TEKNOLOJİ - 27 Ağustos 2018 Pazartesi 10:09

Oyuncaklarının pili bitince elektrik üreten pil yaptı, patentini aldı

A
A
A
Oyuncaklarının pili bitince elektrik üreten pil yaptı, patentini aldı

Elazığ’da oyuncaklarının pili bitmesi üzerine kendi pilini yapmaya karar veren Nurettin Çek, yenilenebilir, 1 yıl tükenmeyen ve elektrik üreten pil üretti. Çalışmasının patentini de alan Çek, kısa sürede verilecek destekle seri üretime geçmek ve Türkiye'nin yerli pilini ortaya çıkarmak istiyor.

Fırat Üniversitesi Metalurji ve Malzeme Mühendisliği 4. sınıf öğrencisi Nurettin Çek (24), lise zamanında elektrikle çalışan oyuncaklarının pilinin bitmesi ve alacak parasının olmaması üzerine pil yapmaya karar verdi. Ardından araştırmalar yapan Çek, alüminyum, bakır, inşaat silikonu ve sodyum hidroksitin bir arada kullandığı elektrik üreten bir pil yaptı. Çek, ardından "İstenilen Güçte Elektrik Üreten Elektrik Üreteci" adlı projesi ile patent başvurusunda bulundu. Değerlendirilmesi Rus Patent Ofisi tarafından yapılan projenin raporları, 6 yılın sonunda Türkiye’ye gönderildi. Raporları inceleyen Türk Patent ve Marka Kurumu, Çek’in projesini ‘İncelemeli Patent’ olarak tescilledi. Yakıt kaynağı sodyum hidroksit adı verilen bir sıvı olan pil, 1 yıl tükenmeden elektrik üretebilirken,tipik pillere göre daha az ağır metal içerdiği ve doğada geri dönüşümünün mümkün hale getirilmesiyle dikkat çekiyor. Seri üretime geçmek isteyen Çek, Türkiye'nin yerli pilini ortaya çıkarmak istiyor.

"Daha verimli, ucuz ve çevre dostu" 

Bir yakıt pili imal ettiğini belirten Nurettin Çek, “Benim yaptığım yakıt pili, yakıt kaynağı olarak sodyum hidroksiti kullanıyor. Burada anot olarak alüminyum, katot olarak bakır, elektrolit olarak da inşaat silikonu kullanılıyor. Burada çeşitli kimyasal reaksiyonlar sonucu bir elektrik akımı üretiliyor. Üretilen elektrik akımı, yakıt kaynağı var olduğu ve bir bozulma meydana gelmediği müddetçe devam ediyor. Bunun ortalama ömrünün 1 yıl olduğunu testlerimiz de gördük. Yaptığımız yakıt pili dünyada yapılan diğer yakıt hücrelerinde göre daha verimli, daha ucuz ve daha çevre dostudur" dedi.

"Hedefim Türkiye'nin yerli pilini ortaya çıkartmak" 

Türkiye’nin enerji ihtiyacını karşılamak için gereken pilleri, aküleri yerli üretime kavuşturmak istediğine değinen Çek, "Dünya ile rekabet edebilir AR-GE ürünü ortaya çıkarmaktır. Ben şahsi olarak ve kendi çabamla bunu başardığıma inanıyorum. Devlet büyüklerimizden ve firmalardan bu konuda desteklerini bekliyorum. Hedefimiz en kısa zamanda seri üretime geçmek ve Türkiye’nin yerli pilini ortaya çıkarmaktır” dedi.
Çalışmalarına lise döneminde başladığına da değinen Çek, oyuncak arabalarının ve elektrikle çalışan oyuncaklarının pillerinin erken bitmesi ve pil alacak parasının olmamasının projesinde büyük etken olduğunu kaydetti.

"İncelemeli Patent Belgesi verildi" 

Yenilenebilir teknolojileri araştırmasıyla bu pili bulduğuna dikkat çeken Çek, "Daha sonra bu araştırmalar sonucunda yakıt hücresi teknolojisiyle karşılaştım. Deneyleri yaptım ölçtüm ve üniversiteye gidip bazı akademisyenlerden bilgi edindim. Çalışmamı tamamladıktan sonra bunun patentini araştırdım. Ardından patent almaya karar verdim. Bunun araştırma raporu, Rus Patent Ofisi tarafından yapılarak, Türk Patent Enstitüsü’ne gönderildi. Gelen raporlara göre dünya çapında yapılan değerlendirmede , daha önce bakır, inşaat silikonu, alüminyum ve sodyum hidroksit’in bir arada bulunduğu bir elektrik üreticine rastlanılmadığı belirtilerek bundan dolayı bana bir patent verilmesi gerektiği kanaati oluştu. Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından bana 'İncelemeli Patent Belgesi' verildi" diye konuştu. 

