POLİTİKA - 25 Haziran 2019 Salı 11:41

Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan seçim sonrası önemli açıklamalar

A
A
A
Cumhurbaşkanı Erdoğan'dan seçim sonrası önemli açıklamalar

Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Pazar günü yapılan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yenileme seçiminin İstanbul ve Türkiye’ye hayırlar getirmesini diliyorum. Gayri resmi sonuçlara göre İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığı görevine seçilen CHP adayı Ekrem İmamoğlu’nu bir kez daha tebrik ediyorum. İstanbul halkının kararının başımızın üzerinde yeri vardır” dedi. 31 Mart yerel seçimlerinden sonra yaşanan süreci anlatan Erdoğan, “Şu ana kadar yaşadığımız süreç tamamen hukuki bir süreçtir. Elbette Cumhur İttifakı adayı Binali Bey’in seçimi kazanmasını arzu ettik. Kendisine gayreti ve mücadelesi için buradan teşekkür ediyorum” şeklinde konuştu. 

Asıl önemli olanın milli iradenin en sağlıklı, güvenli, şaibesiz şekilde tecelli etmesi olduğunun altını çizen Erdoğan, “Son seçim kimin kazandığının ötesinde milli iradenin tecellisi ile ilgili tereddütleri ortadan kaldırmış olması bakımından başlı başına kıymetlidir. 31 Mart’ın galibi ise tartışmasız bir şekilde Cumhur İttifakı’dır. AK Parti ve MHP’dir. Milletimiz 31 Mart seçimlerinde ülke genelinde bize il genel meclisinde yaklaşık yüzde 60’lık, büyükşehir belediye başkanlıklarında yüzde 52’lik, il belediye başkanlıklarında yüzde 55’lik bir oranla destek vermiştir. İstanbul’da da Cumhur İttifakı olarak 39 ilçenin 25’ini, 312 meclis üyeliğinin 180’ini kazanarak tartışmasız bir zafere imza attık. Büyükşehir seçimlerinde İstanbul’da 2004’de yüzde 45,3, 2009’da yüzde 44,7 oranında, 2014’de de 47,9 oranında oy almıştık. 

Geçtiğimiz Pazar günü oy oranımız yüzde 45 olarak gerçekleşti. Bu oran kazanmamıza yetmedi. 2024 seçimlerine kadar AK Parti ve MHP olarak İstanbul’da sahip olduğumuz 25 ilçe belediyesi ve 180 belediye meclis üyesi ile halkımıza en güzel hizmetleri vermenin gayreti içinde olacağız. Aşkla bağlı olduğumuz bu şehre hizmet etmeyi en büyük paye görerek son nefesimize kadar bu yolda yürüyeceğiz” ifadelerini kullandı.

“Bizim siyasetimizde milleti darılmak, milleti suçlamak yoktur. Tam tersine gerek 31 Mart’ta, gerek 23 Haziran’da milletimize kendimizi niçin anlatamadığımızın muhasebesini yapacağız” açıklamasında bulunan Erdoğan, milletin verdiği mesajları görmezden gelmeyeceklerini söyledi.

“S-400 meselesinden bundan geri adım atmayacağız”

“Türkiye’nin bir türlü çökertemedikleri istikrarına yönelik saldırılar dün de eksilmedi, bugün de sürüyor, yarın da devam edecektir. Kim ne yaparsa yapsın biz milletimizle birlikte kendi hedeflerimiz doğrultusunda kararlılıkla sürdüreceğiz” ifadelerini kullanan Erdoğan, "S-400 Hava Savunma Sistemlerine ilişkin şu açıklamalarda bulundu:

“Sipariş ettiğimiz S-400 Hava Savunma Sistemlerini önümüzdeki ay teslim almaya başlıyoruz. Güvenlik ihtiyaçlarımız konusundaki farklı tedarik seçeneklerine kapılarımız daima açık olmuştur. Türkiye kendi güvenlik gereksinimlerini karşılama konusunu hiçbir ülke ile müzakere etmek, bu konuda izin almak, baskılara boyun eğmek durumunda değildir. S-400 meselesi doğrudan egemenlik haklarımızla ilgili bir konudur, bundan geri adım atmayacağız.”

