SAĞLIK - 25 Ekim 2025 Cumartesi 10:00

3 yıl sonra duş alıp, tıraş olan Barış’ın anksiyete ve depresyon sorunu olduğu ortaya çıktı

A
A
A
3 yıl sonra duş alıp, tıraş olan Barış’ın anksiyete ve depresyon sorunu olduğu ortaya çıktı

Hatay’da 3 yıla yakın süredir evden çıkmayarak sadece telefonla ve bilgisayarla oynayan ve 3 yılın ardından ilk defa tıraş olup dışarıya çıkan Barış Özbay’ın yapılan muayene sonucunda anksiyete ve depresyon tanısı konuldu. Barış’ın yapılan kan tahlillerinde vitamin eksikliği tespit edildiğini ifade eden Antakya İlçe Sağlık Müdürü Doktor Ferdi Coşgun, Barış’ın sağlık sorunlarıyla ilgili tedaviye başlandığını ifade ederek sosyal medya ve dijital bağımlığın genç adamda psikolojik sorunları tetiklediğini düşündüklerini söyledi.


Kahramanmaraş merkezli depremlerde evini kaybeden 50 yaşındaki anne Semra Özbay ve 23 yaşındaki oğlu Barış Özbay, yaşadıkları depremin ardından Defne ilçesinde hayata birlikte tutunuyorlar. Depremde hem evlerini hem yakınlarını kaybeden aile, üç yıldır zorlu bir süreçle mücadele ediyor. Depremin ardından yaşama hevesini kaybeden ve okuduğu üniversiteyi yarıda bırakarak sürekli bilgisayar ve cep telefonuyla oynamaya başlayan Barış Özbay, sanal dünyaya bağımlı hale gelerek hayat hikayesiyle Türkiye’nin dikkatini çekmişti. Yaşamak için gerekli ihtiyaçlarını gideren genç adam; ne duş alıyor ne de tırnaklarını kesmek gibi özel gereksinimlerini yerini getiriyordu. Devlet kurumlarının girişimleriyle Barış’ın yeni hayatına başlamasına yönelik ilk adımı atmıştı. Yaklaşık 3 yıl sonra duş alan, tıraş olan ve evinden çıkıp farklı bir noktaya giden Barış’ın annesi Semra Özbay’ın yüzü evladı için gülmeye başladı. Antakya Belediyesi ekipleri, 3 yılın ardından yeni hayat yolundaki ilk adımı atan Barış ve annesinin yaşadığı evi, köşe bucak temizledi. Temizliğin ardından Antakya İlçe Sağlık Müdürlüğüne bağlı Evde Sağlık Hizmetlerinden gelen sağlık ekipleri, evde çıkmayan telefon bağımlısı gençten kanlar alarak muayene etti. Barış’ın yapılan kan tahlillerinde vitamin eksikliği tespit edildiğini ifade eden Antakya İlçe Sağlık Müdürü Doktor Ferdi Coşgun, Barış’la ilgili klinik tanı olarak anksiyete ve depresyon tanısı konularak tedaviye başlandığını ve bunların temelinde sosyal medya ve dijital bağımlılık durumunun tetiklediğini düşündüklerini söyledi.


"Bu kan tahlilleri değerlendirildi ve çok şükür herhangi bir sağlık problemi olmadığını gördük sadece birkaç vitamin eksikliği söz konusuydu"


Barış’ın yapılan kan tahlilleri sonucunda beslenmeden kaynaklı vitamin eksiliği olduğunu söyleyen Coşgun, "Barış Özbay kardeşimizle ilgili bize sosyal medya kanalları üzerinden bilgileri geldikten sonra gerekli çalışmaları yaptık. Aile ve Sosyal Hizmetler Müdürlüğü ve Antakya İlçe Sağlık Müdürlüğü sağlık ekipleri evde sağlık birimleri konuya hemen vakıf olarak Barış kardeşimizin ailesine ulaştık. Barış’ın önce bakımları yaptırdık, temizliğini sağladık ve evde sağlık ekibimiz tarafından sağlık muayeneleri gerçekleştirildi. Kan tahlilleri alındı. Bu kan tahlilleri değerlendirildi ve çok şükür herhangi bir sağlık problemi olmadığını gördük. Birkaç vitamin eksikliği söz konusuydu, bunlar da beslenme düzensizliğinden kaynaklı olduğunu düşünüyoruz. Onlarla ilgili gerekli çalışmalar vitamin destekleri reçetelerle birlikte sağlandı" dedi.


