KENT HABERLERİ - 27 Ocak 2013 Pazar 10:24

Ney ve kemençe buluşması

A
A
A
Ney ve kemençe buluşması

Türk müziğinin son dönemde yetişen en önemli virtüözlerinden biri olan İncesaz grubu üyesi Derya Türkan ve neyzen Burcu Karadağ, ney ve klasik kemençe icralarıyla, dinleyicilere tam anlamıyla müzik ziyafeti yaşattı.

Türk müziğinin son dönemde yetişen en önemli virtüözlerinden biri olan İncesaz grubu üyesi Derya Türkan, neyzen Burcu Karadağ’ın Cennet Kültür ve Sanat Merkezi’nde gerçekleştirdiği ‘Usta Performanslar’ adlı programına konuk oldu. Yurt içi ve yurt dışında yer aldığı projeler ve albüm çalışmalarıyla adından söz ettiren klasik kemençe sanatçısı Derya Türkan, Küçükçekmece Belediyesi tarafından düzenlenen söyleşide, müzikli ve keyifli bir sohbet gerçekleştirdi.

Müzik yaşamında Renaud Garcia Fons, Jordi Savall, Bojan Zulfıkarpasıc, Vincent Segal, Ross Daly ve Erkan Oğur gibi dünyaca ünlü müzisyenler ve ustalarla birlikte çalıştığının altını çizen Türkan, Türk musikisinin meşk sistemiyle öğrenildiğine dikkat çekerek, “Ustalarla çalışırsanız, hatalarınızı görme ve düzeltme imkanı yakalarsınız. Ben ustalardan öğrendiklerimi icra da ederek, müzik yaşamımda gelişme fırsatı yakaladım” diye konuştu.

‘TÜRKİYE’DE FİLM MÜZİĞİ YANLIŞ ANLAŞILIYOR’

İncesaz grubu ile birlikte pek çok diziye ve filme müzik yapan sanatçı, Türkiye’de film müziklerinin farklı anlaşıldığını söyleyerek, “Bazen bir filmin müziği, filmin üzerine geçiyor. Müzik, seyredilen kareye hizmet etmelidir. Yani o karede rol yapan insana hizmet ederek; anlatılan hikayeyi, verilmek istenen duyguyu desteklemelidir. Ancak Türkiye’de bu durum yanlış anlaşılıyor” dedi.

MÜZİK ZİYAFETİ

Söyleşide, Derya Türkan ve Burcu Karadağ ney ve klasik kemençe icralarıyla, dinleyicilere tam anlamıyla müzik ziyafeti yaşattı. İkili, Burcu Karadağ’ın albümünde birlikte icra ettikleri ‘Acem Kürdi Peşrevi’ ve saz semaisini de dinleyenleri için çaldı.

Yurt dışında da pek çok çalışma ve konsere imza atan Derya Türkan, müzisyenlerin sadece kendi müziğiyle değil, dünyadaki müziklerle de ilgilenmesi gerektiğini ifade etti. Dinleyicilerin de aynı hassasiyeti göstermesi gerektiğini belirten ünlü müzisyen, “Türkiye’de bilmediği bir şeyi merak ettirme bilgisi insanlara verilmiyor. Yeni vizyona giren bir filmi bile önce arkadaşlarımıza soruyoruz. O izleyip, beğenmemişse gitmiyoruz. Oysa önyargıları kaldırmalıyız. Avrupa’da konserlerde insanlar gözlerini kapatıp, anlamaya çalışıyor. Bu durum biraz da müzisyenle alakalı” diyerek, müzisyenlerin anlatımının önemli olduğunu vurguladı.

