EKONOMİ - 03 Şubat 2023 Cuma 10:45

Yılın ilk enflasyon rakamları açıklandı

A
A
A
Yılın ilk enflasyon rakamları açıklandı

Tüketici fiyat endeksi (TÜFE) Ocak ayında yıllık yüzde 57,68, aylık yüzde 6,65 oldu.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2023 yılı Ocak ayı enflasyon rakamlarını açıkladı. Buna göre, TÜFE'deki değişim 2023 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 6,65, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 6,65, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 57,68 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 72,45 olarak gerçekleşti. Bir önceki yılın aynı ayına göre en az artış gösteren ana grup yüzde 24,24 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 77,22 ile sağlık oldu.

Ana harcama grupları itibarıyla 2023 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre en az artış gösteren ana grup yüzde -1,53 ile giyim ve ayakkabı oldu. Buna karşılık, 2023 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup ise yüzde 18,35 ile sağlık oldu.

2023 yılı Ocak ayında, endekste kapsanan 143 temel başlıktan (Amaca Göre Bireysel Tüketim Sınıflaması-COICOP 5'li Düzey), 12 temel başlığın endeksinde düşüş gerçekleşirken, 2 temel başlığın endeksinde değişim olmadı. 129 temel başlığın endeksinde ise artış gerçekleşti.

İşlenmemiş gıda ürünleri, enerji, alkollü içkiler ve tütün ile altın hariç TÜFE'deki değişim, 2023 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 7,07, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 7,07, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 57,05 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 63,81 olarak gerçekleşti.

Yurt içi üretici fiyat endeksi (Yİ-ÜFE) yıllık yüzde 86,46, aylık yüzde 4,15 arttı

Yİ-ÜFE 2023 yılı Ocak ayında bir önceki aya göre yüzde 4,15, bir önceki yılın Aralık ayına göre yüzde 4,15, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 86,46 ve on iki aylık ortalamalara göre yüzde 125,53 artış gösterdi.

Sanayinin dört ana sektöründen imalat endeksi yıllık yüzde 70,49 arttı

Sanayinin dört sektörünün yıllık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 101,51, imalatta yüzde 70,49, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 237,14 ve su temininde yüzde 116,64 artış olarak gerçekleşti.

Ana sanayi gruplarının yıllık değişimleri; ara malında yüzde 60,98, dayanıklı tüketim malında yüzde 69,42, dayanıksız tüketim malında yüzde 97,14, enerjide yüzde 188,23 ve sermaye malında yüzde 60,19 artış olarak gerçekleşti.

Sanayinin dört ana sektöründen imalat endeksi aylık yüzde 5,12 arttı

Sanayinin dört sektörünün aylık değişimleri; madencilik ve taş ocakçılığında yüzde 6,08 artış, imalatta yüzde 5,12 artış, elektrik, gaz üretimi ve dağıtımında yüzde 3,13 azalış ve su temininde yüzde 2,15 artış olarak gerçekleşti.

Ana sanayi gruplarının aylık değişimleri; ara malında yüzde 3,46 artış, dayanıklı tüketim malında yüzde 7,34 artış, dayanıksız tüketim malında yüzde 8,19 artış, enerjide yüzde 0,64 azalış ve sermaye malında yüzde 6,29 artış olarak gerçekleşti.

Yıllık Yİ-ÜFE'ye göre 19 alt sektör daha düşük, 10 alt sektör daha yüksek değişim gösterdi

Yıllık en düşük artış; yüzde 28,97 ile ana metaller, yüzde 43,33 ile kağıt ve kağıt ürünleri, yüzde 47,77 ile kauçuk ve plastik ürünler alt sektörlerinde gerçekleşti. Buna karşılık elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme yüzde 237,14, diğer madencilik ve taş ocakçılığı ürünleri yüzde 147,26, diğer metalik olmayan mineral ürünler yüzde 145,09 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

Aylık Yİ-ÜFE'ye göre 12 alt sektör daha düşük, 17 alt sektör daha yüksek değişim gösterdi

Aylık en yüksek azalış; yüzde 9,00 ile ham petrol ve doğal gaz, yüzde 3,13 ile elektrik, gaz, buhar ve iklimlendirme alt sektörlerinde gerçekleşti. Buna karşılık içecekler yüzde 20,42, kömür ve linyit yüzde 15,37, diğer ulaşım araçları yüzde 13,57 ile endekslerin en fazla arttığı alt sektörler oldu.