"Klinik tanı olarak anksiyete ve depresyon tanısı konuldu ve bunlarla ilgili tedaviye başlandı"


Barış’ın yapılan psikolojik muayenesinde klinik olarak anksiyete ve depresyon tanısı konulduğunu ifade eden Antakya İlçe Sağlık Müdürü Coşgun, "Barış kardeşimizin şu andan sonraki hayatında daha sağlıklı olabilmesi için psikososyal desteği sağlamak üzere çalışmalarımız devam ediyoruz. Bu süreçte uzman psikiyatri doktorumuz tarafından değerlendirmeleri yapıldı, gerekli tedavileri sağlandı. Barış’ın daha sonraki hayatında da adapte olabilmesi ve hayatını düzenlenebilmesi için psikologlarımız tarafından da psikoterapiler yapılacak. Şu anda aldığı klinik tanı olarak anksiyete ve depresyon tanısı konuldu. Bunlarla ilgili tedavi başlandı ama bunun temelinde gördüğümüz kadarıyla bir sosyal medya ve dijital bağımlılık durumunun tetiklediği düşünüyoruz. Sosyal hayattan kopmamaları, gerçek insanlarla diyalog kurmaları, kitaplarla haşır neşir olmaları ve arkadaşlarıyla birlikte olmaları bu şekilde gerçek hayatın içerisinde kalmalarını tavsiye ediyoruz. Bu durumun çok meşakkatli bir süreç olacağını düşünmüyorum fakat bazı kritik noktalarımız var. Bunları uzman doktorlarla ve psikologlarımızla irtibat halinde kalarak inşallah kritik noktalara çok yaklaşmadan aşarak sosyal hayata ailesine kazandırmaya çalışacağız" ifadelerini kullandı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
İstanbul Sumud Filosu aktivisti Hüseyin Oral, İstanbul’a geldi İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, İstanbul Havalimanı’na geldi. Gazze’ye insani yardım ulaştırmak amacıyla yola çıkan Küresel Sumud Filosu 2026 Bahar Misyonu kapsamında 12 Nisan’da İspanya’nın Barselona kentinden hareket eden filo, farklı ülkelerden katılımlarla büyüyerek 39 ülkeden 345 katılımcıya ulaşmıştı. 29 Nisan gecesi Girit Adası açıklarında uluslararası sularda İsrail ordusunun müdahalesine maruz kalmış müdahale sonrası çok sayıda aktivistin alıkonulmuştu. İsrail güçlerince alıkonulduktan sonra Yunanistan’ın Girit Adası’na çıkarılan aktivistler, geçtiğimiz Cuma günü Türk Hava Yolları tarafından düzenlenen özel uçuşla İstanbul’a getirilmişti. İsrail’in abluka düzenleyerek aktivistleri alıkoyduğu Küresel Sumud Filosu’ndaki darp edilenler arasında bulunan Türk ve Alman vatandaşı Hüseyin Oral, Romanya’dan İstanbul Havalimanı VIP Terminali’ne geldi. Bükreş’ten THY’nin tarifeli uçağıyla Türkiye’ye gelen Oral, İstanbul Havalimanı VİP Terminali Girişi’nde aktivist arkadaşları ve çok sayıda vatandaş tarafından karşılandı. Hüseyin Oral, karşılama sonrası işlemleri için Adli Tıp Kurumu’na gitti. "Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar" İstanbul Havalimanı’nda konuşan Hüseyin Oral, "Thiago Avila ile aynı gemide bulunduk. Gerçekten büyük bir kahraman. Gemide tuvalet temizliğini kendisi üstlendi. Daha sonra onu götürdüler. İnternetler gelip gitti. Arkadaşlarım ‘Bir anormallik