GÜNDEM - 17 Ağustos 2022 Çarşamba 10:04

Deprem gerçeğinde ürküten tablo: 24 şehir ve 80 ilçe deprem riski altında

A
A
A
Deprem gerçeğinde ürküten tablo: 24 şehir ve 80 ilçe deprem riski altında

Jeoloji Mühendisleri Odası Balıkesir İl Temsilcisi Aysun Aykan, 17 Ağustos'un yıl dönümünde yaptığı açıklamada olması beklenen Marmara depreminin 28 milyon kişiyi etkileyeceğini belirterek, Türkiye'de 24 şehir ve 80 ilçenin deprem riski ile karşı karşıya olduğunu ifade etti.

Türkiye'nin önemli bir deprem kuşağında olduğunu söyleyen Jeoloji Mühendisi Aysun Aykan, "1999 depreminden sonra depremle ilgili birçok çalışmalar yapıldı fakat eksiklerimiz var. 2000’li yıllarda deprem konseyi kuruldu. 2011 yılında Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı (UDSEP-2023) yapıldı. İçişleri Bakanlığı Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığınca hazırlanan Türkiye Afet Risk Azaltma Planı (TARAP), 8 Temmuz 2022 tarihinde yürürlüğe girdi. Bu planla her türlü afetlere karşı dirençli bir toplum oluşturulması hedeflenmekte. Başta yerel yönetimler olmak üzere afetlerle ilgili kurum ve kuruluşların sorumlu olduğu çok sayıda eylem yer alıyor. Belirtilen eylemleri yerine getirebilirsek, Türkiye deprem başta olmak üzere doğa kaynaklı afetlere karşı direnç kazanmış olacak. Son 23 yılda depreme dayanıklı bina yapmak için çalışıyoruz, eskiye göre daha iyiyiz ama yine de eksiklerimiz var. Eskiden bir yeri imara açarken jeolojik etüt zorunluluğu yoktu. Parsel bazında zemin ve temel etütleri yapılmıyordu. Şimdi ise imar planlarına yönelik jeolojik etütler/mikrobölgeleme etütler yapılıyor. Fakat uygulamalarda sıkıntılar var, gerekli denetimi yapmıyoruz. Kötü zeminleri iyileştirebiliyoruz, fakat zemin iyileştirilmesine yönelik alınacak önlemleri, örneğin jet grout, fore kazık vb. gibi yöntemleri maalesef çoğu belediyeler denetlemiyorlar. Eğer bunlar yanlış uygulanırsa, yapı denetimi yapılmazsa depreme dayanaklı bina yapamayız" dedi.

"İlk fay zonu üzerindeki yapılar zarar görecektir"

JMO Balıkesir Temsilcisi Aykan, Türkiye'de 5 ve üzeri büyüklükte deprem üretme potansiyeli olan 500 diri fay hattı bulunduğunu söyledi. Aykan, "Türkiye bir deprem ülkesi, dolayısıyla zaman zaman deprem haberlerini duymamız normal. Türkiye’nin her yerinde her an 7 büyüklüğünde bir deprem yaşanabilir. Çünkü Türkiye toprakları üzerinde deprem oluşturabilecek çok fazla fay zonu var. Türkiye'nin 'diri fay' haritasına bakıldığında 5,5 ve üzeri büyüklükte deprem üretme potansiyeline sahip yaklaşık 500 diri fay bulunuyor. Son yapılan çalışmalara göre şehir merkezinden fay geçen kent sayısı 24 oldu. Bolu, Bursa, Balıkesir, Sakarya, Kocaeli, Manisa, İzmir, Aydın, Muğla, Denizli, Burdur, Kütahya, Eskişehir, Konya, Aksaray, Tokat, Kayseri, Osmaniye, Hatay, Maraş, Erzurum, Hakkari, Erzincan ve Bingöl gibi 24 kentimiz, 80’i aşkın ilçemiz ve 502 mahallemiz doğrudan fay hatları üzerindedir. Bu fayların kırılması durumunda ise ilk önce doğrudan fay zonu üzerindeki yapılar zarar görecektir. Bu faylardan özellikle kırılma zamanı gelmiş yani sismik boşluk olarak tanımladığımız yerleşim yerlerinden geçenler büyük risk oluşturmaktadır. Türkiye'de yaklaşık 20 yerde sismik boşluk olarak tanımladığımız, yani kırılma zamanı gelmiş fay parçaları var. Bilimsel çalışmalara göre özellikle Kuzey Anadolu Fayı başı olan Bingöl ve Kuzey Anadolu Fayı’nın Marmara Denizi içerisinden geçen kısmı ile Balıkesir, Kahramanmaraş taraflarındaki fay segmentleri sismik boşluk sınıfında tanımlandığından buralarda yakın gelecekte deprem olacağını gösteriyor; bu yüzden buralara dikkat edilmesi, hazırlık yapılması gerekiyor" şeklinde konuştu.

