TEKNOLOJİ - 13 Kasım 2018 Salı 12:36

Siber tehditler işletmeleri yeni önlemler almaya zorlayacak

A
A
A
Siber tehditler işletmeleri yeni önlemler almaya zorlayacak

Forcepoint, yetenekleri ve kullanım alanı artan yapay zekâyı 2019 siber güvenlik tehditleri raporunda ele aldı. Önümüzdeki yıl, yapay zekâ odaklı siber saldırıların ciddi zararları gündeme gelebilir.

Siber güvenlik konusunda dünyanın önemli şirketlerinden Forcepoint, 2019 yılına ait siber tehditlere dair öngörülerini özel bir raporla açıkladı. Şirket, yapay zekânın hızla artan kullanımının oluşturabileceği risklere dikkat çekerken yapay zekâ temelli siber saldırılara yönelik uyarılarda bulundu. 

Rapora dair yorumlarını paylaşan Forcepoint Türkiye Ülke Müdürü Levent Turan, 2019’da siber risklerin yedi alanda etkisini arttıracağını belirtti. Raporun, özellikle kritik altyapı ve ulusal istihbarata yönelik tehditlere vurgu yaptığını kaydeden Turan, yapay zekâya kontrolsüz bir geçişin oluşturabileceği risklere dikkat çekti.
İşletmeler ve hükümetlerin bağlantılı sistemlerin sadece kritik verileri ve fikri mülkiyeti değil, aynı zamanda fiziksel güvenliği de riske attığı bir dünyayla karşı karşıya olunduğunu kaydeden Turan, raporun bu alanlara odaklandığını ifade etti.

Yapay zekâ fırsat mı tehdit kaynağı mı?
2019 için anahtar kelimelerden birinin itibar olacağını belirten Levent Turan, yaşanabilecek bir saldırı nedeniyle veri kaybına uğranmasının ciddi bir itibar kaybına yol açabileceğine dikkat çekti. Yapay zekâ destekli uygulamalar ve diğer süreçleri nesnelerin interneti temelli olarak kullanmanın bugün için riskli bir durum oluşturduğunu ifade eden Turan, yapay zekâ için her şeyi yapmaya hazırlıklı olunmadığını ifade etti.
Yapay zekânın bununla birlikte daha fazla şirket ve yönetici tarafından tercih edildiğini kaydeden Turan; "Yöneticilerin yüzde 71’inin kuruluşlarında yapay zekâ ve makine öğrenmesi kullanan bir siber güvenlik çözümüne yatırım yapmayı planlıyoruz. İşletmelerin makinelere olan ilgisinin giderek artıyor. Bununla birlikte en az bir veri ihlaline maruz kaldığını bildirenlerin oranında yüzde 27’lik bir yükseliş yaşandı" dedi.

İşletmeler yapay zekâya tam olarak hazır değil
Rapora göre; yapay zekâ teknolojilerinin henüz geliştirilme süreçlerinin devam etmesi, işletmelerin duruma tam olarak hazır olmalarının da önüne geçiyor. Bir makine öğrenmesinin temelinde gerçek dünyayı temsil eden veriler bulunurken, temsili veriler olmadan hiçbir algoritma yararlı ve genelleme uygun çıktılar üretemediği bildirildi. Bu durum, çeşitli araştırmalarla da kendini gösteriyor. Örneğin işletmelerin yüzde 38’i, makine öğrenmesi modellerini kendi ölçeklerine uyarlamada sıkıntı yaşadıklarını ifade edildi. Bununla birlikte yüzde 30’u farklı programlama dillerini ve eğitim çerçevelerini desteklemede sıkıntı yaşadıklarını açıkladı.
Forcepoint Türkiye Ülke Müdürü Levent Turan, bu durumun yapay zekâ temelli çözümlerde bilinmezlerin daha önde olmasına neden olduğunun altını çizdi. Bu bilinmezlik ise özellikle yapay zekâ, veri kullanımı ve siber güvenlik bileşiminin zorlaşmasına neden olabildiğini kaydeden Turan, bu nedenle pek çok şirketin mevcut düzenlerini korumaya öncelik vererek bekle-gör politikası uyguladığını ifade etti.

