POLİTİKA - 09 Ekim 2025 Perşembe 22:59 | Son Güncelleme : 09 Ekim 2025 Perşembe 23:27

Bakan Fidan: "Uluslararası toplum, İsrail’in savaşı tekrar dayatma durumuna karşı teyakkuzda"

A
A
A

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "İsrail'in savaşı tekrar dayatma gibi bir durumu olabilir. Buna karşı uluslararası toplum şu anda teyakkuzda" dedi.

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Fransa’nın başkenti Paris’te Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ev sahipliğinde düzenlenen Gazze’deki savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ABD Barış Planı’nın uygulanmasına ilişkin toplantının ardından açıklamalarda bulundu.

İsrail ve Hamas arasında ulaşılan tarihi ateşkese ve Türkiye’nin bu süreçteki rolüne ilişkin bir soruya Fidan, "Dün çok önemliydi. İki senedir devam eden Gazze'deki soykırımın durması için bir umut ortaya çıktı. Türkiye en başından beri Cumhurbaşkanımızın önderliğinde gerçekten muazzam bir uluslararası çaba ortaya koydu. Hem İslam dünyasıyla ve diğer ortaklarla beraber çalışma çabalarımızı yoğunlaştırma ve koordine etme sistemini, kültürünü daha geliştirdik bu vesileyle. Ve uluslararası toplumu da bu işe dahil olacak şekilde mobilize etmeye çalıştık. Sivil toplum örgütleri, devlet kurumları hepimiz elimizden geleni çok yaptık. Ve bugün bu neticeyi hep beraber aldığımız için açıkçası gerçekten mutluyuz. Akan kanın durması, Filistinli kardeşlerimizin artık çektiği ıstırabın sona ermesi için bir umut var" dedi.

"Mutabakat metninde yer alan ilgili madde gereğince Türkiye de bu uygulamada yer alacak"

"Bu aşamadan sonra bizi bekleyen birkaç tane önemli husus var. Biliyorsunuz şu anda üzerinde mutabık alınan konu birinci aşama uygulama planı. Burada dört hedef var" diyen Fidan, "Bunlar, ateşkesin sağlanması, rehinelerin ve tutukluların serbest bırakılması, insani yardımların kesintisiz bir an önce başlaması ve İsrail birliklerinin belli çizgilere çekilmesi. Bunlar ilk aşama uygulama planının, şu anda mutabık kalınan planın parçaları. Bunların da büyük bir titizlikle takip edilmesi gerekiyor. Burada mutabakat metninde yer alan ilgili madde gereğince Türkiye de bu uygulamada yer alacak" diye konuştu.

Paris’teki temaslar ve Gazze’ye konuşlandırılması planlanan uluslararası görev gücüne ilişkin bir soruya cevap veren Fidan, Paris’te iki ayrı gruba ait yetkililerin bir araya geldiğini vurgulayarak, "Birincisi temas grubu, bizim mensubu olduğumuz İslam İşbirliği Teşkilatı-Arap Ligi'nden oluşan yedi ülkeden müteşekkil temas grubu bakanları buradaydık masa etrafında. Ve Avrupa Birliği'nden bakanlar İngiltere, Kanada masa etrafındaydı. Hep beraber dünkü anlaşmanın neticelerini ve nasıl uygulanacağını özellikle Gazze'nin ekonomik olarak, yeniden yapılanma olarak, idari olarak tekrar ayağa kaldırılması yönünde, Avrupalılar ve uluslararası toplumun geri kalanı nasıl rol oynayabilir, onlar üzerinde çok ayrıntılı duruldu. Gerçekten burada bugün önemli kararlara esas teşkil edecek ciddi sonuçlara ulaşıldı. Özellikle Avrupalı bakanlar kendi başkentlerine, siyasi liderlerine buradan bizlerin gözlemleriyle çok ciddi neticeler götürecek diye düşünüyorum" dedi.

