MAGAZİN - 04 Kasım 2021 Perşembe 09:27

Bülent Ersoy’un Kıbrıs’ta 1 ay tutuklu kalan müzisyeni Coşkun Kıvılcım yaşadıklarını anlattı

A
A
A
Bülent Ersoy’un Kıbrıs’ta 1 ay tutuklu kalan müzisyeni Coşkun Kıvılcım yaşadıklarını anlattı

Sahte PCR testi nedeniyle Bülent Ersoy’un Kıbrıs konseri öncesi tutuklanan ve Kıbrıs’ta bir ay cezaevinde kalan müzisyenlerden Coşkun Kıvılcım yaşananları İHA’ya anlattı.

Sahte PCR testi nedeniyle Bülent Ersoy’un Kıbrıs konseri öncesi tutuklanan ve Kıbrıs’ta bir ay cezaevinde kalan müzisyenlerden Coşkun Kıvılcım yaşananları İHA’ya anlattı. Bülent Ersoy’a dava açmaya hazırlanan Kıvılcım,” Ben cezamı çektiysem herkes cezasını çekecek” dedi.


Geçtiğimiz aylarda “Diva” lakaplı ünlü sanatçı Bülent Ersoy’un Kıbrıs’ta bulunan bir otelde vereceği konser sebebiyle Kıbrıs’a giden ve temin edilen PCR testlerinin sahte olduğunun ortaya çıkmasıyla birlikte Ercan Havalimanı’nda bekletilen müzisyenler, polis nezaretinde konsere çıkıp ardından nöbetçi mahkemeye sevk edilerek tutuklanmıştı. 3 gün önce serbest bırakılan Kıvılcım, İstanbul’a geri döndü.


Sahte PCR testleri sebebiyle tutuklanan ve 1 ayı cezaevinde olmak üzere 62 gündür KKTC’de mahsur kalan Bülent Ersoy’un orkestra ekibinden müzisyen ve aranjör Coşkun Kıvılcım yaşananların perde arkasını İHA’ya anlattı.


Yaşadıkları mağduriyeti anlatan müzisyen Coşkun Kıvılcım, “Coşkun Kıvılcım ben, müzikle uğraşıyorum. 5 sene Bülent Ersoy’ a emek verdim. Kendisinin söylediği gibi herkese çalan müzisyenlerden değilim. Kendisiyle 5 seneden beri çalışıyorum. Malum başımıza gelen Kıbrıs işinde oluşan sahte PCR durumundan dolayı. 21 arkadaşımla beraber mağdur olduk. Çok zor durumlar yaşadık, Allah kimseye vermesin bu durumları. Zor bir süreçti” dedi.



“Müzisyen insanın parasını değil sevdiği şarkıları çalar”


Sahte PCR testlerinin kendilerine nasıl verildiğini anlatan Kıvılcım,” Bizim orkestra şefimiz var. Telefonda grubumuz var. Her zamanki gibi mesaj geldi ayın 28’inde iş var diye. Biz de tabii ki PCR testinin nasıl yapıldığını bilen insanlarız, cahil insanlar değiliz. Biz düşündük ki bir ambulans gelecek, bizim buluşacağımız bir yerde bizim testlerimizi yapacaklar diye düşündüm. Ben böyle düşünürken tekrarda bir mesaj geldi ve iki aşı yeterli oluyormuş dendi bize. Bizim bütün arkadaşlarımız da tabii okey verdi. Ondan sonra biz günü gelince havalimanına gittik. 10 arkadaşımız geçti. Onlar geçtikten sonra bir arkadaşımızla orada çalışanlar arasında ufak bir sürtüşme oldu. Onlar da bizim evraklarımızla bilgisayara gidip baktılar. Bu PCR’ ların sahte olduğunu söylediler bize. Biz de orada anladık bu durumu. Sonrasında o geçen on arkadaşımızı geri çağırdılar. Bizi havalimanında sorguya tuttular. 12 saat orada kaldık. Ne olduğunu bilemiyoruz tabii. İlk defa böyle bir şey yaşadık. Müzisyen insanın parasını değil sevdiği şarkıları çalar. Bu sözü herkes bilir bunu. Biz bilmeyiz yani bu konuda cahil insanlarız sonuçta. Tabii herkes bir telaşta malum. Bizi 12 saat orada tuttular dediğim gibi. Ondan sonra sorgular, bize diyorlar sorun yok, keyfinize bakın. Tabii bir enteresanlık var orada, bir kaos var. İnsanlar bir telaşta , polisler bir telaşta. Bizim telefonlarımızı ve kimliklerimiz aldılar. Her şeyimizi aldılar” diye konuştu.