Yüz hatlarınızı çalan yazılımlar biyometrik güvenlik güvenilirliğini sorgulatıyor
Biyometrik güvenlik sistemlerinin kullanımı her geçen gün yaygınlaşıyor. Bu sistemlerin kişiye özgü olması, kurulum maliyetlerinin nispeten karşılanabilir ölçekte olması gibi sebeplerle daha fazla alanda biyometrik güvenlik çözümlerinden faydalanıldığı görülüyor. Bununla birlikte yaşanan çeşitli vakalar, bu sistemlerin de sanıldığı kadar güvenilir olmadığını gösteriyor. Forcepoint Türkiye Ülke Müdürü Levent Turan, iki faktörlü kimlik doğrulama sistemlerinin de risk altında olduğunun altını çizdi. 

Turan, iki faktörlü kimlik doğrulama örneğinde, saldırganların AT&T hesabında SIM takası yaparak 24 milyon dolar civarında bir tutarı ele geçirdiğinin ortaya çıkarıldığını belirtti.

Parmak izinizin kopyasını çıkarmak sadece 450 dolar
Forcepoint 2019 Siber Tehditler Raporu’nda dikkat çeken verilerden biri de parmak izi okuma teknolojisini içeren biyometrik sistemler. Levent Turan, bir başkasının parmak izinin kağıt sürümünü oluşturma maliyetinin ise 450 dolar seviyesine kadar indiğinin altını çizdi. Yalnızca ABD Personel İdaresi’ne yönelik saldırıda 5,5 milyondan fazla insanın parmak izi kaydının çalındığını belirten Turan, diğer biyometrik sistemlerin de yeterince güvenilir olmadığını ifade etti. 2016 yılında North Carolina Üniversitesi’nden güvenlik ve bilgisayar uzmanlarının yaptıkları bir çalışmada sosyal medyadan toplanan herkese açık fotoğraflarla yüz tanıma sistemlerinin yanıltıldığını hatırlattı. Bununla birlikte yüz tanıma sistemlerine artan bir ilgi de söz konusu. Levent Turan, 2023 yılına kadar küresel yüz tanıma yazılımı pazarının 9,78 milyar dolara yükselmesinin beklendiğini ifade etti.

2019’da öne çıkacak diğer siber tehditler
Forcepoint Türkiye Ülke Müdürü Levent Turan, 2019’da yapay zeka ve biyometrik güvenlik dışında beş temel konu daha olduğunu belirtti. Forcepoint raporunda bu konuların tüm detaylarıyla ele alındığını belirten Turan, diğer beş başlığı ise şu şekilde özetledi: 

"Edge Computing: Pek çok çevrimiçi hizmette yaşanan siber saldırı örnekleri, kurumların P2P iş modelleriyle yakınlaşmasına neden oluyor. Bu yöntem, gizliliği korumayı destekleyici bir çözüm niteliği taşıyor ve kullanım alanı artıyor. Müşterilere, verilerinin kontrolünü daha fazla sağlayan bu çözümler, Forcepoint uzmanlarına göre 2019’da siber tehdit riski altındaki teknolojiler arasında bulunuyor. 

Siber soğuk savaşlar: Ulusal devletler tarafından desteklenen siber ordular 2019’da gündeme gelecek bir başka konu. Fikri mülkiyetin, devletler tarafından desteklenen siber saldırganlardan nasıl korunacağı önümüzdeki yılın bir başka gündemi olarak öne çıkacak".  

