MAGAZİN - 11 Kasım 2018 Pazar 16:44

Şahin Tepesi 1. bölüm yeni son bölüm izle | Şahin Tepesi 2. bölüm yeni fragmanı | Şahin Tepesi izle (Atv, Youtube izle)

A
A
A
Şahin Tepesi 1. bölüm yeni son bölüm izle | Şahin Tepesi 2. bölüm yeni fragmanı | Şahin Tepesi izle (Atv, Youtube izle)

Şahin Tepesi 1. bölüm yeni son bölüm izle | Şahin Tepesi 2. bölüm yeni fragmanı | Şahin Tepesi izle (Atv, Youtube izle). Şahin Tepesi 1. bölümüyle ekranlara merhaba dedi. Birbirlerinin hayatından çalan iki kadının hak ve güç savaşını anlatan Şahin Tepesi büyük ilgi topladı. Peki dizinin sonunda 2. bölüm yeni fragmanı yayınlandı mı? İşte, yayınlanır yayınlanmaz izleyebileceğiniz Şahin Tepesi 2. bölüm yeni fragmanı, 1. son bölüm izleme linkleri ve detaylar...

Şahin Tepesi 1. bölüm yeni son bölüm izle | Şahin Tepesi 2. bölüm yeni fragmanıŞahin Tepesi izle (Atv, Youtube izle)

ŞAHİN TEPESİ İLK BÖLÜM 1. BÖLÜMÜ CANLI İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

Şahin Tepesi canlı izleme linki burada! Şahin Tepesi  ilk bölüm 1. bölüm son bölüm izle.. Şahin Tepesi izle ..Şahin Tepesi yeni fragman izle... Şahin Tepesi YENİ FRAGMAN İZLE... Şahin Tepesi  2. bölüm yeni fragman izle... Şahin Tepesi ekranlara bomba gibi başladı. Şahin Tepesi ne zaman başlayacak sorusunun yanıtı dizi severler tarafından merak ediliyordu. Bu akşam ekranlara merhaba diyen dizi seyircinin büyük ilgisini toplayacak gibi görünüyor. Birbirlerinin hayatından çalan iki kadının hak ve güç savaşı ve bu savaşın ortasında kalan iki gencin aşkları için verdikleri mücadeleyi konu edinen Şahin Tepesi 2. bölüm yeni fragmanı merakla bekleniyor. 

ŞAHİN TEPESİ 2. BÖLÜM FRAGMANINI İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ

ŞAHİN TEPESİ OYUNCULARI İÇİN TIKLAYINIZ

Dizide bir ölümün ardındaki büyük sır ve bu büyük sırrın etrafında gelişecek olaylar konu ediniliyor. İşte, yayınlanır yayınlanmaz izleyebileceğiniz Şahin Tepesi 2. bölüm yeni fragmanı ve diziyle ilgili diğer ayrıntılar sizlerle...

şahin tepesi atv, şahin tepesi, şahin tepesi fragman, şahin tepesi yeni fragman, şahin tepesi fragman izle, şahin tepesi yeni fragman izle, şahin tepesi ilk bölüm izle, şahin tepesi dizi, şahin tepesi youtube izle, şahin tepesi 2. bölüm yeni fragmanı izle, şahin tepesi atv izle, şahin tepesi 1. bölüm izle, şahin tepesi son bölüm izle, şahin tepesi izle

ŞAHİN TEPESİ İLK BÖLÜM 1. BÖLÜMDE NELER OLDU?

"Hayatı boyunca mücadele etmek zorunda kalan bendim..." Birbirlerinin hayatından çalan iki kadının hak ve güç savaşı... Bu savaşın ortasında kalan iki gencin aşkları için verdikleri mücadele… Bir ölümün ardındaki büyük sır... Birlikte büyüdüğü Tuna'nın (Zerrin Tekindor) oyununa gelen Melek (Ebru Özkan), işlemediği bir kabahat yüzünden babası tarafından evden kovulmuş ve mirastan mahrum edilmiştir. Yıllar sonra babasının cenaze törenine katılmak için döndüğünde iki yetişkin çocuğu olan dul bir kadındır. Gençlik aşkı Demir (Murat Aygen) ise Tuna'yla evlenmiş ve onların da iki çocukları olmuştur. Babasının vasiyeti, iki çocuğuyla borç içinde hayat mücadelesi veren Melek için ne kadar şaşırtıcı ise, Tuna için de büyük sürpriz olur. Tuna'nın çapkınlığıyla ünlü oğlu Efe'yle (Boran Kuzum), Melek'in kızı Verda (Aybüke Pusat) arasındaki kıvılcım gelecekteki aşkın habercisidir. Kocasına saplantılı bir şekilde aşık olan Tuna, hem Demir'i, hem de sahip olduğu serveti kaybetme endişesi yaşarken, en çok Melek'in babasının ölümünün ardındaki sırrı öğrenmesinden korkmaktadır. Omuzlarında en az Tuna'nınki kadar büyük bir sır yükü taşıyan Melek'in son anda verdiği karar, herkesin hayatındaki dengeleri alt üst edecektir.