Çin ve Amerika arasında süren ticaret savaşını herkes için kazanca dönüştürecek bir istikamete çevirecek tüm girişimlere destek verdiklerini söyleyen Erdoğan, “Dünya çapında İslam’a, Müslümanlara ve bunların en büyük temsilcisi olarak görülen Türklere karşı yürütülen husumet politikalarına en gür seda ile karşı çıkmaya devam ediyoruz” dedi.  

“Örgüt içinde ciddi görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştır”

Terör örgütlerine yönelik yurt içinde ve yurt dışında gerçekleştirilen terör operasyonlarına yönelik de açıklamada bulunan Erdoğan, “Bölücü terör örgütünü yurt içinde ve yurt dışında etkisiz hale getirecek adımları kararlılıkla atıyoruz. Yaptığımız operasyonlarla Kuzey Irak’tan ülkemize yönelik terör tehditleri kaynağında önleyecek başarılar elde ettik. Suriye’de terör örgütünün kazanımlarımıza yönelik saldırılarının tamamını da boşa çıkardık. Türkiye’yi bölgemizdeki krizin ve yıkımın bir parçası haline getirmeye yönelik tüm çabaları akim bıraktık” diyerek teröristbaşı Abdullah Öcalan’ın son günlerde kamuoyuna yaptığı açıklamalar ve bununla ilgili değerlendirmelerin örgüt içinde hem iç politikada hem de bölge politikalarında ciddi görüş ayrılıklarının ortaya çıktığının işareti olduğunu kaydetti.

“Fransa sen konuşamazsın”

Doğu Akdeniz’de yaşanan son gelişmelere de değinen Erdoğan, konuya yönelik şunları söyledi:

“Doğu Akdeniz’de bulunan ve bulunacak olan her türlü kaynağın adil bir şekilde paylaşımına rıza gösterilmesini sağlayana kadar bölgede attığımız adımları kararlılıkla sürdüreceğiz. Bu havzadaki petrol, doğalgaz arama faaliyetleri konusunda Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin hakkını, hukukunu yok sayan girişimlere asla izin vermeyeceğiz.

Yunanistan Başbakanı kendine göre bir şeyler söyleyip duruyor. Ne söylerse söylesin. Bizim orada haklarımız var, aynı şekilde bu haklarımızı koruma adına hem arama tarama yapacak olan gemilerimiz hem sondaj gemilerimiz bu faaliyetlerini yürütecek, bunun yanında da silahlı kuvvetlerimiz gerekli tedbiri alacaktır.
Ülkemizde siyaset yapanlar, sözde siyaset yapanlar bizim bu noktada ‘ne için böyle adımlar atıyoruz’ gibi eleştiriler yapıyorlar. Ama bunların böyle bir derdi yok, sıkıntısı yok.

Bunlar benim Kuzey Kıbrıs’taki soydaşlarımın hakkı nedir, bu haklar kendilerine veriliyor mu? gibi bir derdi yok ama bizim derdimiz var. Soydaşlarımızın bütün o bölgede çıkan ne kadar petrol, doğalgaz varsa orada hakları var ve bu haklarının tespitinde orada Kuzey Kıbrıslı yöneticilerinin de yer alması bizim başından beri savunduğumuz tezdir. Burayla ilgili Fransa’nın söyleyecek hiçbir şeyi yoktur. Burada Türkiye konuşur garantördür, Yunanistan, İngiltere konuşur garantördür ama Fransa sen konuşamazsın, senin böyle bir yetkin yok.”

“Münbiç ve Fırat’ın Doğusundaki sorunları çözdüğümüzde rakam milyonlara ulaşacaktır”

Suriye’deki krizin Türkiye’nin güvenlik endişelerini ve insani yüklerini ortadan kaldıracak bir çözüme kavuşturulmasını sağlayacak siyasi, diplomatik ve askeri çözüm yollarını sonuna kadar zorladıklarını vurgulayan Erdoğan, “Şu anda en önemli buralardaki konu bir terör koridoru olayıydı. Bunu yaptığımız müdahaleler ile ortadan kaldırdık.