Pilinin yakıt kaynağını sodyum hidroksit adı verilen bir sıvı olduğunu da dile getiren Çek, şunları kaydetti:
“Sodyum hidroksit Türkiye’de kolay bulunabilen ve ucuz bir malzemedir. Sisteme sodyum hidroksit döktüğümüz zaman elektrik üretimine başlıyor. Su ve çeşitli maddelerde de elektrik üretiliyor. Ancak bir çok sıvı kimyasalı denedik ve en iyisinin sodyum hidroksit olduğunu gördüğümüz için sodyum hidroksiti tercih ettik."  

Rıdvan Yeşilırmak
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Sumud Filosu aktivisti Hüseyin Oral, İstanbul’a geldi İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, İstanbul Havalimanı’na geldi. Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu kapsamında 12 Nisan’da İspanya’nın Barselona kentinden hareket eden filo, farklı ülkelerden katılımlarla büyüyerek 39 ülkeden 345 katılımcıya ulaşmıştı. 29 Nisan gecesi Girit Adası açıklarında uluslararası sularda İsrail ordusunun müdahalesine maruz kalmış müdahale sonrası çok sayıda aktivistin alıkonulmuştu. İsrail güçlerince alıkonulduktan sonra Yunanistan’ın Girit Adası’na çıkarılan aktivistler, geçtiğimiz Cuma günü Türk Hava Yolları tarafından düzenlenen özel uçuşla İstanbul’a getirilmişti. İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, Romanya’dan İstanbul Havalimanı VIP Terminali’ne geldi. Bükreş’ten THY’nin tarifeli uçağıyla Türkiye’ye gelen Oral, İstanbul Havalimanı VİP Terminali Girişi’nde aktivist arkadaşları ve çok sayıda vatandaş tarafından karşılandı. Hüseyin Oral, karşılama sonrası işlemleri için Adli Tıp Kurumu’na gitti. "Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar" İstanbul Havalimanı’nda konuşan Hüseyin Oral, "Thiago Avila ile aynı gemide bulunduk. Gerçekten büyük bir kahraman. Gemide tuvalet temizliğini kendisi üstlendi. Daha sonra onu götürdüler. İnternetler gelip gitti. Arkadaşlarım ‘Bir anormallik var. Hazırlıklı olalım’ dediler. Uzaklardan çeşitli gemiler görmeye başladık. ‘Bu gemiler hayra alamet değil’ dediler. Gemiler yaklaştı ve arkadaşım ‘Herkes diz çöksün bunlar bize saldıracak’ dedi. Sonuç olarak öyle oldu. Silahları çıkardılar. Etrafımızı sardılar. Aldığımız eğitimde de zaten öyle bir durumda diz çökeceğiz. Elleri havaya kaldıracağız. Müdahale etmeyeceğiz şeklinde söylendi ve o şekilde uyguladık. Yoksa suçlu duruma düşeriz, dediler. Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar. Kollarımda izleri duruyor. Bizleri önce ön tarafa gönderdiler. Daha sonra arkadan botlara bindirip daha önce hazırladıkları büyük bir hapishane gemisi yapmışlar. Onun içine doldurdular. Hayvan sürüsü gibi tekme tokatlarla bizi oralara götürdüler. İsrail’in ne kadar alçak olduğunu zaten biliyorduk ve orada yaşamış olduk. Orada da bizi 3 konteynere 180 kişiyi paylaştırdılar. En fazla 20 adam sığacakken 60 adam paylaştılar. Yerlerde ince bir sünger vardı. Ortası boş bir alan konteynerlere sığmayanlar gece sabaha kadar ileri geri donmamak için hareket ettiler. Çünkü hava soğuktu. Orada bize ekmek arası peynir yapmışlar. Peynirlerin kâğıtları da içinde duruyordu. O şekilde çuvallarla önümüze attılar. Ahıra hayvanlara yiyecek atar gibi. Sonunda Saif Abu Keshk kardeşimizi içimizden aldılar. Götürdüler. Başka bir odaya götürdüler. Ondan haber alamadık" dedi. "Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler, yumruk attılar" Gemide yaşadıklarını anlatan Hüseyin Oral, "2 gece 3 gün yolculuk yaptık. Üçüncü gün de bir adaya geldiğimizi anladık. ‘Çıkarılacaksınız’ dediler. Biz de ‘Saif ve Thiago kardeşimiz gelmezse biz çıkmayacağız’ diyerek protesto yaptık. Bu defa bizi zorla çıkarmaya çalıştılar. Bazıları tekme tokat çıkarıldı. Hanımefendi doktorlar vardı. Onları sürükleyerek dışarı çıkardılar. Gözümden görüyorsunuz. Adamlar iriydi ama suratlarında bir korku vardı. Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler. Yumruk attılar. İçerideler görmesin diye dışarıda yaptılar. Gözüm patladı ve kanlar yerlere akmaya başladı. Ama Allah sizi inandırsın ki şu kadar açım yok. Ne o yumruğu yediğim an acı hissettim ne de sonra. Sonra bizi Yunanlara teslim ettiler. Onlar da bizi karaya çıkardı. Benim ufak bir çantam vardı. İçinde bin Euro’nun üzerinde param ve ehliyetim vardı. ‘Onu Yunanlara teslim ettik’ dediler. Yunan’lar da aldıklarını söylediler. Karaya varınca Yunan’lara çantamı sorduğumda almadıklarını söylediler. Yunanların da bir iş birliği olduğunu gördük. Otobüslere bindirdiler. Bizi ayırmaya çalıştılar. Otobüsleri durdurttuk. Zorla kapıları açtık ve yollara döküldük. Bizim gibi yaralıları hastaneye götürdüler. Diğerleri havalimanına gitti. Ben de iki gün orada kaldım. Bugün gelebildik. Devletimizin mükemmel bir çalışması oldu. Orada konsolosluktan arandım. Uçak biletleri, ihtiyacım soruldu. Bu, bizim gücümüze on kat güç kattı" ifadelerini kullandı.
Van Van Gölü’nde inci kefali göçü başladı: Ekipler sağanak yağış altında nöbette Dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan inci kefalinin üreme dönemi nedeniyle tatlı sulara başlattığı göç yolculuğu bu yıl rekor bir yoğunlukla başladı. Van Gölü’nün endemik türü olan inci kefalinin, üreme amacıyla suyun tersine yüzerek başlattığı zorlu yolculuk gerçekleşti. Yaklaşık 20 bin kişinin geçim kaynağı olan balıkların korunması için Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve zabıta ekipleri akarsu mansap bölgelerinde teyakkuza geçti. Van İl Tarım ve Orman Müdürü Turgay Şişman’ın da katılımıyla gerçekleştirilen denetimlerde, ekipler yoğun sağanak yağış ve zorlu arazi şartlarına rağmen gece gündüz nöbet tutuyor. Bu yılki göçün geçmiş yıllara oranla çok daha yoğun gerçekleşmesi dikkat çekerken, suyun debisiyle birleşen balık sürülerinin oluşturduğu yoğunluk sahada görev yapan ekipleri de şaşırttı. Kaçak avcılığın önlenmesi adına denetimlerini sıkılaştıran ekipler, inci kefalinin zarar görmeden üreme alanlarına ulaşması için bölgeyi abluka altına aldı. "İnanılmaz bir balık popülasyonu var" Akarsu mansap bölgelerinde incelemelerde bulunan Van İl Tarım ve Orman Müdürü Turgay Şişman, bu yılki göçün geçmiş yıllara oranla çok daha verimli geçtiğini belirtti. İl Müdürü Şişman, "15 Nisan ile 15 Temmuz tarihleri arasında İnci Kefali av yasağı başladı ve şu an devam ediyor. Ekiplerimizle birlikte, balıkların özellikle yumurta bırakmak için sahaya çıktığı bölgeleri kontrol ettik. inanılmaz bir balık popülasyonu var; bu durumdan çok memnunuz. Geçen sene bu kadar değildi, bu sene çok yoğun bir katılım söz konusu. Akarsularımız ve tatlı sularımızdaki sıcaklık 13 dereceye ulaştığında, hayvanların yumurtlamak için gerçekleştirdiği göç hareketi başlıyor. Bu süreçte hem görsel bir şölen oluşuyor hem de balıklar yumurtalarını bırakıyor" dedi. "Balık boylarında da bir artış söz konusu" Bu yılki göçte balıkların fiziksel gelişiminin de sevindirici düzeyde olduğunu dile getiren Şişman, "Tatlı sularda beraberce yaptığımız incelemelerde durumun çok verimli olduğunu gördük. Bu sene inşallah balık boylarında da bir artış söz konusu; bizzat kontrol ettim, oldukça büyük gözüküyorlar. Balık boyundaki bu ilerleme ile birlikte bence çok güzel bir sezon geçecek. Balık açısından her şey olumlu gidiyor" diye konuştu. Kaçak avcılıkla mücadelenin tavizsiz sürdüğünü hatırlatan Şişman, sözlerini şöyle sürdürdü: "Buradan yasağın devam ettiğini tekrar hatırlatmak isterim. 15 Nisan - 15 Temmuz tarihleri arasında inci kefali avcılığı yasaktır. Kaçak avcılık tespitimiz halinde idari para cezaları uygulanmakta ve av malzemelerine el konularak mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararı verilmektedir. Bunu tüm halkımıza duyurmayı bir görev kabul ediyoruz."