var. Hazırlıklı olalım’ dediler. Uzaklardan çeşitli gemiler görmeye başladık. ‘Bu gemiler hayra alamet değil’ dediler. Gemiler yaklaştı ve arkadaşım ‘Herkes diz çöksün bunlar bize saldıracak’ dedi. Sonuç olarak öyle oldu. Silahları çıkardılar. Etrafımızı sardılar. Aldığımız eğitimde de zaten öyle bir durumda diz çökeceğiz. Elleri havaya kaldıracağız. Müdahale etmeyeceğiz şeklinde söylendi ve o şekilde uyguladık. Yoksa suçlu duruma düşeriz, dediler. Gemimize geldiler ve ellerimizi plastik kelepçe ile bağladılar. Kollarımda izleri duruyor. Bizleri önce ön tarafa gönderdiler. Daha sonra arkadan botlara bindirip daha önce hazırladıkları büyük bir hapishane gemisi yapmışlar. Onun içine doldurdular. Hayvan sürüsü gibi tekme tokatlarla bizi oralara götürdüler. İsrail’in ne kadar alçak olduğunu zaten biliyorduk ve orada yaşamış olduk. Orada da bizi 3 konteynere 180 kişiyi paylaştırdılar. En fazla 20 adam sığacakken 60 adam paylaştılar. Yerlerde ince bir sünger vardı. Ortası boş bir alan konteynerlere sığmayanlar gece sabaha kadar ileri geri donmamak için hareket ettiler. Çünkü hava soğuktu. Orada bize ekmek arası peynir yapmışlar. Peynirlerin kâğıtları da içinde duruyordu. O şekilde çuvallarla önümüze attılar. Ahıra hayvanlara yiyecek atar gibi. Sonunda Saif Abu Keshk kardeşimizi içimizden aldılar. Götürdüler. Başka bir odaya götürdüler. Ondan haber alamadık" dedi. "Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler, yumruk attılar" Gemide yaşadıklarını anlatan Hüseyin Oral, "2 gece 3 gün yolculuk yaptık. Üçüncü gün de bir adaya geldiğimizi anladık. ‘Çıkarılacaksınız’ dediler. Biz de ‘Saif ve Thiago kardeşimiz gelmezse biz çıkmayacağız’ diyerek protesto yaptık. Bu defa bizi zorla çıkarmaya çalıştılar. Bazıları tekme tokat çıkarıldı. Hanımefendi doktorlar vardı. Onları sürükleyerek dışarı çıkardılar. Gözümden görüyorsunuz. Adamlar iriydi ama suratlarında bir korku vardı. Benim kollarıma girdiler. Sürüklediler. Yumruk attılar. İçerideler görmesin diye dışarıda yaptılar. Gözüm patladı ve kanlar yerlere akmaya başladı. Ama Allah sizi inandırsın ki şu kadar açım yok. Ne o yumruğu yediğim an acı hissettim ne de sonra. Sonra bizi Yunanlara teslim ettiler. Onlar da bizi karaya çıkardı. Benim ufak bir çantam vardı. İçinde bin Euro’nun üzerinde param ve ehliyetim vardı. ‘Onu Yunanlara teslim ettik’ dediler. Yunan’lar da aldıklarını söylediler. Karaya varınca Yunan’lara çantamı sorduğumda almadıklarını söylediler. Yunanların da bir iş birliği olduğunu gördük. Otobüslere bindirdiler. Bizi ayırmaya çalıştılar. Otobüsleri durdurttuk. Zorla kapıları açtık ve yollara döküldük. Bizim gibi yaralıları hastaneye götürdüler. Diğerleri havalimanına gitti. Ben de iki gün orada kaldım. Bugün gelebildik. Devletimizin mükemmel bir çalışması oldu. Orada konsolosluktan arandım. Uçak biletleri, ihtiyacım soruldu. Bu, bizim gücümüze on kat güç kattı" ifadelerini kullandı.