Şu anda bu terör koridorunu istiyoruz ki bir güvenlik koridoru haline getirelim. Bunun içinde bu güvenlik koridorunda Türkiye’deki mültecilere oralarda bir yerleşim imkanı sağlayalım ve bu yerleşim imkanıyla birlikte hani konuşanlar var ya biz koalisyon güçleriyiz, şuyuz buyuz diyenler. Tamam gelin o zaman, hadi verin desteklerinizi, birlikte bu güvenlik koridorunda onlara yerleşim yerlerini kuralım, onları oraya yerleştirmeye çalışalım. Bu konuda ABD gelsin lojistik desteğiyle, hava noktasındaki korumalarıyla desteğini versin. Biz burada özellikle deneyimimizin çok ileri olduğu TİKA ile burada yerleşim noktasında yoğun bir şekilde altyapı, üstyapı çalışmalarını yaparız.

Bunları birçok Batı ülkelerine, geçmişte başta Obama’ya söyledim, bu dönemde de Trump’a söyledim ve o da dikkat ederseniz bu güvenli bölge ifadelerini birkaç kez kullandı. Ama mali desteğe gelince hiçbirisi bu konuda mali desteği vermedi. Merkel ile de bunları konuştum. O da bu noktada böyle bir desteği verebileceğini ve bu projenin isabetli olduğunu söyledi. Hep söylüyorlar, laf ola beri gele. Ondan sonra herhangi bir şey yok. Bütün bunlara rağmen ülkemizde bulunan Suriyelilerin geri dönüşlerini temin noktasında sınırlarımız ötesindeki güvenli bölgeleri mümkün olduğunca genişletmeye çalışıyoruz. Şu ana kadar 330 bin kişi geri döndü. Münbiç ve Fırat’ın Doğusundaki sorunları da çözdüğümüzde kısa sürede bu rakam inanıyorum ki milyonlara ulaşacaktır” diye konuştu.

Önümüzdeki dönemde ekonomi ve güvenlik konularının gündemin en üst sıralarında yer alacağına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin ekonomideki asıl hedefinin yüksek teknolojiye, tasarıma, markalaşmaya, yüksek katma değere dayalı üretimi ve ihracatı geliştirmek olduğunu söyledi.

“Teşekkür etmesini bilin”

İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in TBMM Grup Toplantısında söylediği sözlere yönelik Erdoğan, “Maalesef, Türkiye’de sözde siyaset yapan birileri eğitimde, sağlıkta attığımız adımları küçümsemeyle prim yapmaya çalışıyor. Adalet, emniyette attığımız adımlarla kendilerine prim yapmaya çalışıyor. Ulaşımda attığımız adımlarla prim yapmaya çalışıyor. Bugün bir tanesi öyle söylüyor. ‘Şu kadar bölünmüş yol yaptım demekle mi oy alacaksınız’ diyor. Öbür taraftan şunu da söyle: Yüksek Hızlı Tren getirdik diye mi size bu millet oy verecek. Daha da ileri gidiyorum, 26 tane havaalanını 56’ya çıkarttık diye mi bu millet size oy verecek. Ya ne kaldı o olmayacak, bu olmayacak filan ne olacak, sen niye varsın o zaman.

Yani siyasi kadrolar bu ülkede ne yapar. Beni Kahramanmaraşlı kardeşim bunu anladı ama bu hanımefendi hala anlayamadı. Bu tabi bir tanesi. Yüzlerce tünel, dağları yüzlerce tünelle deldik. Bunlar bugüne kadar niye yapılmıyordu, şimdi yapınca neden rahatsız oluyorsun. Biride bir teşekkür etmesini bilin. Siz de geçmişte bakanlık yaptınız, niye sizler bunu yapamadınız. İşte kıskançlık çok kötü bir illet. Fakat isteseler de istemeseler de biz yine bu yolları yapmaya devam edeceğiz. Bu tünelleri inşallah açmaya devam edeceğiz, köprüleri yapmaya devam edeceğiz. Yavuz Sultan Selim Köprüsü de yapacağız, Osman Gazi Köprüsü de yapacağız, Marmaray gibilerini de yapacağız, Avrasya Tünelini de yapacağız ve yapmaya devam edeceğiz” dedi.

