POLİTİKA - 03 Ağustos 2016 Çarşamba 15:54

Erdoğan: 'Rabbim de milletim de bizi affetsin'

A
A
A
Erdoğan: 'Rabbim de milletim de bizi affetsin'

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsü içindeyim. Bundan dolayı hem Rabbimize hem de milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de milletim de bizi affetsin"

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, FETÖ mensuplarının 17-25 Aralık'ta yaşanan hukuk ve emniyet skandallarına, aradan geçen zaman içinde ortaya dökülen haksızlıklara, adaletsizliklere, şantajlara, rezaletlere, 15 Temmuz’da şahit oldukları vahşete rağmen orada kalmaya devam etmelerinin hiçbir izahı kalmadığını söyledi. Erdoğan, Pensilvanya’daki şarlatanın hezeyanlarına kulak vermeye devam edenlerin başlarına gelecekleri peşinen kabul etmiş olacaklarını belirtti. 

Diyanet İşleri Başkanlığı Olağanüstü Din Şurasında konuşan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, FETÖ’nün gerçek yüzünü çok önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsünü yaşadığını belirterek, Allah’tan ve milletten af diledi. Şu saatten sonra Pensilvanya’daki şarlatanın, terörist başının hezeyanlarına kulak vermeye devam eden herkes başına gelecekleri peşinen kabul etmiş demektir” açıklamasında bulunan Erdoğan, FETÖ’nün faili meçhul cinayetleri de olduğunun ortaya çıkmaya başladığının altını çizdi.

“Bunları kalkıp açık açık meydanlarda söyleyebilecek noktada değildik”
Türkiye’nin son 3 yıldır çok önemli gelişmelere sahne olduğunu, 15 Temmuz gecesi yaşanan silahlı darbe girişiminin bu sürecin en kanlı ve cüretli boyutunu teşkil ettiğini kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Devlet ve millet olarak bekamızı yakından ilgilendiren bu gelişmelerin odağında yer alan Fethullahçı Terör Örgütü’nün özelliği, kendisini bir dini yapı, bir cemaat, eğitim-öğretim hizmetinde bulunan kuruluş olarak gösteriyor olmasıydı. Bu hain yapının 40 yıldır toplum içinde kanserli bir hücre gibi yaşayabilmesi ve büyüyebilmesi bu dini değerleri öne çıkartan kimliği sayesinde mümkün olmuştur. Zaman zaman duyardık ‘bunlar silahlı bir örgüt değil.’ Biz de kendilerine ‘yanlış bir tespitin içindesin, bunlar silahı vakti saati geldiğinde en iyi kullanabilecek bir örgüttür’ derdik. ‘Nasıl olur’ dediklerinde ‘bunlar TSK’nın içinde örgütlenmiş ve saati geldiğinde oradaki silahları millete doğrultabilecek karakterde olan bir örgüttür’ diyorduk, inanmıyorlardı. Bunları kalkıp açık açık meydanlarda söyleyebilecek noktada değildik. Sadece bunlar özel toplantılarımızda yaptığımız görüşmelerdi. Şimdi bu ortaya çıkıncı o dostlar gelip ‘haklıymışsın’ demeye başladılar” dedi.

“Bunlara müsamaha gösterdik”
“Milletimiz meşrebi ne olursa olsun ‘Allah, Peygamber’ diyen ibadetlerini yerine getiren, en azından böyle gözüken herkesi, her grubu olduğu gibi bu yapıya hüsnüniyet ile yaklaşmış, mensuplarını da korumuş, kollamış, desteklemiştir” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, tek parti döneminden itibaren uzun süre yanlış bir şekilde irtica paranoyasıyla devlet imkanları ile dini cemaatlerin üzerine gidildiği dönemlerde her grup gibi bu yapının da milletin kolların kanatları altında varlığını sürdürdüğünü söyledi. Erdoğan, “Rahmetli Özel, Demirel, Ecevit, hatta biz de farklı görüşlerden siyasetçiler ve devlet adamları olmamıza rağmen bu yapıya iyi niyetle destek olduk. Açık konuşuyorum, şahsen bende katılmadığım pek çok yönleri olmasına rağmen asgari müştereklerde buluşabildiğimiz zannı ile herkesim gibi bunlara yardımcı oldum. Şerif Mardin’in çevre olarak ifade ettiği, daha önce dışlanmış, ötekileştirilmiş tüm kesimleri merkeze taşıma çabamızdan bu kesiminde istifade etmesini sağladık. Yapının başında yer alan kişi ve kadro konusundaki tüm tereddütlerimize rağmen yurtiçinde ve yurtdışında yürütüyor gibi göründükleri yaygın eğitim, yardım, dayanışma faaliyetlerinin hatırına bunlara müsamaha gösterdik, hatta ‘Allah’ dedikleri için müsamaha gösterdik. Dedik ki ‘bir ortak yanımız var’ dedik. İnanın bana aynı menzile giden farklı yollardan birisi olarak gördüğümüz bu yapının sinsi hesapların aleti, aracı, örtüsü olduğunu uzun süre görmedik, göremedik. Aslına bakılırsa 2010 yılından itibaren bu tespiti paylaştığım birçok üst kademe yöneticisi arkadaşlarım var. O yıldan itibaren tavrımız değişti. Özellikle 2012 yılından sonra bu yapıyla ilgili rezervlerimizi çok açık koymuştuk. Bu dönemde hızlanan TSK kadrolarına yönelik operasyonlar ve davalarla ilgili de ciddi şüphelerim oluştu ve yetkilileri ile de bunları paylaştım. Çok yakından tanıdığım, uzun yıllar birlikte çalıştığım bazı komutanlara yöneltilen suçlamaların ve tutuklamaların gerekçeleri beni ikna etmiyordu. Aynı şekilde kamu da ve özel sektörde yapıya mensup kişilerin giriştikleri güç temerküzünden, kendilerinden olmayanlara hayat hakkı tanımayan tavırlarından ciddi olarak rahatsızlık duyuyordum. Fakat o sıralarda meseleyi kendi arkadaşlarımıza dahi anlatmak güçlük çekiyordum. 2013 yılında yaşadığımız 17-25 Aralık darbe girişimi bu hain örgütün gerçek yüzünü ilk defa tüm çıplaklığı ile ortaya koyduğu bir hamle oldu. Bunu dahi birçok arkadaşlarımızla paylaşamadık. Her şey ortadayken ve bu örgütün en başına şahsımı, şema elimize geçti, altında şuanda Başbakanımız Binali Bey, Enerji Bakanımız, oğlum, sizlerin de tanıdığınız iyi bildiğiniz işadamları bu örgütün çatısında görünen isimler oldu. Bunu dahi anlatırken birçok arkadaşlarımız inanmıyorlardı. ‘Bunlar böyle bir şeyin içine girmez.’ Bunlar çok önemli bir operasyonun adımlarını atıyorlar. Hala inanmayanların olduğunu da biliyorum. Maalesef bakıyor ama görmüyor olanların olduğunu biliyorum. Bu noktadan sonra şüphe dönemi bitti, mücadele dönemi başladı” diye konuştu.