ŞAHİN TEPESİ 2. BÖLÜM YENİ FRAGMANI YAYINLANDI MI?

Şahin Tepesi dizisi 2. bölüm yeni fragmanı dizinin bitiminde merakla beklenecek. Ancak dizinin sonunda yayınlanıp yayınlanmayacağı henüz belli değil. Yayınlanır yayınlanmaz haberimizdeki linkten izleyebilir, diziyle ilgili son haber ve gelişmeleri buradan takip edebilirsiniz.

ŞAHİN TEPESİ KONUSU

Şahin Tepesi ilk 1. bölümü büyük merakla bekleniyor. Peki Şahin Tepesi konusu nedir? İşte detaylar... Birbirlerinin hayatından çalan iki kadının hak ve güç savaşı... Bu savaşın ortasında kalan iki gencin aşkları için verdikleri mücadele… Bir ölümün ardındaki büyük sır... Birlikte büyüdüğü Tuna'nın (Zerrin Tekindor) oyununa gelen Melek (Ebru Özkan), işlemediği bir kabahat yüzünden babası tarafından evden kovulmuş ve mirastan mahrum edilmiştir. Yıllar sonra babasının cenaze törenine katılmak için döndüğünde iki yetişkin çocuğu olan dul bir kadındır. Gençlik aşkı Demir (Murat Aygen) ise Tuna'yla evlenmiş onların da iki çocukları olmuştur. Babasının vasiyeti, iki çocuğuyla borç harç içinde hayat mücadelesi veren Melek için ne kadar şaşırtıcı ise, Tuna için o kadar büyük sürpriz olur. Babasının affettiği Melek de artık, mirasta hak sahibidir. Kocasına saplantılı bir şekilde aşık olan Tuna, hem Demir'i, hem sahip olduğu serveti kaybetme endişesi yaşarken, en çok Melek'in babasının ölümünün ardındaki sırrı öğrenmesinden korkmaktadır. Geçmişteki acı ve pişmanlıklarıyla kavrulan iki kadının kıyasıya mücadelesi, çocukları Verda (Aybüke Pusat) ve Efe'nin (Boran Kuzum) aşklarına en büyük engeldir.

ŞAHİN TEPESİ OYUNCURI VE KARAKTERLERİ

Zerrin Tekindor (Tuna Akdora)

40'lı yaşlarda başarılı, hırslı, kozmetik sektöründe çok önemli bir holdingin sahibi, otoriter iş kadını. Anne babasını küçük yaşta kaybetmiş, Mithat Şahin tarafından büyütülmüş. Çocuklarına karşı aşırı korumacı, ailesini bir arada tutabilmek için yapamayacağı şey yok. İktidar ve güce tutkun. En büyük zaafı hala deli gibi sevdiği kocası Demir. Zamanında köşkten kovulmasına neden olduğu ve Demir'le olan ilişkisinden dolayı hep kıskandığı Melek'in geri gelmesiyle, kontrolü elinden yitirdiğini hisseder. Ama düzeninin bozulmasına izin vermemeye kararlıdır.

Ebru Özkan (Melek Özden)
40'lı yaşlarda. Babası tarafından ret edildikten sonra hep hayat mücadelesi vermiş, ama ayakta kalmayı başarmış. Sessiz sakin görünümünün altında isyankar bir ruha sahip, azimli, çalışkan ve en az babası kadar inatçı bir kadın. Hayat onu çok zorlasa da o yorgunluk nedir bilmiyor, gözünü kırpmadan yeni bir mücadeleye girmekten çekinmiyor.

