KENT HABERLERİ - 31 Ocak 2014 Cuma 20:44

Osmanlı Torunları ecdadını yad etti

A
A
A
Osmanlı Torunları ecdadını yad etti

Esenyurt’ta kurulan Osmanlı Otağı 1071 Kültür Eğitim ve Gençlik Derneği, Esenyurt Kültür Merkezinde düzenlediği görkemli bir şölen ile gençlere ecdadını hatırlattı.

Kur’an-ı Kerim tilaveti ile başlayan programda Dernek Başkanı Zafer Bülent Atasoy yaptığı konuşmada, “Gençliğin, geçmişten geleceğe ahlaki ve diğer tecrübeleri aktarmayı amaç edinen derneğimizin amacı gençlere tarihten ders almalarını ve ecdadını tanımalarını sağlamaktır. Tarihine hayran ama tarihini bilmeyen bir nesil olduk. Bu yüzden amacımız, hayran olduğumuz tarihimizi bilmek ve ecdadımızın izinde ilerlemektir” dedi.
Atasoy, programda ve her konuda desteğini esirgemeyen Esenyurt Belediye Başkan Necmi Kadıoğlu’na teşekkür etti.

“KONU OSMANLI OLUNCA İNSANIN DİZLERİ TİTRİYOR”
Esenyurt Belediye Başkanı Necmi Kadıoğlu ise, “Konu Osmanlı olunca insanın dizleri titriyor. Bu kadar muazzam bir İmparatorluk etkinliklere sığmaz, tarif edilemez. O günlerdeki Osmanlı kararlarını, yaşama tarzını ve cihanı hükmettiği fermanları okudukça dizlerim titriyor. Ne mutlu ki böyle bir ecdadın torunuyuz. Onlar bizlere çoğu şeyi yazarak bıraktılar fakat onlar hep yok edildi. Bizleri, gençlerimizi sürekli ecdadımızın yaşantısından uzak konular ile kandırmaya çalışıyorlar. Ama biz, ecdadımızı geleceğe taşıyarak bir nesil hazırlıyoruz” diye konuştu.
Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim üyesi Prof. Dr. Ahmet Şimşirgil ise, Osmanlı padişahları, Osmanlı Haremi ve Osmanlı tarihi konusunda katılımcıları bilgilendirerek, “Osmanlı gençliği top oynamadı, internete, Facebook’a, Twitter’a girmedi. Osmanlı gençliği 11 yaşında vali olabiliyor 21 yaşında İstanbul’u fethediyordu. İlimle alakalı oluyordu. Taşa toprağa değil geçmişimizi anlatan olaylara yatırım yapmamız gerekiyor” dedi.

Konuşmaların ardından sahne alan mehter takımı ise Esenyurtlular tarafından ayakta alkışlandı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Kırmızı et üretimi 1 milyon 885 bin 130 ton oldu Kırmızı et üretimi 2025 yılında yüzde 10,5 azalarak 1 milyon 885 bin 130 ton oldu. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2025 yılı Kırmızı Et Üretim İstatistikleri’ni açıkladı. Kırmızı et üretim tahmini, Tarımsal İşletmelerde Hayvansal Üretim Araştırmasından elde edilen demografik verilere dayalı olarak belirlenen ‘Kasaplık Güç Oranı’ ile hesaplanan ‘iç popülasyondan kesilen hayvan sayısı’ ile ‘ithalattan kesilen hayvan sayısı’nın ortalama karkas ağırlıkları ile çarpılması suretiyle elde ediliyor. Buna göre 2024 yılında 2 milyon 105 bin 895 ton olan kırmızı et üretimi, 2025 yılında yüzde 10,5 azalarak 1 milyon 885 bin 130 ton olarak tahmin edildi. Bu kapsamda bir önceki yıla göre sığır eti üretimi yüzde 11,5 azalarak 1 milyon 313 bin 7 ton, koyun eti üretimi yüzde 8,1 azalarak 468 bin 470 ton, keçi eti üretimi yüzde 8,8 azalarak 90 bin 744 ton, manda eti üretimi ise yüzde 6,3 azalarak 12 bin 909 ton oldu. Son on yıla ilişkin kırmızı et üretim tahminleri incelendiğinde, toplam kırmızı et üretiminin 2016 yılında 1 milyon 303 bin 648 ton iken 2025 yılında 1 milyon 885 bin 130 ton olarak gerçekleştiği görüldü. Kırmızı et üretiminin, 2024 yılında yüzde 70,4’ünü sığır eti, yüzde 24,2’sini koyun eti, yüzde 4,7’sini keçi eti ve yüzde 0,7’sini manda eti oluştururken; 2025 yılında yüzde 69,7’sini sığır eti, yüzde 24,9’unu koyun eti, yüzde 4,8’ini keçi eti ve yüzde 0,7’sini manda eti oluşturdu.