 

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Türk tüketicisinin köklü marka kriteri ’54 yıl’ Türk tüketicisinin köklü marka algısının hangi kriterlere dayandığına dair çalışma yapıldı. Araştırmaya göre, tüketicinin bir markayı ‘köklü’ sayması için beklediği ortalama süre ise 54 yıl. Markanın geçmişten gelen değerlerini koruması, kuşaklar arası bağ kurması ve zamanın testinden başarıyla geçmesi gerekiyor. Türk tüketicisinin köklü marka algısının hangi kriterlere dayandığını araştıran çalışma FutureBright Group ve Yüzyıllık Markalar Derneği ortaklığında gerçekleştirildi. Araştırmada yer alan çarpıcı sonuçlara göre tüketicinin köklü marka algısı slogana ya da logoya değil, nesiller boyu sınanmış olmasına bağlanıyor. Yerellik, köklü marka algısında ayrıştırıcı bir rol oynuyor; isim, mekan ve logo geleneksellik çağrışımı yapmaya yeterli değil, tüketici ikna olmak için markanın geçmişini ve hikayesini de duymak istiyor. Araştırmaya katılanların büyük bir kısmı, markanın köklü ve mirası olan haline gelmesi için nesiller boyu kullanılması gerektiğini belirtiyor. 54 yıl kriteri Tüketicinin bir markayı "köklü" sayması için beklediği ortalama süre ise 54 yıl. Markanın geçmişten gelen değerlerini koruması, kuşaklar arası bağ kurması ve zamanın testinden başarıyla geçmesi gerekiyor. Köklü markanın ismi duyulduğunda belli bir standart ve güven duygusunu geçirmeli. Nesiller boyu değişmeyen kalite algısı ve toplumsal hafızada yer edinmesi, geleneksel değerlerini modern dünyaya adapte etmesi en önemli unsurlar. Kuruluş tarihi köklü marka olmak için yeterli değil Araştırma sonuçlarına göre köklü markanın sırrı sadece kuruluş tarihinde değil, güven verebilme yetisinde yatıyor. Güveni besleyen unsurlar ise değerlerini korumak, yüksek ürün ve hizmet kalitesi, net kimlik ve toplumda saygı görmek olarak sıralanıyor. Her 4 tüketiciden 3’ü bir markanın mirası olduğunu kanıtlaması gerektiğini söylüyor. Miras kanıtı olarak ise en başta kaliteyi gösteriyor. Tüketicinin ürünü her satın aldığında aynı kaliteyi yakalaması markanın mirasının en önemli göstergesi olarak düşünülüyor. Tarihî görünmeye çalışmak ters tepiyor Bir diğer çarpıcı bulgu ise; tarihî görünmeye çalışan markaların güven unsurunu aşındırması. Araştırmaya katılanların çoğunluğu "Bazı markaların köklü olmadığı halde tarihî bir algı oluşturmaya çalıştığını düşünüyorum" diyor. Büyük bir oran ise "Köklü olmadığı halde böyle bir algı oluşturmaya çalışmak güvenimi olumsuz etkiler" diye düşünüyor. Bu alanda yapılan ilk araştırma Araştırmanın lansman toplantısında konuşan Yüzyıllık Markalar Derneği Başkanı Gürsel Arseven, "Köklü marka algısı üzerinde yapılan araştırmanın Türkiye’de bir ilk olması dolayısıyla gururluyuz. Benzer alanda pek fazla çalışma yok. Bu tarz çalışmalar dünyanın kaotik durumunun aşılması için gerçekten büyük önem taşıyor. Hız yüzünden her şeyin hızlıca yıpranıp tüketildiği dünyamızda yüzyıllık markalar 19’uncu yüzyıldan bu yana kadim uğraşlarını devam ettiriyorlar. Kaotik süreçler ve güvensiz ortamlar, köklü kurumlara yönelme eğilimini artırıyor. Bizler de yazılı kayıtlarla daha geniş kitle oluşturmak için gayret ediyoruz. Ülkemizde milli mirasın oluşması için gereken ekonomik ömür ortalama 34 yıl olarak düşünülüyor, oysaki bu rakam İtalya’da yaklaşık 100 yıl. Bu yüzden bu grup ile gerçekleştirdiğimiz bu araştırma çok kıymetlidir. Toplumsal dokuyu kalıcı ve sürdürülebilir kılmak, duygusal bağ oluşturmak ve aidiyet oluşturmak konusunda çalışmalarımız devam edecektir" dedi. Logonun başına tarih