Murat Aygen (Demir Akdora)
40'lı yaşlarda. Anne ve babasını kaybetmiş, Mithat Şahin'in bursuyla okumuş, sonrasında onun şirketinde kendini ispatlamış. Yakışıklı, başarılı ve karizmatik iş adamı. Yıllar önce Melek'le evlenme planları yaparken onun evden uzaklaştırılmasından sonra Tuna'nın ilgisine karşı koyamayıp evlenmiş. Tuna'nın başarılı iş hayatını, mükemmel anneliğini hep takdir etmiş, saygı duymuş ama aşık olmamış. Şimdiye dek bir kez aşık olmuş, o da Melek'e... Aldatıldığını düşünerek aşkını kalbine gömmüş ama Melek'in geri gelmesiyle açılan defterler hayatını alt üst edecek.

Aybüke Pusat (Verda Özden)
Melek'in 23 yaşındaki kimya mühendisliği son sınıf öğrencisi, aktivist kızı. İlk bakışta dikkat çeken bir güzelliği var ama güzelliğini ön plana çıkarmaktan kaçınıyor. Özgüvenli, başarılı, hayata karşı dik durmaya çalışan, kimseye müdana etmeyen bir kız. Asiliğini ve inatçılığını annesinden almış. Babasının ölümünü olgunlukla karşılamış, annesine destek olmuş ve olmaya devam ediyor. Efe'ye duyduğu aşkla, kadınlığını ve aşkı için neleri göze alabileceğini keşfedecek.

Boran Kuzum (Efe Akdora)
Tuna'yla Demir'in 24 yaşındaki yakışıklı oğlu, annesinin göz bebeği, holdingin gelecekteki veliahtı. İşletme mezunu. Ailesinden aldığı gücü hayatın her alanında kullanırken dışarıdan ne kadar kibirli göründüğünün farkında bile değil. Kimseye bağlanmamakla övünürken, Verda'ya aşık olacak. Onun aşkıyla terbiye olacak ama aşkına sahip çıkmak düşündüğü kadar kolay olmayacak.

Mustafa Mert Koç (Cem Özden)
Melek'in 21 yaşındaki oğlu. Babasının ölümüyle güven problemi yaşamaya başlamış. İyi niyetli olmasına rağmen, çabuk parlayan, önce konuşup, sonra düşünen, patavatsız, atılgan, başkalarına göre sorumsuz, ama yine de sevimli, sevecen esprili bir genç. Başarıya odaklanmak yerine, başarısızlığını kompleks haline getirmiş. İşler yolunda gittiğinde kendini tanrı gibi görüyor, tersi olduğunda öfkelenip ezik hissediyor. En büyük arzusu kendini kanıtlamak ama bunun için daha öğrenmesi gereken çok şey var.