İzmir Doğal Yaşam Parkı’nda hayata döndüren müdahale İzmir Doğal Yaşam Parkı’nda sezaryenle dünyaya gelen ceylanın nefes almadığını fark eden veteriner hekimler adeta zamanla yarıştı. Suni solunum ve oksijen desteğiyle nefes alması sağlanan yavru hayata tutundu. Bir diğer başarılı operasyon da parka ilk kez getirilen cüce su aygırına yapıldı. Su aygırının uzayan ve yanağına batarak yaralanmasına neden olan sol dişine dünyada nadir uygulanan bir operasyon yapıldı. İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner İşleri Dairesi Başkanlığı Doğal Yaşam Parkı’nda adeta yaşamla ölüm arasında ince bir çizgi kuruldu. Zorlu doğum sonrası sezaryenle dünyaya getirilen ceylan nefes alamayınca, veteriner hekimler zamanla yarıştı. Saniyeler içinde başlatılan suni solunum müdahalesiyle yavru ceylan yeniden nefes aldı. Veteriner hekimlerin başarısı bununla sınırlı kalmadı. Aşırı uzamış dişi yanağına batarak ciddi yaralanmaya neden olan cüce su aygırını, dünyada çok nadir uygulanan bir operasyona imza atarak kurtaran ekip, hayvanı cerrahi müdahaleyle sağlığına kavuşturdu. Yavru ceylana suni solunum Doğal Yaşam Parkı’nda görevli Veteriner Hekim Lütfi İlman, ceylanların genellikle doğumlarını sorunsuz gerçekleştirdiğini ancak nadiren komplikasyonlar yaşandığını belirtti. İlman, "Bir ceylanın doğum yapamadığını tespit ettik. Yaklaşık 6 saat takip ettik ancak doğum gerçekleşmeyince müdahale etmek zorunda kaldık. Ceylanı anestezi altına alarak sezaryen operasyonu yaptık" dedi. Ceylanların yılda bir kez doğum yaptığını ve çoğunlukla ikiz yavruladığını aktaran İlman, söz konusu vakada yavrulardan birinin anne karnında öldüğünü söyledi. Anne ve yavru ceylanın sağlığı iyi Veteriner Hekim Lütfi İlman, "Diğer yavruyu ve anneyi kurtarmak için operasyon yaptık. İnsanlardaki sezaryene benzer şekilde karın açılarak yavru alındı. Yavrunun solunum yollarını temizledik, suni solunum uyguladık ve oksijen tedavisiyle sağlıklı hale getirdik. Anne de operasyonun ardından uyandırıldı. Şu anda her ikisinin de durumu iyi" diye konuştu. Operasyon sonrası anne ceylanın gözlem altında tutulduğunu belirten İlman, iyileşme sürecinin ardından yavrusuyla birlikte yeniden sürüye katılacağını ifade ederek, "Her hayvanın canı çok kıymetli. Olası sorunlara anında müdahale edebilecek ekip ve ekipmanlarımız mevcut" dedi. Dünyada yalnızca iki örneği var Doğal Yaşam Parkı’nda bir diğer dikkat çeken müdahale ise cüce su aygırına yapılan sıra dışı operasyon oldu. Almanya doğumlu 17 yaşında ve 230 kilogram ağırlağındaki baba Rübe ile aynı kiloya sahip 16 yaşındaki anne Malia ve 9 yaşındaki kızları Mela, Darıca’daki özel bir hayvanat bahçesinden İzmir Doğal Yaşam Parkı’na getirildi. Burada yapılan sağlık taraması sonucu Malia’da ciddi diş problemi tespit edildi. Veteriner hekim Şükrü Erdem Onur, "İlk muayenede dişinin fazla uzadığını ve yanağına battığını gördük. Bu durum hayvanın yaşam konforunu düşürüyordu. Çocuklarda görülen ortodontik bozukluklara benzer bir açı problemi vardı. Hayvanı anesteziye alarak cerrahi müdahaleyle dişi olması gereken boyuta getirdik" dedi. Bu operasyonun dünyada nadir uygulandığını vurgulayan Onur, "Literatür taramasında bu operasyonun dünyada yalnızca iki örneğinin olduğunu gördük. Gerekli araştırmaları yaparak başarılı bir operasyon gerçekleştirdik. Hayvan şu anda sağlıklı ve yaşamına sorunsuz devam ediyor" ifadelerini kullandı.