"Plan, Gazze’yi 7 Ekim 2023 öncesi şartlara götürecekse, o zaman yine bir savaşla karşılaşacağız demektir"

Toplantıda tüm tarafların iki devletli çözümün esas itibarıyla problemin çözülmesinde ana rol oynadığını kabul ettiğini vurgulayan Fidan, şunları kaydetti:

"Biz Türkiye olarak şunu söyledik; eğer Gazze'nin yeniden inşası ve planların hayata geçirilmesi Gazze'yi 7 Ekim 2023 öncesi şartlara götürecekse o zaman yine biz başka bir savaşla ileride karşılaşacağız demektir. Çünkü 7 Ekim'den önce biliyorsunuz Gazze bir açık hava cezaevi gibiydi. Serbest ticaretin olmadığı, serbest ekonominin olmadığı her şeyin İsrail tarafından denetlemeye ve kısıtlamaya tabi olduğu bir yer. Burada tabii ki insanlar bir noktadan sonra patlarlar. Ben bunun altını bu toplantıda çizdim. Hangi çözümü ateşkesten sonra bulacaksak bulalım, Gazze'nin yeniden imarı ve yönetimi için, zaten Filistinliler tarafından yönetilmeli, emniyet güçleri Filistinliler tarafından olmalı. Bunda hiçbir tereddüt olmamalı ve yok da. Ama ekonomik şartların hayata geçmesi için 7 Ekim öncesi şartların olmaması lazım. Bu önemli. Şimdi Cumhurbaşkanımızın da sözünü ettiği görev gücü kabul edilen plan uygulaması ile alakalı, burada bir madde var. Orada özellikle bu mutabık alınan hususların takibinde, kolaylaştırıcı rol uygulamasında, özellikle Amerika Birleşik Devletleri, Mısır, Türkiye ve Katar'ın tam müteşekkil bir ekibin yer alacağı. Özellikle her iki taraf Filistin tarafı ve İsrail tarafıyla konuları görüşecek. Bu esas itibariyle zaten arabulucu ekipti. Bu arabulucu ekip, aynı zamanda anlaşmanın ilgili maddelerinin uygulanmasında kendine düşen görevleri yapacak. Şu anda hemen önceden tanımlanmış görevler yok. Anlaşma hayata geçtikçe ortaya sorunlar çıkacak muhakkak bu sorunlara pratik cevaplar bulunması için bu ekip de zamanı geldikçe devreye girecek."

"Türkiye önemli bir rol oynadı"

Süreçte Türkiye’nin konumuna ilişkin bir soruya cevap veren Fidan, "Filistin meselesi birkaç açıdan bizim için önemli. Mescid-i Aksa'nın olması manevi açıdan bizim için fevkalade önemli. Filistinli kardeşlerimizle bizim tarihi bağlarımız, kültürel bağlarımız, inanç bağlarımız fevkalade önemli. En önemlisi inançtan etnisteden bağımsız olarak insanın insana yaptığı zulme karşı Türkiye'nin, milletimizin vicdani karşı duruşu. Bütün bunların hepsini harmanladığınız zaman Türkiye, burada tarihe karşı, halkına karşı ve hakka karşı sorumluluklarını yerine getirmek zorunda. Ve bizim Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yaptığımız da bu. Türkiye, burada hakkını yememek lazım, diğer ülkelerle beraber gerçekten elinden geleni yaptı. Önemli bir rol oynadı. Çok yapıcı bir rol oynadı. Diğer ülkeler de özellikle Arap dünyasındaki ülkeler de Türkiye ile beraber çok yapıcı bir rolün içindeydiler. Ben burada geliştirdiğimiz işbirliği anlayışının, işbirliği modellerinin, İslam dünyasının ve bölgemizin diğer sorunlarını çözmede de yeni bir ruh oluşturacağına, yeni bir mekanizma oluşturacağına inanıyorum. Bunun erken emarelerini de görüyoruz. Çünkü bazı şeyler fikir olabilir, düşünce olabilir ama bunların hayata geçmesi önemli. Şu anda bazı konuların aslında İslam dünyasındaki aktörler tarafından, ‘Ya biz bir araya gelirsek bir şeyleri yapabiliyoruz’ bakın. Aslında bazı şeyler bizim geleceğimiz değil. Sadece daha fazla iradeye, daha fazla çabaya, daha fazla profesyonelliğe ihtiyaç var ve daha fazla bağımsız düşünmeye ihtiyaç var. Bunu görebiliyor olmaktan açıkçası mutluyuz. Ben inşallah sadece Filistin meselesinin çözülmesiyle değil, daha farklı bölgesel sorunların çözülmesinde de Türkiye'nin ortaya koyduğu bu yeni ruhun büyük rol oynayacağına inanıyorum" şeklinde konuştu.