Leyla Tanlar (Deniz Akdora)
Tuna'yla Demir'in 19 yaşındaki kızı. Güzelliğini annesinden almış ama karakter olarak ona hiç benzemiyor. Oldukça hassas, kırılgan ve içe dönük bir kız. Ailesinden yeterince sevgi görmediğini düşünerek köşkün kahyasının oğlu Mete'yle yakınlaşmış. Bu ilişkinin sonuçlarına katlanmak ağırlaştıkça, psikolojisi bozulacak, Mete'den uzaklaştıkça Cem'le yakınlaşacak ve gerçek sevgiyi onda bulacak.
 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul İletişim Başkanı Duran: "Artık teknoloji şirketleri bizi kontrol eden bir konuma geliyorlar" İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Artık teknoloji şirketleri sadece birtakım bize mecraların sunmuyorlar. Aynı zamanda bizi kontrol eden, bizlerin anlatılarını kuran çok etkili bir konuma geliyorlar, bu yazılımların hiç de masum olmadığını biz algoritmalar, filtre balonları ve yankı odalarından biliyoruz" dedi. Geleceğin şekillenmesinde etkin rol oynayan genç gazeteciler, akademisyenler, girişimciler ve sivil toplum kuruluşu temsilcilerini her yıl bir araya getiren TRT Next programı bu yıl İstanbul’da Zorlu Performans Sanatları Merkezi’nde düzenlendi. Programa İletişim Başkanı Burhanettin Duran ve TRT Genel Müdürü Mehmet Zahid Sobacı ve farklı ülkelerden gelen çok sayıda davetli yer aldı. "Teknoloji dediğimiz şeyin çoğu zaman savaşlarla geliştiğini biliyoruz" Palantir adlı Amerikan teknoloji şirketinin yayınladığı 22 maddelik manifestodan bahsederek konuşmasına başlayan İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Palantir adlı, merkezi Colorado’da bulunan Amerikan teknoloji şirketi tarafından yayımlanan bu 22 maddelik manifesto, teknolojinin nereye gittiğini ve teknoloji şirketlerinin toplumu şekillendirmede dünyaya bakışta nerede olduğunu veya nerede olacağını anlatan ifadeler kullandı. Bu 22 madde içerisinde Amerika’nın yeniden nasıl konumlanacağı, teknoloji şirketleriyle devletin nasıl iç içe geçeceği ve bu şirketlerin imkânlarının askeri ve jeopolitik üstünlük için nasıl seferber edileceği anlatılıyor. Elbette bu yeni bir şey değil. Teknoloji dediğimiz şeyin çoğu zaman savaşlarla geliştiğini biliyoruz. Fakat şimdi bu sarmal yani savaşlar teknolojiyi geliştirirken, teknoloji tekrar savaşları güçlendiriyor. Bunun gerçekten hızlı bir sarmala döndüğü bir dünyanın içerisindeyiz hepimiz yapay zekadan bahsediyoruz ve artık onu kullanıyoruz. Bu durum beraberinde yeni şeyleri getiriyor. O yüzden bu manifesto diyor ki; "Artık atom çağında değil, yapay zeka çağındayız" deniliyor. Ve caydırıcılık artık bunun üzerinden yürüyecek. Bu manifestoda anlatılan ana konu; Amerikan üstünlüğü nasıl devam ettirilebilir? Kendi medeniyet çerçevesi içinde nasıl bir performans ortaya konabilir?" "Krizler Çağı" denilen bu yenidünyanın ne olduğunu anlamlandırmak gerekiyor" dedi. "Yazılımların hiç de masum olmadığını algoritmalar, filtre balonları ve yankı odalarından biliyoruz" Teknoloji şirketlerinin yalnızca güç ve üstünlük iddialarıyla biçimlendirdiği bir dünya olmasını istemediğini belirten İletişim Başkanı Duran, "Artık teknoloji şirketleri sadece bir takım bize mecraların sunmuyorlar. Aynı zamanda bizi kontrol eden, bizlerin anlatılarını kuran çok etkili bir konuma geliyorlar, bu yazılımların hiç de masum olmadığını biz algoritmalar, filtre balonları ve yankı odalarından biliyoruz. Artık bunun farkındayız ama farkında olmadığımız o kadar çok veriyi veriyoruz ki bazen kendimizle ilgili karar almamızla ilgili bir şeyi son dönemde yaygınlaşan bir özellik bu; yapay zekaya belli bilgileri verip, nasıl karar almamız gerektiğini soruyoruz. Kuantum teknolojisinin yaygınlaştığı kuantum bilgisayarların yaygınlaştığı birçok seçeneğin aynı anda değerlendirilip proses edildiği