“Balıkesir’i 7,2’lik deprem tehdit ediyor"

Aykan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Uzun zamandır deprem yoğunluğu yaşayan Balıkesir ilimizin deprem tehlikesi yüksektir. Çünkü Türkiye'nin ve dünyanın en aktif fayı olan Kuzey Anadolu Fayı’nın güney koluna ait fay segmentleri üzerinde konumlanmaktadır ve burada tarihsel/aletsel dönemlerde birçok yıkıcı deprem meydana gelmiştir. Balıkesir’de deprem üretecek 20 fay zonu var. Paleosismolojik ve jeolojik çalışmalara göre bu fayların çoğu 7 ve 7.2 büyüklüğünde deprem üretme potansiyeline sahip olduğu tespit edilmiştir. Yerleşim yerlerinin içerisinden geçen Yenice-Gönen Fayı, Balıkesir-Gökçeyazı Fayı, Edremit Fayı ve Bandırma Faylarının sismik tehlikesi yüksektir. Bandırmanın yerleşim birimlerinden geçen Edincik Fayı, Bandırma Fayı, Sinekçi Fayı üzerinde tarihsel ve aletsel dönemlerde meydana gelen depremlerde can ve ekonomik kayıplar yaşanmıştır. Sinekçi Fayı, tarihsel dönemde bazı çalışmalara göre (Ambraseys & Finikel, 1991) MS 155 yılında bölgede yıkıcı deprem üretmiştir. Bu yüzden buralara çok dikkat edilmesi gerekiyor. Marmara Denizi'nde mutlaka büyük bir deprem olacak ve depreme hazırlıksız yakalanılması durumunda ise ülkemizde büyük bir kaos yaşanabilir. Kuzey Anadolu Fayı'nın Marmara Denizi içinden geçen kuzey koldaki deprem dağılımları ise en son depremlerin 1509 ve 1766 yılında gerçekleştiğini, 200-250 yıllık tekrarlama periyotları olduğu düşünüldüğünde bu alanın bir sismik boşluk olduğu yani kırılma zamanının geldiği görülmektedir. Ulusal ve uluslararası yapılmış çalışmalara göre 1999 depreminden sonra 30 yıl içerisinde yüzde 65 ihtimalle 7’den büyük, maksimum 7,6 büyüklükte bir depremin Marmara Denizi'nde olacağı yönündeydi. Bu süreden 20 yıl geçtiğini düşünürsek, 10 yıl içinde olma olasılığı yüksek fakat depremin ne zaman olacağını bilemiyoruz. Marmara Denizi'nde olacak büyük bir depremde Marmara Denizi'ne kıyısı olan tüm iller; İstanbul, Balıkesir, Bursa, Yalova, Çanakkale, Kocaeli, Tekirdağ ağır bir şekilde etkilenecektir. Marmara Bölgesi, nüfus yoğunluğu, sanayi, ekonomi, tarihsel birikim bakımından en yoğun olan bölge olduğu için Türkiye’nin ekonomisine zarar verecektir. Bu deprem tüm Marmara Bölgesi'ni, 28 milyonu etkileyecek, aslında bu deprem tüm Türkiye’yi etkileyecek. Bu yüzden bu depremi çok önemsememiz gerekiyor."

"Ruhsatlı yapılarda da risk var"

Aykan, sakınım bandına dikkat çekerek sözlerini şöyle sonlandırdı:
"Ege Denizi depremi sonrasında yapı denetimi yapılan çok sayıdaki ruhsatlı yapının yıkılması, ağır hasar görmesi ile deprem riskinin sadece ruhsatsız ve kaçak yapılarda olmadığını da açıkça ortaya koymuştur. Yapı denetimi yapılan ruhsatlı yapılarda da risk var. Yaşanan depremlerde binalarımızın önemli bir bölümünün zeminden kaynaklı hasarlardan yıkıldığı bilinmesine rağmen jeoloji mühendislerinin yapı üretim ve denetim sistemi içerisine alınmaması doğru değildir. Çoğu belediyeler zemin ve temel etüt raporlarının mevcut mevzuata göre uygulanmasını istemiyor. Her depremden sonra korkuyoruz, fakat gerekli önlemleri almıyoruz. Kentlerimizin içerisinden diri fay geçen yerleşim alanlarında depreme hazırlıksız bir şekilde yaşamlarımızı sürdürüyoruz. Depremde can ve ekonomik kayıpların yaşanmaması için yapılacakların başında, Afet Risk Azaltma Planı'nın uygulanması gerekiyor. Zemin ve temel etütlerinin denetimlerinin yapılması gerekiyor. Türkiye’deki yerleşim alanlarının önemli bir bölümü diri faylar üzerinde konumlandığından, can ve mal kayıplarını en aza indirmek için, yüzey kırığı oluşturacak diri faylar 1/5000-1/1000 ölçekli imar haritalarına işlenmeli ve fayın her iki tarafına 'sakınım bandı' oluşturularak, bina ve bina türü yapılaşmaya kısıtlama getirilmelidir. Diri fay zonları üzerinde kalan yapı stokunun belirlenmesi, yapıların gerekiyorsa güçlendirmesi veya yıkılması şeklindeki kentsel dönüşüm çalışmalarına hız verilmesi gerekiyor."

