DÜNYA - 12 Ekim 2025 Pazar 12:15 | Son Güncelleme : 12 Ekim 2025 Pazar 12:23

Kıbrıs gazisi Yıldırım, Erenköy Direnişi'ni anlattı

A
A
A

Kıbrıs gazisi Ahmet Yıldırım, 1964'te öğrenciyken cepheye katıldığı Erenköy Direnişi'ni ve 1974 Barış Harekâtı'nı anlattı. Yıldırım, "Ölümü kabullenmiştik. Türkiye'den uçaklar geldiğinde içimize yeniden yaşama sevinci doldu" dedi.

Kıbrıs'ta 1964 yılında Rum ve Yunan birliklerinin Türk köylerine yönelik saldırıları artarken, stratejik öneme sahip Erenköy bölgesi günlerce ağır kuşatma altında kaldı. Türkiye'den gizlice gelen, aralarında doktor, mühendis ve hukukçu adayı yüzlerce Kıbrıslı üniversite öğrencisinin savunduğu bölgede, sayı ve teçhizat bakımından üstün düşman güçlerine karşı büyük bir direniş sergilendi. O öğrencilerden biri olan Kıbrıs gazisi Ahmet Yıldırım, "Komutansız, az silahla, kuşatma altında günlerce dayandık. Ölümü kabullenmiştik. Türkiye'den uçaklar geldiğinde yeniden doğmuş gibiydik" sözleriyle tarihe geçen direnişi anlattı.

21-27 Aralık'ın Şehitler Haftası olduğunu ifade eden Yıldırım, "İlk önce Aralık ayında Lefkoşa'nın Tahkale bölgesinde 3 Türk'ün öldürülmesiyle başlar" dedi. Bu olaydan 3-4 gün sonra doktor binbaşının hanımının ve çocuklarının Lefkoşa'nın Kumsal bölgesinde katliam olayları ile devam ettiğini kaydeden Yıldırım, "Bizler Türkiye'nin büyük şehirlerinde, Ankara, İstanbul, Eskişehir gibi büyükşehirlerin üniversitelerinde okuyan gençler, doğru düzgün haber alamıyoruz, tedirgin oluyoruz ve Kıbrıs'a gelmek istiyoruz. Halkı galeyana getirmek için mitingler yapıyoruz. Daha sonra bizi bir haftalık 2 haftalık eğitim kamplarına alıyorlar bizler 31 Mart 1964'te Erenköy'e çıkmaya başlarız" ifadelerini kullandı.
Yıldırım, 6 ay içinde 535 üniversiteli gencin Erenköy'e ulaştığını kaydeden Yılmaz, yaşananları duygu dolu gözlerle anlatırken, Türkiye'den hiçbir komutanın başlarında bulunmadığını, 31 Temmuz'da en son 60 kişilik öğrenci grubunun geldiğini sözlerine ekledi.

Kıbrıs gazisi Yıldırım, Erenköy Direnişi'ni anlattı

"A4 mekanizması kıpkırmızı oldu, fırlamasın diye terden ıslanan gömleğimi çıkarıp mekanizmaya bastırıyorum"