“Bülent Ersoy yakalandığımızı biliyordu”


Polis eşliğinde konsere çıktıklarını söyleyen Kıvılcım, ”Biz bunları yaşarken Bülent Ersoy hanım otele bir gün öncesinden gittiği için oteldeydi. İletişim sıfır. Yakalandığımızı da biliyordu. Sonrasında bizi otobüsle konsere götürdüler. Konsere biraz geç çıkıldı. Biz çıktığımızda sahneye Bülent Hanım biraz geç çıktı. İnsanlar biraz öfkelendi, laflar söylemeye başladılar. Bizler de çalarak insanları yatıştırmaya çalıştık. Biz konu kapandı sanıyoruz, sahneye geldik sonuçta. Çalıyoruz o sırada. Sonrasında Bülent Hanım sahneye çıktı. Ondan sonra farklı detaylar var. Bülent Hanım’ın aldığı bir yevmiye var. Aldığı paradan hariç artı bir para daha istiyor. Ben diyor bu şartlar altında çıkmam diyor falan. O kendisi yaşamış gibi, geç kalmış gibi o ortama, o stresi biz yaşamamışız gibi davrandı. Bizi mağdur gösterse zaten o parayı biz alırdık. O gün o parayı bize zaten kendisi dağıtırdı. Konuşuyor, o parayı da alıyor kendisi ve sahnede kahkahalar atarak işte bu insanlar da içerideydi o yüzden geç geldik diyor ve bizi orada aşağılıyor. Konseri bitirdik. Biz böyle detaylar olduğunu bilmiyoruz ya. Bize dediler siz nöbetçi mahkemeye çıkacaksınız. Ondan sonra biz nöbetçi mahkemeye çıktık. Kıbrıs’ta teminat diye bir durum varmış. Bunları biz bilmiyoruz. Bizi teminata bağladılar, haftada iki gün imza şartıyla. Sonrasında 210 bin TL karşılığında bizi serbest bıraktılar. Böyle bir durum oluştu. O süreçte oteldeydik. Orada da bir ay kaldık. Telefonumuz yok, ailelerimize ulaşamıyoruz, göremiyoruz. Oradaki odadaki telefonlardan ulaşmaya çalıştık. Tabii ki telefon ediyoruz ama otel de telefonları kesiyor biz aramayalım diye” dedi.



“Bülent Ersoy’a ulaşmamızın imkanı yoktu”


Kıbrıs’ta mahsur kaldıkları dönemde Bülent Ersoy’a ulaşamadıklarını iddia eden Kıvılcım,” Bülent Ersoy’a bizim ulaşmamızın imkanı yok. Kendisi biliyorsunuz çok büyük bir Diva yani gerçekten büyük bir Diva. O yüzden biz ona ulaşamadık. Biz de kendi imkanlarımızla orada bir şeyler yapmaya çalıştık. Psikolojimiz bozuldu. İnsan gerçekten başka bir duruma geliyor. Orada küçük kardeşlerim vardı, çocuğu oldu oradayken. Çocuğu doğdu iki ay oldu göremedi. Herkes ağlıyor, herkes bir kaosta. Herkes bize bir şeyler söylüyor umut veriyor, umutlanıyoruz. Tüylerim diken diken oluyor. Bir ay otel sonrası karar anı diye bir durum oluştu. İlk mahkemeye çıktık ve ağır cezada yargılanıyoruz. Bülent Hanım’la hiç alakası yok. Onu ilgilendirmiyor bu konu. Biz ona çalmaya gitmemişiz zaten, başkasına çalmaya gitmişiz ya. Orada çıktığımız mahkemede bizi bir 4 gün boyunca kelepçelenmiş şekilde götürdüler. Bundan sonra karar verilmek için 4 gün sonra gelin dediler. Karar anı açıklanacak ve çıkacaksınız dediler. Tamam o zaman dört gün de dayanırız dedik. Gelmiş başa çekilir dedik" ifadelerini kullandı.



“Romanlar olmasa müzik zaten olmazdı”


Panik atağının olduğunu söyleyen Kıvılcım, "Dört gün için girdik hapishaneye, kelepleçerle beraber. Perişan olduk. Dört gün bekledik sonucu ve karar anı geldi. Karar 10 seneden açıklandı davamız. Yargıç her şeyi anlatırken,ben ölecek gibi oldum. Panik atak hastalığım var. Bu durumlara alışık insanlar değiliz. Orada devlet memurları var, orada çok seviyesi büyük olan insanlar, arkadaşlarım var. Hepsi üniversiteli, liseyi bitirmişler. Dediler ya hani onlar romandı falan, romanlar olmasa müzik zaten olmazdı. Bunu dünya biliyor” ifadelerini kullandı.



