MAGAZİN - 11 Nisan 2010 Pazar 19:02

"Bal" film ekibi Ayder'de

A
A
A
"Bal" film ekibi Ayder'de

Yönetmen Semih Kaplanoğlu: "Filmi çekerken yörenin güzelliğinin filme çok büyük katkılar sağlayacağını biliyorduk ve öyle de oldu. Filmimiz Çamlıhemşin'in sayesinde Altın Ayı'ya layık görüldü"

60. Berlin Film Festivali'nde "Altın Ayı" ödülü kazanan Bal'ın Rize'deki galası öncesi Ayder Yaylası'na bir ziyaret gerçekleştiren Yönetmen Semih Kaplanoğlu, "Film Berlin'de gösterildiği andan itibaren de oradaki bütün Almanlar, yabancı basın, uluslararası seyirciler, sinema kamuoyu, filmi nerede çektiğimizi sormaya başladılar" dedi.

 


Yusuf Üçlemesi'nin son filmi olan Bal'ın yönetmeni Semih Kaplanoğlu, başrol oyuncularından Rize'li Bora Atlaş ve Tülin Özen, Çamlıhemşin Kaymakamı İsmail Çiçek, Çamlıhemşin Belediye Başkanı İdris Lütfü Melek, İl Genel Meclis Üyesi Osman Haşimoğlu, Sahil Köy Muhtarı Mustafa Memoğlu, Bora Altaş'ın ailesi ve yakınlarının katıldığı basın açıklaması öncesi, Ayder Doğa Alabalık Tesisleri'nde kahvaltı yapıldı. Burada Bora Atlaş ile yakından ilgilenen Yönetmen Semih Kaplanoğlu, kendisine dersleriyle ilgili sorular sordu ve öğütler verdi.

 


Kahvaltı sonrası açıklamalarda bulunan yönetmen Semih Kaplanoğlu, "Bal, üçlemenin üçüncü filmi. Yusuf Üçlemesi fikri, çok eskiden yazdığım bir senaryoyu yeniden ele aldığım bir sırada oluştu. Bu senaryo aslında üniversite çağındaki Yusuf'u anlatan Süt'ün hikayesiydi. Yusuf karakterini ayrıntılandırırken bu genç adamın bir yetişkin olarak geleceği (Yumurta) ve küçük bir çocuk olarak geçmişi (Bal) üzerine düşünmeye başladım, geçen sene bu vakitlerde Ayder'i keşfettim ve Çamlıhemşin'de çalışmaya karar
verdim. Filmimizi çekerken, hem yöre halkından, hem belediyeden, herkesten çok büyük bir destek aldık. Her yönden önümüzdeki engelleri aşmamıza yardım ettiler. Filmi çekerken yörenin güzelliğinin filme çok büyük katkılar sağlayacağını biliyorduk ve öyle de oldu. Filmimiz Çamlıhemşin'in sayesinde Altın Ayı'ya layık görüldü" dedi.

 



"BORA'NIN FİLME BÜYÜK KATKISI OLDU"

 


Ayder'in doğasıyla Berlin'e seçildiklerini söyleyen Kaplanoğlu, "Filme oyunculuğu, sempatisi ile Bora'nın da çok büyük katkıları oldu. Film Berlin'de gösterildiği andan itibaren de oradaki bütün, Almanlar, yabancı basın, uluslararası seyirciler, sinema kamuoyu, filmi nerede çektiğimizi sormaya başladılar. Birkaç kere Türkiye haritası getirip, 'gösterir misiniz, nerede çekildi bu film' diye sormaya başladılar. 'Çünkü biz oraya gidip, oraları görmek istiyoruz' dediler. Bu da demek oluyor ki Ayder'in
dünyada tanıtımına çok büyük katkısı oldu Bal'ın" ifadelerini kullandı.
Bora Altaş'ın filme katkısının çok olduğunu belirten Kaplanoğlu, "Bora'nın becerisi oyunculukla sınırlı kalmamalı. Büyük bir yönetmen olarak bölgesini, bölge insanı gözüyle çekmeli ve bütün dünyada tanıtmalıdır" dedi.