Neyzen Burcu Karadağ sanatçının bu görüşünü destekleyerek, ‘Ney sesini duyup din değiştiren insanlar biliyorum. Müzisyen gerçekten hissedip, sanatını aktarmalı’ diyerek, bu konunun sanatçılar için bir misyon olduğunu ifade etti.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Zihinsel dayanıklılığın yeni rehberi: İçindeki Sesi Sustur CANiK Academy Direktörü, akademisyen ve SAT Komandosu Dr. İsmail Dut, operasyonel saha deneyimini ve akademik birikimini "İçindeki Sesi Sustur" adlı kitabında bir araya getirdi. Elma Yayınevi tarafından Mart 2026’da yayımlanan ve 144 sayfadan oluşan eser, zihinsel dayanıklılık ve kişisel performans alanında dikkat çeken bir kaynak olarak raflardaki yerini aldı. Gerçek görevlerden, zorlu eğitim süreçlerinden ve hayatın kırılma anlarından beslenen "İçindeki Sesi Sustur", yalnızca bir anı kitabı değil; aynı zamanda zorluklar karşısında ayakta kalmanın ve zihinsel gücü yönetmenin sistematik bir anlatımını sunuyor. Dr. İsmail Dut’un yaşam yolculuğundan izler taşıyan eser, çocukluk hayallerinden başlayarak disiplin, kararlılık ve azimle şekillenen bir başarı hikâyesini gözler önüne seriyor. Dut’un yaklaşımı net bir şekilde ortaya konuyor: "SAT olmak bir unvan değil, bir kimliktir ve ömür boyu taşınır." Kitap, fiziksel sınırların ötesinde zihinsel dayanıklılığın belirleyici rolünü vurgularken, okuyucuya ilham veren gerçek deneyimlerle ilerliyor. Zor anlarda zihinsel kontrol mümkün mü? İçindeki Sesi Sustur, yalnızca bir hikâye anlatmakla kalmıyor; aynı zamanda günümüzün en kritik sorularına da yanıt arıyor. Zor anlarda zihinsel kontrol nasıl sağlanır? İçimizdeki "vazgeç" diyen ses nasıl susturulur? Baskı altında doğru karar vermek mümkün mü? Disiplin nasıl kalıcı bir karaktere dönüşür? Kitapta yer alan yaklaşım, insan performansının temel belirleyicisinin fiziksel güçten ziyade zihinsel dayanıklılık olduğu fikrine dayanıyor. Eserin en dikkat çekici yönlerinden biri, askeri eğitim ve operasyonel tecrübelerden çıkarılan derslerin sivil hayata uyarlanabilir şekilde aktarılması. Bu yönüyle kitap; iş dünyasından spora, eğitimden liderliğe kadar geniş bir okuyucu kitlesine hitap ediyor. Alanında önemli isimler de kitabı şu sözlerle değerlendiriyor: "Zor anlarda ayakta kalmayı ve vazgeçmemeyi öğreten güçlü bir eser." Dr. İsmail Dut’un İçindeki Sesi Sustur kitabı, okuyucularına güçlü ve net bir mesaj veriyor: "Hayat, vazgeçmeyenlerin zaferidir." Zihinsel dayanıklılık, performans gelişimi ve kişisel dönüşüm alanında güçlü bir kaynak niteliği taşıyan eser, içe dönük gücünü keşfetmek isteyen herkes için yol gösterici bir rehber sunuyor.
Çanakkale Türkiye’nin en büyük adası Gökçeada’da en büyük ada martısı kolonisi Çanakkale’de yapılan çalışmalar sonucunda Türkiye’nin en büyük adası Gökçeada’da, en büyük ada martısı kolonisi olduğunu belirten Prof. Dr. Herdem Aslan, "Gökçeada’nın turistik anlamında reklamını yapmak için flamingolar kullanılır ama bizim bu çalışma kapsamında fark ettiğimiz şey, Türkiye’nin en büyük adasında üreyebilen, sağlıklı ama dünyada hassas statüsünde bulunan ada martısının en büyük popülasyonu yaşıyor. Buna özellikle önem veriyoruz ve dikkat çekmek istiyoruz" dedi. ÇOMÜ Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Herdem Aslan ve ekip arkadaşları 2023 yılında Gökçeada Tuz Gölü’nün nezdinde ada halkıyla, çevre koruma bilincini uyandırmak amacıyla bir proje gerçekleştirdi. Proje ardından var olan veriler ve elde edilen yeni veriler çerçevesinde, Gökçeada Tuz Gölü’nde üreyebilen, sağlıklı, ada martısının en büyük popülasyonun varlığı ortaya çıktı. Prof. Dr. Herdem Aslan, 2023 yılında Gökçeada Tuz Gölü’nün ada halkında çevre koruma bilincini uyandırmak amacıyla bir proje başlattıklarını belirterek "Türkiye’nin en büyük adası olan Gökçeada’da, bir Tuz Gölü’müz mevcut. Türkiye’deki şu anda bilinen 59 ulusal öneme sahip sulak alandan bir tanesi. Gökçeada, ada olmasından dolayı anakaradan biraz uzakta. Bu nedenle biraz daha korunaklı bir yer şu andaki şartlarda, günümüzde öyle kabul ediyoruz. Ama Tuz Gölü ve çevresinde insan baskılarından dolayı bazı sıkıntılı durumlar gözlemlenmişti, bu nedenle de orada bilimsel çalışmalar yapmaya başlamıştık. O çalışma kapsamında alanın biyoçeşitliliği nedir, zenginlikleri nelerdir diye 2016 yılında yaptığımız bir çalışmada bölgede tüm dünyada hassas statüsünde sınıflandırılan ada