“Yakında yeniden ekonomimizin yükselişe geçmeye başladığını göreceğiz”

Erdoğan, ekonomiye yönelik ise şu mesajları paylaştı:

“Türkiye’nin geleceğini karartmaya, önünü kesmeye yönelik ekonomik tuzakların milletimizi günlük hayatında nasıl bunalttığının da biz çok iyi farkındayız. Kur, faiz, enflasyon üçgeninde bunalan girişimcilerimizin, iş adamlarımızın, esnafımızın hangi sıkıntıları çektiğini de gayet iyi biliyoruz. Bunun için ekonomiyi dengeye oturtmaya, kurdaki istikrarsızlığı gidermeye, faizleri düşürmeye, enflasyonu yeniden tek haneli rakamlara indirmeye, istihdamı artırmaya çalışıyoruz.

Bunun sinyalleri gelmeye başlamıştır. Ekonomide istikrarı sağlamadan üretimi, yatırımı, ticareti, istihdamı istediğimiz seviyeye getiremeyeceğimiz açıktır. Türkiye’nin üretimdeki ve insan gücündeki potansiyelini, kabiliyetlerini bilenler ülkemiz ekonomisine yönelik saldırıları işte hep bu istikrar noktasına yoğunlaştırıyor. Biz de tedbirlerimizi ona göre aldık, alıyoruz. Geçtiğimiz yıldan itibaren şoklara karşı dirençli, uluslar arası rekabete daha güçlü, sağlıklı sürdürülebilir ve dengeli büyümeli hedef alan bir program uyguluyoruz. Yakında yeniden ekonomimizin yükselişe geçmeye başladığını göreceğiz. Her şeye rağmen geçtiğimiz yıl yüzde 2,6 oranında büyümüştük.

Bu yılın ilk çeyreğini de yıllık bazdaki daralmaya rağmen mevsim etkisinden arındırılmış olarak baktığımızda bir önceki çeyreğe göre yüzde 1,3 büyümeyle kapattık. Haziran ayı itibariyle her alanda göstergeler olumlu yönde bir yükselişi işaret ediyor. Dolar kuru bir süredir 6 liranın altında seyrediyor. Merkez Bankası döviz rezervlerimiz yeniden 100 milyar dolar seviyesine yaklaştı.

Borsa bir ayda 86 binden 95 binin üzerine çıktı. Tahvil faizleri yüzde 19’un altına indi. Ülke risk primimiz geriliyor. Ekonominin nabzını tutan güven endekslerinin hepsinde de Haziran ayında olumlu yönde yükseliş gözleniyor. İmalat sanayindeki kapasite kullanım oranında da artış var. İhracatımızdaki ve turizm sektöründeki olumlu yükseliş sürüyor. İhracatta 170’in üzerine ve turizmde de 50 milyon turistin üzerine çıkacağız, şu andaki görüntü bu.”  

