POLİTİKA - 14 Eylül 2017 Perşembe 17:14

Türkiye’den Amerika’ya dava tepkisi

A
A
A
Türkiye’den Amerika’ya dava tepkisi

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Büyükelçi İbrahim Kalın, “Zafer Çağlayan’ın İran ambargosunun delinmesi davasına dahil edilmesi de siyasi amaçla yapılmış bir karardır. Çünkü ortada hukuki açıdan sorulması gereken çok önemli sorular var. Bu iddianameye konu olan güya deliller, telefon dinlemeleri, Amerikan savcısının eline nasıl geçti, bunları kim verdi?” dedi.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularına cevap verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın önceki ABD ziyaretinde çıkan olaylarda Türk korumalar hakkında dava açılması ve dava açılan korumalar arasında olay yerinde olmayan, hatta Amerika’ya hiç gitmemiş kişiler olduğu ve eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan hakkında çıkartılan tutuklama kararına ilişkin sorulan sorular üzerine Kalın şu cevabı verdi: “Sayın Trump ile Sayın Cumhurbaşkanımızın New York BM Genel Kurulu marjında bir görüşmesi olacak. Davalara gelince bunların siyasi saiklerle açılmış davalar olduğu çok açık ve net. Washington’da yaşanan hadiseyi biz bizzat yaşadık. Amerikan güvenlik güçlerinin sebep olduğu zafiyet dünyanın hiçbir yerinde kabul edilebilir bir zafiyet değildir. Konuk bir devlet başkanına ki, Amerikan kanunlarına göre de göstericilerin 30-35 mesafede uzakta tutulması gerekirken adeta 10 metre mesafeye kadar bu kişilerin gelebilmesi, Cumhurbaşkanımızın bulunduğu noktaya yaklaşması, oradan bırakın slogan atmayı ellerindeki su şişelerini fırlatmaları kabul edilebilir bir şey değil. Ortada çok açık bir güvenlik zaafı varken bizim korumalarımızın görevlerini yerine getirdiği için böyle bir dava konusu yapılması asla kabul edilebilir bir şey değildir. Bu davayı açan kişilerin öncelikle bunun hesabını vermesi gerekir. Türkiye’de böyle bir hadise olsa biz böyle bir şeye müsaade eder miyiz? Sorumluluk sahibi bir devlet olarak böyle bir şeyin yaşanmaması için elimizden gelen gayreti gösteririz. Hamdolsun bugüne kadar böyle bir hadise de yaşanmadı, birçok devlet başkanı bu ülkeye geliyor. Oradaki güvenlik zaafı bu neticeyi doğurmuştur. Şimdi hem suçlu hem güçlü bir şekilde bu dava ile kendi kusurlarını, zaaflarını, acziyetlerini örtbas etmeye çalışıyorlar. Skandal boyutundaki bir diğer hadise de orada fiziken bulunmayan 4 arkadaşımız hakkında, koruma ve protokol mensubu hakkında da dava açıldı.