Mevzilerin kötü bir halde olduğunu kaydeden Yıldırım, Ağustos'un ilk haftasında Rumların ve Yunanlıların tam teçhizatlı bir şekilde 10-12 bin civarında askerle Erenköy'e saldıracakları haberini aldığını ifade ederek, "Biz kara kara düşünmeye başlıyoruz, başımızda komutan yok. Allah'ın bir lütfu olacak ki 31 Temmuz gecesi Rıza Vuruşkan geliyor. Rıza Vuruşkan bütün cepheleri dolaşıyor ve görüyor ki durum çok vahim, mevziler düzene sokulduktan sonra Ağustos'un ilk günlerinde Rumlar saldırıya geçiyor. Erenköy'den hariç 4 küçük köy daha var çevrede. Rıza Vuruşkan harp tecrübesi olduğu için 27 kilometre alanı tutamayacağımızı, çok zaiyat vereceğimizi idrak ettiğinden bu 4 köyün geri çekilme emri veriliyor. 7'yi 8'e bağlayan gece bütün çoluk çocuk aileleriyle birlikte mücahitlerin eşliğinde Erenköy'e çekiliyor. 8 Ağustos sabahı Rumlar ve Yunanlılar var güçleriyle saldırıyorlar. Özellikle Paşiammo köyünden 4 tank geliyor, birinci tan köprü başına geldiği zaman bir arkadaşımız tesadüfen ilk atışta vuruyor ve köprü başında asılı kalıyor. Diğer geride kalan 3 tank geçemiyor, başka geçit de yoktur. Çünkü derin vadi vardır, Paşiammo'yu Erenköy'e bağlayan sadece o köprüdür. Geriye kalan 3 tank geri çekiliyor, benim bulunduğum havan tepesinde yaylım ateşine başlıyor. Piyade birlikleri de hücuma geçiyor. O gün ben 4 saat içinde 14 kasa mermi attım ve A4 mekanizması kıpkırmızı oldu, fırlamasın diye terden ıslanan gömleğimi çıkarıp mekanizmaya bastırıyorum ve atışlarıma devam ediyorum" ifadelerini kullandı.

Rauf Raif Denktaş'ın sürekli görüşmeler yaptığını ve Türkiye'den uçakların gelmesini yalvarırcasına ricada bulunduğunu dile getiren Ahmet Yıldırım, "Denktaş Bey, eğer Türkiye mücbir sebeple gelemeyecekse biz sabaha kadar ya dayanırız ya da dayanamayız vatan sağ olsun diyor telsizi kapatıyor" diyerek Türkiye'den uçakların gelmesine ilişkin anları yutkunarak anlattı.

"Havan mermileri, top mermileri uçak savar mermileri havada çarpışıyordu"

"Gerçekten de 10 dakika sonra 4 adet F-104 uçağı semalarımız uçmaya başlar, yeri göğü inletecek şekilde ses hızını aşıyorlar" diyen Yıldırım, açıklamasını şu şekilde sürdürdü:

"20 dakikalık uçuş sonrasında hiç atış yapmadan geri gidiyorlar. Biz bir telaş içinde var gücümüzle savaşmaya devam etmeye mecburuz. Çünkü karşıdan o kadar mermiler geliyor ki havan mermileri, top mermileri, uçak savar mermileri havada çarpışıyordu. Yanı başımızda şehitlerimiz var bakamıyoruz, yaralılarımız var bakamıyoruz. Mevzileri boşaltamıyoruz. Bu ahval ve şerait içinde adeta bir mahşer gününe dönüşmüştü ama 15 dk sonra yine semalarımızda 64 uçak görüldü ve bu 64 uçaktan 4'er 4'er ayrılarak Rum mevzilerini hallaç pamuğu gibi atmaya başlar"

"Aradan 61 yıl geçmesine rağmen o günleri yaşadığım için duygulanıyorum"

Yaşanan çatışma anlarında hislerini anlatan Ahmet Yıldırım, "O an bir ara tabi uçaklar gelmeden önce hepimiz ölümü kabullenmiş ve o şekilde hareket etmeye başlamıştık. Uçaklar geldikten sonra büyük bir heyecan büyük bir heves var olma hissi içimizde doğdu ve can havli savaşmaya devam ediyoruz. Aradan 61 yıl geçmesine rağmen o günleri yaşadığım için duygulanıyorum. Getirmiş olduğum gruplara anlatırken içimde ağlamak geliyor o kadar heyecanlanıyorum" dedi.

"Hepimiz elimizin tersiyle geleceğimizi hiçe sayarak vatan uğruna bile bile ölmeye hazır gelen bir öğrenci grubuyuz"

1974 Kıbrıs Barış Harekâtını anlatan Yıldırım, "20 Temmuz 1974'te Barış Harekâtından önce 16 Ağustos 1960'da Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu, 3 garantör devlet vardır. Türkiye, Yunanistan ve İngiltere. Türkiye'nin üç tarafı denizlerle çevrili olmasına rağmen kendi adına bir çıkarma gemisi yoktu. Bir savaşa girecek olsa NATO'daki askeri, NATO'nun uçağını, silahını, gemisini kullanacak. Dolayısıyla NATO buna izin vermiyordu. Bütün bu şartlar altında Ecevit ve Erbakan kelleyi koltuğa alarak 20 Temmuz sabahı 'Ayşe tatile çıksın' mesajıyla harekât başlıyor" dedi.