"İsrail’in savaşı tekrar dayatma gibi bir durumu olabilir"

Dışişleri Bakanı Fidan, "Diğer taraftan şunun da altını çizmemiz gerekiyor. Tabii muazzam bir umut alanı doğdu bizim için dünkü mutabakattan sonra. Fakat her zaman için ortada bir sorun alanı çıkabileceğini unutmamak lazım. Burada şu ana kadar Netanyahu'nun bir sicili var ve belli konularda ne kadar güvenilmez olduğunu özellikle barış konusunda biliyoruz. İsrail'in savaşı tekrar dayatma gibi bir durumu olabilir. Buna karşı uluslararası toplum şu anda teyakkuzda. Zaten rehineler meselesi çözüldükten sonra da burada İsrail'in artık kendi meşruiyeti için kullanabileceği hiçbir argüman da yok. Ama bizim belli sorunların uygulamada çıkacağını öngörmemiz gerekiyor. Bu da işin doğasında var. Bunlar bizi karamsarla itmez, itmemeli de. Profesyonel bir şekilde, koordineli bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kocaeli Sanayideki nitelikli çalışan sıkıntısına Asya çözümü Türkiye genelinde sanayi sektöründe yaşanan nitelikli personel sıkıntısı büyürken, iş gücü göçü de çözüm olarak konuşulmaya başlandı. Körfez Ticaret Odası Başkanı Recep Öztürk, "Nitelikli göç ülkemiz için getirilmeli, çalışma şartları kolaylaştırılmalı ancak bu göç; dilimize, dinimize ve geleneklerimize yakın olan Asya’dan olmalı" dedi. Mesleki eğitimin sektördeki karşılığına da değinen Öztürk, "Meslek lisesinden mezun olup kendi işini yapan hiçbir genç asgari ücretle çalışmaz" diyerek meslek liselerinin öneminin altını çizdi. Fabrika çarkları hızla dönmeye, işletmeler kapasitelerini artırmaya devam ederken, sanayicinin önündeki en büyük bariyer olan ’nitelikli personel eksikliği’ her geçen gün daha derinden hissediliyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Körfez Ticaret Odası Başkanı Recep Öztürk, küresel ölçekte yaşanan kalifiye çalışan bulma sıkıntısının yerel firmaları da etkilediğine vurguladı. Öztürk, "Şuanda piyasa şartlarına göre, büyüme içerisine giren firmalarımızın yetişmiş çalışma arkadaşı bulma imkanı gittikçe zayıflıyor. Tabii ki tüm dünyada aynı konu geçerli ama firmalarımızın da büyümesi için insan kaynağının yetiştirilmesi lazım" dedi. Bu noktada, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) nezdinde hayata geçirilen protokol okulu ile öğrencilerin eğitim kalitesini en üst seviyeye çıkararak sahada iş bulmalarını hedeflediklerini kaydeden Öztürk, "Bunun için en üst seviyede hem maddi olarak hem de tüm bilgi birikimlerimizle, okul yönetimiyle birlikte buradaki öğrencilerimizin en iyi şekilde yetişmesini ve sahada iş bulmasını sağlamaya çalışıyoruz ama esas olan şu; okulumuza gelecek öğrenci kalitesinin en üst seviyeye çıkarılması. İşletmeler büyüdü. Meslek liselerinin sayısının artırılması gerekiyor" diye konuştu. "Nitelikli göç Asya’dan olmalı" Büyüyen işletmelerin ihtiyaçlarına ve meslek liselerinin sayısının artırılması gerektiğine dikkat çeken Öztürk, iş gücü göçü hakkında da şu değerlendirmelerde bulundu: "Nitelikli göç bence ülkemiz için getirilmeli, çalışma şartları kolaylaştırılmalı ama bu nitelikli göç