“Rabbim de milletim de bizi affetsin”
17-25 Aralık sonrasında özellikle yargıda alınan önlemler olmasaydı bugünkü darbe girişiminin boyutunun çok daha farklı olacağını kaydeden Erdoğan, “Bu darbe girişimi muhtemelen sadece TSK içindeki bir grup silahlı teröristin değil, polisi ile yargısı ile bürokrasinin diğer unsurlarının katılımı ile çok daha büyük bir tehdit olarak karşımıza çıkacaktı. Her şeye rağmen bu hain örgütün gerçek yüzünü çok daha önceden ortaya dökememiş olmanın üzüntüsü içindeyim. Bundan dolayı hem Rabbimize hem de milletimize verecek hesabımız olduğunu biliyorum. Rabbim de milletim de bizi affetsin. Peygamberimizin ifadesi ile ‘Müslüman başına sevinecek bir hal geldiğinde hamd eden, sıkıntı geldiğinde sabreden kişidir, çünkü onun böylesi hayırlıdır.’ 15 Temmuz milletçe maruz kaldığımız yakın tarihimizin en büyük sıkıntılarından birisiydi. 79 milyon sabırla, metanetle, dirayetle yürüttüğümüz mücadele sayesinde bu sıkıntıyı defettik. 15 Temmuz gecesi ne kadar kara başlamış sabahı da o derece aydınlık sonuçlanmıştır. Artık bir yandan ülkemize ve milletimize yönelen bu hain saldırının müsebbiplerinden hesap sorma bir yandan da muhasebe yapma zamanıdır. Bir tane sözde profesör, profesör müsveddesi ‘çıkmazlar sokağa, öyle zannedildiği gibi değil’ diyor. Onlar bu milleti tanımamış, bu milletin ruhu ile özdeş olmamış. Ama ben milletime inanmıştım. Milletime inandığım için milletimi meydanlara havalimanlarına davet etmiştim. Fakat Rodos adına giderek, başka yerlere giderek değil, ‘sizin içinizde olacağım’ demiştim. İstanbul Atatürk Havaalanına indiğimizde, terminalin önüne onbinlerce insanın 3 saat içinde nasıl toplandığını görmüştüm. Bu millet büyük millet, imanı güçlü bir millet. Örneğini gördük. Darbeler tarihi bu milleti farklı yazacak, farklı anlatacak. Böyle silahlar, F-16’lar, tanklar yürüyecek, elinde bayrağı ile ona karşı duracak bir millet. Başka yerde yok böyle bir millet. Bazıları bölücü terör PKK örgütü ile özdeş hale getiriyorlar. Ne alakası var. PKK terör örgütünün elinde doğru dürüst silah bile yok. Ama bu FETÖ, milletin vergileri alınmış olan F-16’larla, tanklarla, toplarla, helikopterlerle milletine bomba yağdırıyor. Yeri geldiği zaman zaten onlar beraberler. PYD ile PKK ile beraberler. Biz bunları seçimlerde yaşadık. Onların seçim karargâhlarında onlarla beraber olduğunu, zaten giyimleri ile kuşamları ile biliyoruz. Sırtlarını bize dönerek onların seçim karargâhlarında onlarla birlikte olduklarını zaten biliyorduk, tanıyoruz bunları. Fakat bu yapının mensuplarının 17-25 Aralıkta yaşanan hukuk ve emniyet skandallarına, aradan geçen zaman içinde ortaya dökülen haksızlıklara, adaletsizliklere, şantajlara, rezaletlere, 15 Temmuz’da şahit oldukları vahşete rağmen orada kalmaya devam etmelerinin artık hiçbir izahı kalmamıştır. Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de ne yaptıklarının farkında olmayan bozguncuların kendilerine ‘ıslah ediciler’ dediklerini söylüyor. Bunların durumu da işler böyle. Bu salondan ilan ediyorum, şu saatten sonra Pensilvanya’daki şarlatanın, terörist başının hezeyanlarına kulak vermeye devam eden herkes başına gelecekleri peşinen kabul etmiş demektir” şeklinde konuştu.