Onların isimleri de bu davaya dahil edildi. Bu akıl almaz bir şey. Bu kişiler fiziken orada dahi değildi. Bu açılan davanın ne kadar gayri ciddi ve ne kadar siyasi saiklerle yapıldığını da, hazırlandığını da ortaya koyuyor. Biz bu konunun takipçisi olacağız, bununla ilgili hukuki süreci hem Dışişleri Bakanlığımız hem Adalet Bakanlığımız hem de Washington Büyükelçiliğimiz üzerinden takip ediyoruz. Biz burada hiçbir koruma arkadaşımızın, hiçbir vatandaşımızın, hiçbir heyet üyemizin böyle bir haksız muameleye maruz kaldıktan sonra bir de suçlanmasını, dava konusu yapılmasını asla kabul etmiyoruz. Bununla ilgili bütün hukuki süreçleri en etkin bir şekilde kullanmaya devam edeceğiz. Zafer Çağlayan’ın İran ambargosunun delinmesi davasına dahil edilmesi de siyasi amaçla verilmiş bir karardır. Çünkü ortada hukuki açıdan sorulması gereken çok önemli sorular var. Bu iddianameye konu olan güya deliller, telefon dinlemeleri, Amerikan savcısının eline nasıl geçti, bunları kim verdi? İran ambargosunu delmek gibi aslında bütün Amerikan hukukçularının çok açıkça ortaya koyduğu başka bir ilke var, aslında bunun Amerikan hukuk sisteminin tasarruf hakkının dışında olduğu ile ilgili. Bunu da aşarak bir Türkiye Ekonomi Bakanı hakkında böyle bir davanın açılması bir hukuk skandalıdır. Daha sonra Amerika nükleer anlaşma çerçevesinde, İran ile yaptığı anlaşma neticesinde bu yaptırımların birçoğunu kaldırdı. Biz kendi ülkemizin menfaatleri çerçevesinde İran ile ticaretimizi devam ettirdiğimiz bir dönemden bahsediyoruz. Bütün bunları Türkiye’yi cezalandırmak, Türk hükümetine ve yetkilileri karalamak amacıyla birilerinin hukuk davası konusu yapması olayın ne kadar siyasi saiklerle yapıldığını ortaya koyuyor. Bu davayı yürüten savcı ki, görevden alındı. Yerine bıraktığı kişiler devam ettiriyor. Davaya bakan hakimin ve bu kişilerin yaptıkları açıklamalara baktığınız zamanda siyasi tavırlarının ne kadar net olduğunu görüyorsunuz. Ortada hukukun üstünlüğü, tarafsızlığı ilkesinden ziyade siyasi gündem ile yürütülen bir dava var. Burada Halkbank’ın konuya dahil edilmesi aynı şekilde bankamıza karşı ki bölgenin, dünyanın en önemli, güçlü ve başarılı bankalarından birisidir. Ona karşı da bir operasyon hedefi güttüğünü ortaya koymaktadır. Bu konularla ilgili ilgili birimlerimiz gerekli takibatı yapıyorlar. ”  

Derya Yetim

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Savaş arenasında modern saldırılar ile ilkel savunma stratejileri bir arada kullanılıyor Rusya ve Ukrayna arasında devam eden savaşta modern saldırılar ile ilkel savunma stratejileri bir arada kullanılıyor. Savaş arenasında 300 dolarlık ev yapımı droneların saldırısına karşı çatı sacı gibi basit çözümler ile tankların sıra dışı kalkanı dikkat çekiyor. Rusya ile Ukrayna arasında iki yıldır devam eden savaş, sahada da çeşitli modernizasyonları beraberinde getiriyor. Her iki ülke de savaş meydanın en etkili silahlarından tankları ve konvansiyonel silahları ev yapımı FPV droneların (yarış droneları) saldırılarından korumak için çatı sacı gibi ilkel yöntemlerle ile önlem alıyor. Modern saldırılara ilkel çözümler Gelişen teknolojinin etkisiyle kamikaze saldırılarına karşı konvansiyonel silah sistemlerinin korunması için basit ancak etkili modernizasyonlar dikkat çekiyor. Özellikle tankları ve zırhlı araçları giderek artan kamikaze saldırı tehditlerine karşı korumak amacıyla çeşitli önlemler görülüyor. Bu önlemler arasında, araçların üzerine yerleştirilen çatı sacı gibi basit ancak etkili kalkanlar öne çıkıyor. Rusya’nın sahada kullandığı kalkanlar ilk bakışta gecekonduya benzetilse de basit ama etkili modernizasyon olarak şu an için mevcut tehditlere karşı önemli bir savunma sağlıyor. Ukrayna’da 300 dolara üretilen ev yapımı FPV dronelar ile elektronik savaşlar Son zamanlarda Ukrayna’nın mühimmat sıkıntısı yaşaması, yeni çözüm arayışlarını da beraberinde getirdi. Önceleri keşif için kullanılan bin dolarlık DJİ marka dronelar artık cephenin en ön saflarında saldırı için kullanılıyor. Yukarıdan bomba bırakmak için kullanılan DJİ dronelarının yerini düşük maliyetli ev yapımı FPV kamikaze dronelar aldı. Özellikle 2024 yılının başı itibariyle Ukrayna ordusu ev yapımı kamikaze drone saldırılarına ağırlık verdi. Her iki ülke askeri de düşük maliyetle üretilen FPV yarış dronelarını kamikazeye dönüştürerek 20 km uzaklıktaki tanklar ve diğer hedefleri yüksek hassasiyetle etkisiz hale getirebiliyorlar. Hız konusunda diğer dronelara oranla avantajlı olan FPV’ler ani manevralar yaparak düşman birliklerini hazırlıksız yakalayabilecek kadar küçük olması nedeniyle de tercih ediliyor. FPV dronelarının savaş meydanındaki etkisi ve üstünlüğü, her iki ülkenin bu yeni silahın ne kadar önemli olduğunu fark etmesine yol açtı. YouTube üzerinden savunma sanatı; halk teknolojiyi silahlaştırıyor Ukrayna’da halk, internet üzerinden parça sipariş vererek FPV droneler üretiyor ve bunları orduya bağışlıyor. Kamikaze droneları ortalama 300 dolara mal eden siviller, Youtube’da, dronelerın nasıl üretileceği ve nelere dikkat edilmesi gerektiği konusunda eğitim videoları paylaşarak geniş kitlelere ulaşıyor. Sahada yaşanan bu gelişmeler ise teknolojinin savaşta ve savunmada nasıl kullanılabileceği konusunu gözler önüne seriyor.