 



"BÖLGEYE TEKRAR GELİP FİLM YAPABİLİRİM"

 


Bölge halkına ve belediye başkanına teşekkür eden Kaplanoğlu, "Bu anlamda çok sevinç duyduk bundan. Bu ödül alınır alınmaz, sağ olsunlar Belediye Başkanı ve burada tanıdığımız insanlar beni arayarak tebriklerini ilettiler ve manevi desteklerini sürdürmeye devam ettiler. Her türlü fedakarlığı bizlere sunan bölge halkı, film çekilmeden önce göstermiş olduğu fedakarlığı halen daha sürdürmektedir" dedi. Bal filminin çekildiği Ayder Yaylası'nın artık bir sinema platosuna dönüştüğünü kaydeden Kaplanoğlu, ilerleyen yıllarda yeni bir proje ile bölgeye tekrar gelip film çalışması yapabileceğini belirtti.

 


Doğu Karadeniz'de çekilen filmlerin asıl amacının bölgenin korunması olması gerektiğini savunan Kaplanoğlu, "Bu film ve yapılacak olan filmler umuyorum ki doğayı ve örtüsünü, buranın doğal kaynaklarını sadece tek yönlü bakış açısıyla, özellikle hidroelektrik santrallerinden (HES) bu rantçı anlayıştan korur. Bu güzellikleri dünyada tanıtmak, dünyanın hiçbir yerinde olmayan özellikleri yansıtmak gerekir. Ben bölgede 400'den fazla HES'in yapılacağını biliyorum. Artvin Borçka'da, İkizdere'de yapılan
katliamları gördüm ve tek mesajım bölge halkı bu katliama karşı tepkisi koysun" dedi.

 


Daha sonra Ayder Yaylası'nda gezintiye çıkan film ekibi, burada hatıra fotoğrafları çektirdi, tulum eşliğinde horon oynadı.

 


