DÜNYA - 12 Temmuz 2025 Cumartesi 12:17 | Son Güncelleme : 12 Temmuz 2025 Cumartesi 12:21

Hindistan'da 270 kişinin öldüğü Air India uçak kazasında ön rapor tamamlandı

A
A
A
Hindistan'da 270 kişinin öldüğü Air India uçak kazasında ön rapor tamamlandı

Hindistan’da 270 kişinin hayatına mal olan Air India uçak kazasına dair ön rapor, faciaya "motorlara yakıt akışının kesilmesinin" neden olduğunu ortaya koydu. Raporda, yakıt kontrol anahtarlarının ikisinin de uçağın düşmesinden hemen önce kapalı konumda olduğu aktarıldı.

Hindistan’da 270 kişinin hayatını kaybettiği Air India uçak kazasının yankıları sürerken, facianın nedenine dair ön rapor tamamlandı. Hindistan Uçak Kazaları Soruşturma Bürosu'nun (AAIB) uçağın kara kutusundan elde edilen 49 saatlik uçuş verisi ve 2 saatlik kokpit sesi kayıtlarından yola çıkarak hazırladığı rapor, kazaya uçağın motorlarının yakıtsız kalmasının neden olduğunu ortaya koydu. Motorlara yakıt akışını sağlayan düğmelerin uçak 180 knot (yaklaşık 333 kilometre) hıza ulaştığında birer saniye arayla "çalıştır (run)" konumundan "kes (cutoff)" konumuna getirildiği kaydedildi. Raporda, "Kokpitten elde edilen ses kayıtlarında pilotlardan birinin diğerine neden yakıt akışını kestiğini sorduğu duyulmakta, diğer pilot ise böyle bir şey yapmadığını söylemektedir" ifadelerine yer verildi. Kısa bir süre sonra düğmelerin tekrar "çalıştır (run)" konumuna getirildiği, motorların yeniden çalışmaya başladığı sırada kazanın meydana geldiği ifade edildi. Kazanın hemen öncesinde pilotlardan birinin "mayday" (Acil durum çağrısı) yaptığı belirtilen raporda, ayrıca acil durumlar için kullanılan yardımcı güç ünitesi "Ram Air Turbine"ın uçağın kalkıştan sonraki ilk tırmanışı sırasında devreye girdiği ve uçağın henüz havalimanının sınır duvarını geçmeden önce irtifa kaybetmeye başladığı aktarıldı.

Hindistan'da 270 kişinin öldüğü Air India uçak kazasında ön rapor tamamlandı

Yakıt kalitesinin uçuşa uygun olduğu tespit edildi

Uçağın kaptan pilotunun 56 yaşında ve 15 bin saat üzerinde uçuş geçmişine sahip olduğu ifade edilirken, yardımcı pilotun ise 32 yaşında ve 3 bin 400 saatten fazla uçuş deneyimine sahip olduğu belirtildi. Enkazdan elde edilen verilere göre ekipman ayarlarının kalkışa uygun olduğunun tespit edildiği, uçağın yakıt kalitesinin de uçuşa uygun olduğu ifade edildi. Uçuş rotasında tehlikeye yol açacak bir kuş sürüsü hareketliliğinin de gözlenmediği aktarıldı. Raporda ayrıca sol motorun 26 Mart’ta, sağ motorun ise 1 Mayıs’ta uçağa takıldığı bilgisi yer aldı.