“Biz cezamızı çektiysek herkes çekecek”


Diğer müzisyen arkadaşlarıyla birlikte Bülent Ersoy’a dava açmaya hazırlandıklarını belirten Kıvılcım,” Bir ay ceza almamızın ardından , cezaevi süreci başladı. Olmayacak zulümleri gördük, yaşayan bilir. Ne desek kimse inanmaz bize çok kötü davrandılar. Bizi TC uyruklu yabancı vatandaş olarak yargılamaları çok zorumuza gitti. Biz zaten TC vatandaşıyız. Orada biz çok kötü olduk. Şu an bile tüylerim diken diken. Ben TC vatandaşıyım. Başka bir şey değilim. Bu ülkenin vatandaşıyım. Üç gün oluyor geri geleli. Hala kendime gelmeye çalışıyorum. Yaşadığımız süreç çok zordu. Bundan sonra ise Bülent Hanım diye bir şey hayatımızda kalmadı. İstemiyorum da olmasını. Sahip çıkmasını da istemiyoruz, bize yardım etmesini de istemiyoruz. Onun mücevherlerini de istemiyoruz. Onun parası kendisinin olsun. Hukuki süreci arkadaşlarımızla birlikte başlatacağız. Bu arada bunu geçmeden yapamayacağım, hani kendisine çaldı ya sanatçı Ceylan sanki ona çalmışım gibi bana sahip çıktı. Bülent Ersoy bana sahip çıkacağına Ceylan bana sahip çıktı. Biraz evvel dekontunu da gösterebilirim, bana destek çıktı. Bunu Ceylan Hanım’ın mı yapması gerekiyordu, Bülent Ersoy Hanım’ın mı? Soruyorum bunu kendisine. Maddi ve manevi olarak çöktüm. Biz güzel paralar kazanan insanlarız. Böyle 5 bin liralar falan yanlış anlaşılmasın ama bizim için para değil bunlar yani. Benim kiram zaten 5 bin lira sayın Divam. Buradan da müzisyen arkadaşlarıma sesleniyorum rica ediyorum size emek verene bakın Ceylan Hanım gibi işte hiçbir alakası olmayan bir insan ben mağdurum diye bana sahip çıktı mesela beni tanıdığı için. Böyle solistlerle çalışın lütfen rica ediyorum müzisyen arkadaşlarımdan” dedi.



“Adalet yerini bulsun”


Bu süreçte mağdur olmalarına sebep olan herkese karşı hukuki mücadele vereceklerini ifade eden Kıvılcım,” Onlar, herkes kendisini biliyor onların isimleri vermek istemiyorum süreç başlayacak çünkü çok yakın bir zamanda tabii ki beraber evet biz cezamızı çektiysek herkes cezasını çekecek. Suçlular için adalet yerini bulsun diyorum başka bir şey demiyorum. Onlar serbest çünkü onlar bizim gibi güçsüz değil ve gariban değil onlar güçlü oldukları için serbestler. Biz insanları eğlendirdik. Telefonlarımızı geri vermediler. 21 arkadaşımızın telefonu alındı malum biz iyi telefonlar kullanıyoruz. Hala telefonsuzum borç olarak yeni telefon aldım. Çünkü mağdur oldum ya mağduriyetimi de sevgili Bülent Ersoy karşılamış ya o yüzden. Onun sayesinde şimdi yeni bir telefon alacağım" diye konuştu.



“Bülent Ersoy arkamızda durabilirdi”