Karaoğlanoğlu Şehitliği'nde yatanların bir kısmının çıkarma sırasında şehit olanlar olduğunu dile getiren Yıldırım, "Bizim olayımız dünya tarihinde emsal görülmemiş bir olaydır. Bizler Türkiye'mizin en büyük şehirlerinde okuyan Kıbrıslı öğrenciler 3 ay, 5 ay, 1 yıl sonra mezun olacak, doktor olacak, avukat olacak, mühendis, öğretmen olacak. Hepimiz elimizin tersiyle geleceğimizi hiçe sayarak vatan uğruna bile bile ölmeye hazır gelen bir öğrenci grubuyuz. Kaçak yollarla Erenköy'e çıktık, mühimmat tekneleriyle, 9 metrelik balıkçı tekneleriyle çıktık. Bir haftalık eğitimlerle çıktık ve karşımızda 12 bin Yunan, Rum askeri tam teçhizatları alarak saldırıyor bize. Biz ölümü kabullenmiştik zaten. Onun için o mücadeleyi verdik Çanakkale'deki gibi. Çanakkale'de nasıl cepheye öğrencileri cepheye sürdüler biz de aynen onu örnek alarak Erenköy'e can fedasına çıkmaya başladık" diyerek yaşananları anlattı.

Kıbrıs gazisi Yıldırım, Erenköy Direnişi'ni anlattı

Yıldırım, benzer bir olay yaşansa yine aynısını yapacağını sözlerine ekledi.