ÖMER FARUK ZENGİNAL-RİZE

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Arnavutköy’deki kargocu cinayetiyle ilgili 1 kişi tutuklandı İstanbul Arnavutköy’de 26 gündür kayıp olarak aranan ve ormanlık alanda cansız bedeni bulunan kargo dağıtıcısı Ahmet Şahin’in ölümüyle ilgili gözaltına alınan bir kişi, çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Olay, 24 Ocak’ta kargo dağıtıcısı olarak çalışan Ahmet Şahin (49), "İşe gidiyorum" diyerek evden ayrılmıştı. İki gün boyunca babasından haber alamayan Beyza Şahin’in kayıp başvurusunun ardından soruşturma başlatılmıştı. Şahin’in bacanağı M.A.’nın (38), kaybolmasından 1 gün sonra Ahmet Şahin’in telefonu üzerinden eşi Fatma Şahin ile mesajla iletişime geçtiği ve "Tapu harcı ödeyeceğim, M.’ye 150 bin lira verin" şeklinde para talep ettiği iddia edilmişti. Şüpheli M.A., savcılık talimatıyla gözaltına alındıktan sonra hakkında yurt dışı çıkış yasağı uygulanarak serbest bırakılmıştı. Yapılan teknik ve saha çalışmalarında, 24 Ocak’ta Ahmet Şahin’e ait aracın, M.A. ile birlikte jandarma bölgesindeki Plaka Tanıma Sistemi (PTS) kayıtlarına girdiği tespit edilmişti. Dönüş güzergahında ise araçta yalnızca şüpheli M.A.’nın bulunduğu belirlenmiş ve polis ekiplerinin incelediği kamera görüntülerinde, M.A.’nın Ahmet Şahin’e ait araçla Yenibosna’da bir kuyumcuya gittiği tespit edilmişti. Harekete geçen polis ekipleri, M.A.’yı yakalayarak gözaltına almıştı. Emniyetteki sorgusunda cinayeti itiraf eden şüpheli, sorgusunun ardından adliyeye sevk edildi. Cinayet şüphelisi M.A., savcılık ifadesinin ardından sevk edildiği nöbetçi hakimlikçe, tutuklanarak cezaevine gönderildi.
İstanbul Bilal Erdoğan: "Cok iyi bilim insanlarını yetiştirmeye çalışıyoruz, yetiştiriyoruz" İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı’nın 16. Olağan Mütevelli Heyeti Toplantısı’nda yaptığı konuşmada, "Fuat Sezgin’in mirasını akademik camiada yaşatacak, daha ileri noktalara taşıyacak, onun temel mesajını kitlelere ulaştıracak çok iyi bilim insanlarını yetiştirmeye çalışıyoruz, yetiştiriyoruz" Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı’nın 16. Olağan Mütevelli Heyeti Toplantısı, Okmeydanı Darülaceze Başkanlığında düzenlendi. Toplantıya Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) Başbakanı Ünal Üstel, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Mecit Çetinkaya, Avrupa Birliği eski Bakanı Egemen Bağış, eski İçişleri Bakanı Muammer Güler, Milli Eğitim Bakanı Yardımcısı Muhammet Bilal Macit, İstanbul Ticaret Odası Başkanı Şekip Aldaviç, İslam ve Bilim Tarihi Araştırmaları mütevelli üyeleri katıldı. Toplantı saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başladı. Programda Prof. Dr. Fuat Sezgin İslam Bilim Tarihi Araştırmaları Vakfı Mütevelli Heyeti ve Yönetim Kurulu Başkanı Mecit Çetinkaya bir konuşma yaptı. İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, "Fuat Sezgin Vakfı olarak her geçen yıl hedeflerimize daha yaklaşarak ilerledik. Bu sene heyecan verici gelişmeler Almanya’daki süreçlerle ilgili biraz bizi umutlandıran haberler aldık. Ümit ediyoruz ki Almanya’daki enstitüyle de bir çalışan akademik ilişkimiz olmasına dair biraz ümit veren duyumlar aldık. Onu da başarırsak bir ayağı Frankfurt’ta bir ayağı İstanbul’da olan Fuat Sezgin’in adını olması gerektiği gibi bu iki merkezden yaşatabilen bir misyonu kazanmış oluruz. Çünkü inanıyorum ki onlar da bizimle daha güçlü olacaklarının farkındalar. Biz olmadığımız zaman bir yere varamayacaklarının farkındalar" dedi. "Uluslararası yardım kuruluşlarının bütçelerinde özellikle Amerika’nın geri çekilmesinden sonra ciddi düşüşler söz konusu" Uluslararası yardım