“Her şeyini böyle bir şarlatana ipotek etmiş insana şüphe bakıyorum”
FETÖ’nün en önemli özelliğinin tedvin ve takiyye adı altında iki yüzlülüğü, yalanı, riyayı sürekli maske ile dolaşmayı, ruhsuzluğu mensuplarının karakteri haline dönüştürmüş olması olduğunu belirten Erdoğan “Yüzlerine tükürseniz ‘yağmur yağdı’ diyen, en kutsallarına dahi sövseniz sükut eden, kendi aile mahremiyetlerine dahi saygısı olmayan bu insanların sapkın davaları dinleri haline dönüşmüştür. Halbuki din tektir, o dinin emrettiği bir mümin profili vardır. Hangi dava insanı mensubu olduğu dinin emirlerini inkara götürebilir? Bir ihanet şebekesinin dini motifleri kullanıyor olması onu aklamaya yeterli olabilir mi? Dünyadaki tüm sapkınlar kendi inançlarında samimidir. FETÖ mensuplarının bu yapıya bağlıklarında samimi olmaları, kendilerine söylenen her şeyi sorgulamaksızın kabul etmeleri onların haklılığı değil, itikadi olarak yanlış yolda olduklarını gösterir. Kur’an-ı Kerim’ de onlarca defa aklımızı kullanmamız emrediliyor. ‘Hiç akıl etmez misiz, düşünmez misiniz?’ Bunlar bize emrediliyor. Aklını ve iradesini Allah’a değil bir faniye, üstelik te Amerika’da yaşayan bir faniye ipotek eden bir kişi kendini sorgulamıyorsa onun için yapacak bir şey kalmamıştır. Madem ki sevdiklerimizle haşrolunacağız, öyle herkes kendi yolunda gitmekte serbesttir. Biz ikaz görevimizi yıllardır yerine getirdik. Tabanı ibadet, ortası ticaret, tavanı ihanet diye tanımladık. Bundan sonra artık tabanı ibadette bile çekinmeye başlıyoruz. O görevi yerine getirmekte bile hala endişe edenler var. Aklını, vicdanını, her şeyini böyle bir şarlatana ipotek etmiş insandan Rabbimizin ‘akıl etmez misiniz, düşünmez misiniz?’ hükmü gereğince ben soru işareti ile şüphe bakıyorum. Bundan sonra her anlamda mücadele, hesap sorma dönemidir. Bu yapının mayasında ikiyüzlülük olduğu için pişman olduklarını söyleyenler konusunda ciddi tereddütlerimiz var. Gerçekten pişman mı oldular? İntikamcı bir düşünce ile söylemiyorum. Yoksa içinde bulundukları ihanet şebekesinin alameti farikası haline dönüşen riyakarlık içindeler mi, anlamakta zorlanıyoruz. Elbette aslolan beyandır, ama hiç kusura bakmasınlar bu tür kişilere karşı gardımızı indirmeyeceğiz. Mümin bir sokulduğu delikten bir daha sokulmaz” ifadelerini kullandı.

