SAĞLIK - 25 Mayıs 2018 Cuma 10:37

'Otizm teşhisi koymada doğru gözlem çok önemli'

A
A
A
'Otizm teşhisi koymada doğru gözlem çok önemli'

Doç. Dr. Murat Coşkun, otizm hastalığına ilişkin açıklama yaptı.

İÜ İstanbul Tıp Fakültesi Dâhili Tıp Bilimleri Bölümü Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Murat Coşkun, otizm hastalığına ilişkin bilinmesi gerekenleri ile açıkladı. Otizm nörogelişimsel bozukluk denilen nöropsikiyatrik bir rahatsızlık olduğunu belirten Doç. Dr. Murat Coşkun, "Çocuğun veya bireyin daha bebeklikten ya da erkin çocukluk çağından başlayarak önemli bir takım gelişim alanlarında yaşıtları gibi normal gelişim gösterememesini ifade eder. Otizm teşhisi konan çocukların hem göz teması, ortak dikkat gibi en temel becerilerde hem de insan ilişkileri gibi sosyal ilişkiler kurmakta zorlandıklarını görürüz" şeklinde konuştu. 

"Her otizmli çocuk birbirinden farklıdır" 

Her otizmli çocuğun birbirinden farklı olduğunu kaydeden Doç. Dr. Coşkun, "Otizmli çocuklarımıza hastalıklarını ‘otizm spektrum bozukluğu’ olarak söylüyoruz. Bunun sebebi otizmi olan çocukların tamamının birbirinden farklı olmasıdır, çünkü otizmde standart ya da hepsi aynı olan durumlardan bahsetmek mümkün değildir" dedi. 

Otizm kelimesi ve tanısı birçok ebeveynde duygusal olarak şok etkisi yapabildiği için, bu durumun aileyle paylaşılma şeklinin de önemli olduğunu söyleyen Doç. Dr. Coşkun, "Yerine göre durumu bir takım gelişimsel zorlukları var diye ailelere aktarma yolunu tercih ediyoruz ve çiçek örneğini kullanıyoruz. Diyoruz ki bizim çiçeğimiz var ancak tam sağlıklı gelişemiyor. Çiçeğimiz gelişemiyorsa suyuyla, toprağıyla daha çok ilgilenmemiz lazım. Bu çiçeğimiz diğer çiçekler gibi değil, bakımsız kalmaya devam ederse büyümesinde zorluk çekiyor” ifadelerini kullandı.

"Otizm tanısı koymanın nihai yolu uzman muayenesi ve gözlemi" 

"Otizmin ortaya çıkış sebebinin büyük ölçüde genetik olduğunu biliyoruz" diyen Doç. Dr. Coşkun, "Olayı genetik olarak açıkladığımızda çoğu aile ‘bizim anne babamızda otizm yoktu ki çocuğumuz niye otizm oldu’ gibi diye düşünülebiliyor. Bu ifade toplumda yanlış anlaşılabiliyor. Otizm genlerle ilişkili, ama bu mutlaka anne babada otizm olacak anlamına gelmiyor. Durum anne karnından başlıyor. Gebelikte bir takım ilaç ya da maddelere, virüslere, enfeksiyona ya da radyasyona maruz kalmak, ileri anne baba yaşının ya da bunun gibi diğer bir takım çevresel faktörlerin hastalığın ortaya çıkışında etkili olabilir. 

Doç. Dr. Coşkun, hastalığın tanısıyla ilgili olarak ise "Otizmin tanısını koymanın tek ve nihai yolu uzman muayenesi, görüşü ve gözlemidir. Yani çocuğun yaşına göre dil becerisi, insan ilişkisi kurma gibi sosyal becerileri ve tüm bu alanlarda çocuğumuzun ne düzeyde olduğunu hem klinik muayene ile hem de aile ile yaptığımız görüşme ile yerine göre de çocukların evdeki, kreşteki video kayıtlarını seyrederek, gözlemleyerek teşhis ediyoruz. Bu gözlemlerde çocuğumuzun yaş aralığına göre neleri yapıp neleri yapamadığı, hangi becerilere ne kadar sahip olduğu gözlemleniyor ve çeşitli gelişim testleri yapılıyor. Sonuçlar ise mutlaka bir çocuk psikiyatrisi klinik hekimi tarafından değerlendiriliyor ve durum tespiti yapılıyor" şeklinde konuştu.

Otizm teşhisi ile ilgili olarak anne ve babalara uyarılarda bulunan Doç. Dr. Coşkun, "Ailelerin yapması gereken en önemli şeylerden biri çocuklarının gelişimini hakkında bilgi sahibi olmak, yakından takip etmeleri ve çocuğun zorlandığı alanların farkında olmaları. Çocuklarını tıbbı kontrollere düzenli götürmeleri. Bu da tabi gerçekten merakla, ilgiyle, eğitimle olabilecek bir şey. Ebeveynler anne babalık sezgilerine ve içgüdülerine güvenmeli, çevreye aldırmadan çocuklarıyla ilgili endişelerini alanlarında uzman hekimlere danışmalıdır" dedi.