kuruluşlarının bütçelerinde özellikle Amerika’nın geri çekilmesinden sonra ciddi düşüşlerin olduğunu ifade eden Erdoğan, "Ramazan’ın ilk iftarını Bangladeş’teki Arakanlı mültecilerin olduğu kamplarda yapalım diye bir düşüncemiz oldu. Amerika’dan oradaki mültecilerin eğitimiyle ilgili çalışan bir gönüllü bana ulaştı ve orada eğitimle ilgili ciddi bir geri gidiş söz konusu olduğunu söylendi. Uluslararası yardım kuruluşlarının bütçelerinde özellikle Amerika’nın geri çekilmesinden sonra ciddi düşüşler söz konusu. Savunma bütçelerini artırmaya çalışırken buralardan ilk feragatleri yapıyorlar. O ikinci bir darbe olarak kendini gösteriyor. Eğitim bunlardan sonra geliyor ve bu bütçe sıkıntıları maalesef zaten 82 yılından beri kendi ülkelerinde vatandaşlık verilmeyen bu insanların eğitime asla dönememeleri demek. Dolayısıyla oradaki çocukların eğitimlerinin yaygın olarak gerçekleştirilebilmesiyle ilgili bir dikkat çekmeye, bir farkındalık oluşturmaya çalışacağız. Biz de hiç olmazsa şu dönemeçte eğitimleriyle ilgili biraz daha bir şeyler yapılabilir mi diye çalışacağız. Burası da bir eğitim vakfı. Biz de Fuat Sezgin’in mirasını akademik camiada yaşatacak, daha ileri noktalara taşıyacak, onun temel mesajını kitlelere ulaştıracak çok iyi bilim insanlarını yetiştirmeye çalışıyoruz, yetiştiriyoruz" ifadelerini kullandı. "Bugünün Türkiye’si, dış politika, savunma sanayii ve bir çok parametrede son üç asrın en güçlü seviyesine ulaşmıştır" Bugünün Türkiye’sinin, dış politika, savunma sanayii ve birçok parametrede yalnızca Cumhuriyet döneminin değil, son üç asrın en güçlü seviyesine ulaştığını ifade eden KKTC Başbakanı Ünal Üstel, "Bugün burada hayatını İslam medeniyetine adamış rahmetli hocamız Fuat Sezgin’i anmak ve rahmet dilemek istiyorum. Kendisi İslam medeniyetinin dünya medeniyetinin yapıtaşı olduğuna inanıyordu ve bu yolda hepimize öncülük etti. Dinimiz islamiyet ile gerekli olan özgüvenle başaramayacağı hiçbir şey olmadığına inanıyordu. Geçmişte yaptığımızı biliyordu bugün ve gelecekte de yapabileceğimizi inancı tamdı. İşte bugünler yaşadıklarımız onun bu tezlerini bir çok anlamda ispat eden günlerdir. Detayların büyük fotoğrafları görmemize engel olmasına izin vermemeliyiz. Türkiye Cumhuriyeti’nin son yıllarda ortaya koyduğu güçlü vizyonun altını özellikle çizmek isterim. Bugünün Türkiye’si, dış politika, savunma sanayii ve bir çok parametrede yalnızca Cumhuriyet döneminin değil, son üç asrın en güçlü seviyesine ulaşmıştır. Devletimizin uluslararası arenadaki etkinliği, caydırıcılığı ve itibarı, Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan liderliğinde tarihi bir zirveye taşınmıştır. Bugün artık sadece Cumhuriyet dönemini değil, Osmanlı’dan bugüne uzanan üç asırlık dönemi aşan bir Türkiye’den söz ediyoruz. Son 300 yılın en güçlü Türkiye’si Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan dönemde inşa edilmektedir" diye konuştu. Konuşmaların ardından gündem maddelerinin görüşüldüğü toplantıda, vakfın faaliyet raporu, mali tabloları ve yeni dönem bütçesi müzakere edilirken, kurul seçimleri ve idari konular da ele alındı. Yapılan seçim sonrası önceki dönem başkanı Mecit Çetinkaya yeniden başkanlığa seçildi.