“Bunların faili meçhul infazları var”
“Hırsızlık kötüdür, ama en büyük hırsızlık insanların dinini, inancını, ihlasını, ümidini çalmaktır” açıklamasında bulunan ve FETÖ’nün tarihin en büyük hırsızlık şebekesi olarak on binlerce insanın geçmişini ve geleceğini çaldığının altını çizen Erdoğan, “Tarihte bu tarz pek çok örgüt var olmuştur. İsmailiye mezhebinden çıkan ve Hasan Sabbah’ın kurucusu olduğu Haşhaşiler bunun en çarpıcı örneklerinden birisidir. Haşhaşiler tıpkı FETÖ mensuplarının büyük bölümü gibi iyi eğitimli, kariyer sahibi, uzun yıllar kendilerini gizlemeyi bilen, liderlerine mutlak itaati esas alan kişilerden oluşuyordu. Bu durum aynı kişilerin zamanı geldiğinde liderlerinden emir aldıklarında birer katile, canlı bombaya dönüşmesine engel değil, Şimdi birileri FETÖ mensupları için benzer şeyler söylüyorlar. Evet, bunların faili meçhul infazları var, bunların hepsi çıkıyor ortaya. Vatandaşına bomba yağdıranlardan, bir insanın ölümünden tüm insanlığın ölümü murad edildiğine göre bizim inancımıza göre, başka bir şey beklenebilir mi? TBMM bombalandı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi bombalandı. Bir hanım kardeşimizin başı vücudundan ayrıldı ve kongre merkezimizin çatısında bulduk. Böyle vicdansızlık olur mu, bunun bizim dinimizde yeri var mı? Askere oradaki topluluğun üzerine bombayı yağdırıyorsun, 5 şehit üç tanesi aynı aileden, bir tanesi de bu hanım kardeşimiz. Aileleri ile görüştüğünüz zaman hiç birisi ‘ne oldu’ demiyor. Hala ‘canımız bu yola feda olsun’ diyor. Bu bir dava için, bir inanç için ancak yapılır. Bu basit bir olay değil. 238 şehit, 2 bin 200’e yakın yaralı, sıradan bir olay değil. Akşamları arıyorum, geçen akşam birini aradım, sol kolunda 10 santim kalmış, diğeri kopup gitmiş. Ben biraz hüzünlü olacak sanıyorum, Gümüşhaneli bir kardeşimiz, neşeyi neşeli konuyor, ‘Cumhurbaşkanım sen nasılsın, senin sesini duydum ya bana yeter’ diyor. Hemen konuşmayı bitirip ‘88 yaşındaki bir annem var, görmesem bile sesini duyayım, hiç olmazsa annemle görüşseniz çok mutlu olacağım’ diyor. Kendisi ile telefonda görüşüyorum, sanki evladının bir kolu gitmemiş, yine bana hala o bana psikolojik olarak adeta tedavi uyguluyor, ‘Cumhurbaşkanım sen nasılsın’ diyor. Aynı şekilde bir albayımız, vücudu delik deşik olmuş, o da aynı dinamizm içinde darbecilere karşı İstanbul’daki kışlada tankları mücadelesi veren bir albayımız, bakıyorum oda aynı. ‘Aman bunlar bitmedi, Cumhurbaşkanım, bunlar ordunun içinde çok var, bu sizi yanıltmasın, kendinizi iyi koruyun’ diyor. Bu noktadayız. Elhamdülillah böyle bir millet olduktan sonra, biz tankların önüne yatan böyle bir millete sahip olduktan sonra Allah’ın izni ile bu badireleri de atlatırız, ülkemizi de bu medeniyet yarışında iyi bir noktaya kavuştururuz. Bu yapının kan kokan, kin kokan, nefret kokan yüzünü görmezden gelip hala ‘eğitim-öğretim’ diyenin, ‘yardım’ diyenin, ‘okul’ diyenin, ‘hizmet’ diyenin ya idraki çalışmıyor ya da kalben bunların safındadır. Bütün okullarına el koyduk. El koymak durumundaydık. Hepsini de onlara referans olan üniversitelere devrettik” dedi.

“Diyanet camiamız artık bu işi üstü örtülü götürmemelidir”
TSK’da da tüm askeri liselerin kapatıldığını, tüm liselerden harp okullarına girme şansı doğduğunu söyleyen Erdoğan, harp okullarının çatısı olarak Milli Savunma Üniversitesinin kurulduğunu, harp akademilerinin de kaldırıldığını belirtti. Erdoğan, “Bütün bunlarla beraber jandarmayı İçişleri Bakanlığına bağladık, jandarmanın sistematiğini de polisin sistemine dönüştürdük. Şuanda artık özlük hakları, sicil felah hepsi İçişleri Bakanlığına bağlı. Dün akşam son adımları da attık, 48 saat içinde yeni görevlendirmelerle tüm jandarma camiasındaki arkadaşlarımız çalışmalarına başlayacaklar. Her yıl bu 30 Ağustos’ta olurdu, şimdi 30 Ağustos’u kaldırdık, artık bugün yarın TSK’daki çalışma süreci başlamış olacak. 17-25 Aralık’tan beri birilerinin dilinde hep şu olurdu, dostlar gelirdi, konuşurduk, Başbakanlığım ve Cumhurbaşkanlığı dönemimde ‘aman gayretullaha dokunmasın.’ Hep bu ifade vardı. Asıl 15 Temmuz’da 238 masumu katleden, 2 bin 197 masumu yaralayan bu katillere hala masumiyet atfetmek gayretullaha dokunur. Asıl bunca insanın zihnini ve kalbini karartmak, mankurtlaştırmak gayretullaha dokunur, zalime merhamet etmek mazluma zulümdür. Türkiye’nin yaşadığı bu tecrübeden yola çıkarak her alanda olduğu gibi dini müesseseler konusunda kendine çeki düzen vermeye ihtiyacı vardır. Ben Diyanet İşleri Başkanımızın bugünkü konuşması sebebiyle, her zaman güzel konuşmaları var ama bugün çok daha anlamlı konuşması sebebiyle kendilerine teşekkür ediyorum. Özellikle de 100 bin gibi bir kadroya sahip olan Diyanet camiamız artık bu işi üstü örtülü götürmemelidir. Hedef sadece FETÖ yoktur, bölücü terör örgütü de bizim hedefimizdir. Bingöl’de 7 polisimiz, ondan önce 6 erimiz PKK tarafından şehit edildi, tüm bunlara karşı bu mücadeleyi kararlı bir şekilde sürdürmemiz lazım. Bizim Kürt kardeşlerimizin bu terör örgütüne prim vereceğine inanmıyorum” diye konuştu.