İstanbul Kadıköy’de kanoya çarpan deniz taksi kaptanı adli kontrolle serbest Kadıköy Kalamış açıklarında deniz taksi ve kanonun çarpışması sonucu kanoda bulunan iki kadın da yaralanmıştı. Adli kontrol şartıyla serbest bırakılan deniz taksi kaptanı, “Kano, radar reflektörü olmadığı için cihazımda temas olarak gözükmedi” dedi. Kadıköy Kalamış açıklarında 27 Nisan tarihinde iddiaya göre denizde seyir halinde olan deniz taksi ile, üzerinde iki kadının bulunduğu kano çarpıştı. Çarpmanın etkisiyle iki kadın yaralanarak denize düştü. Yaralanan kadınlar hastaneye kaldırıldı. Olayın ardından gözaltına alınan deniz taksi kaptanı Ahmet Özkan ise adliyeye sevk edildi. “Kano muhtemelen radar reflektörü olmadığı için cihazımda temas olarak gözükmedi” Şüpheli kaptan Ahmet Özkan savcılık ifadesinde, “ ‘SH-FLORYA’ isimli deniz takside kaptan olarak görev yapmaktayım. Çatışma anında mevcut radar ve harita sistemimiz çalışmaktadır. Fakat çatıştığımız kano suya yakın ve çok küçük olduğu için radarın çalışma prensibi nedeni ile kano muhtemelen radar reflektörü olmadığı için cihazımda temas olarak gözükmedi. Seyir esnasındaki hızımız ise 15 KTS olup çatışma anında 14 KTS’ dir. Çatışmayı yaşadığımız esnada bir gürültü duydum. Duyduğum gürültü üzerine arıza yaptığımı düşünerek makineyi boşa aldım ve kanoyu arka tarafımda tespit ettim. Denizde bulunan bir kano yolcusunu kurtarmak için 180 derece dönerek kurtarma manevramı yaptım. Onu kurtarırken 20-25 metre açıklarında bilinci kapalı ve can yeleği olmadığı için kafası su içinde ikinci bir kano yolcusu olduğunu fark ettim” dedi. “İlk yolcunun bir aciliyeti bulunmadığından tekneyi gemicime bırakarak denize atladım” Şüpheli Özkan ifadesinin devamında, “İlk yolcunun bir aciliyeti bulunmadığından tekneyi gemicime bırakarak denize atladım. Bilinci kapalı kano yolcusuna ulaşıp başını suyun üzerine çıkardım ve civardaki bir yattan yardım istedim. Bahsedilen mevkiinde genellikle yelkenliler mevcut olduğu için hali hazırda dikkatli ve emniyetli seyir yapıyorduk. Hava poyraz akıntı ve rüzgar sağ tarafımızdan geliyordu. Kuvvetle muhtemel kano akıntı, rüzgar ve kürek gücünün etkisiyle bordamızdan gelip arka tarafımızdan çıktı. Üstüme düşen her şeyi yaptım. Kanonun etrafında herhangi bir güvenlik botu bulunmamaktadır” dedi. Hakimlik, suçun niteliği, her ne kadar kuvvetli suç şüphesi mevcut ise de şüphelinin uzun süredir aynı adreste oturuyor olması ve delillerin büyük oranda toplanmış olması nedeniyle şüpheli Ahmet Özkan’ın ’Taksirle birden fazla kişinin yaralanmasına neden olma’ suçundan adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi.
