GENEL - 18 Haziran 2017 Pazar 19:55

Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan hasta ziyareti

A
A
A
Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan hasta ziyareti

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir hastanede tedavi gören İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ı ve Bağcılar Medipol Hastanesinde bir hastayı ziyaret etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, bir hastanede tedavi gören İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ı ve Bağcılar Medipol Hastanesinde bir hastayı ziyaret etti.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Kısıklı’daki Cumhurbaşkanlığı konutundan saat 15.40 sıralarında çıkarak önce Şişli’deki özle bir hastaneye geldi. Geçtiğimiz günlerde rahatsızlanarak burada tedavi gören İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Çalışkan’ı ziyaret eden Erdoğan, ardından Bağcılar’daki Medipol Hastanesi’ne geçti. Burada yaklaşık 1 buçuk saat hasta ziyaretinde bulunan Erdoğan, hastane çıkışını vatandaşlarla bir süre sohbet etti. Aracını durdurarak hastane önünde kendisini bekleyen vatandaşlarla sohbet eden Erdoğan’a vatandaşlar, "Yanınızdayız. Mücadeleyi bırakmayın" dedi.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Denizli Babadağ’da 19 Mayıs coşkusu pedallarla yaşandı Babadağ’da 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında düzenlenen Bisiklet Turu etkinliği, yoğun katılım ve büyük bir coşkuyla gerçekleştirildi. Türk bayraklarıyla süslenen parkurda pedal çeviren vatandaşlar, hem spor yaptı hem de birlik ve beraberlik mesajı verdi. 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı etkinlikleri kapsamında Babadağ’da düzenlenen Bisiklet Turu, vatandaşların yoğun katılımıyla gerçekleştirildi. Gençlerin ve ailelerin büyük ilgi gösterdiği organizasyonda katılımcılar, Babadağ’ın doğal güzellikleri eşliğinde pedal çevirerek bayram coşkusunu doyasıya yaşadı. Sabah saatlerinde başlayan etkinliğe Babadağ Kaymakamı İlhan Kayaş, Babadağ Belediye Başkanı Murat Kumral, ilçe protokolü ve vatandaşlar katıldı. Türk bayraklarıyla süslenen parkur boyunca ilerleyen vatandaşlar, hem spor yapmanın keyfini çıkardı hem de 19 Mayıs’ın taşıdığı milli mücadele ruhunu hep birlikte yaşattı. Her yaştan vatandaşın katıldığı etkinlikte sporun ve sağlıklı yaşamın önemine dikkat çekilirken, birlik ve beraberlik mesajları ön plana çıktı. Samimi ve renkli görüntülere sahne olan organizasyonda gençlerin Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmasının önemine vurgu yapıldı. Etkinlik sonrası açıklama yapan Babadağ Belediye Başkanı Murat Kumral, "19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kapsamında düzenlediğimiz Babadağ Bisiklet Turu’nu yoğun katılım ve büyük bir coşkuyla gerçekleştirdik. Doğayla iç içe parkurumuzda pedal çevirerek hem bayram sevincini yaşadık hem de birlik ve beraberliğin en güzel örneklerinden birini sergiledik. Etkinliğimize katılan tüm vatandaşlarımıza, gençlerimize ve emeği geçen kurumlarımıza teşekkür ediyor, 19 Mayıs ruhunu hep birlikte yaşatmaya devam ediyoruz" dedi.