“Bu musibet bizim için bir fırsat olmuştur"
“15 Temmuz gecesi minarelerden ezanlar salalar okunmamış olsaydı o manevi hava eksik kalırdı. Onlar okununca işin manevi yönü güçlenmiş oldu. Birilerini de rahatsız etti" açıklamasında bulunan Erdoğan, İzmir’de müezzine saldıranlar olduğunu hatırlatarak “Bizde yolumuza kararlı bir şekilde devam edeceğiz. Çünkü biz ‘bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli’ böyle inanmışız ve böyle yola yürüyeceğiz. Öyleyse bu musibet bizim için bir fırsat olmuştur. Bin 400 yıllık birikimi en güzel şekilde değerlendirerek bünyemizi baştan sona kontrolden geçirecek, eksiklerimizi tamamlayacak, hatalarımızı düzeltecek bir süreci hep birlikte yapmalıyız. Bunu yapmazsak yarın benzer başka sapkınlıklarla uğraşmaya devam ederiz. 15 Temmuz gecesi yükselen salaları duyunca gözünü kırpmadan tankların, uçakların üzerine giden milletimize borçluyuz. Ülkemizin maddi ve manevi tüm birikimlerine sahip çıkarak fitne ve fesat odağı haline dönüşme emaresi gösteren dini, etnik, ideolojik her türlü tehdide karşı tevhid ve vahdet sancağı altında birleşmek mecburiyetindeyiz” şeklinde konuştu.

Erdoğan, emin ve güvenli adımlarla yola devam edeceklerinin altını çizen Erdoğan, Batı’nın bu süreç içinde Türkiye’nin yanında yer almadığını, aksine darbecilerin yanında yer aldığını söyledi. Erdoğan, “Biz de onlara güvenerek değil, bir değerli büyüğümüzün bir sözü vardı ‘onların uçakları, tankları topları varsa be kuzum, bizim de Allah’ımız var’ demişti. Bizim de Allah’ımız var. Şüphesiz ki bizim de tankımız ve topumuz var. Silahlı Kuvvetlerimizin içinde bu alçaklar olduğu gibi bunların karşısında dimdik duran haysiyetli, vatansever, milliyetperver komutanlarımız, subaylarımız, askerlerimiz var. Onlar da bu mücadelede onlara karşı koymanın en güzel sınavını verdiler” dedi. 