koymak bir şey ifade etmiyor FutureBright kurucu ortağı Akan Abdula ise markanın köklülük algısındaki önemli kriterin aslında yaşanmışlık olduğunu belirterek ". tarihinden bu yana" başlığının tüketici nezdinde çok fazla bir şey ifade etmediğini söyledi. Abdula sözlerine şöyle devam etti: " Araştırmada yabancı markalarda olan köklülüğün bizim köklülüğümüz olmadığını ve çok da önemsenmediğini gördük. En köklü markamızın ise İstanbul olarak belirtildiğini gözlemledik. Köklü olmak için nostalji kelimesi ise bazen yük olabiliyor; inovasyon yoksa nostalji herhangi bir işe yaramıyor. X, Y ve Z kuşaklarının da köklü marka algısının değişiklikler gösterdiğini belirledik. Köklü marka olmanın temelleri; tutarlı kalite, kurumsal kimlik ve itibar üçlüsünde yatıyor"
Bursa BUÜ’den Vergi Denetim Kuruluna akademik destek Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) ile Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu (VDK) Başkanlığı arasında, lisansüstü eğitim ve bilimsel araştırmaları kapsayan önemli bir işbirliği protokolüne imza atıldı. Rektörlük Yönetim Kurulu Salonunda düzenlenen törene; Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı, Rektör Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Kadir Yasin Eryiğit, Maliye Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adnan Gerçek ile VDK temsilcileri ve akademik personel katılım gösterdi. Protokol kapsamında vergi müfettişlerinin akademik yetkinliklerinin artırılması ve teori ile pratiğin buluşturulması hedefleniyor. Vergi Denetim Kurulu Başkanı Muhsin Atcı, köklü bir geçmişe sahip olan BUÜ’de bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek başladığı konuşmasında, kurum olarak devlet bütçesinin sürekliliğini sağlama gayesiyle hareket ettiklerini ancak akademik destek ve teori olmadan bu hedeflere sağlıklı bir şekilde ulaşmanın mümkün olmadığını belirtti. Müfettişlik mesleğinin sadece bir memuriyet değil, sürekli gelişim ve uzmanlık gerektiren dinamik bir alan olduğunu vurgulayan Atcı, akademi ile kamu arasındaki mesafeyi daraltmak istediklerini ifade etti. Bu kapsamda, verileri bilimsel çalışmaların hizmetine sunacak "VDK Scholar" projesi gibi adımlarla akademisyenlerin aklına talip olduklarını söyleyen Atcı, bilimin rehberliğinde ülkeye katma değer sağlayacak her türlü ortak çalışmaya ve eğitim desteğine açık olduklarının altını çizdi. Rektör Prof. Dr. Ferudun Yılmaz, üniversitenin 2017’den bu yana sahip olduğu araştırma üniversitesi kimliğiyle Türkiye’nin beşeri sermayesine katkı sunmaya devam ettiğini dile getirdi. Özellikle İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi ile Maliye Bölümünün güçlü geleneğine dikkat çeken Rektör Yılmaz, bu protokolün hem müfettişlerin nitelikli eğitim alması hem de öğrencilerin kariyer fırsatlarını yakından tanıması açısından çift taraflı bir kazanım sağladığını kaydetti. Bu tür işbirliklerine her zaman açık olduklarını belirten Yılmaz, protokolün olgunlaşmasında emeği geçen tüm hocalara ve VDK ekibine teşekkürlerini sundu. Protokolün mutfak sürecine dair bilgiler paylaşan BUÜ Maliye Bölüm Başkanı Prof. Dr. Adnan Gerçek ise sürecin VDK Bursa Daire Başkanlığı’nın başvurusuyla başladığını ve Ankara ile yürütülen titiz çalışmalar neticesinde şekillendiğini anlattı. Müfettişlerin üniversite çatısı altında lisansüstü eğitim alarak uzmanlaşmalarını temel alan protokolün her iki kuruma da önemli yükümlülükler getirdiğini ifade eden Gerçek, atılan imzaların kalıcı bir anıya ve verimli bir iş birliğine dönüşmesinden duyduğu memnuniyeti paylaştı.