dilimizin ve dinimizin, gelenek göreneklerimizin yakın olduğu Asya’dan olmalı. Böyle girişim şu şekilde var; Türk devletlerle yapılan anlaşma neticesinde, Türkiye’ye geleceklerin çalışma imkanları Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarıyla eş değer bir hale getirilmeye çalışılıyor. Böyle bir yasa çıktığını biliyorum." "Meslek liselerimiz önem kazanmaya başladı" Mesleki eğitimin öneminin sanayi için giderek arttığının altını çizen Başkan Öztürk, Körfez Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nden her yıl mezun olan 90 öğrencinin 70’inin doğrudan staj yaptığı yerlerde veya kendi iş kolunda istihdam edildiğini söyledi. Öztürk, "Bu öğrencilerimizden 15’i yüksek öğrenim kurumlarına gidiyor, 5’i de kariyer planlamasını mezun olduğu meslekte değil, diğer meslek kolunda yapıyor. Aslında çok ciddi manada kendi mesleğini yapan insan sayısı artmaya başladı. Meslek liselerimiz önem kazanmaya başladı. Bizde bunun yaygınlaşması için elimizden geleni yapıyoruz. Ayrıca yine Oda olarak çalışma arkadaşlarımızla birlikte 60 öğrencimize niteliğini artırmak için burs veriyoruz" ifadelerini kullandı. "Meslek lisesinden mezun olmuş, mesleğini yapan hiçbir öğrenci asgari ücretle çalışmaz" Öztürk, meslek lisesi mezunlarının avantajlarına da değinerek, "Piyasayı gezin. Meslek lisesinden mezun olmuş, mesleğini yapan hiçbir öğrenci asgari ücretle çalışmaz. Bu çok önemli bir etkendir. Dünyanın neresine giderse gitsin, meslek sahibi insan ailenin geçimini en iyi şekilde sağlar. Ayrıca, şu çerçeveden de bakılması gerekiyor; meslek lisesinden mezun olan bir öğrencinin ekonomik sermayeye ihtiyacı yoktur. Serbest meslek yapabilmesi için birkaç arkadaşın bir araya gelmesiyle, hiçbir sermayeye tabii olmadan sadece bir vergi levhasıyla çıkıp serbest mesleği yapabilirler ama bir üniversite mezunu bunu yapamaz. Bu çerçeveden baktığımız zaman son yıllarda meslek liselerine öğrencilerimizin katılım oranı artmaya başladı. İnsanlarımız da bunun farkına varmaya başladı" dedi.
Trabzon 37 yıl sonra açtığı okulda öğrencilerle buluştu Avrasya Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Ömer Yıldız, 1989-2004 yılları arasında Maçka Belediye Başkanlığı yaptığı dönemde ilçeye kazandırdığı önemli eğitim yatırımlarından biri olan, bugünkü adıyla Maçka Kayalar Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ni (dönemin Hemşire Okulu) 37 yıl sonra ziyaret ederek öğrencilerle bir araya geldi. Okul Müdürü Ayhan Demirbaş’ın daveti üzerine okulun çok amaçlı salonunda "Bir İlkin Hikayesi" başlıklı bir söyleşi organize edildi. Söyleşiye okulun öğrenci ve öğretmenlerinin yanı sıra ilk mezunlarından hemşireler de katıldı. Yıldız’ın söyleşisini Avrasya Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Yavuz Özoran, Genel Sekreter Gülay Yeniçeri, SHMYO Müdürü Dr. Öğr. Üyesi Eren Urtekin ve iş camiasından isimler de yerinde takip etti. Yıldız’dan konferans salonunu yenileme sözü Avrasya Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanı Ömer Yıldız konuşmasında, "1989 yılında belediye başkanı seçildim ve Maçka’da göreve başladığımda ilçemiz adeta bir köy görünümündeydi. İlçede güzel görünen hiçbir şey yoktu. O zamanlar Trabzon’da sanayiciydim. Alüminyum fabrikamda 23 yaşımda iken 100’e yakın işçi çalışıyordu. Aynı dönemde Suudi Arabistan’a alüminyum ihraç ediyordum. 