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Sumud Filosu aktivisti Hüseyin Oral, İstanbul’a geldi İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, İstanbul Havalimanı’na geldi. Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu kapsamında 12 Nisan’da İspanya’nın Barselona kentinden hareket eden filo, farklı ülkelerden katılımlarla büyüyerek 39 ülkeden 345 katılımcıya ulaşmıştı. 29 Nisan gecesi Girit Adası açıklarında uluslararası sularda İsrail ordusunun müdahalesine maruz kalmış müdahale sonrası çok sayıda aktivistin alıkonulmuştu. İsrail güçlerince alıkonulduktan sonra Yunanistan’ın Girit Adası’na çıkarılan aktivistler, geçtiğimiz Cuma günü Türk Hava Yolları tarafından düzenlenen özel uçuşla İstanbul’a getirilmişti. İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, Romanya’dan İstanbul Havalimanı VIP Terminali’ne geldi. Bükreş’ten THY’nin tarifeli uçağıyla Türkiye’ye gelen Oral, İstanbul Havalimanı VİP Terminali Girişi’nde aktivist arkadaşları ve çok sayıda vatandaş tarafından karşılandı. Hüseyin Oral, karşılama sonrası işlemleri için Adli Tıp Kurumu’na gitti. "Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar" İstanbul Havalimanı’nda konuşan Hüseyin Oral, "Thiago Avila ile aynı gemide bulunduk. Gerçekten büyük bir kahraman. Gemide tuvalet temizliğini kendisi üstlendi. Daha sonra onu götürdüler. İnternetler gelip gitti. Arkadaşlarım ‘Bir anormallik var. Hazırlıklı olalım’ dediler. Uzaklardan çeşitli gemiler görmeye başladık. ‘Bu gemiler hayra alamet değil’ dediler. Gemiler yaklaştı ve arkadaşım ‘Herkes diz çöksün bunlar bize saldıracak’ dedi. Sonuç olarak öyle oldu. Silahları çıkardılar. Etrafımızı sardılar. Aldığımız eğitimde de zaten öyle bir durumda diz çökeceğiz. Elleri havaya kaldıracağız. Müdahale etmeyeceğiz şeklinde söylendi ve o şekilde uyguladık. Yoksa suçlu duruma düşeriz, dediler. Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar. Kollarımda izleri duruyor. Bizleri önce ön tarafa gönderdiler. Daha sonra arkadan botlara bindirip daha önce hazırladıkları büyük bir hapishane gemisi yapmışlar. Onun içine doldurdular. Hayvan sürüsü gibi tekme tokatlarla bizi oralara götürdüler. İsrail’in ne kadar alçak olduğunu zaten biliyorduk ve orada yaşamış olduk. Orada da bizi 3 konteynere 180 kişiyi paylaştırdılar. En fazla 20 adam sığacakken 60 adam paylaştılar. Yerlerde ince bir sünger vardı. Ortası boş bir alan konteynerlere sığmayanlar gece sabaha kadar ileri geri donmamak için hareket ettiler. Çünkü hava soğuktu. Orada bize ekmek arası peynir yapmışlar. Peynirlerin kâğıtları da içinde duruyordu. O şekilde çuvallarla önümüze attılar. Ahıra hayvanlara yiyecek atar gibi. Sonunda Saif Abu Keshk kardeşimizi içimizden aldılar. Götürdüler. Başka bir odaya götürdüler. Ondan haber alamadık" dedi. "Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler, yumruk attılar" Gemide yaşadıklarını anlatan Hüseyin Oral, "2 gece 3 gün yolculuk yaptık. Üçüncü gün de bir adaya geldiğimizi anladık. ‘Çıkarılacaksınız’ dediler. Biz de ‘Saif ve Thiago kardeşimiz gelmezse biz çıkmayacağız’ diyerek protesto yaptık. Bu defa bizi zorla çıkarmaya çalıştılar. Bazıları tekme tokat çıkarıldı. Hanımefendi doktorlar vardı. Onları sürükleyerek dışarı çıkardılar. Gözümden görüyorsunuz. Adamlar iriydi ama suratlarında bir korku vardı. Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler. Yumruk attılar. İçerideler görmesin diye dışarıda yaptılar. Gözüm patladı ve kanlar yerlere akmaya başladı. Ama Allah sizi inandırsın ki şu kadar açım yok. Ne o yumruğu yediğim an acı hissettim ne de sonra. Sonra bizi Yunanlara teslim ettiler. Onlar da bizi karaya çıkardı. Benim ufak bir çantam vardı. İçinde bin Euro’nun üzerinde param ve ehliyetim vardı. ‘Onu Yunanlara teslim ettik’ dediler. Yunan’lar da aldıklarını söylediler. Karaya varınca Yunan’lara çantamı sorduğumda almadıklarını söylediler. Yunanların da bir iş birliği olduğunu gördük. Otobüslere bindirdiler. Bizi ayırmaya çalıştılar. Otobüsleri durdurttuk. Zorla kapıları açtık ve yollara döküldük. Bizim gibi yaralıları hastaneye götürdüler. Diğerleri havalimanına gitti. Ben de iki gün orada kaldım. Bugün gelebildik. Devletimizin mükemmel bir çalışması oldu. Orada konsolosluktan arandım. Uçak biletleri, ihtiyacım soruldu. Bu, bizim gücümüze on kat güç kattı" ifadelerini kullandı.
Van Van Gölü’nde inci kefali göçü başladı: Ekipler sağanak yağış altında nöbette Dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan inci kefalinin üreme dönemi nedeniyle tatlı sulara başlattığı göç yolculuğu bu yıl rekor bir yoğunlukla başladı. Van Gölü’nün endemik türü olan inci kefalinin, üreme amacıyla suyun tersine yüzerek başlattığı zorlu yolculuk gerçekleşti. Yaklaşık 20 bin kişinin geçim kaynağı olan balıkların korunması için Tarım ve Orman İl Müdürlüğü, jandarma, emniyet, sahil güvenlik ve zabıta ekipleri akarsu mansap bölgelerinde teyakkuza geçti. Van İl Tarım ve Orman Müdürü Turgay Şişman’ın da katılımıyla gerçekleştirilen denetimlerde, ekipler yoğun sağanak yağış ve zorlu arazi şartlarına rağmen gece gündüz nöbet tutuyor. Bu yılki göçün geçmiş yıllara oranla çok daha yoğun gerçekleşmesi dikkat çekerken, suyun debisiyle birleşen balık sürülerinin oluşturduğu yoğunluk sahada görev yapan ekipleri de şaşırttı. Kaçak avcılığın önlenmesi adına denetimlerini sıkılaştıran ekipler, inci kefalinin zarar görmeden üreme alanlarına ulaşması için bölgeyi abluka altına aldı. "İnanılmaz bir balık popülasyonu var" Akarsu mansap bölgelerinde incelemelerde bulunan Van İl Tarım ve Orman Müdürü Turgay Şişman, bu yılki göçün geçmiş yıllara oranla çok daha verimli geçtiğini belirtti. İl Müdürü Şişman, "15 Nisan ile 15 Temmuz tarihleri arasında İnci Kefali av yasağı başladı ve şu an devam ediyor. Ekiplerimizle birlikte, balıkların özellikle yumurta bırakmak için sahaya çıktığı bölgeleri kontrol ettik. inanılmaz bir balık popülasyonu var; bu durumdan çok memnunuz. Geçen sene bu kadar değildi, bu sene çok yoğun bir katılım söz konusu. Akarsularımız ve tatlı sularımızdaki sıcaklık 13 dereceye ulaştığında, hayvanların yumurtlamak için gerçekleştirdiği göç hareketi başlıyor. Bu süreçte hem görsel bir şölen oluşuyor hem de balıklar yumurtalarını bırakıyor" dedi. "Balık boylarında da bir artış söz konusu" Bu yılki göçte balıkların fiziksel gelişiminin de sevindirici düzeyde olduğunu dile getiren Şişman, "Tatlı sularda beraberce yaptığımız incelemelerde durumun çok verimli olduğunu gördük. Bu sene inşallah balık boylarında da bir artış söz konusu; bizzat kontrol ettim, oldukça büyük gözüküyorlar. Balık boyundaki bu ilerleme ile birlikte bence çok güzel bir sezon geçecek. Balık açısından her şey olumlu gidiyor" diye konuştu. Kaçak avcılıkla mücadelenin tavizsiz sürdüğünü hatırlatan Şişman, sözlerini şöyle sürdürdü: "Buradan yasağın devam ettiğini tekrar hatırlatmak isterim. 15 Nisan - 15 Temmuz tarihleri arasında inci kefali avcılığı yasaktır. Kaçak avcılık tespitimiz halinde idari para cezaları uygulanmakta ve av malzemelerine el konularak mülkiyetin kamuya geçirilmesi kararı verilmektedir. Bunu tüm halkımıza duyurmayı bir görev kabul ediyoruz."