Konya Lezzetini aroması ve odun ateşinden alan Anadolu’nun pizzası: ‘Yağ somunu’ Konya’da yemek kültüründe geleneksel bir tat olan ve içerdiği çeşitlilikle bilinen yağ somunu, "Anadolu’nun pizzası" olarak Osmanlı döneminden günümüze uzanan vazgeçilmez bir lezzet haline geldi. Konya’da geleneksel bir tat olan ve unutulmaya yüz tutan tereyağlı yağ somunu, ilgi görmeye devam ediyor. Dedesinden kalan mesleği olan fırıncılığa merak üzerine başlayan Hakan Şendağlı, bu lezzeti her gün vatandaşlara sunuyor. Erken saatlerde fırına gelerek yağ somununun hamurunu hazırlayan Şendağlı, fırını yakarak hazırlanan hamurları tek tek açıyor. Daha sonra vatandaşların isteğine göre pastırmalı, sucuklu, kavurmalı, küflü peynirli, peynirli, helvalı gibi farklı çeşitlerde yağ somununu hazırlayarak fırına atıyor. Tarihi Şerafettin Camii yanında hizmet veren Hakan Şendağlı, "1939’dan günümüze kadar hala aynı yerdeyiz. Aynı yerde hizmet veriyoruz. Tabii o zamanlar yağ somunu biraz daha böyle somun ve yağdan oluşuyordu. Daha sonra da günümüzde içine uzunca bir süre tabii küflü peynirle Konya’nın gövermiş peyniriyle devam etti. Daha sonradan içlerine malzemeler girdi. Dedem zamanında böyle hamburger, döner, öğrencinin daha çok hızlı yemeğiydi. Şimdi günümüzde daha böyle aromatik lezzetler katarak güzel bir pide haline getirdik bunu. Yerli bir pizza haline getirdik. Çok lezzetli, çok da güzel oldu, rağbet var. Konya dışından, içinden herkesin gelip tatmak istediği bir lezzet haline dönüştürdük" dedi. "Sosyal medyanın etkisiyle şu anda gençler önem vermeye başladı" Yağ somunun 5-6 çeşidi olduğunu anlatan Hakan Şendağlı, "Yağ somununun içinde tabii ilk etapta hiç vazgeçilmezi küflü peynirdir. Konya’nın gövermiş peyniri dediğimiz bu yeşil renkte olan. Onun içine peynir çeşitleri katabiliyoruz. Birkaç çeşit peynir koyabiliyoruz, kaşar peyniri, gövermiş peynir karıştırabiliyoruz. Daha sonra içine et ürünü aromatik oluyor. Kavurma, sucuk, pastırma gibi bunları karıştırabiliyoruz içlerine. Hepsini karıştırıp da yapabiliriz, isteyen istediğini seçer, onu da karıştırır yapabiliriz. Bu şekilde daha lezzetli oluyor. Dedem zamanında bir de toz şekerden yaparmış tatlı olarak. Biz bunu günümüzde daha değiştirdik. Böyle aromatik bir tat yaptık helvalı ve tahinli olarak. Konya’mızın meşhur Bozkır tahinini helva ile buluşturduk. Çok lezzetli bir tat oldu herkesin bunu yemesi için de tabii bekleriz, çok güzel, denemelerini tavsiye ederiz. Üzerinde Konya’mızın yöresel tereyağı olmazsa olmazı küflü peyniri bunları karıştırıyoruz. Önceden daha çok büyüklerimiz büyük yaş grupları daha çok tüketiyordu. Ama tabii sosyal medyanın etkisiyle şu anda gençler önem vermeye başladı. Önceden daha çok öğün savma gibi bir lezzetli atıştırmalık bir şeydi. Şimdi tabii içinin lezzetleri malzemeleri çoğaldığı için daha çok karın doyurma, daha çok lezzetli böyle pizza gibi insanların