Derya Yetim - İlker Turak - Hülya Keklik - Ömer Çetin
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Balıkesir Edremit Zeytinyağı için küresel markalaşma yol haritası tamamlandı Edremit Ticaret Odası, Türk Patent ve Marka Kurumu ile Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü iş birliğinde yürütülen "Coğrafi İşaretler için Markalaşma ve Ticarileşme Stratejileri Geliştirme Projesi" kapsamında, Edremit Zeytinyağı ve Aydın Memecik Zeytinyağı için küresel ölçekte markalaşma ve ticarileşme yol haritaları oluşturuldu. Türkiye’nin coğrafi işaretli ürünlerinin ulusal ve uluslararası pazarlarda daha güçlü konumlandırılması amacıyla başlatılan projenin ilk fazı tamamlandı. Avrupa Birliği’nde tescilli coğrafi işaretler arasında yer alan Edremit ve Aydın zeytinyağları pilot ürünler olarak belirlenirken, bu ürünlerin markalaşma, dijital görünürlük, ihracata hazırlık ve coğrafi işaret koruması alanlarında kapsamlı çalışmalar gerçekleştirildi. Kapanış etkinliğinde konuşan Edremit Ticaret Odası Başkanı Ahmet Çetin, "Edremit Ticaret Odası olarak bizler, bölgemizin en önemli değerlerinden biri olan zeytin ve zeytinyağının markalaşması, ulusal ve uluslararası pazarlarda daha güçlü bir şekilde temsil edilmesi ve üreticilerimizin katma değer elde etmesi için çalışmalarımıza kararlılıkla devam edeceğiz" dedi. Proje kapsamında üreticilere yönelik eğitim programları düzenlenirken, yapılan ihtiyaç analizleri doğrultusunda her iki ürün için stratejik yol haritaları hazırlandı. Çalışmaların, ürünlerin katma değerinin artırılması ve uluslararası pazarlarda rekabet gücünün yükseltilmesine katkı sağlaması hedefleniyor. Projenin kapanış etkinlikleri Edremit’te gerçekleştirildi. Etkinliklerde proje çıktıları paylaşıldı, üreticilere sertifikaları takdim edildi ve ilgili kurumlar tarafından bilgilendirmeler yapıldı. Kapanış etkinliğine, Türk Patent ve Marka Kurumu Başkanı Prof. Dr. Muhammed Zeki Durak, Geçiş Ülkeleri ve Gelişmiş Ülkeler Direktörü, Dünya Fikri Mülkiyet Örgütü (WIPO) Habip Asan, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Emre Uygun, Edremit Ticaret Odası Meclis Başkanı Bayram Kayahan ve çok sayıda davetli katıldı.
Bursa Bursaspor’a PFDK’dan ceza yağdı Bursaspor-Gebze maçının faturası kesildi; PFDK kararlarıyla yeşil-beyazlı kulübe toplamda yüz binlerce liralık ceza çıktı. Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK), 31 Mart 2026 tarihli toplantısında Bursaspor ile Güzide Gebze Spor Kulübü arasında oynanan TFF 2. Lig Kırmızı Grup karşılaşmasına ilişkin kararlarını açıkladı. Disiplin ihlalleri nedeniyle iki kulübe de çeşitli yaptırımlar uygulanırken, Bursaspor’a kesilen cezaların toplamı dikkat çekti. Bursaspor’a üç ayrı ihlalden ceza 24 Mart 2026 tarihinde oynanan karşılaşmada taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle Bursaspor, Futbol Disiplin Talimatı’nın 53/2. maddesi kapsamında 32 bin lira para cezasına çarptırıldı. Aynı ihlalin sezon içinde ev sahibi olduğu maçlarda ikinci kez gerçekleşmesi cezanın gerekçesi oldu. Merdiven boşluklarının boş bırakılmaması ihlali ise kulübe çok daha ağır bir fatura çıkardı. Aynı sezon içinde 10. kez tekrarlanan bu ihlal nedeniyle FDT’nin 49/3. maddesi uyarınca 211 bin lira para cezası verildi. Ayrıca tribünlerde seyirci görüşünü engelleyecek şekilde pankart asılması nedeniyle talimatlara aykırılık gerekçesiyle 55 bin lira daha ceza uygulandı. Bu kararlarla birlikte Bursaspor’un toplam cezası 298 bin liraya ulaştı. Gebze temsilcisine de yaptırım Aynı müsabakada Güzide Gebze Spor Kulübü de çeşitli disiplin ihlalleri nedeniyle ceza aldı. Misafir takım taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle kulübe ihtar cezası verildi. Merdiven boşluklarının boş bırakılmaması ihlalinin sezon içinde dördüncü kez gerçekleşmesi nedeniyle 124 bin lira cezası uygulanırken, tribünlere görüş engelleyici pankart asılması sebebiyle 55 bin lira daha ceza kesildi. Ayrıca taraftarların neden olduğu saha olayları nedeniyle FDT’nin 52/2. ve 46/1. maddeleri kapsamında 55 bin lira para cezası verildi.
