliği, Galatasaray’ın ardında 26 puan toplayarak 2. sırada tamamladı. Aynı grupta yer alan Ankara Demirspor ise 23 puanla 4. sırada yer aldı. Beyaz Grup’ta bulunan Hacettepe ve MKE Ankaragücü 18 puan toplayarak grubunu 6 ve 7. sırada tamamladı. PTT SK ise 16 puan ile grupta 9. sırada bitirdi. Her iki grubun ilk 6 sırasında yer alan takımlarla kurulan final grubunda ise Gençlerbirliği 21 puanla 6, Hacettepe 20 puanla 8, Ankara Demirspor ise 18 puanla 10. sırada ligi tamamladı. 1963-1964 sezonunda 42 puanla MKE Ankaragücü 4, 33 puanla Gençlerbirliği 9, 31’er puanla Ankara Demirspor ve PTT SK 10 ve 11, 28 puanla da Hacettepe ise 14. sırada yer aldı. Şekerspor küme çıktı: Ligde ilk defa 6 Ankara takımı oldu 1964-1965 sezonunda 30 puan toplayan MKE Ankaragücü 6, 27’şer puan toplayan PTT SK, Hacettepe ve Ankara Demirspor 7, 8 ve 10, 26 puanla Gençlerbirliği 14, lige yeni yükselen Şekerspor ise ligi 25 puanla 15. sırada tamamladı. Ankaragücü’nden gol kralı: Ertan Adatepe 1965-1966 sezonunda ligde ilk defa 6 Ankara takımı mücadele etti. 38 puanla Gençlerbirliği 3, 27’şer puanla MKE Ankaragücü, Ankara Demirspor ve Hacettepe 7, 10 ve 12, 25’er puan toplayan PTT SK 14, 24 puan toplayan Şekerspor ise 15. sırada ligi bitirdi. Ankaragücü’nün attığı 52 golün 20’sini tek başına kaydeden Ertan Adatepe gol kralı ünvanını aldı. Şekerspor ise ilk sezonunda küme düştü. Ertan Adatepe 2. kez gol kralı 1966-1967 sezonunda ligde kalan 5 Ankara takımı arasından 31’er puanla Gençlerbirliği ve PTT SK 6 ve 7, 30’ar puan toplayan MKE Ankaragücü ve Ankara Demirspor 9 ve 10, 29 puan toplayan Hacettepe ise 14. sırada yer aldı. MKE Ankaragücü’nün futbolcusu Ertan Adatepe ise takımının kaydettiği 28 golün 18’ini attı ve 2. kez üst üste gol kralı oldu. 2 sezon aranın ardından ligde yeniden 6 Ankara takımı 1967-1968 sezonunda Şekerspor’un küme çıkmasıyla ligde iki sezon aranın ardından yeniden 6 Ankara takımı yer aldı. PTT SK 33 puanla 7, Gençlerbirliği 32 puanla 8, Ankara Demirspor 30 puanla 11, Şekerspor ve Hacettepe 28’er puan toplayarak 14 ve 15, MKE Ankaragücü ise 22 puan toplayarak 16. sırada tamamladı. Sezon sonunda Hacettepe ve MKE Ankaragücü küme düştü. 1968-1969 sezonunda PTT SK 28 puanla 9, Gençlerbirliği 27 puanla 10, Ankara Demirspor 26 puanla 12, Şekerspor ise 21 puanla 15. sırada ligi bitirdi. 15. sıradaki Şekerspor ise küme düştü. MKE Ankaragücü yeniden ligde 1969-1970 sezonunda yeniden lige yükselen MKE Ankaragücü 27 puanla 11. sırada tamamlarken, Ankara Demirspor 26 puan toplayarak 12. sıraya yerleşti. PTT SK, 25 puanla 13. sırada yer alırken Gençlerbirliği ise sezonu 22 puanla 15. sırada bitirerek küme düştü. 1970-1971 sezonunda ligde 15 puanla son sırada olan PTT SK ve 18 puanla 15. sıradaki Ankara Demirspor küme düşerken, MKE Ankaragücü ise 31 puan toplayarak ligi 9. sırada bitirmeyi başardı. Ligde tek Ankara takımı: MKE Ankaragücü 1971-1972 sezonunda ligde kalan tek Ankara takımı MKE Ankaragücü oldu. Sarı-lacivertliler sezonu 33 puanla 5. sırada tamamladı. Yükseldikleri sezon düştüler 1972-1973 sezonunda MKE Ankaragücü 34 puan toplayarak ligde üst sıralarda kalmayı başardı ve sezonu 4. tamamladı. Lige yeni yükselen Şekerspor ve PTT SK, yeniden küme düştü. Şekerspor 22 puanla 15, PTT SK ise 20 puanla 16. sırada yer aldı. 1973-1974 sezonunda ligde yeniden tek Ankara takımı olarak mücadele eden Ankaragücü, küme düşme hattının üstünde 14. sırada bitirdiği sezonda 26 puan topladı. Ligde ilk defa Ankara takımı kalmadı 1974-1975 sezonunu MKE Ankaragücü, 32 puanla 6. sırada tamamladı. 