14 yaşında gurbete gitmiş bir insanım. 18 yaşında nüfus müdürlüğünün yanması ve nüfus kayıtlarının yok olması sonucu yaşımı büyüterek askere gittim. Daha sonra 20 yaşında işyeri açtım, 23 yaşında ise sanayici oldum. 1989 yılında da kendimi Maçka’mızda belediye başkanı olarak buldum. Dönemin Başbakanı rahmetli Turgut Özal’a mektup yazarak istifamı sundum. Özal, 21 Haziran’da Bayburt’un il oluşunu ilan etmek için Bayburt’a gelecekti. Programına Maçka mitingini de ekledi ve burada beni ikna etmeye çalıştı. Ayrılırken, şimdiki Fizik Tedavi Hastanesinin önünde otobüsünde bana ‘Bayburt’a gelecek misin?’ dedi. Ben de ‘Bir emriniz yoksa gelmeyeyim’ dedim. Ardından ‘Benden bir şey istiyor musun?’ diye sordu. Ben yine istifa mektubunu kendisine sundum. Bunun üzerine bana, ‘Ben senin ayağına geldim, ne istifasından bahsediyorsun? Benden istediğin bir şey var mı?’ dedi. Benim de cebimde bir istek listesi vardı ve birinci sırada Hemşire Okulu yazıyordu. O zamanlar Sağlık Meslek Liselerini hemşire okulu olarak adlandırıyorduk. 18 maddelik istek listemi kendilerine sundum. Bunun üzerine dönemin Sağlık Bakanı Halil Şıvgın’a dönerek, ‘Başkanı alın gidin Ankara’ya ve Sağlık Meslek Lisesini kurun’ dedi. Biz de eve bile gitmeden havalimanına geçtik ve geldikleri özel uçakla Ankara’ya gittik. Üç gün bekledim ve sonunda beni aradılar, ‘Gel yazını al’ dediler. Kağıdı elime aldığımda ‘Maçka Sağlık Meslek Lisesi kurulmuştur’ yazıyordu. O kağıt elimde Gençlik Parkı’nda ağaçların arkasına gizlenerek yarım saat ağladım. Daha sonra o yazıyla Trabzon’a geldim. O dönem Trabzon’da Enver Hızlan valimiz vardı. Biraz aksi bir adamdı. Geçen hafta da kendisiyle telefonla konuştum. Kendilerine yazıyı uzatarak, ‘Sayın Valim, Maçka’da bir okul açtık, bu yazıyı Maçka’ya havale etmeniz gerekir’ dedim. Yazıya baktıktan sonra bana, ‘Ne yaptın, sen vali misin? Nasıl okul açıyorsun benim haberim olmadan?’ dedi ve yazıyı koridorun ortasına doğru fırlattı. Ancak okulun açılışına o kadar sevinmiştim ki söyledikleri çok da umurumda değildi. Ardından dönemin Sağlık İl Müdürü Abdullah Uraloğlu’na gittim. ‘Abdullah Bey, Vali Beyin çok işi vardı, işlemi sizin yapmanızı istedi’ dedim. O da kabul etti ve yazıyı Maçka’ya havale etti. Ancak okulu kurduk fakat açacak yer yoktu. Çok sevdiğimiz bir kaymakamımız vardı, onunla birlikte Maçka’yı dolaştık. Lise binasının yanında eski bir bina vardı. Yıllardır girilmemiş bir binaydı. Aylarca orada çalıştık, binayı restore ettik ve okulumuzu açtık. Dönem başladı ancak kontenjan için tekrar Bakan Beye gittik. Bana ‘Zaman geçti’ dedi. Ben de ‘Sayın Bakanım çok emek harcadık, bu öğrencilerimizi almamız gerekir’ dedim, resmen yalvardım. Sonrasında bir karar aldırarak kırk öğrenci kontenjanı verdi, kırk öğrenciyi de yedek olarak