Ankara Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu raporu yayımlandı: "Türkiye Modeli’nin en kıymetli kazanımı sağlam zeminler üzerinde yükselecektir" Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin internet sitesinde, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun raporu yayımlandı. Raporda, "Milletin vicdanıyla, aklıyla ve irfanıyla yürüyen bu süreç, kalıcı sonuç üreterek; kardeşlik, birlik ve bütünleşme temelli bir vatandaşlık anlayışıyla güçlendiğinde, ‘Türkiye Modeli’nin en kıymetli kazanımı olan iç huzur, sağlam zeminler üzerinde yükselecektir" denildi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 18 Şubat 2026 tarihinde gerçekleştirdiği 21’inci toplantısında yapılan oylamada, nitelikli çoğunlukla kabul edilen komisyon raporu, TBMM’nin internet sitesinde yayımlandı. Yayımlanan raporun takdimini TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş kaleme aldı. TBMM Başkanı Kurtulmuş, "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu çalışmaları Türkiye Büyük Millet Meclisinin temsil gücü ve demokratik meşruiyeti içerisinde yürütülen, toplumsal barışın, birliğin ve milli dayanışmanın güçlendirilmesine yönelik tarihi sorumluluğun bir yansımasıdır, ifadesidir. Halkımızın uzun yıllar boyunca ağır bedeller ödeyerek karşı karşıya kaldığı sorunlar, Gazi Meclisimizin yasa yapıcı ve denetleyici niteliğiyle ele alındığında kalıcı bir çözüm ufku kazanmaktadır" dedi. "Bugün terör meselesinde tarihi bir dönemden geçiyoruz" Terör meselesinde tarihi bir dönemden geçildiğini vurgulayan Kurtulmuş, meclisin üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz bir biçimde üstlendiğini vurguladı. Türkiye’nin terörden dolayı ödediği bedellerden bahseden Kurtulmuş, "Bugün terör meselesinde tarihi bir dönemden geçiyoruz. Bu süreçte milli iradenin tecelligahı olan Gazi Meclisimiz üzerine düşen vazifeyi tereddütsüz bir biçimde üstlenmiştir. On yıllardır ülkemizin enerjisini ve kaynaklarını tüketen ve ülke olarak ağır bedeller ödediğimiz terör eylemleri, kalkınma ufkunu daraltmış, sosyal bağları örselemiş ve siyaseti sadece güvenlik reflekslerine sıkıştırmıştı. Bölgemizde bugün yaşanan istikrarsızlık, adaletsizlik ve demokratikleşme sorunları emperyal müdahalelerin bıraktığı derin izlerin birer sonucudur. Bu müdahalelere bizim cevabımız ise daha fazla kardeşlik ve daha fazla bütünleşmedir" ifadelerini kullandı. "Şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi hürmet ve minnetle yad ediyorum" Bölge istikrarı ve toplumsal barış için bu sürece emek veren herkese teşekkür eden Kurtulmuş, şunları kaydetti: "Milletimizin huzuru, bölgemizin istikrarı ve toplumsal barış ülküsü için sivil toplumda, siyasette ve halkımıza hizmetin farklı alanlarında emek veren her biri kıymetli insanlarımızı şükranla; ortak vatanımızın esenliği uğruna canını veren şehitlerimizi rahmetle, gazilerimizi hürmet ve minnetle yâd ediyorum. Aziz hatıraları; atacağımız her adımda, insan onuruna, adalete ve ortak geleceğimize karşı taşıdığımız sorumluluğu, hepimize daha güçlü biçimde hatırlatmaya devam edecektir." Komisyon çalışmaları Yayımlanan raporun ikinci kısmında komisyon çalışmalarından bahsedildi. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunda ele alınan "Terörsüz Türkiye" hedefinin, esasında dönemsel bir söylem ya da konjonktürel bir hamle değil, devlet politikası olduğu vurgulandı. Vatandaşların ortak geleceğini garanti altına alan bir yaklaşımın sonucu olduğu vurgulanan raporda, daha önce de bu sorunun çözümü çokça denenmiş fakat çeşitli nedenlerle sonuçlandırılamamış olduğu vurgulandı. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Başbakanlığı döneminde özellikle 2009 ve 2013 yıllarındaki çözüm gayretlerinde yürütme organı merkezli inisiyatifler belirleyici olduğuna dikkat çekilerek, geçmiş teşebbüslerde geniş tabanlı dinleme zeminini ve nitelikli çoğunlukla ortak kanaat üretecek kurumsal bir Meclis mekanizmasını işletmek mümkün olmadığı ifade edildi. Bu sürece katkı veren herkesin, bu memleketin mayasında kardeşlik olduğunu gösterdiği vurgulanan raporda, "Tüm bu kayıpların ötesinde en ağır bedel şüphesiz ki canla ödenmiştir. Manevi kayıplar unutulmaz acılarımızdır. Her biri ayrı bir ailenin ocağına düşen şehitlerimizin, her biri bir ömrü feda eden gazilerimizin acısı her daim tazedir. Canları pahasına bu vatanı savunan tüm kahramanlar, sürecin manevi mimarlarıdır. Bu istikamette atacağımız her adımda, onların emanetine sadakatle bağlı kalacağımızı ilan ediyoruz. İnanıyoruz ki bu sürece katkı veren herkes, bu memleketin mayasında kardeşlik olduğunu göstermiştir ve gösterecektir denildi. "Terörsüz Türkiye" hedefi Terörsüz Türkiye hedefinin detaylarından bahsedilen raporda, Terörsüz Türkiye hedefinin terörsüz bir bölge demek olduğu vurgulanarak, şunlar kaydedildi: "Bu hedef tam manası ile başarıya ulaştığında, Komisyon çalışmalarımız tüm yönleriyle, ‘Türkiye Modeli’ olarak literatüre geçecektir. Komisyonun çalışmaları, fesih ve örgütün silah bırakması yönünde oluşan kararın olgunlaşmasıyla birlikte, idari ve hukuki düzenlemelerin nasıl bir çerçeveye oturtulması gerektiği konusunu gündemine almıştır. Silahlı terör örgütünün varlığının sona erdirilmesinin güvenilir biçimde tespiti ile birlikte eş zamanlı olarak kamu düzeninin korunması, hak ve hürriyetlerin genişletilmesi, toplumsal bütünleşmenin güçlendirilmesi ve adalet duygusunun tahkimi gibi başlıca konular öncelikle ele alınacaktır. Komisyon; millet adına çözüme ulaştırılacak sorunların müzakeresi, üzerinde uzlaşılan teklif ve tavsiyelerin Türkiye Büyük Millet Meclisine iletilmesi ve bahse konu süreçlere millet adına vaziyet etmek için görev yapmıştır. Komisyonumuz, on yıllardır ülkemizin enerjisini tüketen ve kardeşi kardeşten uzaklaştırmaya çalışanların provoke ettiği bir meseleye yeni bir gözle bakma iradesinin yansımasıdır. Bu çerçevede Terörsüz Türkiye, esasında terörsüz bir bölge demektir. Bu hedef, aynı zamanda bölgenin barış ve esenliğine odaklı bir vizyon olarak tezahür etmiştir." Komisyonda dinlenen kişilerin mutabakat alanları Raporda komisyonda dinlenilen kişileri mutabakat alanları aktarıldı. Raporda ortak zemin, ayrıca toplumsal rıza ve sürecin toplumca sahiplenilmesi konusunda geniş bir mutabakat bulunduğunu, katılımcılık, şeffaflık ve kapsayıcılık ilkelerinin siyaset kurumu, sivil toplum ve akademi çevrelerince güçlü biçimde desteklendiğini ortaya koyduğu ifade edildi. Dile getirilen görüşlerde öne çıkan bir diğer husus, sürecin sadece güvenlik ve örgütün tasfiyesi ekseninde ele alınmaması gerektiğini vurgulayan bütüncül yaklaşım olduğu belirtilen raporda, "Demokratikleşme, eşit yurttaşlık, hak ve özgürlüklerin güvenceye alınması ile ekonomik kalkınma boyutlarının birlikte düşünülmesi beklenmektedir. Süreç boyunca sıklıkla işaret edilen bir diğer konu, hukuki düzenleme ihtiyacı, silah bırakma ve devamındaki sürecin yönetimi yanında hukuk devleti ve demokratikleşme başlıklarındaki talepler olmuştur. Uluslararası ve bölgesel boyutun önemi, iç huzurun güçlenmesiyle bölgesel istikrarın desteklenmesi ve küresel adalet arayışında Türkiye’nin siyasal ağırlığının artması perspektifiyle, ortak zeminin tamamlayıcı unsuru olarak öne çıkmaktadır" ifadelerine yer verildi. Terör örgütü PKK’nın kendisini feshetmesi ve silah bırakması Raporda, fesih ve silah bırakmanın istihbarat-güvenlik birimlerince sınırlar dışındaki durumlar dahil tespiti, kamuoyuna yapılan beyanlarla sınırlı bir alan olmadığına dikkat çekildi. Beyanların takip ve teyitle anlam kazanacağının aşikar olduğu belirtilen raporda, silah bırakmanın istihbarat ve güvenlik birimlerince tespiti, ölçülebilir kriterlerle icra edileceği ve bu tespitin, sahadaki doğrulama süreçleriyle desteklenerek kamu düzeni açısından öngörülebilirlik