İstanbul Prof. Dr. Hüseyin Arslan: "5G’nin sağlığa etkisi 4.5G’den farklı olmayacak, insanlarımız endişe etmesin" Türkiye 1 Nisan’da 5G teknolojisine geçmeye hazırlanırken, İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan vatandaşların sağlık endişelerine yanıt vererek, "5G’nin sağlığa etkisi 4.5G’den farklı olmayacak, insanlarımız endişe etmesin" dedi. Arslan, asıl riskin sağlık değil veri güvenliği olduğunu belirterek, 5G ve 6G teknolojilerinde yerli ve milli üretimin önemine dikkat çekti. Türkiye, 1 Nisan itibarıyla 5G teknolojisiyle tanışmaya hazırlanırken, bu yeni nesil ağın beraberinde getirdiği heyecan kadar güvenlik ve sağlık endişeleri de gündeme taşındı. İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan, 5G’nin sadece bir haberleşme hızı artışı değil, özellikle ’dikey sektörler’ için tarımdan sağlığa, ulaşımdan bankacılığa kadar tüm dikey sektörleri dönüştürecek bir "nesnelerin haberleşmesi" devrimi olduğunu ifade etti. Vatandaşların önemli endişelerinden biri olan sağlık risklerinin önceki teknolojilerden farklı olmadığını belirten Arslan, asıl kritik noktanın veri güvenliği ve yerli teknoloji üretimi olduğunu ifade ederek Türkiye’nin 6G vizyonu için bugünden atması gereken stratejik adımlara dikkat çekti. "5G’nin sağlığa etkisi şu anda kullandığımız 4.5G’den farklı olmayacak, insanlarımız endişe etmesin" İstanbul Medipol Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Hüseyin Arslan, vatandaşların 5G teknolojisiyle ilgili özellikle sağlık endişelerinin yüksek olduğuna değinirken, konuya ilişkin şu açıklamalarda bulundu: "5G bildiğiniz gibi Türkiye’ye geliyor, 1 Nisan itibarıyla operatörler 5G servisi verecek. Tabii halkımızda büyük bir heyecan var, büyük bir de merak var: ’Acaba bu 5G nedir, bize neler getirecek?’ diye. En sık karşılaştığımız sorulardan bir tanesi ve endişelerden bir tanesi ’5G sağlığımıza etki edecek mi?’. Tabii 5G ile beraber yeni frekanslar da devreye giriyor; hem daha geniş frekanslar, bantlar ve hem de daha yeni frekanslar kullanılacak. Burada da bir endişe oluşuyor, ’Acaba bu yeni frekanslar, 5G ile beraber gelen frekanslar sağlığa bir zarar veriyor mu?’ diye. Kısaca şöyle söyleyebilirim: 5G’nin sağlığa etkisi 4.5G’den, şu anda kullandığımız 4.5G’den ya da daha önce kullandığımız 3G ve 2G’den çok daha farklı olmayacak, insanlarımız bu konuda çok endişe etmesin. Tabii 5G ile beraber daha fazla alanda daha çok baz istasyonu görmeye başlayacağız. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim, aslında 2G ve 3G, 5G’ye göre daha güçlü sinyal yayıyor. Eğer endişe edeceksek onlardan endişe etmemiz lazım, onları da zaten yıllardan beri kullanıyoruz. Şu ana kadar kesinleşmiş, net bir zararını görmedik. Bu baz istasyonlarında ve cep telefonlarında yayılan sinyal güçleri ve radyasyonlar öyle çok güçlü ve sağlığa etki edecek sinyaller değil." "5G ile birlikte kişiler haberleşmeyecek, nesneler haberleşecek" 5G’nin önceki nesillere göre çok ciddi yenilikler getirecek bir teknoloji olduğunu aktaran Arslan, tarımdan sağlığa pek çok sektörde 5G ile kapsamlı ilerlemeler