Hindistan'da 270 kişinin öldüğü Air India uçak kazasında ön rapor tamamlandı

270 kişi hayatını kaybetmişti

Hindistan'ın batısındaki Ahmedabad kentinden Londra'ya gitmek üzere 12 Haziran'da havalanan Air India şirketine ait Boeing 787 Dreamliner tipi yolcu uçağı kalkıştan kısa süre sonra bir binanın üzerine düşmüştü. Air India, uçakta bulunan 242 kişiden 241’inin hayatını kaybettiğini açıklamıştı. Uçağın düştüğü bölgede yaşanan can kayıpları ile birlikte ölü sayısının en az 270 olduğu bildirilmişti.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İzmir İzmir Körfezi’in temizliği için takviye güç İzmir Büyükşehir Belediyesi, İzmir Körfezi’ndeki temizlik çalışmalarını güçlendirmek için beş amfibi aracı hizmete alıyor. Sığ ve erişilmesi zor kıyı alanlarında da çalışabilen araçlarla deniz marulu yoğunlaşmalarına hızlı müdahale edilerek ekolojik dengenin korunması hedefleniyor. İzmir Körfezi’nde temizlik çalışmalarını yoğunlaştıran İzmir Büyükşehir Belediyesi, bu doğrultuda filosunu güçlendirmeyi sürdürüyor. Belediyenin iştiraki İZDENİZ, körfezde yürütülen temizlik çalışmalarını desteklemek ve deniz marulu yoğunlaşmalarına daha hızlı müdahale edebilmek amacıyla beş adet amfibi temizlik aracını bünyesine kattı. Gediz Nehri’nin taşıdığı kirleticiler ve havza kaynaklı besin yükü nedeniyle son yıllarda körfezde deniz marulu (makroalg) yoğunlaşmaları daha sık görülürken, yeni araçlarla bu yoğunlaşmanın önüne geçilmesi hedefleniyor. Alg patlamalarına neden oluyor Gediz Nehri’nin su kalitesi, Tarım ve Orman Bakanlığı Su Yönetimi Genel Müdürlüğü verilerine göre 3. sınıf, yani kirli su seviyesinde bulunuyor. Özellikle azot ve fosfor gibi besin maddelerindeki artış, deniz marulu gelişimini hızlandırarak kıyı alanlarında geniş yayılımlara yol açıyor. Yapılan saha çalışmalarında, sığlaşmanın belirgin olduğu Mavişehir ile Foça arasında yaklaşık 4 milyon metrekareyi aşan alanın köksüz deniz marullarıyla kaplandığı tespit edildi. Deniz marulları parçalanıp ayrıştığında suya önemli miktarda besin yükü bırakıyor; bu durum da mikroalg patlamaları (alg bloom) olarak adlandırılan çevresel olayları tetikleyebiliyor. Alg patlamaları ise su kalitesinin bozulmasına, kötü koku oluşumuna ve balık ölümlerine neden oluyor. Yeni alınan amfibi temizlik araçlarıyla deniz marulu yoğunlaşmalarına erken müdahale edilmesi ve kıyı bölgelerinde oluşabilecek çevresel etkilerin azaltılması hedefleniyor. Denizde ve karada hareket edebiliyor Denizde ve karada hareket edebilme özelliğine sahip olan bu araçlar, paletli yapıları sayesinde özellikle sığ kıyı alanlarında ve erişilmesi zor bölgelerde yüksek manevra kabiliyetiyle çalışabiliyor. Araçların ön kısmında bulunan süzgeç tipi kepçe sistemi, su yüzeyinde biriken deniz marulu ve benzeri organik materyallerin etkin biçimde toplanmasını sağlıyor. Toplanan materyaller daha sonra uygun yöntemlerle bertaraf edilerek çevreye yeniden karışmasının önüne geçiliyor. Bu araçların en önemli avantajlarından biri de, kıyıya yakın sığ alanlarda ve lagün benzeri bölgelerde karadan denize kesintisiz şekilde çalışabilmeleri ve temizlik faaliyetlerinin