KENT HABERLERİ - 12 Ekim 2016 Çarşamba 08:46

'Mitolojinin Poetikası' Beyoğlu’nda sanatseverlerle buluştu

A
A
A
'Mitolojinin Poetikası' Beyoğlu’nda sanatseverlerle buluştu

Beyoğlu Belediyesi, kültür ve sanat sezonunu Ahmet Güneştekin’in 'Mitolojinin Poetikası' sergisi ile açtı. Mitoloji ve kültür kavramları üzerine odaklan sergiye vatandaşların yanı sıra Dünya Yerel Yönetimler ve Şehirler E-devlet Organizasyonu üyesi belediye başkanları ve temsilcileri de yoğun ilgi gösterdi.

Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, Beyoğlu’nda kültür ve sanat sezonunu Ahmet Güneştekin’in 'Mitolojinin Poetikası' isimli sergisi ile açtı. Beyoğlu Belediyesi Sanat Galerisinde gerçekleşen açılışa, dünyanın dört bir yanından WeGo (Dünya Yerel Yönetimler ve Şehirler E-devlet Organizasyonu) üyesi belediye başkanları ve temsilcileri de katılarak Beyoğlu’ndaki kültür ve sanat etkinliklerini destekledi. Öte yandan iş ve sanat dünyasından Galatasaray Spor Kulübü eski Başkanı Adnan Polat, Fenerbahçeli eski futbolcu Rüştü Reçber'in eşi Işıl Reçber, Anadolu Ateşi'nin Genel Sanat Yönetmeni Mustafa Erdoğan gibi isimler de geceye katılarak, sergiye ilgi gösterdi. Açılış sonrası Başkan Demircan, beraberindeki katılımcılarla birlikte sergiyi gezdi.

"Ahmet Güneştekin, hayran olduğum sanatçılardan biri"
Mitolojinin Poetikası isimli serginin kültürel anlamda Beyoğlu’na değer katacağını düşündüğünü belirten Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircan, "Ahmet Güneştekin 2016’nın güz sezonunda kültür ve sanat etkinliklerine start verdiğimiz değerli bir sanatçımız. Beyoğlulu, Şişhane’de mekanı var. Ben kendisini çok beğeniyorum hayran olduğum sanatçılardan biri. Hem geçmiştir hem gelecektir. Ele aldığı yorumlayış biçimi, ele alışı, mitolojisi Anadolu’yu anlatır. Ama bir sanatçı olarak işi yorumlaması, ele alış tarzı ve tabloya intikali tasarımcılara ve mimarlara ilham kaynağı olacak düzeydedir. Dolayısıyla hem sanatın ruha hitap eden tarafını güçlü yorumlar ve hem de endüstriyel tasarıma ilham verecek şekilde güçlü bir ressamdır. Beyoğlu’nda varlığından gurur duyuyorum. Böyle bir etkinlikle bizimle olmuş olmasından da mutluyum, kendisine teşekkür ediyorum" diye konuştu.

"Sergide, Türkiye’de yaşayan insanların hikayelerine ait eserler seçildi"
Sanatçı Ahmet Güneştekin ise, "Beyoğlu benim için çok anlamlı. 1991 yılından beri buradayım ve bir Beyoğlu sanatçısıyım. Bu yılki sanat sezonunu 5 yıl aradan sonra ilk defa Türkiye’de, burada yapmış olduk. Benim için New York’ta ya da Avrupa’nın bir şehrinde sergi açmak kadar büyük ve keyifli bir sergi oldu. Özellikle seçtiğimiz eserler tamamen buranın kültürel dokusuna uygun. Çünkü Beyoğlu bir anlamda aslında Türkiye’nin küçük bir özeti gibi. Anadolu’nun her tarafından gelen insanlar her inanışta, her dilde konuşan insanların toplandığı bir kültür coğrafyası. O açıdan da o seçilen eserler, renkler, hikayeler. Biraz bu, Türkiye’nin Anadolu, Mezopotamya ve Yunan kültürüne ait, yani Türkiye’de yaşayan insanların hikayelerine ait eserler seçildi" şeklinde konuştu.