hoşuna gitmeye başladı. Tüm yaş grubuna hitap ediyor. Gelen herkes beğeniyor ve herkese de tavsiye ederim. Herkesin de tatmasını isterim mutlaka tadılması gereken lezzet. Şu anda ismi daha fazla Türkiye sınırlarında ama dış ülkelere de ulaşıyor, yabancılar da tüketmeye başladı" şeklinde konuştu. "Odun ve bu lezzet karışımıyla çok güzel bir lezzet ortaya çıkartıyoruz" Yağ somununun hazırlanışının detaylarını sıralayan Şendağlı, "Hamurunun da tabii ki bunun fermente olması, kabarması gerekiyor. Mayalı bir hamurdan yapıyoruz, yoğurup mayalandıktan sonra açıyoruz. Ondan sonra fırına giriyor orada da odun ateşinin verdiği lezzet de önemli. Odunun ve bu lezzet karışımıyla çok güzel bir lezzet ortaya çıkartıyoruz. Mutlaka odun ateşinde olması daha lezzetli olur. Gelen turist müşterilerimiz oluyor gerçekten çok beğeniyorlar. Tabii bunu yerli pizza olarak internetten çok fazla talep gördüğü için geliyorlar, denemek için ve hoşlarına gidiyor. Hatta pizzanın önüne geçeceğini söylüyorlar. Aromatik lezzetler damağa daha hoş geldiğini söylüyor, biz de tabii bunu devam ettirme yolunda daha bir heyecanlı daha çok çeşitlerini aramaktayız. Fiyatlarımız 250 liradan başlar ve 370 liraya kadar bir fiyat aralığı var. Günümüzde şu anda enflasyonda oynama olduğu için içindeki malzemelerin kalitesinden, içinin bolluğundan ödün vermiyoruz, fiyatlarda oynama olabiliyor" diye konuştu.
Bursa BTÜ Akdeniz’in baklagillerini yeni nesil gıdalara dönüştürüyor BTÜ ve 9 ülkeden bilim insanı yeni nesil bitki bazlı gıdalar geliştirmek için bir araya geliyor. Üç yıl sürecek çalışma kapsamında baklagiller, geleneksel Akdeniz tahıllarıyla birleştirilerek burger, atıştırmalık ve protein bar gibi hem çevresel etkisi düşük hem de besin değeri yüksek yeni gıda ürünleri ortaya konacak. Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ), Avrupa Birliği destekli (European Commission PRIMA-Section 2) LEGACY (Legume-Based Innovation for a Sustainable and Culturally Rooted Mediterranean Protein Transition with Resilient Yield - Sürdürülebilir ve Kültürel Temellere Dayanan Akdeniz Protein Dönüşümü İçin Dayanıklı Verimli Baklagil Temelli Yenilikçi Yaklaşımlar) projesinde yer alarak sürdürülebilir gıda sistemlerinin geliştirilmesine katkı sağlıyor. Proje, Akdeniz bölgesinde bitki bazlı protein alternatiflerinin geliştirilmesini ve geleneksel baklagillerin yeniden değerlendirilmesini hedefliyor. İtalya koordinasyonunda yürütülen projede Türkiye ile birlikte İspanya, Yunanistan, Tunus, Cezayir, Fas, Mısır ve Portekiz’den üniversiteler ve araştırma kurumları yer alıyor. Türkiye’yi temsilen projede yürütücü olarak BTÜ Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi ve Araştırma Dekanı Doç. Dr. Furkan Türker Sarıcaoğlu ve araştırmacı olarak Doç. Dr. Ayşe Neslihan Dündar bulunuyor. Çevre dostu gıda işleme teknolojileri geliştirilecek LEGACY çalışması kapsamında