açtı. Daha sonra aldırdığımız başka bir kararla yedek öğrencileri de kayıt ettirdik ve böylece okulumuz 80 öğrenci ile eğitim öğretime başladı. Bugün burada ilk mezunlarımızdan hemşirelerimizi görmek çok güzel. Aralarında emekli olanlar da var, bu duygu bize yeter. Güzel dilekleriniz için teşekkür ediyorum. O dönem bu okul ilçemizi çok önemli bir noktaya taşıdı. Akabinde yeni liseler, ilkokullar ve hastaneler derken ilçemizi yaşanılabilir, marka bir ilçe haline getirmiştik" dedi. Yıldız, ziyaretinde konferans salonunun eksiklerine de değinerek, "Bu kadar köklü, ülkenin bir ilçesinde kurulmuş ilk sağlık meslek lisesine bu görüntü yakışmaz. En kısa sürede restorasyonuna başlayacağız" dedi. Öğrencilerin sorularını da tek tek yanıtlayan Yıldız, söyleşi sonunda öğrencilerin isteği üzerine fotoğraf çektirmeyi de unutmadı.
İstanbul Beykoz sokaklarında annelerin izleri yaşatıldı Beykoz Belediyesi, Anneler Günü kapsamında ilçe genelinde dikkat çeken bir farkındalık çalışması gerçekleştirdi. İlçenin farklı noktalarında bulunan durak, park ve oturma alanlarına annelerin günlük hayatta sıkça kullandığı ifadelerin yer aldığı stickerlar yerleştirildi. "Hırkanı aldın mı? Burası esiyor", "Otobüse binince bana yaz" ve "Terli terli su içme" gibi sözlerin yer aldığı çalışma vatandaşların ilgisini çekti. Beykoz’un sahil kesimi ile mahalle aralarında uygulanan çalışma, sokaklarda renkli görüntüler oluşturd Beykoz Belediyesi tarafından Anneler Günü’ne özel hazırlanan uygulama ile annelerin hayatın içindeki sıcak ve koruyucu yaklaşımına dikkat çekild Beykoz Belediye Başkan Vekili Özlem Vural Gürzel, başta şehit anneleri olmak üzere tüm annelerin Anneler Günü’nü kutladı. Güzel, "Biz annelerimizin o bize çok söylediği uyarı cümlelerini sticker haline getirip, sahildeki parkımızda banklarımıza otobüs duraklarımıza, elektrik direklerimize yapıştırdık. Çünkü otobüsünü bekleyen bir gencin otobüsten inince bana mesaj at ya da bindiğinde beni ara gibi anne endişesi taşıyan cümleleri okuması içini ısıtacaktır diye düşündük, ya da sahilde bankta oturan bir gencin Üzerine hırkanı al, ceyranda kalma gibi cümleleri okuduğu zaman yanında annesini hissedeceğini düşündük. Dolayısıyla biz Beykoz’u bir anne şefkatiyle sardık sarmaladık" dedi.
Antalya Özel bireylerden Anneler Günü’ne anlamlı sürpriz Antalya Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren Demirgül Mola Evi’nde eğitim alan özel bireyler, Anneler Günü dolayısıyla hazırladıkları hediyelerle ailelerine duygu dolu anlar yaşattı. Öğretmenleri eşliğinde gerçekleştirilen etkinlikte özel bireyler, kendi el emekleriyle hazırladıkları hediyeleri annelerine takdim etti. Antalya Büyükşehir Belediyesi Sosyal Hizmetler Dairesine bağlı Demirgül Mola Evi Anneler Günü’ne özel anlamlı bir çalışmaya imza attı. Düzenlenen atölye çalışmasında özel bireyler; boyama, süsleme ve çeşitli el işi etkinlikleriyle kendi hediyelerini hazırladı. Etkinlik boyunca hem keyifli vakit geçiren hem de üretmenin mutluluğunu yaşayan bireyler, ortaya çıkardıkları çalışmalarla annelerini