sürekliliğini sağlamaları. Ekolojik dengenin korunmasına katkı sağlayacak Büyükşehir Belediyesi bünyesinde hizmet veren 2 amfibi araca ilave olacak 5 amfibi temizleme aracı kısa bir süre sonra Körfez’de hizmet vermeye başlayacak. Deniz suyu seviyesinin hızlı değiştiği dönemlerde yüzeye çıkan deniz marullarının hızlı bir şekilde toplanması, tekrar deniz su seviyesi yükselmeden müdahale edilmesi önem taşıyor. Su seviyesi yükseldiğinde deniz marulları parçalanıp mikro alg patlamasını tetikliyor. Bu nedenle deniz suyu seviyesinin düştüğü dönemde hızlı bir şekilde daha çok araç ile müdahale edilmesi önem arz ediyor. Deniz maruluna hızlı müdahale İZDENİZ Genel Müdürü Gökhan Marım, "Körfezde ciddi miktarda deniz marulu oluşuyor. Bunun başlıca nedeni Gediz Nehri ve eski yatağı olan Ağıl Deresi. Ağıl Deresi’nden Gediz Nehri’nin ana yatağına kadar uzanan hatta yıllardır sediment birikiyor. Bu birikim; sığlaşma ve su kalitesi sorunlarıyla birlikte deniz marullarının oluşması için elverişli bir ortam yaratıyor. Deniz marulları çürüdüğünde balık ölümlerine ve kötü kokuya yol açan mikroalg patlamalarını tetikliyor. Bu nedenle yüzeye çıkan marulların hızla toplanması gerekiyor. Sürenin kısıtlı olması nedeniyle araç kapasitemizi artırdık ve bu kapsamda amfibi araçları filomuza dahil ettik. Bu araçlarla birlikte toplam amfibi sayımız 7’ye ulaştı. Önümüzdeki yaz, balık ölümleri ve koku sorunlarının önüne geçmek için deniz marullarını düzenli olarak toplayacağız. Deniz marulları genellikle bahar aylarında oluşup kasım ayında dağılıyor; yaz boyunca ise sık sık yüzeye çıkıyor ve suyun rengini olumsuz etkiliyor. Deniz marulu oluştuğu anda müdahaleye hazırız" dedi.
Kütahya Kütahya’da "Türk Dünyasının Ortak Değerleri" sahnelendi Kütahya Gençlik Merkezi ev sahipliğinde düzenlenen "Türk Dünyasının Ortak Değerleri" programı, yoğun katılımla gerçekleştirildi. "Geleneksel Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasıyla hazırlanan etkinlikte, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne uzanan geniş Türk coğrafyasının kültürel mirası sahneye taşındı. Açılış konuşmalarında Türk kültürünün köklü geçmişine ve milletleri birbirine bağlayan güçlü bağlara vurgu yapıldı. Etkinlik, İsmail Gaspıralı’nın "Dilde, fikirde, işte birlik" şiarından ilham alınarak hazırlandı. Anadolu’dan Kazakistan’a, Özbekistan’dan Kırım’a uzanan geniş bir coğrafyanın gelenekleri tek sahnede buluşturuldu. Konuşmalarda, kültürel değerlerin korunmasının bir sorumluluk olduğuna dikkat çekilerek "Türk’ün töresi yaşarsa, cihan nefes alır" mesajı verildi. Program kapsamında, Türk tarihinin ritüellerinden biri olan demir dövme geleneği canlandırıldı. Protokol üyeleri örs üzerinde demir döverek birlik ve beraberlik mesajı verdi. Bu anlar katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi. Etkinlikte ayrıca "Anadolu Bereket Sofrası" kuruldu. Türkiye, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırım Tatarları, Uygur ve Kırgız kültürlerine ait bahar ritüelleri; semeni, boyalı yumurta, kırmızı elma ve bereket suyu gibi sembollerle tanıtıldı. Geleneksel niyet manileriyle kadim kültür