Isparta Tipi vurdu heyelan yolu kapattı, 2 çoban ve yaklaşık 650 küçükbaş hayvan yaylada mahsur kaldı Isparta’nın Yalvaç ilçesine bağlı Yarıkkaya köyünde, yaklaşık 650 küçükbaş hayvanı ile yaylaya çıkan 2 çoban yoğun kar ve tipi ile birlikte meydana gelen toprak kayması nedeniyle geri dönemedi. Bulundukları yerde mahsur kalan çobanların sağlık durumlarının iyi olduğu, ekipler tarafından gerekli yaşam şartlarının sağlandığı ve sürüyü yalnız bırakmamak için yol yapım çalışmalarının tamamlanmasının ardından sürüleriyle birlikte bölgeden ayrılacakları bildirildi. Olay, sabah saatlerinde Yarıkkaya köyü sınırlarında bulunan Sultan Dağları yaylasında meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, sürülerini otlatmak için yaylaya çıkan çobanlar Bilal Akpınar ve Ömer Şahin, yaklaşık 650 küçükbaş hayvanla birlikte yoğun kar yağışı ve tipi nedeniyle bulundukları yerde mahsur kaldı. Isparta Damızlık Koyun, Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Hüseyin Sarıdaş’ın ihbarı üzerine bölgeye AFAD ve İl Özel İdaresi ekipleri sevk edildi. Ekiplerin yaptığı incelemelerde, çobanların ve koyunların geçtiği güzergâhta zemin yapısının zayıfladığı, yağışların da etkisiyle yaklaşık 300 metrelik alanda meydana gelen toprak kayması sonucu yolun çöktüğü ve bu nedenle yaylaya ulaşımın sağlanamadığı ve bu yüzden geri dönemedikleri belirlendi. Bunun üzerine Yarıkkaya köyünden 3 traktörle yola çıkan 15 kişilik köy halkı ve bölgede bulunan ekipler, zorlu arazi şartlarına rağmen mahsur kalan çobanlara ve hayvanlara ulaşarak saman ve yiyecek ulaştırdı. Ancak yolun kapalı olması nedeniyle küçükbaş hayvanların yayladan indirilemediği öğrenildi. Sağlık durumlarının iyi olduğu belirtilen çobanların, yol yapılana kadar sürülerini bırakmamak için bölgede kalmaya devam ettiği bildirildi. "İnşallah çoban arkadaşlarımıza bir şey olmaz" Çobanlara yardım için bölgeye giden ve ilk ulaşan vatandaşlardan Mikail Şahin, "Orada sürümüz vardı ve bu olay nedeniyle 8-9 hayvanımız telef oldu. Sabah saat 06.30’dan itibaren onları kurtarmak için mücadele ettik, akşam saat 19.30 civarında çalışmaları sonlandırmak zorunda kaldık. Koyunlarımızı ve çoban arkadaşlarımızı gerekli imkanlar sağlanarak bulundukları yerde bıraktık. İnşallah çoban arkadaşlarımıza bir şey olmaz. Biz haberi alır almaz bölgeye gittik ve tehlikeli yollardan geçerek çoban arkadaşlarımıza ulaştık. Allah’a şükür, sağlık durumları iyi. Yanımızda saman ve bazı malzemeler götürdük. Olay yerine vardığımızda sürüde kayıplar olduğunu gördük. Koyunları ve çoban arkadaşlarımızı geri getirmek istedik ancak önümüzde bir akarsu vardı ve yol olmadan bunu aşmamız mümkün değildi. Yoğun tipi vardı ve kar kalınlığı yaklaşık 50 santimetreye ulaşıyordu. Traktörlerimiz bile ilerlemekte zorlandı. Yolu açmak için çok çaba sarf ettik ancak başarılı olamadık. Herkese geçmiş olsun diliyorum" dedi. Yol yapım çalışmalarının sabah saatlerinde devam edeceği bildirildi.