"Otizm ile beslenme arasında doğrudan bir ilişki yok" 

Medyada yer alan haberlerin aksine otizm ile beslenme arasında doğrudan hiçbir ilişkinin olmadığını, ancak otizm teşhisi konulan çocuklarda bir takım sindirim sitemi rahatsızlıklarının sık görülebildiğini söyleyen Doç. Dr. Coşkun, "Bu sadece otizmli değil, diğer çocuklarda da olabilecek bir durum. Sağlıklı beslenme, sadece otizm teşhisi konulan çocuklarda değil, her yaşta insan için önemli. Otizm teşhisi konan aileler, panik ve şok etkisiyle piyasada kötü niyetli insanlar tarafından kandırılmaya ve istismara açık oluyorlar. Bu nedenle kendilerine tavsiye edilen yöntemlere karar vermeden önce mutlaka uzman hekimlerden destek almaları gerekiyor" şeklinde konuştu.

"Otizm konusunda tüm toplum bilinçlendirilmeli" 

Doç. Dr. Coşkun, otizm farkındalığı ile daha çok çalışma gerçekleştirilmesi gerektiğini kaydederek, "Otizm farkındalığı aslında sadece ailelerin farkındalığı anlamında değil, kamu kurumları, üniversiteler ve sağlık kurumlarının da farkındalığı olması gereken bir durum. Bu anlamda toplumun farkındalığını arttırmaya yönelik çalışmalar gerçekleştirmek şüphesiz çok önemli. Burada kamu kuruluşlarımızın, kurumlarımızın, kreşlerimizin, ana okullarımızın, aile hekimlerimizin ve sağlık çalışanlarımızın bilinçlendirilmesi çok önemli. Bu anlamda anne babaların bilmesinin dışında çocuklarla etkileşimi olan hekimlerden eğitimcilere kadar farklı meslek gruplarının da bu konu hakkındaki farkındalığının yararlı olacağını düşünüyorum" yorumunda bulundu.

Son yıllarda otizmin artış göstermesinin sebeplerine değinen Doç. Dr. Coşkun, "Günümüzde bir takım çevre şartlarının otizm sıklığını arttırdığı ile ilgili bir kanaatimiz var. Aslında otizmin büyük ölçüde genetik faktörlerden kaynaklı olduğunu söylüyoruz ama bu genetik yatkınlık üzerine bir takım çevresel risk faktörleri eklendiğinde otizm riski artmış oluyor. Yine bir takım kromozonal hastalıklarda ya da tanımlanmış genetik sendromlarda ya da bir takım nörolojik sendromlarda otizm riski artmış olabiliyor. Bunun dışında ileri yaşta anne baba olmak da çocuklarda otizm için bilinen önemli risk faktörlerinden birisi. Anne-babaların 30’lu yaşlarından sonra anne-baba olmayı tercih etmesi doğacak çocuklarda otizmin görülme sıklığını artırıyor" dedi.

Otizm farkındalığının da son yıllarda artmış olmasının otizmin görülme sıklığının artmasına sebep olan nedenlerden bir tanesi olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Coşkun, "Burada gerçek bir artıştan ziyade, toplumun ve insanların otizmi fark etmesi ile ilgili bir artış var. Bu hastalık geçmiş dönemlerde de hiç şüphesiz vardı ama adı konulmuyordu. Günümüzde ise farkındalığın giderek artmış olması, hastalığın görülme sıklığını artıran bir etmen olarak karşımıza çıkıyor" açıklamalarında bulundu.  