kaydedileceğini ifade etti. Arslan, 5G’nin özellikle dikey sektörlere yansıyacak etkilerinden şu şekilde bahsetti: "5G’yi hem dikey sektörlere hem de normal kullanıcılara çok büyük avantajlar sağlayacak ve hayatımızı daha da iyileştirecek bir teknoloji diye düşünebiliriz. Zaten 5G’nin temel amacı da bu; tarım, sağlık, eğitim, ulaşım ya da elektrik ve su altyapıları gibi pek çok noktayı daha akıllı yapacak, daha dijitalleşecek ve daha verimli hale getirecek bir teknoloji. Veri hızında da tabii ki 5G ile beraber bilgiyi bir noktadan bir noktaya çok daha hızlı şekilde taşıyabileceğiz. Bu noktada aslında bireyler de hem kapasite, hem kapsam hem de veri hızı anlamında 5G’nin nimetlerinden faydalanacaklar. Burada kişiler haberleşmeyecek, nesneler haberleşecek. Örneğin bir aracın içindeki cihazlar kendi içlerinde, başka araçlarla ya da etraftaki yayalarla haberleşebilecek. Bununla beraber "self-driving car" dediğimiz, kendi kendini süren araçlar da olacak. 5G cihazların ve nesnelerin internete bağlandığı, "nesnelerin interneti" konseptinin gelişmesine imkan sağlayacak. Bunu sadece tarımla ve otomotiv sektörüyle kısıtlamak doğru değil; bankacılık da dahil olmak üzere bildiğimiz bütün sektörlere etki edebilecek ve bunların hepsini dijitalleştirecek bir teknolojiden bahsediyoruz. Bu noktada aslında 5G’yi bir çığır açıcı bir teknoloji diye düşünebiliriz. "5G ile ilgili en büyük endişem ilgili siber güvenlik ve veri güvenliği endişesi" 5G teknolojisinin getirdiği en büyük endişenin siber güvenlik ve veri sorunları olabileceğini belirten Prof. Dr. Arslan, "Türkiye’de çok büyük bir heyecan var, herkes heyecanla bekliyor. İnsanlar 5G ile beraber her şey değişeceğini düşünüyor olabilir ancak şu anda o değişimi sağlayacak yeterince veri yok elimizde. Elbette ülkemize 5G’nin gelmesi çok önemliydi ama biz hala 5G’nin nimetlerinden sadece Türkiye’de değil dünyada da tam anlamıyla faydalanabilmiş bir noktada değiliz. Benim 5G ile ilgili en büyük endişem ilgili siber güvenlik ve veri güvenliği endişesi. 5G ile beraber aslında her noktadan veri akışı daha da fazla artacak. Her şey veri üretecek; tarım, sağlık ya da insan vücudu veri üretecek ve internete bağlanacak. Tabii internete bağlanması çok iyi, beynimiz de dahil internete bağlanacak belli bir noktada. Bunların internete bağlanması her şeyi daha da geliştiriyor, iyileştiriyor ve otomatikleştiriyor; fakat internete bağladığımız her şeyde bir risk de var, benim için endişe verici kısım bu" şeklinde konuştu. "Umuyorum ki 5G’ye geçişimiz yerli ve milli olur" 5G’de veri güvenliğinin sağlanması için yerli ve milli teknolojinin önemine dikkat çeken Arslan, "Aslında Türkiye’deki şebekelerin yüzde 80’i Çin menşeli firmalar tarafından sağlanıyor. Bu da tabii ki hem o firmalara hem o firmaların arkasındaki ülkelere çok ciddi bir şekilde avantajlar sağlayacak çünkü bu şebekelerin kontrolü tamamen onların elinde; operatörlerin çok fazla bir kontrolü yok. Bizim verilerimizin, kişilerin ve sektörlerin güvenliğini garantiye alabilmemiz için mutlaka ve mutlaka yerli üretime önem vermemiz lazım, yerli teknolojiye önem vermemiz lazım. İnşallah umuyorum ki 5G’ye geçişimiz sadece yerli değil aynı zamanda milli olur, 5G’ye geçişimiz güvenli olur" dedi. "6G’yi bugünden geliştirmemiz lazım ki 10 yıl sonra yerli ve milli bir şekilde bizim olsun" Dünyada yakın gelecekte 6G teknolojisine geçileceğini aktaran Arslan, Türkiye’de de bu teknolojinin güvenli bir şekilde sağlanabilmesi için yerli ve milli çalışmaların önem taşıdığını söyleyerek şu ifadeleri kullandı: "Biz 5G’de aslında bir nevi geç kaldık; 5G’yi konuşmaya, düşünmeye ve bununla alakalı çalışmalara 15 yıl önce başlamamız gerekiyordu. Şu anda ne yapabiliriz? Büyük bir ihtimalle 10 yıl sonra 6G gelecek ve 6G kullanılmaya başlanacak. 