Yaprak Mutlu - Lokman Sarıkurt

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Rize Bakan Kacır: "En fazla bilimsel yayın üreten ülkeler arasında 22’nci sıradan 14’üncü sıraya yükseldik" Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nin 20. kuruluş yıl dönümü etkinliklerine katılmak üzere Rize’ye geldi. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi’nin (RTEÜ) 20. kuruluş yıl dönümü dolayısıyla düzenlenen kutlama programına katılmak üzere Rize’ye geldi. RTEÜ bünyesinde kurulan Milli Teknoloji Atölyesi’nin açılışını da gerçekleştiren Kacır’a Rize Valisi İhsan Selim Baydaş, Rize milletvekilleri Harun Mertoğlu ve Muhammed Avcı, Rize Belediye Başkanı Rahmi Metin, RTEÜ Vakfı Başkanı Nusret Bayraktar, İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan ile birlikte ilgililer, öğrenciler, akademisyenler eşlik etti. Açılışın ardından 20. kuruluş yıl dönümü programına geçen Kacır, burada yaptığı konuşmada Türkiye’nin bilim ve teknoloji temelli kalkınma yolculuğuna vurgu yaparak "Dünya genelinde en fazla bilimsel yayın üreten ülkeler arasında 22’nci sıradan 14’üncü sıraya yükseldik. 2002’de 414 olan yerli patent başvuru sayısı geçtiğimiz yıl 11 bin 394’e ulaştı. Yerli patent başvurularında dünyada 10’uncuyuz. Kadın buluşçu oranında dünya birincisiyiz. 2002’den bu yana Türkiye’nin Ar-Ge harcamalarını 1,2 milyar dolardan 19,9 milyar dolara yükselttik" dedi. Bakan Kacır konuşmasının devamında, "Kendi insansız hava araçlarını, füzelerini, mühimmatını, jet motorlarını, savaş uçaklarını, helikopterlerini, uydularını, radar ve elektronik harp sistemlerini geliştiren ve üreten bir ülkeyiz. Bizlerden neyi esirgiyorlarsa onun daha iyisini yerli ve milli olarak geliştiriyor, üretiyoruz. Milletimizin 60 yıllık yerli ve milli otomobil özlemini; akıllı ve elektrikli otomobilimiz Togg’la gerçeğe dönüştürdük. 2006’da kurulan Recep Tayyip Erdoğan Üniversitemizin araştırma ve bilim üretme kapasitesi, Anadolu şehirlerimizin Türkiye’nin bilim ve araştırma yolculuğuna güç kattığının en somut göstergesidir. Bugüne kadar TÜBİTAK bursları kapsamında üniversitemizdeki bin 29 öğrenci ve araştırmacıya yaklaşık 227 milyon lira destek verdik. Üniversitemizin 162 projesine 423 milyon lira destek sunduk. DOKAP ve Doğu Karadeniz Kalkınma Ajansı eliyle projelere 75 milyon lira kaynak sağladık" ifadelerini kullandı. "Hamdolsun epey bir mesafe aldık" Programda konuşan İlim Yayma Cemiyeti Mütevelli Heyet Başkanı Bilal Erdoğan ise üniversitenin ilk yıllarında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın adına yakışır bir üniversite kurmakta çok zorlanacaklarını düşündüğünü dile getirerek, "Cumhurbaşkanımızın ismi bu üniversiteye değil İstanbul’da bir üniversiteye verilecekti. Doğrusu ben de İstanbul’da bir üniversiteye verilmesini çok arzu ediyordum. Ama Rize daha hızlı hareket etti, senato daha erken karar aldı, biraz emrivaki oldu ve Cumhurbaşkanımız da ’tamam, seve seve’ dedi. Vakfın kurulduğu ilk yıllarda da muhalefet ettim ben. Dedim ki; ’Cumhurbaşkanımızın adına yakışır üniversiteyi Rize’de yapmakta çok zorlanacağız, nasıl olacak bu iş?’ Hamdolsun epey bir mesafe aldık. Cumhurbaşkanımızın adına yakışır bir üniversite olmaya her zamankinden daha yakınız. Çalışmaya devam edeceğiz ve gerçekten Rize’de dünya çapında bir araştırma üniversitesini var etmek için biz vakfımız olarak bütün Rize’nin enerjilerini, Cumhurbaşkanımızın tabii ki desteğini arkamıza alarak harekete geçirmeye çalışmaya devam edeceğiz" dedi. Program, akademisyenlere ödüller verilmesiyle sona erdi.
Malatya Malatya’da İnönü Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’ne erişilebilirlik ödülü İnönü Üniversitesi Merkez Kütüphanesi "Erişilebilirlik Bayrağı" almaya hak kazandı. Malatya’da, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü Erişilebilirlik İzleme ve Denetleme Komisyonu’nun yaptığı incelemeler sonucunda İnönü Üniversitesi Merkez Kütüphanesi, "Mekânda Erişilebilirlik Bayrağı" ve "Erişilebilirlik Belgesi" alma başarısı elde etti. Düzenlenen bayrak ve belge takdim törenine İnönü Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Akpolat, Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürü Ali Sait Çeçen, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Mehmet Sağlam, Prof. Dr. Ali Özer, Prof. Dr. Süleyman Nihat Şad, Genel Sekreter Abuzer Kalkan, Genel Sekreter Yardımcıları Ömer Çelik ile Yaşar Kalkan, Yapı İşleri Daire Başkanı Gülşen Dayı, Engelsiz İnönü Koordinatörü Orhan Şahin ve Kütüphane ve Dokümantasyon Daire Başkanı Neziha Üstüner katıldı. Tören öncesinde konuşan İl Müdürü Ali Sait Çeçen, Malatya’da erişilebilir kurum sayısını artırmayı hedeflediklerini belirterek, erişilebilirliğin toplumsal yaşam açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Çeçen, sürece katkı sunan üniversite yönetimine teşekkür etti. Rektör Prof. Dr. Nusret Akpolat ise elde edilen başarıdan duyduğu memnuniyeti dile getirerek, emeği geçen tüm birimlere teşekkür etti. Konuşmaların ardından İl Müdürü Ali Sait Çeçen tarafından Rektör Prof. Dr. Nusret Akpolat’a "Mekânda Erişilebilirlik Bayrağı" ile "Erişilebilirlik Belgesi" takdim edildi.