Bahadır Demirçeviren
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Gaziantep Eğlencelerin simgesi zurnayı 55 yıldır ağaçlara şekil vererek üretiyor Halk oyunlarının, nişan, düğün, miting ve açılışların davulla birlikte vazgeçilmezi olan zurna üretimini 55 yıldır severek sürdüren Hüseyin Öztürk, Gaziantep’te zurna üretimi yapan 2 ustadan biri olarak kaldı. Gaziantep’te yaşayan 70 yaşındaki Hüseyin Öztürk, kentin kültürel miraslarından olan zurna yapımını ustasından öğrendiği geleneksel yöntemlerle sürdürmeye devam ediyor. 55 yıldır atölyesinde davulla birlikte vazgeçilmez enstrümanlarından olan zurna üretimi yapan Öztürk, mesleğin artık son temsilcisi olarak mesaisini sürdürüyor. Sanatın son ustalarla birlikte kaybolmasından endişeleniyor Mesleğini ilk günkü aşkla sürdüren zurna ustası Öztürk, ürettiği zurnaları Türkiye’nin dört bir yanına gönderiyor. Kurumuş kayısı ağaçlarına adeta yeniden can vererek enstrümana dönüştüren Öztürk, bu sanatın son ustalarla birlikte kaybolmasından endişeleniyor ve mesleğini de geleceğe taşıyacak çırak bulamamaktan yakınıyor. Temin ettiği kayısı ağaçlarını kuruttuktan sonra ilk aşamada tornada içlerini boşaltan, daha sonra tığla akort deliklerini açan, tel takan ve boyadıktan sonra hazır hale getiren Öztürk’ün zurna yapımında karşılaştığı zorluklar sadece zaman ve malzemelerle sınırlı kalmıyor. "Mesleğe 15 yaşında başladım" Türk kültürünün önemli bir parçası olan zurna yapma mesleğine ilkokulu bitirdikten sonra başladığını belirten Öztürk, "Ben bu mesleğe 15 yaşında başladım. Ustamın yanında mesleğe başladım. Ustam iyi zurna yapıyordu. İyi bir ustaydı. O günden beri mesleğe halen devam ediyorum. 1975 yılında askere gittim. Ondan sonra dükkanımı açtım. Halen devam ediyorum. O zaman bu meslek güzeldi, çalışırdık. Başka bir meslek de öğrenmedim. Eskiden mesleğimiz iyiydi. Şimdi pek para kazanamıyoruz ama yine de idare ediyoruz" dedi. "Mesleğimi seviyorum" Mesleğini yıllardır severek yaptığını belirten Öztürk, "Bizim akrabalarımızda bu meslekte çalışan vardı. Biz de bu zurna yapan ustanın yanında çalıştık. O zaman bu mesleği öğrendim. Ustamın yanında 9 yıl çalıştım. Askeri gidip geldim. Ayrı dükkan açtım. Mesleğimiz olduğu için meslek bize çok kolaydı. Bir zorluğunu görmedim. Bir tane makinem vardı. Hala o makineyle üretim yapıyorum ve ben devamlı zurna üzerine çalıştım" ifadelerini kullandı. "Gaziantep’te zurna yapan iki usta kaldı" Mesleğinin önceki yıllarda daha popüler olduğunu belirten Öztürk, "Önceki yıllarda mesleğimiz çok güzeldi, sürekli çalışırdık ve para kazanırdık. Ama şimdi eski işler kalmadı. Zurna çalan azaldı. Orkestra çıktı. Mesleğimizi öldürdüler. Eskiden ustalar çoktu. Her köşede bu mesleği yapanlar vardı ama zurna yapan yoktu. Zurna yapan bir kişiydi. Zaten mesleği de bana o ustam öğretti. Gaziantep’te tek zurnacı ustamdı. Şimdi zurna yapan iki usta kaldı" şeklinde konuştu. "Eski işlerimiz kalmadı" Zurnanın kayısı ağacından yapıldığını belirten Öztürk, bir günde bir adet zurna yapabildiğini bildirerek, "Yaptığım zurnaları müşterilerime satıyorum. Eskiden müşterim çoktu. Şehir dışından çok müşterim geliyordu. Mesleğimiz gittikçe ölmeye mahkum ve eski müşterilerim yok. Önceki yıllarda biz hiç boş durmazdık, çalışırdık" ifadelerinde bulundu. "Zurna lazım olduğunda Hüseyin ustaya yaptırıyoruz" Müzisyen Şükrü Özçalar ise, "Zurna çalmayı babamdan öğrendim. Yaklaşık 30 seneden beri de bu işi yapıyorum. Mesleğimiz biraz geriledi. Zurna lazım olduğunda Hüseyin ustadan alıyorum. Gaziantep’te zurna yapan sadece iki kişi var. Zurna lazım olduğunda Hüseyin ustaya yaptırıyoruz. Bugüne kadar hep kendisiyle çalıştık. Hüseyin usta çok güzel bir zanaatkar. O yüzden memnun olduğumuz için zurnayı hep kendisine yaptırıyoruz" diye konuştu.