ÇEVRE - 01 Mayıs 2026 Cuma 09:26

Doğadan koparılması yasak olan akzambak bitkisi Isparta’da laboratuvarda çoğaltılıyor

A
A
A
Doğadan koparılması yasak olan akzambak bitkisi Isparta’da laboratuvarda çoğaltılıyor

Türkiye’de doğal olarak yetişen ve doğadan toplanması yasak olan akzambak bitkisi, Isparta’da laboratuvar ortamında çoğaltılıyor. Sağlık alanındaki kullanımıyla bilinen bitkinin üretimiyle hem doğa korunuyor hem de ekonomiye katkı hedefleniyor.


Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi bünyesinde yürütülen çalışmalar kapsamında, doğada sınırlı şekilde bulunan ve korunması gereken akzambak bitkisi doku kültürü yöntemiyle laboratuvar ortamında çoğaltılıyor. Doğadan sökülmesi yasak olan bitkinin kontrollü şartlarda üretilmesiyle hem doğal popülasyonun korunması hem de üretimin sürdürülebilir hale getirilmesi amaçlanıyor. Laboratuvar ortamında gerçekleştirilen üretim sayesinde, çoğaltılması zor olan akzambak kısa sürede daha fazla sayıda elde edilebiliyor. Yaklaşık 6 ay süren üretim sürecinde bitkiler, steril şartlarda çoğaltılarak dış ortama uyum sağlayacak şekilde yetiştiriliyor. Bu yöntemle elde edilen akzambakların hem yurt içi kullanımda değerlendirilmesi hem de ihracata kazandırılması hedefleniyor.



Doku kültürü laboratuvarında bitkiler kitleler halinde çoğaltılıyor


Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma Görevlisi Tolga Polat, "Burası Isparta Uygulamalı Bilimler Üniversitesi Ziraat Fakültesi Eğitim, Araştırma ve Uygulama Çiftliği’ne bağlı Doku Kültürü Laboratuvarı. Yaklaşık 5 yıllık bir geçmişe sahip olan bu laboratuvarda bitkileri invitro ortamda çoğaltıyor, ardından dış şartlarda alıştırıyoruz. Bu şekilde vejetatif çoğaltma yaparak bitkilerin kitleler halinde üretimini sağlıyoruz. Şu anda ağırlıklı olarak akzambak bitkisi üzerinde çalışıyoruz ancak salep, soğanlı süs bitkileri, lale ve bazı meyve anaçları üzerine de çalışmalarımız sürüyor" dedi.



Akzambak üretiminde hedef ihracat ve dışa bağımlılığı azaltmak


Polat, "Akzambak üzerinde yoğunlaşmamızın nedeni özel sektör-üniversite iş birliği kapsamında yürütülen bir proje. Bu bitki Türkiye’de doğal olarak bulunuyor ancak doğadan sökülmesi yasak. Biz burada hem doğaya kazandırılması hem de ekonomik değeri yüksek olan bu bitkinin yurt dışı ihracatına katkı sağlamak amacıyla üretim yapıyoruz. Böylece dışa bağımlılığı azaltmayı hedefliyoruz" diye konuştu.



Akzambak üretimi 6 aylık süreçte tamamlanıyor


Üretim sürecine değinen Polat, "Akzambak soğanlı bir bitki. Öncelikle bitkinin pullarını alıp dezenfekte ediyoruz ve çoğaltma ortamına dikiyoruz. Yaklaşık 28 gün sonra bitkiler çoğalıyor ve bir bitkiden ortalama 5 yeni bitki elde edilebiliyor. Belirli bir sayıya ulaştıktan sonra köklendirme aşamasına alıyoruz. Köklenen bitkiler sera içerisindeki yoğun bakım ünitelerinde yaklaşık 12 gün tutuluyor ve dış ortama adapte ediliyor. Tüm süreç yaklaşık 6 ay sürüyor ve yıl boyunca devam ediyor" ifadelerini kullandı.



Steril ortamda üretimle hızlı ve kontrollü çoğaltma sağlanıyor


Doku kültürü çalışmalarının steril ortam gerektirdiğini vurgulayan Polat, "Kullandığımız tüm materyalleri otoklavda dezenfekte ediyoruz. Laminer kabinlerde, UV ışık altında steril şartlarda çalışıyoruz. Bu yöntem doğada yavaş çoğalan bitkilerin daha hızlı ve kontrollü şekilde üretimini sağlıyor. Kurulum maliyeti yüksek olsa da sonrasında ekonomik üretim imkanı sunuyor. Laboratuvarımızda özel sektör iş birliğiyle 8 kişi çalışıyor, ayrıca lisans ve lisansüstü öğrencilerimizin tez ve projeleri de burada yürütülüyor" dedi.



