TEKNOLOJİ - 16 Eylül 2018 Pazar 11:47

'Powerbank' sayısı telefonu geçti

A
A
A
'Powerbank' sayısı telefonu geçti

Akıllı telefonların en önemli problemi olan şarj sorunu, vatandaşların taşınabilir şarj aletlerine olan ilgisini artırıyor.

Akıllı cep telefonlarının en büyük problemlerinden olan telefon şarjının çabuk tükenmesi, vatandaşları Türkçesi "güç deposu" anlamına gelen powerbank kullanmaya itiyor. Harici batarya olarak kullanılan ürünler 7’den 70’e tüm vatandaşlardan ilgi görüyor. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre 2017 yılında ithal edilen powerbank sayısı ithal edilen telefon sayısını geçti. Vatandaşlar telefon bataryalarının güç düşüklüğünden şikayetçi olurken, yetkililer ise cüzdan şeklinde bile üretilebilen powerbankların kalitesi konusunda vatandaşları uyarıyor. 

Powerbank kullanımının artması hakkında açıklamalarda bulunan işletmeci Hasan Salih Altsoy, ürünün daha çok gençler tarafından talep edildiğini aktardı. Powerbankların anahtarlık ve cüzdan şeklinde bile üretildiğine değinen Altsoy, “Powerbank taşınabilir şarj aleti anlamına geliyor. Teknolojik ürünler şu an çok fazla şarja dayalı olduğu ve insanlara bu yetmediği için bir nevi yedek batarya olarak da düşünebiliriz bunu. Zaten günümüzde teknoloji çok önemli bir yerde. Evden çıkarken anahtar, cüzdan düşünüldüğü gibi zaman artık powerbank de düşünülüyor. Powerbank o kadar önemli bir hal almaya başladı ki hayatımızda anahtarlık şeklinde, cüzdan şeklinde powerbanklar üretilmeye başlandı ve bunların satışları devam ediyor hala. Çok yoğun talep var. Özellikle genç nesilde daha fazla. Aşırı internet ve telefon kullanımı olduğu için bataryaların güçleri yetmiyor artık. O yüzden powerbanklara çok yoğun ilgi var bu sıralar” ifadelerini kullandı.

“Alınan ürünlerde kalite çok önemli”

Yan sanayi olarak üretilen ve kalitesiz olan ürünlerin ciddi zararlara yol açtığını vurgulayan Altsoy, vatandaşları bu ürünler hakkında uyardı. Telefon üreticilerinin düşük güçlü bataryalar kullanılmasına da değinen Altsoy, “Her üründe olduğu gibi kalite çok önemli. Yan ürünler alındığı zaman maalesef tatsız olaylarla karşılaşabiliyoruz; patlama, çatlama, prizdeyken yanma gibi. Böyle çok haber okuyoruz mesela evde yangın çıkıyor prizden, bütün evi bile sarabiliyor. O yüzden alınan ürünlerde kalite çok önemli. Garantili, kaliteli ürünler alınmasını özellikle tavsiye ediyoruz. Sıfır cihazlarda, sıfır telefonlarda firmalar yüksek batarya kapasitesi kullanabilecek durumdayken bunu yapmıyorlar. Günümüzde herhangi bir firma 6000 miliampere kadar bataryalı telefon üretebiliyorken daha fazla rağbet gören firmalar 2000-2500 miliamperlik bataryalar kullanıyorlar. Bu çok yanlış, firmalar bunu yükseltebilir. 5000 miliamperlik bir batarya koyarsan sabahtan akşama kadar yoğun bir şekilde kullanacağın telefon bile seni idare edebilir. Günümüz teknolojisinde zaten şarj süresi artık bir gün. Bir gün şarjı giden bir telefon iyi durumda demektir. O yüzden kullanımı kolay sağlayacak, yüksek miliamperli bataryalar çok daha sağlıklı olacaktır” şeklinde konuştu.

“Mecburen bunları kullanmak zorunda kalıyoruz”

Kaan Kasapoğlu adlı öğrenci ise, telefon yerine daha çok bu ürünü kullandıklarından dert yandı. Kasapoğlu, “Powerbank şu an maalesef ki kullanıyorum. Bu bence telefon firmalarının suçu. Çünkü telefonlarımızdaki batarya kapasitesi az olduğu için mecburen bunları kullanmak zorunda kalıyoruz. Tabii ki biz de biliyoruz hatalı bir şey yaptığımızı ama mecburen kullanmak zorundayız. Ben telefonumu aktif olarak kullanan biriyim ve telefonumda üst modellerden ama maalesef en fazla 8-10 saat şarjı götürebiliyor. Normal bir insanın hayatı 8-10 saat olabilir ama biz genç insanlar olduğumuz için daha uzun süre dışarıda oluyoruz. Mecburen bu yüzden de powerbank kullanmak zorunda oluyoruz yani. Elimiz, ayağımız oldu desek yeridir. Telefon yerine şu an daha çok powerbank kullanır duruma geldik. İnsanlar bunun farkında mı bilmiyorum ama şu an daha çok powerbank kullanıyoruz aslında” ifadelerini kullandı.  