1975-1976 sezonunda ise Ankaragücü ligi 25 puanla 15. sırada bitirerek küme düştü. 1959’dan beri ilk defa ligde Ankara takımı kalmadı. 1976-1977 sezonunda ligde Ankara takımı yer almadı. 1977-1978 sezonunda MKE Ankaragücü yeniden yükselerek ligde mücadele etti ancak sezon boyunca topladığı 22 puan ligde kalması için yeterli olmadı. Başkent ekibi, 15. sırada bitirdiği sezonun ardından yeniden bir alt lige düştü. Ligde 4 sezon sonra yine başkent ekibi kalmadı 1978-1979, 1979-1980, 1980-1981 sezonlarında ligde Ankara takımı mücadele etmedi. 1981-1982 sezonunda ise Federasyon Kupası’nı kazanan Ankaragücü küme yükseltildi. Sezon boyunca 33 puan toplayan başkent ekibi sezonu 7. sırada tamamladı. Gençlerbirliği 13 sezon aradan sonra lige döndü 1982-1983 sezonunda MKE Ankaragücü, 34 puanla 6. sırada yer aldı. 1983-1984 sezonunda Gençlerbirliği yeniden küme yükseldi. Ankaragücü 34 puan toplayarak 5. sıraya yerleşirken, lige geri dönen Gençlerbirliği ise 31 puanla 11. sırada yer aldı. 1984-1985 sezonunu Ankaragücü 38 puanla 4. sırada, Gençlerbirliği ise 31 puanla 11. sırada tamamladı. 1985-1986 sezonunda 41 puan toplayan Ankaragücü 6. sırada, Gençlerbirliği 34 puanla 9. sırada sezonu bitirdi. 1986-1987 sezonunda Ankaragücü 34 puanla 10, Gençlerbirliği 33 puanla 12. sırada yer aldı. 1987-1988 sezonunda Ankaragücü 46 puanla 13. sırada yer alarak ligde kalmayı başarırken, Gençlerbirliği topladığı 30 puanla 19. sırada ligi tamamlayarak küme düştü. 1988-1989 sezonunu tek Ankara takımı olarak geçiren Ankaragücü, 60 puanla 6. sırada ligi tamamladı. 1989-1990 sezonunda Gençlerbirliği yeniden yükseldi. MKE Ankaragücü sezonu 46 puanla 9, Gençlerbirliği ise 45 puanla 11. oldu. 1990-1991 sezonunda MKE Ankaragücü 41 puanla 7, Gençlerbirliği 36 puanla 10. sırada yer aldı. 1991-1992 sezonunda Ankaragücü 37 puanla 8, Gençlerbirliği 34 puanla 10. sırada ligi tamamladı. 1992-1993 sezonunda MKE Ankaragücü 37 puanla 8, Gençlerbirliği 35 puanla 10. sırada yer aldı. 1993-1994 sezonunda Gençlerbirliği 44 puanla 7, Ankaragücü 31 puanla 11. sırada ligi tamamladı. Petrol Ofisi ilk defa ligde 1994-1995 sezonunda Gençlerbirliği 59 puanla 5, Ankaragücü 38 puanla 14 ve lige ilk defa yükselen Petrol Ofisi 29 puanla 17. sırada yer aldı. Bu sonuçların ardından Petrol Ofisi ilk sezonunda küme düştü. 1995-1996 sezonunda Gençlerbirliği 41 puanla 10, MKE Ankaragücü 37 puanla 11. sırada ligi tamamladı. 1996-1997 sezonunda Gençlerbirliği 39 puanla 11, Ankaragücü 38 puanla 12. sırada yer aldı. Şekerspor 25 sezon sonra ligde 1997-1998 sezonunda Şekerspor 25 sezonun ardından yeniden lige çıktı. Ankaragücü 41 puanla 13, Gençlerbirliği 38 puanla 14. sırada ligi tamamlarken, Şekerspor 36 puanla 17. sırada yer alarak lige yükseldiği sezonda yeniden küme düştü. 