Doğadan koparılması yasak olan akzambak bitkisi Isparta’da laboratuvarda çoğaltılıyor

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kastamonu Restore edilen Livapaşa Konağı Etnografya Müzesi törenle açıldı Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yaklaşık 4 yıllık çalışmayla restore edilen Livapaşa Konağı Etnografya Müzesi, düzenlenen törenle açıldı. Kastamonu’da bulunan Livapaşa Konağı Etnografya Müzesi’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından yaklaşık 4 yıldır sürdürülen restoran çalışmaları tamamlandı. Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam’ın katıldığı törenle Livapaşa Konağı Etnografya Müzesi yeniden hizmete açıldı. Kastamonu Valisi Meftun Dallı ve protokol üyelerinin de katıldığı açılış törenine vatandaşlar yoğun ilgi gösterdi. Törende konuşan Bakan Yardımcısı Dr. Serdar Çam, "Güzel bir çalışmayla konağımızın restorasyonu tamamlandı. Emeği geçenlere teşekkür ediyorum. Rahmetli Paşamızı minnetle, şükranla yad ediyorum. Onun hatırasını devletimiz en güzel şekilde yaşatmaya devam edecek, müzemiz de faaliyetlerine en güzel şekilde devam edecek. Bundan sonraki süreçte de geçmişten gelen birikimlerimizin geleceğe taşınması noktasında çalışmalarımız artarak devam edecek" dedi. Konuşmanın ardından İl Müftüsü Bekir Derin tarafından dua edildi. Müzenin açılışı dualar eşliğinde kurdele kesimiyle gerçekleştirildi. Daha sonra Bakan Yardımcısı Çam, Vali Dallı ve Emniyet Müdürü Taş, beraberindeki heyet ile birlikte müzeyi gezdi. Davetlilere konak hakkında bilgi veren Kastamonu Müze Müdürü Erol Kale, "Livapaşa Konağı 1879-1881 yılları arasında Mirliva Sadık Paşa tarafından kendisine malikane olarak yaptırılıyor. Mirliva Sadık Paşa Kastamonulu Pınarbaşı Çankışlı köyünde dünyaya geliyor. 12-14 yaşlarında askere alınıyor. Hayatı askerlikte geçiyor. Kastamonu o dönemde önemli, büyük bir eyalet. Bu eyaletin de aynı zamanda komutanı oluyor. Hayatı cephelerde geçiyor ama ailesi burada yaşıyor. Konak içinde bulunduğumuz Livapaşa Konağı, geleneksel Kastamonu mimarisini yansıtır bir şekilde yapılmış. Haremlik-selamlık olmak üzere iki ayrı bölümden oluşuyor. İki ayrı gidiş kapısı var. 1978 yılında Kültür Bakanlığı burayı kamulaştırıyor. Daha sonra restorasyon süreci başlıyor. 1997 yılında etnografya müzesi olarak hizmete açılıyor. Tabii yılların getirdiği bir olumsuz etkilerden dolayı konak yıpranıyor. Yeniden bir restorasyon sürecine girdi. Bugün burada tekrar müzemizi ziyaretçilerimizle buluşturduk. Müzemizde Kastamonu’nun el sanatları, yeme-içme kültürü, çağdaş müzecilik anlayışıyla birleştirilerek ziyaretçilere sunmaya çalıştık" diye konuştu. Tarihi kimliğini koruyarak modern müzecilik anlayışıyla düzenlenen konak, ziyaretçilerine geçmişin izlerini keşfettiriyor. Zengin koleksiyonu ve özgün sergileme kurgusuyla Livapaşa Konağı Etnografya Müzesi, geleneksel yaşam biçimlerini, el sanatlarını ve kültürel değerlerimizi yansıtan önemli bir merkez olarak öne çıkıyor.
Bursa 19 yıl ömür biçilen 39 yaşındaki Müge 11 gündür süren yaşam mücadelesini kaybetti Bursa’da doğumundan itibaren nadir görülen Rubistein-Taybi Sendromu ile mücadele eden 39 yaşındaki Müge Demirci, Bursa Kestel Devlet Hastanesi’nde 11 gündür süren yaşam mücadelesini kaybetti. Doktorların en fazla 19 yıl ömür biçtiği evladını azmi ve sevgisiyle 39 yıl hayatta tutmayı başaran annesi organ bağışına onay vererek, üç hastanın hayata tutunmasına vesile oldu. Kestel’de bulunan özel bir rehabilitasyon merkezinde tedavi gören Müge Demirci, 17 Nisan’da kalp durması teşhisi ile Kestel Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Yoğun bakımda 11 gün süren yaşam mücadelesinin ardından 28 Nisan’da Demirci’nin beyin ölümü gerçekleşti. Hastane organ nakli koordinatörlerinin görüştüğü aile, organ bağışına onay verdi. 