martısının varlığını gördük. Aslında Türkiye’de yaşayan pek çok martı türü var. Ada martısı da önemli bir tür olarak karşımıza çıktı. Biz o çalışmada sadece tür listesi olarak yayınlamıştık. Daha sonrasında 2023 yılında Gökçeada Tuz Gölü’nün nezdinde ada halkıyla birlikte, çevre koruma bilincini uyandırmak amacıyla bir proje yaptık. Turquoise Coast Environment Fund tarafından desteklenen bir STK projesiydi ve aslında halka yönelik bir farkındalık çalışmaydı. O çalışma kapsamında yine adaya yaptığımız bazı bilimsel geziler oldu" dedi. Türkiye’nin en büyük adası Gökçeada’da en büyük ada martısı kolonisi yaşadığına vurgu yapan Herdem Aslan, "O gezilere benim yönetim kurulu başkanı olduğum Su Ekosistemlerini Koruma Derneği’nin üyelerinden, yurttaş bilimine Türkiye’deki en iyi örneklerden biri olan arkadaşımız Murat Uyman da katıldı. Aslında kendisi elektrik-elektronik mühendisi. Çanakkale’de yaşayan doğa düşkünü bir kuş gözlemcisi. Gökçeada yaşayan halka kuşları gösterebilmek, öğretebilmek, onlara kuşların önemini anlatabilmek için Murat bizim ekibimizle birlikte adaya 5 farklı zamanda adaya gelip Tuz Gölü çevresinde kuşları gözlemledi ve o sırada üreyen ada martılarını fotoğrafladı, saydı ve biz bunu rapor olarak sunduk. Tuz Gölü küçük bir alan aslında baktığınızda ve yazın tamamıyla kuruyor, ortaya yazın bir tuz tabakası çıkıyor. Zaten denizle de bağlantısı olduğu için bir şekilde aslında lagün olarak isimlendiriliyor. Burası özellikle göç eden pek çok kuş türü için önemli bir durak. Mesela çok fazla orada flamingolar bulunmaktadır. Çok güzel reklam, ada ile bağlantısı olan herkesin bir reklam yüzüdür bu flamingolar. Ama bizim bu çalışma kapsamında fark ettiğimiz şey, Türkiye’nin en büyük adasında üreyebilen, dünya genelinde hassas öneme sahip ada martısının en büyük popülasyonu yaşıyor. Buna özellikle önem veriyoruz, dikkat çekmek istiyoruz" ifadelerini kullandı. Türkiye’de kaydedilmiş 17 martı türünün olduğunu ve bunlardan en nadir ve zariflerinden bir tanesinin ada martısı olduğunu kaydeden Kuş Gözlemcisi Murat Uyman, "Türkiye’de 17 martı türü kayıt altına alınmıştır. Bu martıların en zariflerinden ve en nadirlerinden birisi de Türkiye’deki yerleşik tür olan ada martısıdır. Koyu kırmızı gagası, koyu yeşilimsi grimsi ayakları ve ince yapısıyla diğer büyük martılardan kolaylıkla ayrılabilir. Son yıllarda dramatik bir şekilde hızlı bir popülasyon düşüşü yaşamıştır bu martı. Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği’nin 2020 yılında yapmış olduğu değerlendirmede hassas düzeyde tehlike altında olan bir tür olarak kategorize edilmiştir. Bu kategori bu türün korunması için acilen eylem planları oluşturulması gerektiğini belirten bilimsel bir uyarı niteliği taşımaktadır. Ülkemizde 2013-2019 yılları arasındaki tahmini üreyen çift sayısı yaklaşık olarak 70-150 birey arasındadır. Ve Türkiye’de 7 noktada ürediği tespit edilmiştir. Ancak bu 7 noktanın çoğunda artık şu an ürediğine dair yeni veriler gelmemektedir. Ada martısı diğer büyük iri martılar gibi zorunlu olmadıkça hepçil bir martı olmayıp diyeti esas olarak balıklardır ve genellikle geceleri beslenirler" şeklinde konuştu. Ada martısının belirli nedenler yüzünden üreme konusunda bir türlü belini doğrultamadığını aktaran Murat Uyman, şunları aktardı: "2023 yılında yaptığımız bir çalışmada en az 38-44 birey ada martısının ürediğini tespit ettik. Ada martılarının sergiledikleri kur davranışlarını, kuluçkada yatan bireylerini ve yumurtadan çıkan yavrularını üreme döneminde gözlemledik. Kötü tarafı şu ki, ada martılarının ürediği bölge Gökçeada Tuz Gölü Ulusal Öneme Haiz Sulakalan sınırları içerisinde mutlak koruma alanı içerisinde değil. Yeni veriler ışığında Türkiye’nin en büyük adasında, Türkiye’nin yerleşik popülasyonuna sahip en nadir martısının üreyen en büyük kolonisinin, Gökçeada Tuz Gölü’nde bulunduğunu kur davranışlarıyla, yumurtadan çıkan bireylerle, kuluçkada olan bireylerle teyit etmiş olduk. Ve ne yazık ki, bu tür Türkiye’de bir türlü istenilen popülasyon büyüklüğüne ulaşamadı. Gökçeada Tuz Gölü özelinde bunun sebepleri arasında habitat kaybı var, aşırı otlatma var, insan baskısı var, adada üreyen popülasyon olarak daha rekabetçi bir tür olan gümüş martının baskıları var. En önemlisi de üreme alanlarını koruyacak ve popülasyonun daha da büyümesine imkan sağlayacak mutlak bir koruma statüsü yok."