Derya Yetim

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Diyarbakır Kulp’ta kar yağışı etkili oldu, ilçe beyaza büründü Diyarbakır’ın Kulp ilçesinde dün akşam saatlerinde başlayan kar yağışıyla birlikte ilçe merkezi ve kırsal mahalleler beyaz örtüyle kaplandı. Kar kalınlığı ilçe merkezinde 10 santimetreye, kırsal kesimlerde ise yer yer 20 santimetreye ulaştı. Kulp ilçesinde dün akşam saatlerinde etkisini göstermeye başlayan kar yağışı aralıklarla devam ediyor. Şubat ayının son günlerinde etkili olan kar yağışı ve soğuk hava dalgası, ilçe genelinde kış manzaralarını yeniden ortaya çıkardı. Kar yağışıyla birlikte ilçe merkezi, mahalle araları, park ve yeşil alanlar ile kırsal mahalleler beyaz örtüyle kaplandı. İlçe merkezinde kar kalınlığı yaklaşık 10 santimetreye ulaşırken, yüksek kesimler ve kırsal mahallelerde kar kalınlığının yer yer 10 ila 20 santimetre arasında olduğu öğrenildi. Sabah saatlerinde iş yerlerine gitmek isteyen vatandaşlar, araçlarının üzerindeki karı temizleyerek güne başladı. Esnaf ise dükkanlarını açmadan önce iş yerlerinin önünde biriken karı küreklerle temizledi. İlçe merkezindeki ana caddeler ve ara sokaklarda ulaşımda herhangi bir olumsuzluk yaşanmadığı gözlemlendi. Kar yağışının oluşturduğu manzara ilçe merkezinde kartpostallık görüntüler ortaya çıkarırken, park alanları ve sokaklarda beyaz örtü hakim oldu. İlçe sakinlerinden Hasan Durman, bu yıl kış mevsiminin bereketli geçtiğini belirterek, "Ocak ayını yoğun kar yağışıyla kapatmıştık. Şubat ayı ise daha çok yağmurlu günlerle geçti. Ancak bahara adım atmaya hazırlanırken kar yağışının yeniden etkili olması bizleri şaşırttı. Bu yılın, son yılların en verimli ve yağışlı kışlarından biri olduğunu düşünüyoruz" dedi. Öte yandan ilçede etkili olan kar yağışı nedeniyle kapanan yolların açılması için Kulp Belediyesi ile Diyarbakır Büyükşehir Belediyesine bağlı karla mücadele ekipleri sabahın erken saatlerinde çalışmalara başladı. İlçe genelinde 7 farklı ekiple yürütülen kar temizleme ve yol açma çalışmalarının aralıksız şekilde devam ettiği bildirildi. Meteoroloji yetkilileri ise bölgede soğuk hava etkisinin bir süre daha sürebileceğini belirterek, vatandaşları olumsuz hava koşullarına karşı tedbirli olmaları konusunda uyardı.
Kastamonu 28 Şubat’ta başörtüsü sebebiyle mesleğini bırakmak zorunda kalan emekli öğretmen o karanlık günleri anlattı Kastamonu’da yaşayan emekli öğretmen Aysel Mazak, başörtüsü sebebiyle 28 Şubat sürecinde mesleğini bırakmak zorunda kaldığı günleri anlattı. Mazak, "Sürekli bir baskı, zorlama vardı. Biz göğüs germeye çalıştık" dedi. Kastamonu’da yaşayan emekli öğretmen Aysel Mazak, 28 Şubat 1997’deki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı döneminde başörtüsü sebebiyle yaşadıklarını anlattı. Başörtüsünü çıkartmak istemediği için peruk takmak zorunda kaldıklarını ve daha sonra mesleğini bırakmak zorunda kaldığını ifade eden Mazak, sürecin bitmesinin ardından tekrar mesleğine dönebildiğini söyledi. Üniversiteden yabancı dil eğitiminden mezun olduktan sonra 1990 yılında Kastamonu’da sınıf öğretmeni olarak çalışmaya başladığını söyleyen Aysel Mazak, "1982-83’te Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesini okuyan o kapalı arkadaşımız eve hep ağlayarak gelirdi. Derdini anlattıkça biz, bu işin içine girmeye başladık. O yıllarda bizim bir şeyden haberimiz yoktu ama tıp fakültesi öğrencisinin çektiği çileleri birebir evde yaşanmaya başladı. Çok üzülürdü, çok ağlardı. O ağladıkça üzüldükçe biz de üzülür ağlardık. Başını açmak istemiyordu. Ama hocaları onu devamlı zorluyordu. Bu da onu çok üzüyordu. Biz mezun olduk. Kastamonu’ya geldim. Ben özel şirkette çalışmaya başladım. Gazetelerde yazılanlar çok dikkatimi çekiyordu. Bir Rabia olayı, bir irtica olayı gibi arkadaşlardan etkilendiğim için de yakından ilgileniyordum. Daha sonra ben de başımı kapattım. Özel şirkette çalışırken müdürlerimizden birkaçı bize bayağı bir baskı yaptılar ama artık o hidayete ermiştim. O imanla, onların dedikleri hiç önemli olmuyor. Onlar ne derlerse desinler hiç umursamıyorsun. Kendi şahsına değil, din için üzülüyorsun. Sonra eşimle evlendik. Sağ olsun o da benimle aynı zihniyetteydi. Birlikte mücadeleye başladık. 