1998-1999 sezonunda Gençlerbirliği 46 puanla 8, MKE Ankaragücü ise 38 puanla 14. sırada yer aldı. 1999-2000 sezonunda Gençlerbirliği 56 puanla 5, MKE Ankaragücü 39 puanla 13. sırada ligi bitirdi. 2000-2001 sezonunda Ankaragücü 56 puanla 6, Gençlerbirliği 46 puanla 10. sırada yer aldı. 2001-2002 sezonunda MKE Ankaragücü 53 puanla 4, Gençlerbirliği 45 puanla 8. sırada ligi tamamladı. 2002-2003 sezonunda Gençlerbirliği 66 puanla 3, Ankaragücü 49 puanla 8. oldu. 2003-2004 sezonunda Ankaragücü 45 puanla 9, Gençlerbirliği 44 puanla 10. sırada yer aldı. Ankaraspor ilk defa ligde 2004-2005 sezonunda o sezonki adıyla Büyükşehir Belediyesi Ankaraspor lige yükseldi. Gençlerbirliği ligi 51 puanla 5. sırada tamamlarken, lige yeni yükselen Ankaraspor, 48 puanla 7. oldu. Ankaragücü ise 38 puanla 13. sırada ligi bitirdi. Ankaraspor ilk isim değişikliği 2005-2006 sezonunda bir önceki sezon ligde Büyükşehir Belediyesi Ankaraspor ismiyle yer alan başkent ekibi, ismini Ankaraspor olarak değiştirdi. Gençlerbirliği 51 puanla 6. sırada Ankaragücü ve Ankaraspor ise 39 puanla 13 ve 14. sırada yer aldı. 2006-2007 sezonunda Gençlerbirliği 48 puanla 6, Ankaraspor 47 puanla 8, Ankaragücü ise 42 puanla 13. sırada ligi tamamladı. 2007-2008 sezonunda Ankaragücü 43 puanla 8, Ankaraspor 41 puanla 10, Gençlerbirliği de 40 puanla 11. oldu. Hacettepespor yeniden ligde 2008-2009 sezonunda Hacettepespor yeniden lige yükseldi. Ankaraspor 41 puanla 10, MKE Ankaragücü 39 puanla 13, Gençlerbirliği 38 puanla 14. sırada ligi bitirdi. Lige yeni yükselen Hacettepe ise 22 puanla son sırada yer alarak yeniden bir alt lige düştü. Ankaraspor ligden ihraç edildi 2009-2010 sezonunda Gençlerbirliği 47 puanla 10, Ankaragücü 41 puanla 12. sırada sezonu tamamladı. Ankaraspor ise ligden ihraç edilerek tüm maçlarında hükmen 3-0 yenik sayıldı. 2010-2011 sezonunda Ankaragücü 41 puanla 13, Gençlerbirliği 40 puanla 14. sırada sezonu bitirdi. MKE Ankaragücü küme düştü 2011-2012 sezonunda Gençlerbirliği 49 puanla 9. sırada yer alırken, Ankaragücü ise 11 puanla son sırada sezonu tamamlayarak küme düştü. Ligde kalan tek başkent takımı Gençlerbirliği 2012-2013 sezonunda 45 puanla 11, 2013-2014 sezonunda 45 puanla 9, 2014-2015 sezonunda 40 puanla 9. sırada yer aldı. Ankaraspor ismiyle ihraç Osmanlıspor ismiyle dönüş 2015-2016 sezonunda 6 sezon önce Ankaraspor ismiyle ligden ihraç edilen Ankaraspor ismini Osmanlıspor yaparak yeniden ligde yer aldı. Osmanlıspor 52 puanla 5, Gençlerbirliği ise 45 puanla 10. sırada ligi bitirdi. 2016-2017 sezonunda Gençlerbirliği 46 puanla 8, Osmanlıspor 38 puanla 13. oldu. Osmanlıspor ve Gençlerbirliği küme düştü 2017-2018 sezonunda Osmanlıspor ve Gençlerbirliği 33 puanla 16 ve 17. sırada yer alarak küme düştü. MKE Ankaragücü 7 sezon sonra ligde 2018-2019 sezonunda lige geri dönen Ankaragücü topladığı 40 puanla 13. sırada tamamladı. Gençlerbirliği yeniden lige yükseldi 2019-2020 sezonunda Gençlerbirliği lige geri dönerek 36 puanla 12. sırada yer aldı. Ankaragücü ise 32 puanla son sırada yer aldı ancak o sezon küme düşme kaldırıldı. Ligde 40 sezon sonra başkent ekibi kalmadı 2020-2021 sezonunda Gençlerbirliği ve Ankaragücü 38 puanla 19 ve 20. sırada yer alarak küme düştü. İki başkent temsilcisinin aynı anda küme düşmesiyle Süper Lig’de başkent ekibi kalmadı. 