bir yerde bir cerrah hastasına müdahale etme konusunda kullanabileceği çok önemli bir özellik bu Verilerden yola çıkarak bu teknolojileri kullanarak çok daha iyi doktorluk yapabilirsiniz, çok daha iyi ürün üretebilirsiniz, fakat insan olmanın yerine geçecek kararları da yapay zekâya mı bırakacağız? Bu çok önemli bir soru. Bu teknolojilerin bize ürettiği çiplerle biz birtakım nöral kabiliyetlerimizi geliştirebileceğimizi varsaydığımızda acaba yarı insan yarı makineye giden bir sürecimi yaşayacağız? Bu soruları sormak bu soruların cevabını almak durumundayız bir çip takarak onlarca dili rahatlıkla öğrenebiliriz ona doğru gidiyoruz ama o çiplerin takıldığı zihin artık bizim mi olacak? Bilincimiz nerede olacak şimdi bu büyük soruları soracağımız dünyaya gidiyoruz. Dolayısıyla bu yönle baktığımızda elbette endişe olması lazım ama endişe ile umudun aynı olduğu yerde üretkenlik olur. Daha iyi şeylerin olacağını düşünüyoruz bu umut verici yanı. Ama acaba kontrol kimde olacak? Fark etmeden bilincimiz yönlendiriliyor olabilir mi?" şeklinde konuştu. "Bir meydan okuma ile karşı karşıyayız" Günümüz dünyasının kimlerin şekillendirdiği üzerine tartışan İletişim Başkanı Duran, "Bugün anlatıları kimlerin kurduğu meselesi de önemli. Geriye doğru baktığımızda şairler, vaizler, rahipler akademisyenler ve aydınlar bu anlatıları belirleyen insanlar olarak görülüyordu. Peki bugünün dünyasında söylemleri kimler belirleyecek? Teknoloji şirketleri mi? Biz bir yerden sonra acaba dijital benliğimiz tarafından yönetilen bir benliğe mi sahip oluyoruz? Dolayısıyla bu gerçekten bir meydan okuma imkan olduğu kadar bir meydan okuma ile karşı karşıyayız. Bizim dijitalle olan karşılaşmamız birçok tavrı almayı, bu tablo sonucunda eyleme geçmeyi gerektiriyor. Bu akıntı içerisinde kaybolan nereye gittiğini bilemediğimiz algoritmalarla bir o yana bir bu yana savrulduğumuz bir yerde olmamalıyız" dedi. "Cumhurbaşkanımızın "Dünya beşten büyüktür" dediği konu sadece bir söylem değildir" İletişim Başkanı Burhanettin Duran, "Teknolojik rekabetin arkasında aynı zamanda büyük bir uluslararası mücadele var. Artık çok kutuplu bir dünyadayız. Amerika teknolojik üstünlüğünü devam ettirecek ve hegemonyasını devam ettirecek bir yerde tutmaya çalışıyor. Bu manifestoları üretenler bunun için uğraşıyorlar. Kamuyu kontrol etmek artık çok daha kolay hale geliyor bunu fark etmek zorundayız. Bu bir anlamda insanlığın özgürlük mücadelesidir. Bugün kendimizi hür zannederken yarı makinalaşmış ve zihinleri kontrol altına alınmış insanlar olmamalıyız. Bu konuda hazırlıklı olmalıyız. Çok kutuplu dünya nereye doğru gidecek belli değil. Amerika bir üstünlüğü bırakmak istemiyor, Çin ise bir üstünlüğü ele geçirmek istiyor ama dünyayı yönetip düzen kurabilecek bir fikre ve iddiaya sahip değil. Türkiye gibi, orta büyüklükte olarak görülen ama dünyaya söyleyecek sözü olan ülkelerin burada öne çıkaracak dünyanın geleceğine dair söz söylemesi gerekiyor, sadece söz söylemek değil bir şeyler yapmak gerekiyor bu çerçevede Cumhurbaşkanımızın "Dünya beşten büyüktür" ve "Daha adil bir dünya mümkündür" dediği konu sadece bir söylem değil; bu bizim için birçok bölgede ve müdahil olduğumuz birçok krizde geleceğin şekillenmesine etki ettiğimiz bir alandır. Türkiye bugün Libya’da, Karabağ’da, Suriye’de ve Afrika’daki birçok ilişkideki tavrı tamamen bununla alakalı" dedi. "Ana gayemiz hakikatin korunması, güvenliğin sağlanması" Dünyadaki savaş ortamında dezenformasyonla mücadeleye değinen İletişim Başkanı Duran, "Gazze’de yaşananlar bize iki şeyi gösterdi: Birincisi, değerler etrafında dünya siyasetinin gittiğini söyleyenlerin yalancılığını, bazı ülkeler söz konusu olduğunda her şeyi nasıl kenara bıraktıklarını