Trabzon Havalar ısındı, kene tehlikesi yeniden kapıda Türkiye’de sıcaklıkların artmasıyla birlikte kene kaynaklı Kırım Kongo Kanamalı Ateşi vakaları yeniden ortaya çıktı. Özellikle kırsal alanlarda zaman geçirecek vatandaşlar için ölümcül risk taşıyan hastalıkta kritik dönem başladı. Havaların ısınmasıyla birlikte Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde yeniden görülmeye başlayan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi (KKKA) vakaları endişe oluştururken, uzmanlar özellikle Kurban Bayramı öncesi kırsal alanlara gidecek vatandaşlara uyarılarda bulundu. Ölümcül seyredebilme riski bulunan hastalığa karşı kene temasının hayati önem taşıdığı belirtilirken, vatandaşların açık renkli kıyafet tercih ederek keneyi erken fark etmesi, dış ortamdan döndükten sonra vücutlarını detaylı şekilde kontrol etmesi ve kene tutunması durumunda vakit kaybetmeden sağlık kuruluşlarına başvurması gerektiği vurgulandı. "Kurbanlarını kesecek olan kişilerin çok dikkatli olması gerekiyor" Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Farabi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Gürdal Yılmaz, Türkiye’de kene ile buluşan Kırım Kongo Kanamalı Ateşi’nin 2002 yılından itibaren görüldüğünü belirterek, "Bu yıllara göre değişmekle birlikte havaların ısınması ile birlikte vakalar ortaya çıkmaktadır. Bölgemizde henüz bir vaka tespit etmedik ancak ülkemizde vakalar var. Özellikle Nisan ayı sonu itibari ile vakaları ortaya çıktı. Hastalar gerek ayaktan gerek yatırılarak tedavi edildiler. Genç bir arkadaşımızın öldüğü ile ilgili bilgimiz var. Bu sene havaların biraz daha soğuk gitmesi itibarıyla vakalar az olarak karşımıza çıkıyor ama önümüzde Kurban Bayramı var. Bu dönemde köylerine gidecek, orada kurbanlarını kesecek olan kişilerin çok dikkatli olması gerekiyor. Çünkü keneler halen mevcut ve halen enfekte. Bağışıklığı olmayan, daha önce bunu geçirmemiş olan kişiler bu hastalığa açıklar ve Kırım Kongo Kanamalı Ateşi ölümcül seyredebiliyor. Böyle bir durumla mutlaka önlemlerini almaları gerekiyor. Dışarı çıkıp evlerine döndükleri zaman üzerlerine bakmaları lazım. Vücudunun her tarafında kene aramaları gerekiyor. İkinci olarak dışarı çıkarken çoraplarını pantolonların içine sokmaları gerekiyor ki kene deriye ulaşmasın. Açık giysiler giyerlerse kişiler keneyi çok rahatlıkla görebilirler. Kene yapışınca da bir sağlık durumuna başvursunlar ve o keneyi sağlık kuruluşunda çıkarsınlar. Bir an önce hızlı bir şekilde henüz daha o virüsü kusmadan vücudun içine o keneyi çıkarmak gerekiyor" dedi. "O kadar ölümcül değil erken müdahale ile tedavi edebiliyoruz" Bölgeden yüzlerce hastanın Kırım Kongo Kanamalı Ateşi nedeniyle hastanelere başvurduğunu kaydeden Yılmaz, "Sahildeki kenelerde Kırım Kongo Kanamalı Ateşi yok. Özellikle Kelkit Vadisi ile Torul bölgesi, Şebinkarahisar, Alucra, Çamoluk ve Bayburt bölgelerinden hastalar geliyor. Kırsala gidenler mutlaka önlemlerini almaları gerekiyor. Daha önce bunu geçirmemiş insanlar daha çok risk altında. Şu ana kadar hastanemize daha önce Kırım Kongo olarak gelip de sonradan tekrar Kırım Kongo olarak gelen hastamız olmadı. Bölgeden yüzlerce hastamız var. Bunların bir kısmı vefat etti diğerleri hayatını sürdürüyor. Kırım Kongo ölümcül bir hastalık olarak düşünülüyor. O kadar ölümcül değil erken müdahale ile tedavi edebiliyoruz. Kişinin erken tespit etmesi gerekiyor. Hemen sağlık kuruluşuna giderek o keneyi çıkartması gerekiyor. O kişi hasta olmadan bile düzelebiliyor. Vücutta ne kadar uzun süre kalırsa vücuda o kadar çok virüs verebiliyor. Virüsün fazlalığı, cinsi etkileyebiliyor. Kişinin bağışıklığı burada önem arz ediyor" ifadelerini kullandı.