1990’da öğretmen olarak atandık. Bu sefer öğretmen olarak mücadelemiz başladı. Telefonlar, teftişler, üst üste cezalar, kınama cezaları aldık. Bir baskı vardı ama bizi bu pek etkilemiyordu. Daha sonra 95’lere geldik. Fatma Şahin, Aczimendi olayı yaşandı. İzlerken hep üzülüyordum. Yıllar sonra bunların ekseriyatının düzmece olduğunu öğrendik. O da çok üzücüydü. Allah mekanı cennet olsun, Enver Ören çok çalıştı. TGRT bize destek veriyordu" dedi. "Milli Eğitim Müdürü, ‘siz açın başınızı biz, sizin günahınızı çekeriz’ dedi" Kendilerine başörtülerini açması için hep baskı yapıldığını belirten Aysel Mazak, "Milli Eğitim Müdürü, ‘siz açın başınızı biz, sizin günahınızı çekeriz’ dedi. Toplantılara alınmıyorduk. Rapor almak zorunda kalıyorduk. Sürekli bir baskı, zorlama vardı. Biz göğüs germeye çalıştık. Bir peruk maceramız oldu. Peruklar takılmaya başlandı. O da çok uzun sürmedi" diye konuştu. "Baskılar sonucu istifa etmek zorunda kaldım" 1998-1999 yılları arasında baskıların daha da çok arttığını kaydeden Aysel Mazak, "Sık sık müfettişler geliyordu, sınıfa daldıkları oldu. Müdürümüzün sınıfa daldığı oldu. En önemlisi de okulumuz yatılı okuldu. Yatakhane bölümünde olan bir mescidin kapatılması bizi çok etkiledi. Çok üzüldük. Orada bazı öğretmenler, görevliler, bazı öğrenciler namazlarını kılıyorlardı. Daha sonra yine teftişlerin sık sık olması beni istifa etmeye zorladı. Çünkü istifa etmeseydim hem eşim hem ben öğretmenlik görevinden men edilecektik. Bu yüzden istifa etmek zorunda kaldım. 3 sene meslekten uzak kaldım. Tayyip Erdoğan, başbakan oldu. Biz buna güvenerek tekrar müracaat ettik,n kabul edildim. İnebolu’dan Cide’ye geçtik. 5-6 sene daha kapalı olduğumuzdan dolayı, ben ve arkadaşlarım çok baskılar gördük. Sağ olsun eşim benim hep destekledi, daha sonra da emekli oldum. Fakat ben emekli olduktan 3 yıl sonra başörtüsü özgürlüğüne kavuştu. Ben yetişemedim ama hiç önemli değil. Önemli olan bizim mücadelemizin sonunda kazanmamız. Şimdi çok şükür, kızım, diğer kapalı hanımlar rahatlıkla başörtüsü takabiliyorlar. Bu da bizi son derece sevindiriyor ve mücadelemizin karşılığını aldığımız için mutluyuz. Hak batıl meselesi kıyamete kadar muhakkak devam edecek. Önemli olan nerede durduğumuz, hangi tarafta olduğumuz" şeklinde konuştu. "Okula atanıyorsunuz daha kapıdan giriyorsunuz ertesi gün elinizde bir sarı zarf tutuşturuyorlar" Mazak’ın eşi Adnan Mazak ise, "Başörtüsüyle ilgili mücadele aslında 80’li yıllara dayanıyor. O zaman biz yoktuk ama eşimin de dediği gibi onun arkadaşları bu mücadeleyi başlatmışlardı. Aynı baskılar 80 ihtilalinden sonra da vardı. 28 Şubat’tan önce bir 28 Şubat zaten yaşanıyordu. 28 Şubat’taki baskıları daha fazlasıyla hissediyorduk. Daha göreve başladığımız gün soruşturmalarla karşılaştık. Bana verilmiyordu ama eşime veriliyordu. Ben onun eşi olarak da dolaylı olarak bize de aynı baskılar geliyordu. Mesela benim üzerimden mesaj gönderiliyordu. Eşin başını açsa ne olacak deniliyordu. Eşimin de dediği gibi Milli Eğitim Müdürü vardı. ‘Biz günahına kefiliz, eşin başını açsın’ diye hani günah yüklenmeye kadar işi götürmüşlerdi. Mesleğinizi rahat yapamıyorsunuz. Eşim rahat anlattı ama aksine o kadar rahat günler geçirmedik. Okula atanıyorsunuz, ertesi gün elinize bir sarı zarf tutuşturuyorlar. Anayasanın değişik maddelerinde istinat edilerek Anayasaya aykırı davranmışsınız gibi, devlet, millet düşmanı gibi gösteriliyorsunuz. Çok savunma yazdık. O günkü müfettişlere hakkımızı helal etmiyoruz. Çünkü onlar kapıdan girerken başörtü teftişine geliyorlardı. Aslında bir tesettür düşmanlığı vardı. Sürekli savunma yapıyorduk, geceleri savunmaları veriyorduk" şeklinde konuştu. 1998-1999 yıllarında baskının daha da çok arttığını belirten Adnan Mazak, "Kaymakam, Garnizon Komutanı ve Milli Eğitim Müdürü beraber imza atınca sizi görevden alabiliyordu. Bir gün okulda eşimle nöbetçiydik. O akşam öğrencilerin yanında bize o üçlü koalisyon geldi. O akşam Allah’tan eşim rahatsızlandı. Çok rahatsızdı, o yüzden hastaneye gitmişti. Doktorda hasta olduğu için rapor vermiş. Geldiklerinde ’hoca rahatsız’ dedim. Milli Eğitim Müdürü, Kaymakam ve Garnizon Komutanının beraber gelmesindeki sebep hocayı el ayak çektirme meselesiydi ama Allah yardım etti, hocayı bulamadılar. Baskın şeklinde teftişler gördük. Adamlar bizi, okulu teftişe değil de kapalı öğretmen çalışıyor mu diye geliyorlardı" dedi. ’Dini kitapları gömmek zorunda kaldık’ 28 Şubat döneminde toplumsal baskıyla da karşı karşıya kaldıklarını belirten Adnan Mazak, "Bir çile çektik. Evimizde legal olan dini kitaplar, Kur’an-ı Kerim, tefsirler gibi kitaplar vardı. Korkumuzdan onları bile gömmek zorunda kaldık. Korktuk. Öyle bir baskı var ki üzerimizde, ’bu terörist, bu yazıyı yazan her şeyi yapar gibi’ düşünüyorlardı. Halkı da öyle bir sindirmişler ki bana selam veren selam vermez oldu. Kahveye gittiğimde selam veren yok öğretmenlerden selam veren yok" diye konuştu.