2021-2022 sezonunda lige dönebilen takım da olmadı. Ankaragücü lige döndü 2022-2023 sezonunda lige çıkan Ankaragücü 42 puanla 11. sırada yer aldı. 2023-2024 sezonunda tek başkent temsilcisi MKE Ankaragücü 40 puanla 17. sırada yer alarak yeniden küme düştü. 2024-2025 sezonunda Süper Lig’de yine başkent temsilcisi bulunmadı. Aynı sezonu 1. Lig’de 62 puan toplayarak 2. sırada tamamlayan Gençlerbirliği, 2025-2026 sezonunda Süper Lig’de mücadele etme hakkı kazandı. Gelecek sezon da Gençlerbirliği yer alacak 2025-2026 sezonu geride kalırken, Gençlerbirliği 9 galibiyet 7 beraberlik ve 18 mağlubiyet ile 34 puan topladı. Başkent ekibi, sezonu 14. sırada tamamlayarak ligde kalmaya hak kazandı. 2026-2027 sezonunda da Ankara’yı yine tek takım temsil edecek.
Kocaeli 72 yıllık mesleğini, 85 yaşında ilk günkü heyecanla sürdürüyor Kocaeli’de 1953 yılında çırak olarak adım attığı bisikletçilik mesleğini 72 yıldır sürdüren 85 yaşındaki Hayri Karan, ilerleyen yaşına rağmen her gün dükkanının yolunu tutuyor. Yıllar içinde bisiklet tamirinden motosiklet parçası satışına, şehir içi yolcu taşımacılığından yeniden tezgah başına uzanan bir ömür geçiren Karan, "Cenab-ı Allah ömür verdikçe çalışacağız" dedi. İzmit’te yaşayan 85 yaşındaki Hayri Karan, çocuk yaşta başladığı mesleğini yarım asrı aşan süredir bırakmadı. 1953 yılında çarşıda bisiklet tamircisinin yanında çırak olarak işe başlayan Karan, askerden döndükten sonra 1963 yılında İstiklal Caddesi’nde kendi dükkanını açtı. O günden bu yana bisiklet tamiri ve yedek parça işiyle uğraşan Karan, mesleğin geçmişten bugüne yaşadığı değişime de tanıklık etti. Bir dönem Jawa ve Puch gibi motosikletlerin parça satışını ve tamirini de yapan Karan, ilerleyen yaşına rağmen dükkanında hem bisiklet tamiri yapıyor hem de yıllardır elinde bulunan eski parçaları değerlendirmek istiyor. "Benden eskisi kalmadı" Mesleğe çocuk yaşta başladığını anlatan Hayri Karan, "Buradaki çarşıda bir bisikletçi vardı, onun yanına çırak olarak girdim. 1953’te geldiğimde çırak olarak çalıştım. Devamlı orada çalıştıktan sonra askere gidip geldim. Daha sonra kendim İstiklal Caddesi’nde dükkan kiralayarak 1963 senesinde iş yerimi açtım. O zamandan beri çalışıyorum. O zaman bisiklet tamir ediyorduk, parça satıyorduk. İstanbul’dan bana Jawa bayiliği de verdiler. Jawa motor, Puch parçaları satarak ve motorlarını tamir ederek işe başladık. O günden bugüne kadar bisikletçi olarak iş yerimde devam ediyorum. Benden eskisi kalmadı" dedi. "Ömrüm olduğu müddetçe devam etmek istiyorum" Mesleğin yıllar içinde değiştiğini belirten Karan, "Bütün tanıdıklarım gitti. İşler hep otomatiğe döndü. Eskiden Türkiye’ye parça gelmiyordu. Biz kendimiz eski parçalardan tamir edip bisikletlere takıyorduk. Şimdi her şey bol miktarda geliyor, Türkiye’de de yapılıyor. Onun için mesleğimiz güzel oldu. Ömrüm olduğu müddetçe devam etmek istiyorum" şeklinde konuştu. "Çırak yetişmiyor" Artık bu mesleğe çırak gelmediğini ifade eden Karan, "Bu işi yapan yok. Hayat