Erzurum Memleketi Narman’dan İbrahim Erkal’a vefa Narman İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Türk müziğinin unutulmaz isimlerinden, doğum yeri Narman olan Erzurumlu merhum sanatçı İbrahim Erkal’ı ölüm yıl dönümünde hazırladığı özel video ile andı. Yaklaşık 200 öğrencinin katkı sunduğu belgesel tadındaki anma videosunda, sanatçının hafızalara kazınan eserlerine ve hayatından anlamlı kesitlere yer verildi. Duygu yüklü görüntülerin yer aldığı çalışma, izleyenlere zaman zaman hüzünlü anlar yaşattı. Narman İlçe Milli Eğitim Müdürü Engin Tan, İbrahim Erkal’ın doğup büyüdüğü topraklar için ayrı bir anlam taşıdığını belirterek, sanatçının hatırasını yaşatmanın kendileri için anlamlı bir sorumluluk olduğunu ifade etti. Tan, açıklamasında şu ifadelere yer verdi: "Türk müziğine unutulmaz eserler kazandıran hemşehrimiz merhum İbrahim Erkal, sadece sesiyle değil; mütevazı kişiliği, sanata olan bağlılığı ve gönüllerde bıraktığı izlerle de milletimizin hafızasında özel bir yere sahiptir. Doğum yeri olan Narman’da, yaklaşık 200 öğrencimizin katkılarıyla hazırlanan belgesel tadındaki bu anlamlı video ile hem sanatçımızı rahmetle anmak hem de genç nesillerimize onun değerini aktarmak istedik. İbrahim Erkal’ın hatırası, eserleriyle ve sevenlerinin gönlünde yaşamaya devam edecektir." Narman’ın yetiştirdiği önemli sanatçılardan biri olan İbrahim Erkal’ın müziği, duruşu ve gönüllerde bıraktığı izlerin vurgulandığı videoda, öğrencilerin samimi katkıları dikkat çekti. Narman İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından hazırlanan anma çalışması, İbrahim Erkal’a duyulan vefanın ve doğup büyüdüğü topraklarda sanatçısına sahip çıkma hassasiyetinin güzel bir örneği olarak değerlendirildi.
İstanbul 20’li yaşlarda kolon kanseri alarmı: Belirtiler hemoroidle karışıyor Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Durak, mide ve kolon kanserlerinin artık 20’li yaşlarda da görülebildiğini belirterek gençlerin dışkıda kan görülmesini hemoroid sanıp geçiştirmemesi gerektiğini söyledi. Durak, "Ben gencim, kanser olmam düşüncesi tanıyı geciktiriyor" dedi. İstanbul Beykent Üniversite Hastanesi Gastroenteroloji Uzmanı Doç. Dr. Serdar Durak, son yıllarda mide ve bağırsak kanserlerinin daha genç yaşlarda görülmeye başladığını belirterek, özellikle dışkıda kan görülmesi gibi belirtilerin hemoroid düşünülerek ihmal edilmemesi gerektiğini söyledi. Yaşam tarzındaki değişimlerin kanser riskini artırdığına dikkat çeken Durak, erken teşhis için düzenli kontrollerin önemine vurgu yaptı. "Artık 20’li ve 30’lu yaşlarda da görüyoruz" Kanser vakalarının yaş ortalamasının giderek düştüğünü ifade eden Doç. Dr. Serdar Durak, "Artık hemen hemen tüm kanser türleri daha genç yaşlarda görülmeye başlanıyor. Eskiden 50-60 yaş üstünde görülmesi daha normal karşılanırken, artık 20’li ve 30’lu yaşlarda da birçok kanser türünü görebiliyoruz. Özellikle mide ve bağırsak kanserlerinde bu durum dikkat çekiyor" dedi. Bu durumun nedenlerine