yaşatıldı. Program boyunca sahnelenen gösteriler izleyicilere unutulmaz anlar yaşattı. Mistik Şaman dansları, Kazak ezgisi "Akkuşum" ve Azerbaycan’a özgü müzikler büyük beğeni topladı. Ayrıca Azerbaycan’ın "Naz Eyleme" dansı ile Anadolu’nun simgesi zeybek oyunu sahnelendi. Şiir konserinde ise Abdurrahim Karakoç’un "Anadolu’da Bahar" şiiri ile Ziya Gökalp’in "Ergenekon" eseri izleyicilerle buluştu. Programın finalinde sahne alan Azerbaycan Halk Tiyatrosu; Bahar Kızı, Köse ve Keçel gibi karakterlerle izleyicilere hem eğlenceli hem düşündürücü anlar yaşattı. Etkinlik, Türk dünyasının birlik ve beraberliğini belgeleyen eserlerin seslendirildiği konserle sona erdi.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi yağışlı havaya rağmen bayramda 13 bin kişi ağırladı Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde, Roma İmparatorluğu döneminde "askeri yerleşim" olarak kullanılan, arkeolojik kazılarla geçmişe ışık tutan 3 bin yıllık Zerzevan Kalesi, 3 günlük bayram tatilinde yağışlı havaya rağmen 13 bin kişi ağırlarken, 35 kadın ise toprak altındaki tarihi yapıyı gün yüzüne çıkartıyor. Zerzevan Kalesi, Çınar ilçesi Diyarbakır-Mardin kara yolu üzerinde yer alıyor. Kazı - restorasyon çalışmaları Prof. Dr. Aytaç Coşkun’un başkanlığında 2014 yılında başladı. Roma’nın sınır garnizonu olan Zerzevan Kalesi’nin tarihi 3 bin yıl öncesine Asur Dönemine (MÖ 882-611) kadar gidiyor. Pers Döneminde de (MÖ 550-331) Kral Yolu üzerinde bulunan yerleşim alanı yol güvenliğinin sağlanması amacıyla kullanılmış. Buluntular, alanın Parth (MÖ 140-85), Geç Hellenistik ve Erken Roma Dönemlerinde MÖ 2. yüzyıldan MS 3. yüzyıla kadar kullanıldığına işaret ediyor. Roma Döneminde MS 3. yüzyılda Severuslar Döneminde (MS 198-235) asıl büyük askeri yerleşim inşa edildi. Yerleşimin surları ve yapıları Anastasios I (MS 491-518) ve Justinianos I (MS 527-565) dönemlerinde onarılarak, bazı yapılar ise yeniden inşa edilerek mevcut son haline getirildi. 639 yılında İslam ordularının fethine kadar yerleşim kesintisiz kullanılmış. Yeni başlayan çalışmalar ulusal ve uluslararası alanda büyük yankı uyandırmış, şu anda yerli ve yabancı turistlerin yoğun ziyaret ettiği bir ören yeri haline geldi. Dünyanın en iyi korunmuş askeri yerleşimde dünyanın en iyi korunmuş Mithras Kutsal Alanı ortaya çıkarıldı. Bu yapılar kompleksi Roma’nın doğu sınırındaki ilk kutsal alanı olarak biliniyor. Bin 200 metre uzunluğunda, 15-18 metre yüksekliğinde surlarla çevrelenmiş askeri yerleşimde, kamu yapılarının bulunduğu güney alanda, 24 metre yüksekliğinde gözetleme ve savunma kulesi (güney kule), kilise, yönetim binası, Arsenal, kaya sunağı gibi mimari kalıntılar yer alıyor. Kuzeyinde ise cadde-sokaklar ve konutlar takip ediyor. Konutların bulunduğu alanda aynı zamanda su sarnıçları, yeraltı kilisesi, yeraltı kutsal yapısı, dünyada bulunmuş son, Roma’nın doğu sınırındaki ilk Mithras kutsal alanı tespit edildi. Surların dışında ise yerleşime su sağlayan kanallar, sunu çanakları ve taş ocakları, nekropol alanında ise kaya mezarları ve tonozlu mezarlar dikkati çekiyor. Zerzevan Kalesinde hem yer üstü hem de