pahalılaştı. Bir dükkan kirası 30-40-50 bin lira oldu. Bir işçi alsan asgari ücretini vereceksin. Satışlar bu masrafları karşılamıyor. Onun için çırak çalıştırmaya gerek olmuyor. Şimdi her şey otomasyona döndü. Tamirden çok yedek parçaya döndü. Yedek parça takılıyor" ifadelerini kullandı. "Eskiden parça bulamıyorduk, şimdi işler kolaylaştı" Bisiklet sektöründe üretimin ve yedek parçaya ulaşımın arttığını söyleyen Karan, "Parçalar yeni geldiği için Çin’den ve Türkiye’de üretildiği için hep yeni parça geliyor. Bisikletler de Türkiye’de çok miktarda üretiliyor. Bunlar olduğu için iş daha kolaylaştı. Tamirat eskiden zordu, parça bulamıyorduk. Şimdi yeni parça gelmeye başladı, Türkiye’de de üretilmeye başladı, bisiklet fabrikaları kuruldu. İşler daha kolay hale geldi" dedi. "Ömrümüz vefa ettikçe çalışacağız" İlerlemiş yaşına rağmen çalışmayı sürdüren Karan, "Çalışıyorum, gidiyorum bu yaşa kadar. Ömrümüz vefa ettikçe, Cenab-ı Allah ömür verdikçe çalışacağız, devam edeceğiz. İş yeri kendimin. İki oğlum var. Bir tanesi yanımda çalışıyor. Bana çok kişi tamire geliyor. Kendim de tamir ediyorum. Yeni parçaları bisikletlere monte ediyorum, takıyorum. Akort yapıyoruz" dedi.
Kahramanmaraş 60 yıllık semer ustası, mesleğini yaşatmaya çalışıyor Kahramanmaraş’ta geçmişte onlarca ustanın çalıştığı tarihi Semerci Çarşısı’nda, teknoloji ve değişen yaşam şartları nedeniyle meslek yok olma noktasına geldi. Çarşıda yıllarca süren hareketlilikten geriye ise tek bir semer ustası kaldı. Kahramanmaraş’ın Dulkadiroğlu İlçesi’nde bulunan tarihi Kapalı Çarşı’daki Semerciler Çarşısı’nda şimdilerde sessizlik hakim. Hayvan gücünün yerini motorlu araçlara bırakmasıyla birlikte kullanım alanı daralan semercilik, Kahramanmaraş’ta da eski canlılığını da kaybetti. Bugünlerde sadece semer ustası Ali Özen, mesleğini geleneksel yöntemlerle icra etmeye devam ediliyor. "Ürettiğimizi satamıyoruz, elimizde kalıyor" Yaklaşık 60 yıldır semercilik yaptığını belirten 70 yaşındaki Ali Özen, geçmişte çarşıda 60-70 civarında semer ustasının bulunduğunu ancak bugün tek başına mesleği sürdürdüğünü anlattı. Teknolojiye yenik düştüklerini belirten Özen, "Eskiden burada en az 60-70 semerci vardı. Şimdi ise tek ben kaldım. Zamanında güzel bir meslekti ancak teknolojiye yenik düştük. Artık mesleğimize ihtiyaç kalmadı, bu yüzden biz de bırakma noktasına geldik. Çırak yetişmiyor çünkü ben kendi geçimimi zor sağlarken başkasının geçimini nasıl sağlayayım. Ürettiğimizi satamıyoruz, elimizde kalıyor. Hayvan gücüne olan ihtiyaç çok azaldı. Şimdi yalnızca bazı hayvancılıkla uğraşanlar, koyuncular ve yaylaya çıkan vatandaşlar zaman zaman semer alıyor" ifadelerini kullandı. "Masraf arttı, kazanç azaldı" 1 semeri 3-4 günde yaptığını anlatan Ali Özen, "Eskiden 1 semeri 2 günde yapıyordum, şimdi yaşımız gereği 3-4 güne çıktı. Malzemeleri bulmak da zorlaştı. Birini bulsak diğerini bulamıyoruz. Kullanılan ot Afyonkarahisar’dan geliyor, yüksek maliyetle alıyoruz. Masraf arttı, kazanç azaldı. Ben 70 yaşındayım, 10 yaşımdan beri bu işi yapıyorum. 1’i erkek 4 çocuğum var, oğlumda fırsat buldukça yanımda çalışıyor ama genelde başka işe yöneldi" dedi.