değinen Durak, "Genetik faktörler ve beslenmeyle ilgili nedenler etkili olabiliyor. Ancak yapılan çalışmalarda, asıl nedenin yaşam ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi olduğu gösteriliyor. Obezitenin artması, sigara ve alkol tüketiminin yaygınlaşması, hareketsizlik ile kırmızı et ve işlenmiş gıda tüketiminin artması bu durumun başlıca nedenleri arasında yer alıyor" açıklaması yaptı. "Hemoroid deyip geçiştiriliyor" Genç yaşta görülen kanserlerin daha agresif ilerleyebildiğini belirten Durak, "Özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde yeni vakaların en az beşte birinin 50 yaş altındaki bireylerde görülmesi bekleniyor. Genç yaşta görülen kanserlerin bir kısmında genetik altyapı da olabiliyor. Bu durumlarda hastalık daha hızlı, daha sinsi ve daha agresif ilerleyebiliyor" ifadelerini kullandı. Birçok hastanın belirtileri önemsemediğini kaydeden Durak, "Ben gencim, kanser olmam düşüncesiyle belirtiler göz ardı edilebiliyor. Örneğin dışkıda kan görülmesini hemoroide bağlayıp geçiştiren hastalar oluyor. Bu nedenle de tanı çoğu zaman ileri evrede konuluyor" dedi. "Kanlı dışkılama her zaman kanser demek değil" Kanlı dışkılamanın her zaman kanser anlamına gelmediğini ancak mutlaka değerlendirilmesi gerektiğini söyleyen Durak, "Kanlı dışkılama ya da dışkılama sırasında kan gelmesi her zaman kanser anlamına gelmez. Ancak bu tür durumlarda mutlaka bir gastroenteroloji uzmanına muayene olmak gerekiyor. Şikayetler devam ederse mutlaka kolonoskopi ile altta farklı bir neden olup olmadığı araştırılmalı" şeklinde konuştu. "Tarama yaşı 50’den 45’e düşürüldü" Mide ve kolon kanserlerinin belirtilerine ilişkin bilgi veren Durak, mide kanserinde karın ağrısı, bulantı, kusma, açıklanamayan kilo kaybı ve yutma güçlüğünün görülebildiğini söyledi. Kolon kanserinde ise dışkıda kan, tekrarlayan karın ağrıları, kansızlık ve kilo kaybının dikkat çekici belirtiler arasında yer aldığını ifade etti. Kolon kanseri tarama yaşının düşürüldüğünü belirten Durak, "Eskiden kolon kanseri için tarama yaşı 50 olarak kabul ediliyordu. Ancak hastalığın daha genç yaşlarda görülmeye başlanması nedeniyle bu yaş sınırı 45’e düşürüldü. İlerleyen dönemde bu yaşın daha da aşağı çekilmesi gündeme gelebilir" dedi. "Kolonoskopi sırasında kanser öncüsü polipler temizlenebiliyor" Düzenli kontrollerin önemine dikkat çeken Durak, "Kolonoskopi sırasında ‘polip’ adı verilen ve kansere dönüşme riski taşıyan yapılar tespit edilebiliyor. Bu polipler aynı işlem sırasında temizlenebiliyor. Eğer temizlenmezlerse 1 yıl, 3 yıl ya da 5 yıl içinde kansere dönüşebiliyorlar. Böylece hasta kansere dönüşmeden tedavi edilmiş oluyor" ifadelerini kullandı. Sağlıklı yaşamın kanser riskini azaltmada önemli olduğunu belirten Durak, "Kilo kontrolü sağlanmalı, işlenmiş ve tütsülenmiş gıdalar daha az tüketilmeli, sebze ve meyve ağırlıklı beslenilmeli, düzenli hareket edilmeli. Özellikle aile öyküsü bulunan kişiler kontrollerini aksatmamalı" diye konuştu.