bize gösteren ve çıplak bir şekilde gördüğümüz bir gerçeklikti. Bu anlamda batının liberal olduğunu düşündüğü söylediği şeyin artık tabutuna son çivi çakılmış oldu. İkincisi Bugün Amerika’da Filistin’e sempatisi, İsrail sempatisinin üstüne çıkmış durumda. Avrupa toplumlarında da bu tepkiyi hepimiz gördük. Değişik toplumlardaki bu ortak tepkinin geldiği yer insanlığın haksızlığa karşı bir haykırışıdır. Bu tür tepkileri büyütmemiz gerekiyor ve bunun gelecekte bu tür soykırımların olmaması için neler yapabileceğimizi hep beraber düşünmek durumundayız. Biz İletişim Başkanlığı olarak yapmaya çalıştığımız hakikati korumakla ilgili bir gayret ortaya koymaktır. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi çerçevesinde bunu yapıyoruz yine CİMER üzerinden Türkiye’deki vatandaşlarımızın taleplerini kamuya ileterek bunların karşılanması yönünde çaba gösteriyoruz. Kamu diplomasisi ve stratejik iletişim boyutlarıyla hep ana gayemiz hakikatin korunması, güvenliğin sağlanması, bilgiye ulaşımın yeterli olmadığı aynı zamanda vatandaşlarımızın hakikate ulaşabildiğinin mümkün olabildiği bir habitatı sağlamaktır" dedi.
Sakarya Minikler anneler için hem çaldı hem söyledi Sakarya’nın Karasu ilçesinde ortaokul öğrencileri ve anneleri, Anneler Günü çerçevesinde ukulele eşliğinde şarkılar söyledi. Duygu dolu anların yaşandığı etkinlikte öğrenciler, hayatını kaybeden anneler anısına Karadeniz’e karanfil bıraktı. Karasu sahilinde gerçekleştirilen etkinlikte öğrenciler ve anneleri bir araya geldi. Müzik öğretmeni Özge Yaya öncülüğünde düzenlenen programda öğrenciler, ukulele eşliğinde Şebnem Ferah’ın ’Aşk’ adlı şarkısını seslendirdi. Hem renkli hem de duygusal anlar yaşanan sahilde öğrenciler ve anneleri, hayatlarını kaybeden anneler için Karadeniz’e karanfil bıraktı. "Ölen anneleri yad etmek için denize karanfil bırakmak istedik" Ukulele Çiçeklerim Müzik Öğretmeni Özge Yaya, "Şebnem Ferah’ın ’Aşk’ şarkısını seçmeyi uygun gördük ama bizim burada işlediğimiz aşk anneye duyulan aşk ve bunun üzerinden ilerlemek istedik. Öğrencilerimle yıllardır çalışıyoruz ve grup ismini de kızlardan oluştuğu için aldı. Velilere teklif götürdüğümde anneler de seve seve kabul ettiler. Bu sene Anneler Günü’ne güzel bir çalışma yapmak istedik. Şarkıda toprağın altında ve üstünde diye güzel bir söz geçiyor. Biz burada hayatını kaybetmiş annelerimizi de yâd etmek için özellikle bu şarkıyı seçtik. Karanfil sözü ise hayatını kaybeden anneleri temsil ediyor ve onları yâd etmek için denize karanfil bırakmak istedik" dedi. "Annem için tüm dünyayı verebilirim" Etkinliğe katılan anne Hülya Yen, "Hocamız bu teklifle geldiği zaman mutlu olduk. Anneler Günü için unutulmaz bir hediye oldu. Sanırım bu videoyu anneme de izleteceğim benim de ona hediyem olacak" derken öğrenci Nazı Giulmamedova, "Anneme verebileceğim hediyelerden en büyüğü bu olabilir. Annem için tüm dünyayı verebilirim daha fazla olsa onu da yaparım" diye konuştu.
İstanbul Selçuk Bayraktar: "Yapay zeka, ’öfke, hedonizm ve korku’ temelli içerikleri optimize ediyor" Baykar Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Lideri Selçuk Bayraktar, SAHA 2026 kapsamında düzenlenen programda katılımcılara hitap etti. Bayraktar, "Bugün herhangi bir sosyal medya veya video platformunun temel algoritması, size ’doğruyu’ veya ’faydalıyı’ göstermek üzerine tasarlanmamıştır. Arka planda çalışan yapay zekâ, nörolojik zaaflarımızı analiz ederek dopamin salgımızı tetikleyecek, bizi o ekranda 10 saniye daha fazla tutacak ’öfke, hedonizm ve korku’ temelli içerikleri optimize ediyor" dedi. SAHA 2026’da savunma sanayii, teknoloji ve milli üretim konularının ele alındığı programda konuşan Baykar Yönetim Kurulu Başkanı ve Teknoloji Lideri