Emrah Kuş 

 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Van Van’dan Türkiye’ye Ramazan lezzeti: Van çöreği Van’da taş fırında pişirilen ve özellikle Ramazan ayında sahur sofralarının vazgeçilmezleri arasında yer alan Van çöreği yoğun ilgi görüyor. Ramazan ayının gelmesiyle birlikte kente özgü Van çöreği rağbet görüyor. Tereyağı, süt, şeker, maya, tuz ve unun belli oranlarda karıştırılmasıyla hazırlanan hamur, ustaların elinde şekillendirildikten sonra 350 derecelik taş fırınlarda pişirilerek sofralara ulaşıyor. Kendine has aroması ve kıvamıyla damak tadına hitap eden çörek, özellikle sahurda tok tutma özelliğiyle tercih ediliyor. Ramazan’la birlikte üretimin arttığını belirten fırıncılar, Van çöreğinin sadece kentte değil, ülkenin dört bir yanında yaşayan vatandaşlarca da talep gördüğünü ifade etti. Özenle paketlenen çörekler, kargo aracılığıyla farklı illere gönderiliyor. Yıllardır değişmeyen lezzetiyle Ramazan sofralarının baş köşesinde yer alan Van çöreği, hem kent ekonomisine katkı sağlıyor hem de geleneksel damak tadını yaşatmaya devam ediyor. İHA muhabirine konuşan çörek ustası Seyfettin Duman, 47 yıldır Van çöreği ürettiğini belirtti. İş yerinin ise 84 yıllık bir işletme olduğunu hatırlatan Duman, "1942 yılından bu yana burada hizmet veriliyor. Daha önce amcalarım işletiyordu, şu an ise ben devam ediyorum. Kaliteyi bozmadan o günden bugüne üretimimizi sürdürüyoruz. On bir ayın sultanı Ramazan bu yıl da bizler için güzel geçiyor. Vatandaşlarımız bu ayda da çöreğimizi tercih ediyor. Bu anlamda kendilerine teşekkür ediyoruz" dedi. "Ramazan ayında uzun süre tok tutuyor" Van çöreğinin diğer çöreklerden en büyük farkının tereyağı oranının yüksek olması olduğunu dile getiren Duman, "Diğer çöreklerin ekmekten çok farkı yok. Van çöreği ise bol tereyağlıdır. Ramazan ayında en çok sahur saatlerinde tercih ediliyor. Ramazan dışında da özellikle kahvaltılarda yoğun ilgi görüyor. Türkiye’nin her yerine kargo gönderiyoruz; ülkenin dört bir köşesine Van çöreği ulaştırıyoruz. Van çöreğini pasta gibi düşünebilirsiniz; acıktığınızda pasta yersiniz ama bu pastadan daha güzeldir. Zengin bir kahvaltı kültürümüz var. Özellikle otlu peynirle birlikte çok yakışıyor. Yağlı olduğu için de Ramazan ayında uzun süre tok tutuyor" diye konuştu.
Muş Muş’ta besicilerin asırlık geven otu geleneği sürüyor Muş’ta besiciler dededen toruna aktarılan geven otu geleneğini zorlu kış şartlarına rağmen sürdürüyor. Dağlardan toplanan ve kızaklarla taşınan geven otu, hem doğal yem kaynağı oluyor hem de önemli ölçüde yem tasarrufu sağlıyor. Kış mevsiminin sert geçtiği Muş’ta, yem maliyetlerinin yükselmesi hayvancılıkla uğraşan vatandaşları farklı çözümler üretmeye sevk ediyor. Özellikle saman fiyatlarının artmasıyla birlikte besiciler, doğadan temin edilebilen alternatif yemlere yöneliyor. Muş’un Alaniçi köyünde hayvancılık yapan Murat Gürtürk, sonbahar aylarında dağlık alanlardan topladıkları geven otunu kış mevsiminde hayvanlarına yem olarak veriyor. Yörede "guni" olarak bilinen geven otu, özellikle dağların yüksek kesimlerinde yetişiyor. Toplanan gevenler, kışa hazırlık amacıyla dağ yamaçlarında stoklanıyor. Kış mevsiminde ise kızaklarla taşınarak ahırlara getiriliyor. Biçilen gevenin dikenleri ateşte temizlendikten sonra baltayla küçük parçalara ayrılıyor ve saman yerine kullanılıyor. Özellikle ineklere verilen geven otunun faydaları ise saymakla bitmiyor. Besiciler, bu yöntem sayesinde hem yem maliyetlerinden tasarruf ediyor hem de geven otunun besin değeri sayesinde et ve süt veriminde artış sağlıyor. Alaniçi köyünde hayvancılıkla uğraşan besici Murat Gürtürk, çocukluğundan bu yana ailesiyle birlikte geven otu topladıklarını anlattı. Evin önünde hayvanları için gevenleri doğrayan Gürtürk, "Alaniçi köyünde yaşıyorum. 