Ağrı ’Çilek Abla’ köy okulu öğrencilerini baharla süslenmiş çileklerle buluşturdu Daha önce hiç çilek tatmamış çocukları çilekle buluşturduğu için “Çilek Abla” lakabıyla tanınan Zeynep Taşdemir, Kocaeli’den Ağrı’ya iyilik köprüsü kurarak onlarca çocuğa unutamayacakları bir gün yaşattı. Köy okulu öğrencilerine yardım etmek amacıyla geçen yıl Ağrı’ya gelen ve burada gittikleri bir köy okulunda okuyan öğrencilerin daha önce hiç çilek yemediklerine şahit olan Zeynep Taşdemir, hem öğrencilere çilek tattırmak hem de onlara unutamayacakları bir gün yaşatmak için arkadaşlarıyla beraber Kocaeli’den Ağrı’ya doğru yola çıktı. Ağrı merkeze bağlı Doğutepe köyüne doğru yola çıkan gönüllüler, kasalar dolusu çileklerle çocuklara ulaştı. Çocukların kahkahalarının havada uçuştuğu etkinlikte pastalar kesildi, oyunlar oynanıp müzisyenler eşliğinde şarkılar söylendi. Etkinliğin sonunda çeşitli hediyeler alan öğrencilerin mutlulukları ise yüzlerinden okundu. Bütün çabasının çocuklara çileği tattırmak ve onlara unutamayacakları bir gün yaşatmak olduğunu söyleyen Zeynep Taşdemir, "Kocaeli’de yaşıyorum. Bugün buraya tekrar gelmemin nedeni çocukluktan hayalim olan ve geçen sene de katılım sağladığım köy okulunda çocukların hiç çilek yemediğini ya da pastaların içerisindeki çilekler için kavga ettiklerine şahit oldum. Bugün de bu hikaye ile tekrar buraya adım attım. Böyle büyük bir şenlik düzenlemek istedim. Bugün gelen misafirlerimin çoğu benim gibi Kocaeli’den, farklı şehirlerden gelen iyilik dostlarımızdı. Ve onlar da çocukların bire bir gözündeki ışıltıya şahitlik ettiler. Onların çocuklarıyla kendi çocukları kaynaştı. Böyle bir projede olduğum için ve yanımda destekçim oldukları için çok mutluyum. Bundan önce sosyal sorumluluk projelerinde de bulundular. Kitap çıkarttım bu alanda ve bu kitabı çıkarttığım zaman nasıl bir destek aldıysam şu anda da aynı destek devam ediyor. Bunlar her zaman benim içimi kıpır kıpır eder ve çocuklarınla mutluluğuna, o çilek abla demelerine şahit oluşum beni çok mutlu ediyor. Bunların da devamlılığı olması adına istiyorum, devam etsin her zaman farklı şehirlerde farklı yerlerde bu tarz etkinlikler olsun ve çocukların mutluluğuna orada şahitlik edelim. Bugün burada farklı keyifler yaptık, gelenekler köy şenliği gibi oldu aslında. Köydeki o güzel geçmişe dayalı oyunlar, şarkılar, türküler; müzisyen arkadaşlarımızla çocuklarla beraber söyledik ve bu çok güzel bir şeye şahitlik etti. Çocuklar gelip ’Abla ilk defa işte bu tarz şeylerle karşılaştık, ilk defa dron gördük’ diyen çocuklar oldu, bu beni çok mutlu etti. Bugün buraya gelen iyilik dostlarımızdan kimisi kadın girişimcilerdi ve bunlar kurabiyeler yapıp gelenler oldu, çilek sepetiyle gelenler oldu, oyuncaklarla gelen gelenler oldu ve bu beni çok mutlu etti. Hayalimdeki projeyi kendim yaptım ama beni yalnız bırakmayarak buraya gelip kendi çocuklarıyla okuldaki çocuklarla oynamalarına şahitlik etmek ekstra beni mutlu etti" diye konuştu.