Malatya Başkan Geçit "Çözüm odaklı çalışıyoruz, sürekli sahadayız" "Vatandaş Soruyor, Başkan Cevaplıyor" buluşmaları kapsamında Dilek Uğrak Mahallesi sakinleriyle bir araya gelip talep ve önerileri dinleyen Yeşilyurt Belediye Başkanı Prof. Dr. İlhan Geçit, Yeşilyurt’u topyekûn ayağa kaldırmak için çıktıkları hizmet yolunda şeffaf, hesap verebilir ve çözüm odaklı bir belediyecilik anlayışı benimsediklerini vurguladı. Sürekli sahada olduklarını ifade eden Başkan Geçit, vatandaşlarla birebir iletişim kurarak sorunları yerinde tespit ettiklerini ve en kısa sürede çözüme kavuşturmak için ekiplerle birlikte yoğun mesai harcadıklarını belirtti. Vatandaşlar talep ve ihtiyaçlarını paylaştılar Yeşilyurt Belediyesi Muhtarlık İşler Müdürlüğü tarafından Dilek Uğrak Mahallesi’nde, Hilanlılar Dernek Binası’nda düzenlenen "Vatandaş Soruyor, Başkan Cevaplıyor" toplantısına mahalle sakinleri yoğun ilgi gösterdi. Toplantıda ilk olarak söz alan Hilanlılar Dernek Başkanı Turan Ortaç ile Dilek Mahalle Muhtarı Osman Karaavcı, mahallenin su, kanalizasyon, içme suyu, yol ve doğalgaz başta olmak üzere öncelikli ihtiyaç ve taleplerini dile getirdi. Toplantıya katılan Malatya Büyükşehir Belediyesi MASKİ Genel Müdürlüğü yetkilileri ise, Dilek bölgesindeki alt yapı yatırımları üzerine mahalle sakinlerine bilgiler paylaştılar. Yaylacı "Sorunları yakından takip ediyoruz" AK Parti Yeşilyurt İlçe Başkanı Ramazan Yaylacı ise, 6 Şubat depremlerinin ağır hasarlar bıraktığı 11 kentte olduğu gibi Malatya’nın dört bir tarafında yeni yatırım hamlelerinin tek tek hizmete girdiğini, milletçe el ele vererek deprem yaralarını hep birlikte sardıklarını söyledi. Yeşilyurt’un merkez ve kırsal yaşam alanlarındaki sıkıntıların teker teker çözüme kavuştuğunu hatırlatan Yaylacı, güçlü bir devlete sahip olmalarından dolayı hayal gibi gözüken çok sayıda yatırımın Malatyalılarla buluştuğunu hatırlattığı konuşmasında, "Mahallelerimizin sorunlarını yakından takip ediyoruz, çözüme kavuşması için her türlü gayreti gösteriyoruz" şeklinde konuştu. "Taleplerin çözümü için kararlı adımlar atılıyor" Yeşilyurt Belediyesi Belediye Başkanı İlhan Geçit, Yeşilyurt’un her mahallesine eşit ve adil hizmet götürmek için çalışmalarını aralıksız sürdürdüklerini belirtti. Haftanın 7 günü, günün 24 saati hemşehrilerinin hizmetinde olduklarını ifade eden Başkan Geçit, mahalle toplantılarında iletilen talepleri titizlikle takip ettiklerini ve bu taleplerin çözüme kavuşması için kararlı adımlar attıklarını söyledi. Çözüm odaklı, şeffaf ve hesap verebilir bir yönetim anlayışıyla hareket ettiklerini vurgulayan Başkan Geçit, mahalle toplantılarının hizmet planlamasında önemli bir rehber olduğunu dile getirdi. Belediyecilik anlayışlarının masa başında değil, sahada yürütülen bir anlayış olduğunu kaydeden Geçit, vatandaşlarla sürekli iç içe olmaya büyük önem verdiklerini ifade etti. Vatandaşların taleplerinin kendileri için son derece kıymetli olduğunu belirten Başkan Geçit, "7’den 70’e tüm hemşehrilerimizin ilettiği talep ve ihtiyaçları tek tek not alıyor, sorunların çözüme kavuşması için gereken adımları kararlılıkla atıyoruz. Dilek bölgemize bugüne kadar dokuz ziyaret gerçekleştirdik. Bölgenin tüm talep ve beklentilerine hâkimiz. İçme suyu, kanalizasyon, yol ve doğalgaz gibi temel altyapı sorunlarının kalıcı çözüme kavuşması için gerekli planlamalar yapıldı. Etaplar halinde bu sorunları çözüme ulaştıracağız" dedi. Belediyeyi ilgilendiren konuların yanı sıra diğer kurumların sorumluluğundaki talepleri de yakından takip ettiklerini belirten Geçit, ilgili birimlere gerekli talimatların verildiğini, planlamaların tamamlandığını ve uygulama sürecinin kararlılıkla sürdürüldüğünü sözlerine ekledi.
Balıkesir Sındırgı’da Geleneksel Çocuk İftarı gerçekleşti Sındırgı’da minik yürekler aynı sofrada buluştu. Balıkesir’in Sındırgı ilçesinde Ramazan ayının manevi atmosferi, çocukların neşesiyle birleşti. İlim Yayma Cemiyeti Sındırgı Şubesi öncülüğünde; Türk Kızılay, Sındırgı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü ve Sıdırgı İlçe Müftülüğü desteğiyle düzenlenen program, Milli Eğitim Bakanlığının "Maarif’in Kalbinde Ramazan" etkinlikleri kapsamında gerçekleştirildi. Bu yıl 16.’sı gerçekleştirilen Geleneksel Çocuk İftarı Sındırgı İmam Hatip Ortaokulu ev sahipliğinde yapıldı. Okul bahçesinde kurulan iftar sofrasında öğrenciler bir araya gelirken, ortaya samimi ve renkli görüntüler çıktı. Geceye Doğukan Koyuncu da katılarak öğrencilerle aynı sofrada orucunu açtı. Çocukların heyecanı ve mutluluğu objektiflere yansırken, birlik ve beraberlik mesajları verildi. İftar sonrası sahne alan öğrenciler, seslendirdikleri ilahilerle büyük beğeni topladı. Geleneksel Ramazan etkinlikleriyle program adeta şenlik havasına dönüştü. İlçe Milli Eğitim Müdürü Muzaffer Çakır, ilçede 16 yıldır düzenlenen geleneksel çocuk iftarının bu yıl da coşkuyla gerçekleştirildiğini belirterek, "Öğrencilerimizin tuttukları oruçları Allah kabul etsin inşallah" dedi. Sındırgı’da düzenlenen program, Ramazan’ın paylaşma ve dayanışma ruhunu bir kez daha gözler önüne serdi.