6G, 5G’nin de çok daha ötesinde ve çok daha fazla yeni hizmetler veren; sadece haberleşme değil radar sistemleriyle ilgili algılamayı da sağlayan bir noktada olacak. Bir taraftan karasal network’ler, uzaydaki network’ler, uydular, alçak irtifa platformları gibi daha kapsamlı, daha geniş ve kabiliyetli bir network geliyor 5-6 yıl sonra dünyaya, 10 yıl sonra da büyük ihtimalle Türkiye’ye. Bu konuda aslında Türkiye olarak geç kalmış değiliz. 5G’de yaptığımız hatayı tekrarlamamak için bütün kurumlarımız ve üniversitelerimizle beraber 6G’ye dört koldan sarılmamız lazım. Bu teknolojiyi geliştirmemiz lazım ki 10 yıl sonra yerli ve milli bir şekilde ’6G bizim, 6G güvenli ve 6G ile ilgili hiç bir endişemiz yok’ diyebilelim."
Kayseri İlaç yolsuzluğunu ortaya çıkartan tanık hakim karşısına çıktı Kayseri’de şikayeti ile milyonluk ilaç yolsuzluğunu ortaya çıkaran C.B., tutuklu sanıklardan eczacı E.A.’nın Sosyal Güvenlik Kurumu’na karşı açtığı davada tanık olarak yaşadıklarını anlattı. Kanser hastalarının kimlik bilgileri kullanılarak milyonlarca liralık sahte reçete düzenlediğini iddiasıyla başlatılan süreç, 4’ü tutuklu 12 sanığın yargılanmasının yolunu açtı. Şikayeti ile söz konusu davanın başlamasını sağlayan C.B., tutuklu sanıklardan E.A.’nın Sosyal Güvenlik Kurumu’na (SGK) karşı açtığı davada tanık olarak hakim karşısına çıktı. Kayseri 4. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde görülen davaya taraf avukatları katıldı. Duruşmada dinlenen C.B., kanser teşhisi almasının ardından Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi’nde Prof. Dr. A.Ü.’nün hastası olarak tedavisinin başladığı, A.Ü.’nün kendisine akıllı hap önerdiğini ve ’bu haplar çok pahalı, devlet baba ödemiyor. Bakalım, değerlendirelim’ dediğini söyledi. Kendisinin bu akıllı ilaçları ne zaman kullanacağını A.Ü.’ye sorduğunda ise ’ısrar ediyorsunuz, yan etkileri çıkıyor, sonra bizi suçluyorsunuz’ dediğini söyledi. Sonrasında kendisine başka bir tedavi uygulandığını, iyileşerek ayağa kalktığını belirten C.B., A.Ü.’nün kendisini yeniden hastaneye yatırmak istediğini, kendisinin ise iyi olduğunu söylediğini belirtti. Kemoterapi almamak için ısrar etmesine rağmen A.Ü.’nün kendisini hastaneye yatırdığını, sonrasında kangren olduğunu ve komaya girdiğini ifade eden C.B., yarı ölü halde ailesinin kendisini genel cerrahiye götürdüğünde söyledi. İyileştikten sonra eczaneden ilaç almaya gittiğinde eczacının uyarısı ile A.Ü.’nün kendisine yazmadığı ilaçların farklı eczanelerden kendisi adına alındığını tespit ettiğini belirten C.B., "Benim için hayati önem taşıyan ilacı bana vermiyorlar ama benim adıma ilaç yazıp, eczaneden almışlar. Bunun üzerine SGK’ya şikayet ettim" dedi. SGK’ya şikayetinden sonuç almadığını ve oyalandığını düşündüğü için CİMER’e de şikayetçi olduğunu belirten C.B., konunun haber yapılmasının ardından operasyon yapıldığını belirtti. C.B., "Rabbim bana bu yanlış insanları çıkarmak için fırsat verdi. Ben çok acılar çektim ama kendime üzülmüyorum. Birçok insanın öldüğünü gördüm" dedi. Kendisine ilaç raporunda ilaç kullanmasına izin vermeyen A.Ü.’nün yanı sıra 3 doktorun daha imzasının olduğunu belirten C.B., sorulan bir soru üzerine konuya ilişkin Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunduğunu söyledi. Hakim eksiklerin giderilmesi için duruşmayı ileri bir tarihe erteledi.