56 yaşındayım. Hatırladığım günden bu yana sürekli bu işle uğraşıyoruz. Geven otunu dağdan çıkarıyoruz. Orada ateş yakıyoruz, dikenlerini orada yakıyoruz, yine orada topluyoruz. Daha sonra kar yağınca kızaklarla köye indiriyoruz. Ahırın önüne getirip oradan küçük küçük doğrayıp davarlara yediriyoruz" dedi. Geven otunun son derece zor bir emekle elde edildiğine dikkat çeken Gürtürk, bu işin hiçbir kolaylığının olmadığını vurgulayarak, "Yalnız çok zor bir emektir. Bunun kolaylığı yoktur. Kardan dolayı ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Kar yağınca kızaklarla geven indirmek çok tehlikeli oluyor bazen. Kızak hızlanınca insanı altına alabilir. Yani gerçekten çok zor bir emektir ama tasarrufu da çoktur" ifadelerini kullandı. Yem olarak gevenin saman ve buğday kadar değerli olduğunu aktaran Gürtürk, en önemli özelliğinin ise doğal ve ücretsiz bir yem kaynağı olduğunu söyledi. Gürtürk, "Yem olarak hayvana birebirdir. Aynı saman gibi, buğday gibi değerlidir. Ama bedava, doğal bir alternatif yem çeşididir. Dedemizden beri bu işi sürekli yapıyoruz. Dedemiz yapmış, dedemizden sonra babamız yapmış. Babamızdan biz öğrendik, şimdi biz yapıyoruz. Böyle devam ediyor. Bakalım çocuklar da bu işi yaparlar mı, yapmazlar mı bilmiyorum. Bence yaparlar. Çünkü dede-baba mesleğidir. Mecbur yaparlar yani. Tahmin ederim birisi yapmazsa diğeri yapar. Mutlaka böyle devam edecek ama ne kadar gideceği belli değil" şeklinde konuştu. Sonbahardan bu yana geven otu sayesinde en az 6-7 ton saman tasarrufu sağladıklarını belirten Gürtürk, geveni özellikle büyükbaş hayvanlara yedirdiklerini aktararak, "Biz sonbaharda geven çıkardığımızdan bu zamana kadar en az 6-7 ton saman tasarrufu sağladık. Çünkü biz bunları hep büyükbaş hayvanlara yediriyoruz. Sonbahar gelince bunun tohumu var; döküldüğü zaman ikinci ya da üçüncü sene tekrar yeşeriyor. Ektiğin bir şey gibi yani. Bunun sonu gelmez. Birisi bittiyse on tane çıkar, on tane bittiyse yirmi tane çıkar. Öyle devam eder. Dağlarda çok var, bizim yaylalarda çok var. Yazın da hayvanlarımız bundan faydalanıyor. Bizim bölgede çayır az, ama hayvanlarımız sürekli bu gevenden faydalanıyor" diye konuştu.
Denizli Hobi olarak 4 koyunla başlayan kardeşler 600 hayvan sayısına ulaştı Denizli’de hobi amaçlı 4 Çeşme sakızı cinsi koyunla üretime başlayan iki kardeş, 6 yılda 600 küçükbaş hayvan sayısına ulaştı. Türkiye’nin sakız cinsi koyunlarının dokuz doğurmasıyla tanıdığı Atilla ve Cemil Doğan kardeşler, Pamukkale ilçesine bağlı Pınarkent Mahallesi’nde 2020 yılında başladıkları küçükbaş hayvan üretiminde büyük başarı elde etti. Koyunları üçüz, dördüz ve beşiz doğuran Doğan kardeşler, yakaladıkları verimle birçok kişinin dikkatini çekmeyi başardı. Atilla Doğan (47), 2020’den önce büyükbaş ve keçi yetiştiriciliği yaptıklarını belirterek, zarar edince hepsini sattıklarını söyledi. Kardeşiyle tekstil sektöründe çalıştıklarını ve hayvanları satınca 2020’de hobi amaçlı Aydın’dan getirdikleri 4 Sakız cinsi koyunla küçük çaplı kendilerine yetecek kadar üretime başladıklarını dile getiren Doğan, "Koyunlar geldi ve dördüz, beşiz doğumlar olunca 2021’de 15 Sakız cinsi küçükbaş daha aldık. Çok verimli oldu bu hayvanlar. Hızla hayvanlarımız çoğaldı. Başka hayvan olmadı, böyle devam ettik. Erkekleri sattık, dişileri sürüye dahil ettik. Sakızda koyun sayımız bugüne kadar 600’ü geçti. 400 civarında sattık ve şu anda elimizde 200’ün üzerinde bir sürümüz var. Koyunlarımız maşallah çok bereketli, en son dokuz doğurdu birisi. İlk doğumunda beşiz doğurmuştu, ikincisinde dokuz oldu. Kuzular 200 ile 400 gram arasında ağırlıkta doğdu" dedi. Süt verimi de yüksek Doğan, sakız cinsi koyunların iyi bakılması durumunda yılda iki kez doğum yaptığını belirterek, "İyi bakarsanız verimi yüksek oluyor. Bizden damızlık çok istediler. Yakınlarımıza, çevremize verdik" dedi. İl Tarım ve Orman Müdürlüğünden ve Pamukkale Üniversitesinden uzmanların geldiğini aktaran Doğan, "Pamukkale Üniversitesi ile proje yürüteceğiz. Onlar benim kuzulardan alıp üretecekler. Kan ve DNA’larına bakacaklar" ifadelerini kullandı. Çeşme sakızı cinsi koyunların süt veriminin de iyi olduğuna dikkati çeken Doğan, "Yıllık 250 litreye varan süt verimi var. Sağıyoruz, peynir yapıp satıyoruz. Dişi yavrulardan çok isteyen oluyor ama vermiyoruz, kendimize ayırıyoruz" diye konuştu. Doğan, sakız koyunlarını France koçuyla çiftleştirdiklerini belirterek, "Doğum verimi çok iyi oldu. Kuzuların et verimi bizi de şaşırttı. Güzel sonuç aldık. 120 günlük hayvanlar 38-40 kilogram ağırlıklara ulaştı" dedi.