30 Nisan’da gerçekleştirilen operasyonla Demirci’nin karaciğeri ve iki böbreği, nakil bekleyen hastalara ulaştırılmak üzere alındı. Kızı Müge Demirci’ye henüz 16 günlükken Rubestein-Taybi Sendromu teşhisi konulduğunu anlatan anne Sema Öztekin, yıllar boyunca hastalıkla mücadele ettiklerini vurguladı. Müge’nin en son Kestel’de özel bir rehabilitasyon merkezinde tedavi gördüğünü ifade eden Öztekin, "Orada da ses getirdi. ’Nasıl yetiştirdiniz?’ dediler ve özel görevler üstlendi, saf sevgiyi yaydı. Sonra 13 gün önce kalbi durmuş kurumda ve bu hastaneye getirilmiş. Kalbi iki kez burada da durmuş. Ben Yalova’dan acil geldim. Dün akşam tekrar çağırıldım. Beyin ölümünün gerçekleştiğini ve artık geri dönüşün olmadığını söylediler. Ertesi gün Ayşegül Hanım, Büşra Hanımlarla ağlayarak konuşmalar yaptık. Organ bağışını ağlayarak kabul ettim. O annesinin inci çiçeğiydi. Giderken bile üç cana can oldu" şeklinde konuştu. "İyi ki onun annesi oldum" Doktorların hastalığı nedeniyle kızına en fazla 19 yıl ömür biçtiğini belirten Öztekin, "Bize dediler ki ’En fazla 19 yaşına kadar yaşar’. Onunla anne-kız sevgi seli olduk. Oğlum da bize dahil oldu. Özel bakımla gecemizi gündüzümüze kattık. Sevgiyle 39 yaşına kadar baktım. İyi ki öyle bir evladın annesi olarak bunları tatmışım. İyi ki o beni anne olarak seçmiş. Onun annesi olmaktan gurur duyuyorum" diye konuştu. Operasyon hakkında bilgi veren Anestezi ve Reanimasyon Uzmanı Dr. Ayşegül Aydemir ise, aileye beyin ölümünün tıbbi gerçeklerini titizlikle anlattıklarını belirtti. Aydemir, "Beyin ölümünün geri dönüşsüz bir durum olduğunu, bitkisel hayattan farklı olduğunu, tıbbi olarak ölü olduğunu hasta yakınlarına bildirdik. Hasta yakınlarıyla bu süreçte uzun konuşmalar yaptık. Onlara durumu, gerekliliğini, organ naklinin önemini anlattık. Aile için zor bir karardı ama hasta yaşadığı süre boyunca zorluklar yaşamış, bu zorluklardan insanlara faydası olabilmiş bir insandı. Onlar da hayattaki misyonunun bir parçası olarak ölürken de insanlara faydalı olabileceği kanaatine vardı ve organ naklini kabul ettiler. Hastanemiz, Organ Nakli Bölge Koordinasyon Merkezi, İl Sağlık Müdürlüğü, üniversite, tüm ekip bir arada çalıştık. Hastamızdan karaciğer ve iki böbrek alındı. Organların üç insana umut olmasını umuyoruz" dedi.
Erzurum ASKON: "Erzurum için faydalı olacak işlerde sorumluluk üstleneceğiz" Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Erzurum Şube Başkanı Yavuz Selim Turan Başkanlığında Yönetim Kurulu Üyeleri, Erzurum Valisi Aydın Baruş’u makamında ziyaret etti. Ziyarette, ASKON’un kentte yürüttüğü projeler, iş dünyasına yönelik faaliyetler ve girişimcilik destekleri ele alındı. ASKON’nun çalışma proje faaliyetlerinden bilgi veren Anadolu Aslanları İş Adamları Derneği (ASKON) Erzurum Şube Başkanı Yavuz Selim Turan, "ASKON, ülkemizin ve dünyamızın adalet temelinde yeniden şekillendirilmesi adına haklı zenginlikler üreten, üyelerinin kurumsal altyapılarını güçlendiren, üyeleri arasındaki sosyal, ticari ve milli şuuru geliştiren, aynı misyonu paylaşan ulusal ve uluslararası kuruluş ve müteşebbislerle sağlıklı ilişkiler kuran etkin bir kuruluştur. Yönetim Kurulu Üyelerimizin özverili destekleri ile Kadim şehrimiz Erzurum için faydalı olacak işlerde sorumluluk üstlenecek ve Erzurum’un sosyal, ekonomik gelişimi noktasında tüm gayretimiz ile çalışacağız" dedi. STK’ların ülke bürokrasisinde önemli bir yerinin olduğu ve kamu yararına birçok konuda STK’lara önemli görevler düştüğünü vurgulayan Vali Aydın Baruş ise, "İktisadi hayatın ahlaki temelde gelişmesi önemli. Türkiye’nin önde gelen Sivil Toplum Kuruluşlarından biri olan ASKON’un Erzurum Şubesinin açılması Erzurum’un ekonomik gelişimi ve istihdamı açısından faydalı olmuştur. Erzurum’a değer katacak çalışmalarınızda kolaylıklar ve başarılar dilerim."temennisinde bulundu. Başkan Turan, Vali Aydın Baruş’a ’ASKON’ porselen tabak hediye ederek teşekkür etti.