büyük bir yer altı şehri bulunuyor. Zerzevan Kalesi ve Mithras Kutsal Alanı 2020 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine girdi. Asıl liste için de çalışmalar Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Karacadağ Kalkınma Ajansı tarafından yürütülüyor. Yapının bu yıl Dünya Mirası olması planlanıyor. Tarihi yapı, yılda 400 bin yerli ve yabancı turist ağırlarken kale, 3 günlük bayram tatilinde ise yağışlı havaya rağmen 13 bin kişi ağırladı. Yapıya her geçen gün ziyaretçiler gelirken, kazı alanında ise 35 kadın, proje kapsamında tarihi yapıdaki eserleri gün yüzüne çıkartıyor. Kazı Başkanı Prof. Dr. Aytaç Coşkun, bu yıl ilk defa İŞKUR’un "İş Gücü Uyum Projesi" kapsamında 35 kadının Zerzevan Kalesinde çalıştığını söyledi. Bu kadınların yanı baştaki köylerden geldiğini belirten Kazı Başkanı Prof. Dr. Aytaç Coşkun, hem ilk olması hem de kadın istihdamı açısından projenin oldukça önemli olduğunu ifade etti. Coşkun, İŞKUR ve Çınar Kaymakamlığının ortaklaşa projesi olduğunu belirterek, "35 kadın, tarihe ışık tutuyor. Kadın istihdamı ülkemizde ve bölgemizde oldukça önemli. Hem iş gücü uyum programı, hem aldıkları eğitimler, bunula birlikte tabii ki tarihe ışık tutmaları, bununla birlikte yine ekonomik açıdan evlerine katkı sunmaları oldukça önemliydi. Zerzevan Kalesinin en hassas noktasında çalışıyorlar. Burası askerlerin ve sivillerin kaldığı konutlar. Aslında en çok arkeolojik bulgunun ortaya çıkarıldığı yerler. Oldukça hassas çalışılması gereken yerler. Şu an buraya kadın eli değdi" dedi. "Önümüzdeki yıldan itibaren 700 bin ziyaretçi bekliyoruz" Zerzevan Kalesinin yılda ortalama 400 bin kişinin ziyaret ettiği bir yer olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Coşkun, "Bu yıl ziyaretçi sayısının artmasını bekliyoruz. Bayramda bölgemiz yağışlıydı. Ama buna rağmen çok sayıda tur Zerzevan Kalesindeydi. Çünkü Zerzevan Kalesi birçok tur programında. Türkiye’nin her yerinden ve yurt dışından turlar Zerzevan Kalesini ziyaret etti. Önümüzdeki yıldan itibaren 700 bin ziyaretçi bekliyoruz. Bu sayı giderek artacak en az 1 milyona ulaşacağını düşünüyoruz. 3 günlük bayram sürecinde yaklaşık 13 bin kişi Zerzevan Kalesini ziyaret etti. Bu yoğun yağışa rağmen" diye konuştu. "Kadınlar her şeye meraklı, daha detaycıyız" Kazı ekibindeki kadınlardan Eylem Atan, Demirölçek köyünde oturduğunu, mahallede böyle bir işin sunulmasının kendileri için çok iyi olduğunu söyledi. Ailelerine katkıda bulunduklarını kaydeden Atan, "Ayaklarımızın üzerinde duruyoruz. Bu, bize mutluluk veriyor. Buranın tarihi yer açısından önemli bir yere sahip olduğunu biliyorduk. Ama bu kadarını bilmiyorduk. Kazı işleri başladıktan sonra daha çok ünlendi. Eserler bulundu, bu eserlerin bize de mutluluk heyecan veriyor. Ayrıca o döneme ait eserler bulabileceğimiz için biz de mutluyuz, heyecanlıyız. Kadınlar her şeye meraklı, daha detaycıyız. Çalışabilir miyiz dedik. Şimdi görüyoruz, hepimiz çalışıyoruz, yapabiliyoruz. Bazılarımız kazma ile kazıyor, kürek, mala ile kovalarımıza dolduruyoruz. O işlemeleri yaparken çok yavaş, çok detaylı bir şekilde yapıyoruz" şeklinde konuştu.