sağlayacağı ifade edildi. Sonuç ve değerlendirme Raporun sonuç ve değerlendirme bölümünde ise, milli iradenin denetim ve imkanlarının aynı zeminde buluşturan bir örneklik ortaya koyduğu vurgulanarak, "Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu; Meclisin temsil gücünü, siyasetin çözüm üretme kapasitesini ve milli iradenin denetim imkânlarını aynı zeminde buluşturan bir örneklik ortaya koymuştur. Toplantılar boyunca oluşan müşterek kanaat, şiddet ve terörle mücadele yönteminin sadece güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalmaması gerektiği yönündedir. Tam demokrasiye dayanan yurttaşlık bilincinin, eşitlik temelli kardeşliğin ve kurumsal şeffaflığın kalıcı huzur ve barışı mümkün kılacağı değerlendirilmektedir. Komisyon raporu, idari ve hukuki düzenlemeler için yol gösteren bir çerçeve ortaya koyarken, toplumla uyum adımlarının ertelenemez bir alan olduğunu hatırlatmaktadır. Siyasetin görevi, toplumun farklı seslerini ortak geleceğin dilinde buluşturmaktır" denildi. "Türkiye Modeli’nin en kıymetli kazanımı sağlam zeminler üzerinde yükselecektir" Türkiye Modeli’nin kıymetli kazanımlarından bahsedilen raporda, "Milletin vicdanıyla, aklıyla ve irfanıyla yürüyen bu süreç, kalıcı sonuç üreterek; kardeşlik, birlik ve bütünleşme temelli bir vatandaşlık anlayışıyla güçlendiğinde, ‘Türkiye Modeli’nin en kıymetli kazanımı olan iç huzur, sağlam zeminler üzerinde yükselecektir" ifadelerine yer verildi. "Komisyonumuz, Türkiye’nin barışla ve kardeşlikle güçleneceğini göstermiştir" Komisyonunun, Türkiye’nin barışla, bütünlükle, demokrasiyle ve kardeşlikle güçleneceğini gösterdiği belirtilen raporda, şunlar kaydedildi: "Demokratik, çoğulcu ve herkesin kendini ait hissettiği bir Türkiye’yi hep birlikte büyük bir çabayla inşa etmek için hakikatin göz ardı edilmediği, duyguların inkar edilmediği ve siyasetin çözüm üretme cesareti gösterdiği bir anlayışın benimsenmesi hayati önemdedir. Komisyonumuz, Türkiye’nin barışla, bütünlükle, demokrasiyle ve kardeşlikle güçleneceğini göstermiştir. Canları ve kanları pahasına vatanımız için hayatlarını hiçe sayan şehitlerimizin aziz hatırası ve gazilerimizin kardeşlik iradesi, milli bütünlüğümüzün sarsılmaz teminatıdır. Oluşan müşterek kanaat, sürecin kamu düzenini koruyan, hak ve hürriyetleri genişleten, toplumsal rızayı büyüten ve ortak geleceği kurumsal bir disiplin içinde taşıyan bir yol üzerinde ilerlemesi yönündedir. Bu rapor, çalışmaların ve gelen raporların tümünden süzülen birikimi ve ortak aklı, izleyen dönemde atılacak adımlara rehberlik edecek bir çerçeve hâlinde dikkatlere sunmaktadır. Bundan sonraki safhada, tespit ve takip mekanizmalarının öngörülebilirliği, idari ve hukuki düzenlemelerin açıklığı, toplumsal uyum adımlarının kapsayıcılığı ve Meclis denetiminin sürekliliği belirleyici olacaktır." Komisyon olarak yürütülen çalışmalar neticesinde hazırlanan öneri ve değerlendirmeleri içeren raporun kamuoyuna sunulduğu açıklanarak, "Komisyonun ortaya koyduğu yaklaşım, ortak gelecek hedefini ortak projelerle güçlendiren, bölgesel kalkınmayı hızlandıran, sosyal bağları onaran ve ayrıştırıcı senaryoların zeminini daraltan bir bütünleşme üretmeyi esas almaktadır. Böylelikle ortak gelecek hedefimiz, millî iradenin gözetiminde kurumsal teminat kazanacaktır. Türkiye Modeli, meşruiyet, istikrar ve toplumsal barış üreten bir çerçeveye dönüşecektir. Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak yürüttüğümüz çalışmalar neticesinde hazırlanan öneri ve değerlendirmelerimizi içeren raporumuz, yasa çalışmalarında esas alınmak üzere siyasi partilerin ve kamuoyunun takdirlerine saygıyla sunulmaktadır" denildi.