nohut, bakla, mercimek ve acı bakla gibi Akdeniz’e özgü baklagiller kullanılarak sürdürülebilir ve besin değeri yüksek bitki bazlı gıda ürünleri ortaya konulacak. Proje çerçevesinde çevre dostu gıda işleme teknolojileri geliştirilecek, yeni bitki bazlı gıda prototipleri üretilecek ve bu ürünlerin besin değeri ile sağlık etkileri bilimsel olarak değerlendirilecek. Ayrıca tüketici farkındalığını artırmaya yönelik eğitim ve yaygınlaştırma faaliyetleri de yürütülecek. Yaklaşık üç yıl sürecek LEGACY projesiyle, Akdeniz bölgesinde sürdürülebilir tarımın desteklenmesi, yerel protein kaynaklarının güçlendirilmesi ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının teşvik edilmesi sağlanacak. Akdeniz’in geleneksel baklagilleri geleceğin protein kaynağına dönüşüyor LEGACY projesinin özellikle son yıllarda hızla büyüyen bitki bazlı protein alanına Akdeniz’e özgü bir yaklaşım kazandırmayı hedeflediğini kaydeden Doç. Dr. Furkan Türker Sarıcaoğlu, "Proje ile hem çevresel etkisi düşük hem de besin değeri yüksek yeni gıda ürünlerinin geliştirilmesini planlıyoruz. Baklagilleri geleneksel Akdeniz tahıllarıyla birleştirerek burger, atıştırmalık ve protein bar gibi yeni nesil bitki bazlı gıdalar geliştireceğiz. Bu ürünlerin besin değeri, sindirilebilirliği ve sağlık üzerindeki etkileri bilimsel olarak test edilecek" dedi. İthal protein kaynaklarına bağımlılık azaltılacak Projenin yalnızca yeni gıda ürünleri geliştirmeyi değil, aynı zamanda tarım ve üretim süreçlerini de kapsadığını vurgulayan Doç. Dr. Sarıcaoğlu, "Baklagil üretiminde verimi artıracak sürdürülebilir tarım yöntemleri geliştireceğiz. Çevre dostu gıda işleme teknolojileri uygulayacağız. Yeni bitki bazlı gıda prototipleri üreteceğiz ve bunların sağlık ve beslenme etkilerini araştıracağız. Tüketici farkındalığını arıtacak ve eğitim programları düzenleyeceğiz. Bu çalışmalar sayesinde hem yerel tarım desteklenecek hem de ithal protein kaynaklarına bağımlılığı azaltmış olacağız" diye konuştu. Rektör Çağlar’dan tebrik BTÜ Rektörü Prof. Dr. Naci Çağlar ise üniversitenin uluslararası araştırma projelerinde yer almasının önemine dikkat çekerek, "Dünyanın her yerinden görünen bir üniversite olma hedefimiz doğrultusunda Avrupa Birliği’nin önemli araştırma programlarından biri olan PRIMA kapsamında yürütülen bu projede yer almaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu tür uluslararası iş birlikleri hem bilimsel kapasitemizin gelişmesine hem de üniversitemizin küresel ölçekte görünürlüğünün artmasına önemli katkı sağlıyor. Sürdürülebilir gıda sistemleri ve bitki bazlı protein kaynakları gibi geleceğin kritik alanlarında gerçekleştirilen bu çalışma, bilimsel üretimin yanı sıra toplumsal fayda açısından da büyük değer taşıyor. Projede ülkemizi ve üniversitemizi başarıyla temsil eden değerli akademisyenimiz Doç. Dr. Furkan Türker Sarıcaoğlu’nu ve proje ekibini tebrik ediyorum" dedi.