İstanbul "Blefaroplastide amaç genç görünüm kadar göz sağlığını korumak" Göz çevresinin yaşlanmanın ilk belirtilerinin görüldüğü bölgelerin başında geldiğini belirten Op. Dr. Duygu Erdem, blefaroplastide amacın yalnızca genç bir görünüm sağlamak değil, aynı zamanda göz sağlığını korumak olduğunu söyledi. Erdem, göz estetiğinde yeni yaklaşımın ise yağ dokusunu tamamen çıkarmak yerine yeniden şekillendirerek daha doğal bir görünüm elde etmek olduğunu vurguladı. Göz çevresi estetiğinde en sık uygulanan cerrahi yöntemlerden birinin blefaroplasti olduğunu belirten Medicana Ataşehir Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümü’nden Op. Dr. Duygu Erdem, "Özellikle üst göz kapağında deri fazlalığı ve görme alanını etkileyebilen sarkmalar olduğunda cerrahi müdahale estetik olduğu kadar fonksiyonel bir gereklilik de haline gelebilir. Üst kapak blefaroplastisinde amaç, fazla deriyi alırken kapağın doğal kıvrımını koruyarak daha canlı bir ifade oluşturmaktır. Alt göz kapağında ise modern cerrahi yaklaşım, yağ dokusunu tamamen çıkarmak yerine yeniden konumlandırmayı hedefler. Böylece daha doğal bir görünüm sağlanırken çökük ve yapay ifade riski azaltılır" açıklaması yaptı. Op. Dr. Duygu Erdem, göz çevresi cerrahisinin milimetrik planlama gerektirdiğini belirterek aşırı uygulamaların göz sağlığı açısından risk oluşturabileceğine dikkat çekti. Erdem, estetik görünüm ile göz yüzeyi güvenliği arasındaki dengenin korunmasının büyük önem taşıdığını vurguladı. Cerrahi dışı yöntemler: Doğal görünümü destekleyen uygulamalar Op. Dr. Duygu Erdem, "Daha erken yaş grubundaki kişilerde veya hafif ve orta düzey değişikliklerde cerrahi dışı uygulamalar etkili seçenekler sunabiliyor. Göz altındaki çöküklük ve gölgelenme çoğu zaman pigment artışından değil, ışığın farklı kırılmasından kaynaklanıyor. Hyaluronik asit bazlı dolgu uygulamaları, bu bölgede hacim dengesini sağlayarak daha aydınlık ve dinlenmiş bir görünüm oluşturabiliyor" dedi. "Botulinum toksin uygulamaları ise kazayağı çizgilerini yumuşatarak mimik kaslarının aşırı aktivitesini dengeliyor" diyen Op. Dr. Duygu Erdem, "Buradaki temel amaç ifadeyi tamamen dondurmak değil; mimik hareketlerini kontrollü hale getirerek doğal ve daha dinlenmiş bir görünüm elde etmek oluyor. Mezoterapi uygulamaları da ince cilt yapısına sahip, elastikiyet kaybı başlamış ancak belirgin sarkması bulunmayan kişilerde destekleyici bir yöntem olarak öne çıkıyor" şeklinde konuştu. Op. Dr. Duygu Erdem, cerrahi dışı uygulamalarda doğru hasta seçiminin önemine vurgu yaparak, "Her hasta için aynı yöntem uygun değildir. Cilt yapısı, yaş, yaşam tarzı ve beklentiler birlikte değerlendirilerek kişiye özel bir planlama yapılmalıdır. Doğru teknik ve doğru endikasyon bir araya geldiğinde cerrahi dışı uygulamalar son derece doğal ve tatmin edici sonuçlar verebilir" değerlendirmesinde bulundu. Lazer ve cilt yenileme teknolojileri Göz çevresinde cilt kalitesini artırmaya yönelik uygulamalar arasında lazer teknolojilerinin de önemli bir yer tuttuğunu belirten Op. Dr. Duygu Erdem, "Lazer uygulamaları kontrollü ısı hasarı oluşturarak kolajen üretimini tetikliyor ve cilt yüzeyinin yenilenmesine yardımcı oluyor. Özellikle fraksiyonel lazer sistemleri sayesinde ince kırışıklıkların görünümünde azalma sağlanabilirken, cilt dokusu daha homojen hale gelebiliyor ve pigment düzensizliklerinde iyileşme elde edilebiliyor" dedi. Doğallık