mutlu etti. Özel bireyler, el emeğiyle hazırladıkları hediyeleri annelerine takdim ederken, aileler duygu dolu anlar yaşadı. Özel bireyler annelerini unutmadı Demirgül Mola Evi birim sorumlusu Saime Sümeyra Güngör, Mola Evleri’nde özel bireyler için düzenlenen etkinliklerle onların kendilerini ifade etmelerine, üretken bireyler olarak sosyal yaşamda yer almalarına katkı sağlamayı amaçladıklarını söyledi. Güngör, "Özel bireylerimiz, kendi emekleriyle anneleri için hediyeler hazırladı. Bu süreçte hem duygularını ifade etme fırsatı buldular hem de üretmenin mutluluğunu yaşadı. Bu tür etkinlikler onların sosyal gelişime de katkı sunmasının yanı sıra paylaşma, iletişim kurma ve birlikte hareket etme gibi sosyal yaşam becerilerinin gelişmesine önemli katkı sağlıyor" dedi. "Oğlumun gözünde melek olmak ayrı bir mutluluk" Velilerden Döne Sarıkula, hazırlanan hediye karşısında büyük mutluluk yaşadığını belirterek, "Çok büyük bir onur ve gurur duydum. Bir anne için gerçekten tarif edilmesi zor, çok güzel bir duygu. Hediyeyi çok beğendim. Bir insanın evladından aldığı en değerli hediyelerden biri diyebilirim. Oğlumun gözünde bir melek olmak ise benim için apayrı bir mutluluk oldu" diye konuştu. Özel bireyler annelerini duygulandırdı Velilerden Fatma Gökgöz ise öğretmenleri eşliğinde hazırlanan sürprizin kendisini duygulandırdığını ifade ederek, "Oğlum bana öğretmenleriyle birlikte çok anlamlı bir hediye hazırlamış. Çok beğendim ve gerçekten duygulandım. Ben hem anne hem baba olarak çocuğumu büyütüyorum. İyi ki oğlum var ve iyi ki benim evladım olmuş" dedi.
Mersin Mersin Kültür Yolu Festivalinde coşkulu başlangıç Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından düzenlenen Türkiye Kültür Yolu Festivali, bu yıl ilk kez Mersin’de sanatseverlerle buluştu. Festivalin ilk gününde sergiler, konserler, söyleşiler, atölyeler ve çocuk etkinlikleri yoğun ilgi gördü. Mersin Arkeoloji Müzesinde açılan ’Hane’, ’Osmanlı’nın Mukaddes Emanetleri’ ve ’Yaşayan miras: Mersin’ sergileri ziyaretçilerden ilgi görürken, KKTC kültürünü yansıtan ’Ada Kıbrıs’ fotoğraf sergisi ile ’Genablaların Marifeti’ sergisi de sanatseverlerle buluştu. Festival kapsamında Mersin Devlet Opera ve Balesi tarafından sahnelenen ’Carmina Burana’ gösterisi geceye damga vurdu. Carl Orff’un eserinin sahnelendiği performans, güçlü koro ve orkestra bölümleriyle izleyicilerden büyük beğeni aldı. Mersin Kültür Merkezinde düzenlenen ’FotoMaraton Mersin’ etkinliğinde profesyonel ve amatör fotoğrafçılar kentin tarihi ve kültürel dokusunu objektiflerine yansıttı. Festival kapsamında gerçekleştirilen söyleşi ve atölyelerde ise Mersin’in kültürel mirası ele alındı. ’Kültürün Mersin Rotası’ söyleşisi ile ’Yaylacılık’ konulu program katılımcılardan ilgi görürken, geleneksel el sanatlarına yönelik atölyelerde katılımcılar uygulamalı eğitim aldı. Mersin İdman Yurdu Meydanında kurulan ’Çocuk Köyü’ ise minik ziyaretçilerin buluşma noktası oldu. Oyun alanları, atölyeler ve interaktif etkinliklerle çocuklar festivalin renkli atmosferine ortak oldu.