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Balıkesir Kamp yaparken kaybolan Elif Kumal’ın yengesi konuştu Balıkesir’in Erdek ilçesi Kapıdağ Yarımadası’nda kamp yaptığı sırada kaybolan Elif Kumal’ı arama çalışmaları 6. gününde sürerken, Elif Kumal’ın yengesi Fatma Kumal, "O akşam bu bölgede silah sesleri duyulduğu söyleniyor. Ya yaraladılar, bir yere sakladılar ya da bir itiş kakış sırasında zarar verdiler. Nerede olduğunu onlar biliyor. Benim kapıma da getirip bıraksınlar kardeşimi" dedi. Kapıdağ Yarımadası’nda kamp yaptığı sırada kaybolan Elif Kumal’ı arama çalışmaları 6. gününde sürerken, Elif Kumal’ın yengesi Fatma Kumal, yaşanan sürece ilişkin açıklamalarda bulundu. Fatma Kumal, Enis G. ile olay günü yaşanan telefon görüşmesini şu sözlerle anlattı: "Enis beni Messenger üzerinden aradı. Benim sosyal medyamda ekli değil, numarası da yoktu. Aramasını gördüm, geri döndüm. Yanlışlıkla mı aradın, bilinçli mi diye sordum. Bana Elif’in kayıp olduğunu söyledi. Saat 11.23’tü." Elif’in kaybolduğu sürece ilişkin Kumal, "(Enis G.) Gece bir tartışma olduğunu, Elif’in ortamdan ayrıldığını söyledi. Eve gittiğini iddia etti ama bizim evimizin girişinde kamera var, herhangi bir giriş çıkış yok. ‘Sabaha kadar dağda aradım’ diyor ama beni saat 11.23’te arıyor. Olay gece oluyor. Bu vakte kadar neden beklendi? Bunun saati mi var şüpheli bir vaka bu" dedi. Fatma Kumal, "Altı gündür bu dağlarda elimiz boş dönüyoruz. Ne araba var ne kardeşimiz. Kuş olup uçmadı, yer yarılıp içine girmedi. Yemek yok, uyku yok. Gözünü kapatınca bile açmak istiyorsun. Kabustan uyanmak istiyorum" dedi. Olayın üzerinin örtülmeye çalışıldığını iddia eden Kumal, "Bu şahıs darbettiği halde eli kolu serbest geziyor. Benim içim bunu kaldırmıyor. Bu ülkenin de kaldırmasını istemiyorum. Herkes bildiğini konuşsun. Saklayan olabilir. Bugün bize, yarın size" diye konuştu. Silah sesleri iddialarına da değinen Kumal, "O akşam bu bölgede silah sesleri duyulduğu söyleniyor. Ya yaraladılar, bir yere sakladılar ya da bir itiş kakış sırasında zarar verdiler. Nerede olduğunu onlar biliyor. Benim kapıma da getirip bıraksınlar kardeşimi" dedi. Kumal, "İzlemekle yaşamak çok farklı. Ben iki küçük çocuğumu evde bırakıp geldim. Burada dondurucu bir soğuk var. AFAD, jandarma, gönüllüler herkes sahada ama alan çok büyük. Sahalar genişletilmeli. Lütfen destek olun" ifadelerini kullandı. Öte yandan Elif Kumal’ın kamp yaptığı alan, gölet bölgesi ve çevresi Bayraktar TB2 insansız hava aracı ile sürekli olarak havadan taranırken, helikopter destekli aramaların da aynı bölgelerde aralıksız sürdüğü öğrenildi. Kara, hava ve su altı unsurlarının koordineli şekilde yürüttüğü çalışmalara gönüllü off-road grupları da destek veriyor. Yetkililer, arama kurtarma faaliyetlerinin çok yönlü olarak devam ettiğini bildirirken, soruşturma kapsamında adli sürecin sürdüğü kaydedildi.
Antalya Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi 2025’te 1 milyon 857 bin hastaya sağlık hizmeti sundu Alanya Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Banu Karakuş Yılmaz, 2025 yılında 2 bin 124 sağlık personeliyle birlikte toplam 1 milyon 857 bin 740 hastaya ayaktan sağlık hizmeti verildiğini açıkladı. 2025 yılı sağlık hizmeti verilerini değerlendiren Başhekim Prof. Dr. Karakuş Yılmaz, "Hastane olarak tüm sağlık çalışanlarımızla birlikte, hasta ve hasta yakınlarımıza bilimin ışığında gelişen teknolojik altyapımızla kaliteli sağlık hizmeti sunmak adına çalışıyoruz. Acil servis dâhil olmak üzere 2025 yılında toplam 1 milyon 857 bin 740 hastamızın ayaktan tedavisini gerçekleştirdik. Acil serviste 430 bin 463 hastamızın muayenesi yapıldı. Hastanemizde 30 bin 122 hastamız yatarak tedavi gördü. 32 bin 156 hastamızın ise başarılı bir şekilde ameliyatını gerçekleştirdik" ifadelerini kullandı. Doğum hizmetlerine de değinen Prof. Dr. Yılmaz, "Hastanemizde bin 402 bebek dünyaya gözlerini açtı. Anne ve baba olma heyecanı yaşayan ailelerin mutluluklarına ortak olduk" diye konuştu. Diyaliz ve fizik tedavi hizmetleri hakkında da bilgi veren Karakuş Yılmaz, bin 88 diyaliz hastasına 10 bin 441 seans hizmet verildiğini, 2 bin 505 hastaya anjiyo işlemi uygulandığını, Fizik Tedavi Ünitesi’nde ise 145 bin 85 seans FTR hizmeti sunulduğunu söyledi. Yılbaşı gecesi bin 641 hastaya sağlık hizmeti verildi Yılbaşı dönemine ilişkin verileri de paylaşan Prof. Dr. Yılmaz, "31 Aralık 2025 gecesi ve 2026 yılının ilk gününde acil servisimizde bin 641 kişi sağlık hizmetinden faydalandı. Bu hastalardan 54’ünün yatışı yapılarak tedavilerine servislerimizde devam edildi, 10 hastamızın ise başarılı bir şekilde operasyonu gerçekleştirildi" dedi. 2026 yılına ilişkin hedeflerini de dile getiren Yılmaz, "2026 yılında 884 hekim ve toplam bin 240 sağlık personelimizle, insan hayatının kutsallığından ve kaliteden ödün vermeden; hasta ve hasta yakınlarımıza umut olmaya, sağlıklarına kavuşmalarına ortak olmaya, onlarla birlikte yeni hikayeler yazmaya devam edeceğiz" ifadelerini kullandı.