ve sağlık birlikte korunmalı Göz çevresi estetiği, cerrahi ve cerrahi dışı yöntemlerin birbirini tamamladığı; anatomi bilgisi ile estetik bakış açısının birlikte değerlendirildiği özel bir alan olarak öne çıkıyor. Başarı yalnızca teknik yeterlilikle değil, yüzün bütününü değerlendirebilme, doğal ifadeyi koruyabilme ve her müdahaleyi hassas bir planlama ile uygulayabilme becerisiyle mümkün oluyor. Op. Dr. Duygu Erdem, göz çevresi estetiğinin temel yaklaşımına ilişkin, "Amaç zamanı geri almak değil, yüzün doğal ışığını yeniden ortaya çıkarmaktır. Gerektiğinde cerrahi ile yapısal fazlalıklar düzeltilir, gerektiğinde minimal invaziv uygulamalarla cilt kalitesi desteklenir; ancak her adımda gözün koruyucu mekanizmaları ve kapak fonksiyonu öncelikli tutulmalıdır. Estetik müdahale, fonksiyonel bütünlükle uyum içinde olduğunda gerçek anlamda başarılıdır" açıklamasında bulundu. "Blefaroplastide amaç yalnızca estetik değil, sağlıklı görüş alanı da var" "Göz çevresi estetiğinde en sık uygulanan cerrahi yöntemlerden biri blefaroplastidir" diyen Dr. Duygu Erdem şunları söyledi: "Özellikle üst göz kapağında deri fazlalığı, yağ dokusu belirginliği ve görme alanını daraltabilecek düzeyde sarkmalar olduğunda cerrahi müdahale yalnızca estetik değil, fonksiyonel bir gereklilik haline de gelebilir. Üst kapak blefaroplastisinde amaç yalnızca fazla deriyi çıkarmak değil; kapağın doğal kıvrımını yeniden tanımlayarak bakışlara daha canlı ve dinç bir ifade kazandırmaktır. Alt göz kapağında ise modern cerrahi yaklaşım, yağ dokusunun tamamen çıkarılması yerine yeniden konumlandırılmasını esas alır. Böylece göz altındaki geçişler daha doğal görünürken, çökük ve yapay bir görünüm oluşma riski de azaltılmış olur." Erdem, aynı zamanda göz çevresinin anatomik bütünlüğünün korunduğunu da ifade etti. Cerrahinin hassasiyetine dikkat çeken Op. Dr. Duygu Erdem, "Göz çevresi cerrahisi milimetrik planlama gerektirir. Aşırıya kaçılan uygulamalar yalnızca estetik açıdan değil, gözün tam kapanmasını engelleyerek kornea sağlığı açısından da risk oluşturabilir. Bu nedenle estetik kazanım ile göz yüzeyi güvenliği arasındaki denge titizlikle korunmalıdır" dedi. Op. Dr. Duygu Erdem, "Göz çevresi estetiğinde en sık uygulanan cerrahi yöntemlerden biri blefaroplastidir. Özellikle üst göz kapağında deri fazlalığı, yağ dokusu belirginliği ve görme alanını daraltabilecek düzeyde sarkmalar olduğunda cerrahi müdahale yalnızca estetik değil, fonksiyonel bir gereklilik haline de gelebilir. Üst kapak blefaroplastisinde amaç yalnızca fazla deriyi çıkarmak değil; kapağın doğal kıvrımını yeniden tanımlayarak bakışlara daha canlı ve dinç bir ifade kazandırmaktır. Alt göz kapağında ise modern cerrahi yaklaşım, yağ dokusunun tamamen çıkarılması yerine yeniden konumlandırılmasını esas alır. Böylece göz altındaki geçişler daha doğal görünürken, çökük ve yapay bir görünüm oluşma riski de azaltılmış olur. Aynı zamanda göz çevresinin anatomik bütünlüğü korunur" dedi. "Kornea sağlığı açısından da risk oluşturabilir" Op. Dr. Duygu Erdem, göz çevresi cerrahisinin milimetrik planlama gerektirdiğine dikkat çekerek, aşırıya kaçılan uygulamaların yalnızca estetik açıdan değil, gözün tam kapanmasını engelleyerek kornea sağlığı açısından da risk oluşturabileceğini belirtti. Erdem, bu nedenle estetik kazanım ile göz yüzeyi güvenliği arasındaki dengenin titizlikle korunması gerektiğinin altını çizdi.