Ersin Gökdağ - Oğuzhan Demir 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Sumud Filosu aktivisti Hüseyin Oral, İstanbul’a geldi İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, İstanbul Havalimanı’na geldi. Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu kapsamında 12 Nisan’da İspanya’nın Barselona kentinden hareket eden filo, farklı ülkelerden katılımlarla büyüyerek 39 ülkeden 345 katılımcıya ulaşmıştı. 29 Nisan gecesi Girit Adası açıklarında uluslararası sularda İsrail ordusunun müdahalesine maruz kalmış müdahale sonrası çok sayıda aktivistin alıkonulmuştu. İsrail güçlerince alıkonulduktan sonra Yunanistan’ın Girit Adası’na çıkarılan aktivistler, geçtiğimiz Cuma günü Türk Hava Yolları tarafından düzenlenen özel uçuşla İstanbul’a getirilmişti. İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, Romanya’dan İstanbul Havalimanı VIP Terminali’ne geldi. Bükreş’ten THY’nin tarifeli uçağıyla Türkiye’ye gelen Oral, İstanbul Havalimanı VİP Terminali Girişi’nde aktivist arkadaşları ve çok sayıda vatandaş tarafından karşılandı. Hüseyin Oral, karşılama sonrası işlemleri için Adli Tıp Kurumu’na gitti. "Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar" İstanbul Havalimanı’nda konuşan Hüseyin Oral, "Thiago Avila ile aynı gemide bulunduk. Gerçekten büyük bir kahraman. Gemide tuvalet temizliğini kendisi üstlendi. Daha sonra onu götürdüler. İnternetler gelip gitti. Arkadaşlarım ‘Bir anormallik var. Hazırlıklı olalım’ dediler. Uzaklardan çeşitli gemiler görmeye başladık. ‘Bu gemiler hayra alamet değil’ dediler. Gemiler yaklaştı ve arkadaşım ‘Herkes diz çöksün bunlar bize saldıracak’ dedi. Sonuç olarak öyle oldu. Silahları çıkardılar. Etrafımızı sardılar. Aldığımız eğitimde de zaten öyle bir durumda diz çökeceğiz. Elleri havaya kaldıracağız. Müdahale etmeyeceğiz şeklinde söylendi ve o şekilde uyguladık. Yoksa suçlu duruma düşeriz, dediler. Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar. Kollarımda izleri duruyor. Bizleri önce ön tarafa gönderdiler. Daha sonra arkadan botlara bindirip daha önce hazırladıkları büyük bir hapishane gemisi yapmışlar. Onun içine doldurdular. Hayvan sürüsü gibi tekme tokatlarla bizi oralara götürdüler. İsrail’in ne kadar alçak olduğunu zaten biliyorduk ve orada yaşamış olduk. Orada da bizi 3 konteynere 180 kişiyi paylaştırdılar. En fazla 20 adam sığacakken 60 adam paylaştılar. Yerlerde ince bir sünger vardı. Ortası boş bir alan konteynerlere sığmayanlar gece sabaha kadar ileri geri donmamak için hareket ettiler. Çünkü hava soğuktu. Orada bize ekmek arası peynir yapmışlar. Peynirlerin kâğıtları da içinde duruyordu. O şekilde çuvallarla önümüze attılar. Ahıra hayvanlara yiyecek atar gibi. Sonunda Saif Abu Keshk kardeşimizi içimizden aldılar. Götürdüler. Başka bir odaya götürdüler. Ondan haber alamadık" dedi. "Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler, yumruk attılar" Gemide yaşadıklarını anlatan Hüseyin Oral, "2 gece 3 gün yolculuk yaptık. Üçüncü gün de bir adaya geldiğimizi anladık. ‘Çıkarılacaksınız’ dediler. Biz de ‘Saif ve Thiago kardeşimiz gelmezse biz çıkmayacağız’ diyerek protesto yaptık. Bu defa bizi zorla çıkarmaya çalıştılar. Bazıları tekme tokat çıkarıldı. Hanımefendi doktorlar vardı. Onları sürükleyerek dışarı çıkardılar. Gözümden görüyorsunuz. Adamlar iriydi ama suratlarında bir korku vardı. Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler. Yumruk attılar. İçerideler görmesin diye dışarıda yaptılar. Gözüm patladı ve kanlar yerlere akmaya başladı. Ama Allah sizi inandırsın ki şu kadar açım yok. Ne o yumruğu yediğim an acı hissettim ne de sonra. Sonra bizi Yunanlara teslim ettiler. Onlar da bizi karaya çıkardı. Benim ufak bir çantam vardı. İçinde bin Euro’nun üzerinde param ve ehliyetim vardı. ‘Onu Yunanlara teslim ettik’ dediler. Yunan’lar da aldıklarını söylediler. Karaya varınca Yunan’lara çantamı sorduğumda almadıklarını söylediler. Yunanların da bir iş birliği olduğunu gördük. Otobüslere bindirdiler. Bizi ayırmaya çalıştılar. Otobüsleri durdurttuk. Zorla kapıları açtık ve yollara döküldük. Bizim gibi yaralıları hastaneye götürdüler. Diğerleri havalimanına gitti. Ben de iki gün orada kaldım. Bugün gelebildik. Devletimizin mükemmel bir çalışması oldu. Orada konsolosluktan arandım. Uçak biletleri, ihtiyacım soruldu. Bu, bizim gücümüze on kat güç kattı" ifadelerini kullandı.
Van Van Gölü’nde inci kefali göçü başladı: Ekipler sağanak yağış altında nöbette Dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan inci kefalinin üreme dönemi nedeniyle tatlı sulara başlattığı göç yolculuğu bu yıl rekor bir yoğunlukla başladı. Van Gölü’nün endemik türü olan inci kefalinin, üreme amacıyla suyun tersine yüzerek başlattığı zorlu yolculuk gerçekleşti. Yaklaşık 20 bin kişinin geçim kaynağı olan balıkların korunması için Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve zabıta ekipleri akarsu mansap bölgelerinde teyakkuza geçti. Van İl Tarım ve Orman Müdürü Turgay Şişman’ın da katılımıyla gerçekleştirilen denetimlerde, ekipler yoğun sağanak yağış ve zorlu arazi şartlarına rağmen gece gündüz nöbet tutuyor. Bu yılki göçün geçmiş yıllara oranla çok daha yoğun gerçekleşmesi dikkat çekerken, suyun debisiyle birleşen balık sürülerinin oluşturduğu yoğunluk sahada görev yapan ekipleri de şaşırttı. Kaçak avcılığın önlenmesi adına denetimlerini sıkılaştıran ekipler, inci kefalinin zarar görmeden üreme alanlarına ulaşması için bölgeyi abluka altına aldı. "İnanılmaz bir balık popülasyonu var" Akarsu mansap bölgelerinde incelemelerde bulunan Van İl Tarım ve Orman Müdürü Turgay Şişman, bu yılki göçün geçmiş yıllara oranla çok daha verimli geçtiğini belirtti. İl Müdürü Şişman, "15 Nisan ile 15 Temmuz tarihleri arasında İnci Kefali av yasağı başladı ve şu an devam ediyor. Ekiplerimizle birlikte, balıkların özellikle yumurta bırakmak için sahaya çıktığı bölgeleri kontrol ettik. inanılmaz bir balık popülasyonu var; bu durumdan çok memnunuz. Geçen sene bu kadar değildi, bu sene çok yoğun bir katılım söz konusu. Akarsularımız ve tatlı sularımızdaki sıcaklık 13 dereceye ulaştığında, hayvanların yumurtlamak için gerçekleştirdiği göç hareketi başlıyor. Bu süreçte hem görsel bir şölen oluşuyor hem de balıklar yumurtalarını bırakıyor" dedi. "Balık boylarında da bir artış söz konusu" Bu yılki göçte balıkların fiziksel gelişiminin de sevindirici düzeyde olduğunu dile getiren Şişman, "Tatlı sularda beraberce yaptığımız incelemelerde durumun çok verimli olduğunu gördük. Bu sene inşallah balık boylarında da bir artış söz konusu; bizzat kontrol ettim, oldukça büyük gözüküyorlar. Balık boyundaki bu ilerleme ile birlikte bence çok güzel bir sezon geçecek. Balık açısından her şey olumlu gidiyor" diye konuştu. Kaçak avcılıkla mücadelenin tavizsiz sürdüğünü hatırlatan Şişman, sözlerini şöyle sürdürdü: "Buradan yasağın devam ettiğini tekrar hatırlatmak isterim. 15 Nisan - 15 Temmuz tarihleri arasında inci kefali avcılığı yasaktır. Kaçak avcılık tespitimiz halinde idari para cezaları uygulanmakta ve av malzemelerine el konularak mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararı verilmektedir. Bunu tüm halkımıza duyurmayı bir görev kabul ediyoruz."