Selçuk Bayraktar, Türkiye’nin yerli ve milli teknoloji alanındaki çalışmalarına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Programa çok sayıda sektör temsilcisi, davetli ve katılımcı da ilgi gösterdi. Sadece metalin ve yazılımın sergilendiği bir fuarda olmadıklarını dile getiren Bayraktar, "21. yüzyılın en keskin teknolojik ve ahlaki yol ayrımında, ’insan’ kalmanın ve insanlık onuruyla hür bir şekilde var olmanın yol haritasını konuşmak üzere bir araya geldik. Bundan yaklaşık 30 yıl önce insanlığa bir ’teknoloji ütopyası’ satıldı. İnternetin sınırları kaldıracağı, bilginin serbest dolaşımının dünyayı eşitleyeceği ve sivil teknolojilerin küresel barışı getireceği söylendi. Oysa bugün görüyoruz ki bağımsızlığımızı tehdit eden en büyük unsur, sınırlarımıza yığılan konvansiyonel ordular değil. Tedarik zincirlerimize, veri merkezlerimize ve doğrudan cebimizdeki cihazlara sızan ’teknokapitalist küresel tahakkümdür.’ Bu tahakküm, geçmişin diktatörlükleri gibi kaba kuvvetle de gelmiyor. Milyarlarca insanı uyuşturucu gibi müptela kılan bir sistemle, ’gönüllü bir esaret’ olarak hayatımıza giriyor" dedi. "Bugün herhangi bir sosyal medya veya video platformunun temel algoritması, size ’doğruyu’ veya ’faydalıyı’ göstermek üzerine tasarlanmamıştır" diyen Bayraktar, "Arka planda çalışan yapay zekâ, nörolojik zaaflarımızı analiz ederek dopamin salgımızı tetikleyecek, bizi o ekranda 10 saniye daha fazla tutacak ’öfke, hedonizm ve korku’ temelli içerikleri optimize ediyor. Baktıkça ağına daha fazla çekiyor, içine çekildikçe daha fazla bakıyorsunuz. Girişim ekosisteminin dünyaya dayattığı ilk cümle hep ’maddi varlığını arttır’ oldu. Medeniyetimizden aldığımız ilhamla, bizce insanın ilk gayesi insanlığa fayda sağlamak olmalıdır" şeklinde konuştu. "Verilerin tekelleşmesine, tek elde toplanmasına asla izin verilmemeli" Yeni çağda insan ile makine arasındaki çizginin giderek bulanıklaştığını söyleyen Bayraktar, "Sadece makinelerin insanı taklit etmesinden bahsetmiyorum, insanların hızla makineleştiği karanlık bir çağa doğru yol alıyoruz. Bizim yapmamız gereken, İHA ve SİHA serüvenimizde yaptığımız gibi bugüne değil geleceğe odaklanıp, başkalarının belirlediği kuralları takip etmek yerine paradigma dönüşümü oluşturarak yepyeni bir kırılım yakalamaktır. Verilerin tekelleşmesine, tek elde toplanmasına asla izin verilmemeli. Verilerimizi küresel dev tekellerin sunucularına teslim etmek yerine, Federe Öğrenme mimarilerini hayata geçirmeliyiz" ifadelerini kullandı. "’Teknolojik Dayanışma İttifakı’ kurmalıyız" "Yapay zekadan ileri çip teknolojilerine, kuantum bilgi işlemden robotik otomasyona uzanan bu yolda; devasa, merkezcil bir bulut yapısına ihtiyaç duymadan, doğrudan cihaz üzerinde çalışan Uç Bilişim (Edge AI) modellerini geliştirmeliyiz" diyen Bayraktar, sözlerine şöyle devam etti: "Bu geliştirdiğimiz yüksek teknolojiyi dost, kardeş ve mazlum halklarla paylaşarak sarsılmaz bir ’Teknolojik Dayanışma İttifakı’ kurmalıyız. Tekellerin dev veri merkezlerine mahkûm olmadan, gücümüzü birleştirmek zorundayız. Bugün bu fuar alanında gördüğünüz; yeni nesil yapay zekâ sistemlerimiz, doğadaki kuş sürüleri gibi birbiriyle haberleşen otonom sürülerimiz ve dünya harp doktrinini yeniden yazan tüm çalışmalarımız, son 8 yılda yetişen TEKNOFEST kuşağının imzasını taşımaktadır. Burada sergilenen her bir eser, sadece birer mühendislik başarısı değil; gökyüzünde, yeryüzünde ve dijital dünyada ’hür ve özgün’ var oluşumuzun perçinlenmiş mühürleridir. Organizasyonu hayata geçiren SAHA İstanbul ailesine, gece gündüz demeden ter döken mühendislerimize, teknisyenlerimize ve savunma sanayimizin tüm kahramanlarına yürekten teşekkür ediyorum. Yolumuz açık, geleceğimiz hür olsun."