Bülent Ersoy’a seslenen Kıvılcım, "Ben Bülent Ersoy’a şöyle seslenmek istiyorum. Biz Bülent Ersoy’dan para istemiyoruz. Biz onunla bu işe gittik. Bizim arkamızda olabilirdi ama olmadı. Kim hangi arkadaşım ondan para istemiş ki ?Böyle bir durum oluşmadı yani. Sahip çıkmak başka bir şey yani bunu yapmadı. Biz ona çaldığımız için bizim arkamızda durması lazımdı ama durmadı bizi böyle bir durum yaşadık yani” diye konuştu.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Erzurum Doğa tutkunlarının bahar yürüyüşü Erzurum’un Oltu ilçesinde doğaseverler, baharın gelişiyle birlikte düzenlenen yürüyüş etkinliğinde bir araya geldi. Oltu ve Erzurum’dan katılan doğa tutkunları, hafta sonunu kar çiçekleri eşliğinde doğa yürüyüşü yaparak değerlendirdi. Oltulu Doğaseverler Grubu ile Erzurum Yürüyüş Grubu’nun organize ettiği etkinlikte katılımcılar, yaklaşık 20 kilometrelik parkurda yürüdü. Yürüyüş, sabahın erken saatlerinde Oltu’nun Dutlu Mahallesi’nden başlayarak Güllüce Mahallesi sınırlarında bulunan Carmek Yaylası’na kadar devam etti. Gidiş-dönüş şeklinde gerçekleştirilen parkurda doğaseverler, kışın etkisini geride bırakırken baharın doğal güzelliklerinin tadını çıkardı. Toplam 45 kişinin katıldığı etkinlikte, yürüyüş boyunca verilen molalarda katılımcılar yanlarında getirdikleri yiyecekleri paylaşarak sosyal bir ortam oluşturdu. Etkinlik, doğa ile iç içe keyifli anlara sahne oldu. Erzurum yürüyüş ekibinden öğretim görevlisi Nermin Çakmak, "Yürüyüş gurubunda iki yıldır varım. Dutlu köyünden başladığımız yürüyüşümüze yaylasına kadar yürüdük. Yaklaşık 20 km bir parkurdu. Parkurumuz çok zorlu değildi ama uzundu. Direnç kazandıran güzel bir parkurdu ve doğa çok güzeldi. Harika bir yürüyüş oldu" şeklinde konuştu. Oltu Doğa severler yürüyüş gurubundan Yunus Emre Çelik, "Güzel bir parkurda yürüdük, kıştan sonra baharın tadını çıkardık. Yaylada kar çiçekleri açmış. Her şey çok güzeldi" dedi. Doktor Halil İbrahim Taşçı, "Kış ayından çıkarak bahar aylarının keyfini yaşadık. Aynı anda iki mevsimi yaşadık. Kalabalık bir yürüyüş ekibi ile güzel bir yürüyüş yaptık, herkesi doğaya bekliyoruz" diye konuştu. Oltu Yürüyüş Ekibinden Emekli Öğretmen Osman Aslan, "Erzurum yürüyüş ekibi ile Dutlu köyü yaylasına yürümeyi planladık. Doğada çok güzel bir görüntü var. Bir tarafta kar çiçekleri diğer tarafta kar bulunuyor. Keyifli bir yürüyüş oldu" dedi.
Amasya Yazboz tahtasına dönmüştü, restore edilen 600 yıllık kaya kitabenin dünyada tek olduğu ortaya çıktı Amasya’da Osmanlı vakıf kültürünün nadide örneklerinden 600 yıllık kaya kitabenin dünyada ana kayaya doğrudan işlenmiş tek vakfiye örneği olma özelliği taşıdığı ortaya çıktı. Yakın tarihe kadar yaz-boz tahtası görünümündeki 1418 tarihli eser, Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restore edildi. 8 satır ve 125 kelime içeriyor Yeşilırmak Nehri kıyısındaki Leğenkaya Şelalesi’nin yanında bulunan Arapça harflerle işlenmiş 1418 tarihli Bayezid Paşa Camii vakfiyesi, Osmanlı erken dönem vakıf kültürünün nadide örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. 15. yüzyılın başlarında Osmanlı padişahı Çelebi Mehmed döneminin önde gelen devlet adamlarından Sadrazam Bayezid Paşa’nın emriyle inşa edilen eser, ana kayanın yerden 2 metre yüksekliğe kadar mermer düzgünlüğünde tesviye edilmesiyle oluşturulan zemin üzerine kabartma tekniğiyle işlendi. Eni 3 metre, yüksekliği 110 santimetre ölçülerindeki Arapça yazılı kitabe, 8 satırdan oluşmakta olup edatlar hariç 125 kelime içeriyor. Mikro hassas kumlama yöntemiyle temizlendi, toprak boya ile gölgelendirme yapıldı Samsun Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 2024 yılındaki kararıyla yapılan incelemelerde, kaya kitabenin yüzeyine ve çevresine sprey boyalarla zarar verildiği tespit edildi. Bu doğrultuda Kültür ve Turizm Bakanlığı Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen restorasyon çalışmaları kapsamında yüzeydeki boya kalıntıları uzman ekipler tarafından traverten taş tozu kullanılarak mikro hassas kumlama yöntemiyle temizlendi. Dış etkenler nedeniyle zayıflayan yüzey, uygun kimyasal malzemelerle sağlamlaştırılarak toprak boya ile yapılan hafif gölgelendirme sayesinde yazıların okunabilirliği artırıldı. Eserin çevresel ve insan kaynaklı olumsuz etkilerden korunması amacıyla koruma platformu genişletilip duvar yüzeyine çelik taşıyıcı sistem ve çerçeve profilleri uygulandı. Kitabe bölümünde ise şeffaf koruyucu sistem tercih edildi. Ayrıca, eserin gece görünürlüğünü artırmak amacıyla çerçeve içerisine aydınlatma sistemi yerleştirildi. Dünyada tek olma özelliği taşıyor Tokat Vakıflar Bölge Müdürü Sebahattin Erdoğan, "Kaya kitabe, ana kayaya doğrudan işlenmiş vakfiye örneği olması bakımından dünya üzerinde tek olma özelliği taşımaktadır. Sadece Amasya’mızdadır. Bu eser Sadrazam Bayezid Paşa’nın bizlere emanetidir" dedi. "Burada kocaman bir tarih yazıyor" Eserin aşkların bilinçsiz şekilde ilan edildiği yaz-boz tahtasına döndüğü günlerin artık geride kaldığını anlatan Nergiz Mahallesi Muhtarı Nuran Muslu da, "Eser çok güzel oldu. Amasya’mıza ayrı bir renk kattı. Burada kocaman bir tarih yazıyor. Canlandırıp ortaya çıkardılar. Emeği geçenlerden Allah razı olsun" diye konuştu.
Ordu Ameliyatsız, stentsiz tedavi: Kalp damarları ilaç kaplı balonla açıldı Ordu’da kalp damarlarında 3 ayrı bölgede ciddi tıkanıklık bulunan 55 yaşındaki hasta, ameliyat olmadan ve stent takılmadan, ilaç kaplı balon yöntemiyle tedavi edildi. Başarılı geçen işlemin ardından hasta tedavinin 2’nci gününde taburcu edilerek günlük yaşamına döndü. Kalp ve damar hastalıklarının hem dünyada hem de Türkiye’de en sık ölüm nedenleri arasında yer aldığına dikkat çeken uzmanlar, son yıllarda bu hastalıkların daha genç yaşlarda görülmeye başlandığını belirtiyor. Özellikle Karadeniz Bölgesi’nde yaygın olarak görülen koroner arter hastalığında, erken tanı ve doğru tedavi yöntemlerinin önemi her geçen gün artıyor. Gelişen teknolojiyle birlikte öne çıkan tedavi yöntemlerinden biri olan ilaç kaplı balon uygulaması, damara kalıcı metal yapı bırakmadan tedavi imkânı sunuyor. Bu yöntemde, özel ilaç kaplı balon damar içerisinde genişletilerek hem darlık gideriliyor hem de ilaç doğrudan damar duvarına etki ediyor. "3 damar tıkalıydı, ameliyat yerine balon tercih edildi" Ordu Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyoloji Kliniği’ne göğüs ağrısı şikâyetiyle başvuran 55 yaşındaki erkek hastada yapılan anjiyografide, 3 damarda ileri derecede darlık tespit edildi. İlk değerlendirmede hastaya bypass ameliyatı önerildi. Ancak hastanın ameliyatı kabul etmemesi üzerine alternatif tedavi seçenekleri değerlendirildi. Yapılan detaylı incelemeler sonucunda hasta için ilaç kaplı balon yöntemiyle girişimsel tedavi planlandı. Uygulanan işlemle hastanın 3 damarındaki tıkanıklıklar stent kullanılmadan açılırken, hasta ise tedavinin 2’nci günü taburcu edildi. "Her hasta için uygun değil, doğru seçim önemli" Ordu Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Kardiyolog Doç. Dr. Seçkin Dereli, kalp damar hastalıklarının görülme sıklığının arttığını ve daha genç yaşlara indiğini belirterek, "Günümüzde koroner arter hastalığında yeni tedavi yaklaşımları gündeme geliyor. İlaç kaplı balon yöntemi de bunlardan biri. Ancak her hasta için uygun değildir, doğru hasta seçimi büyük önem taşır" dedi. Doç. Dr. Dereli, uyguladıkları yöntemin avantajlarına değinerek, "Bu tedaviyle damarda kalıcı bir stent bırakmıyoruz. Bu da ileride aynı damara yeniden müdahale edilebilmesine veya gerekirse bypass uygulanabilmesine imkân tanıyor" ifadelerini kullandı. "İleri görüntüleme yöntemleri kullanıldı" Tedavi sürecinde damar yapısının ayrıntılı incelendiğini belirten Dereli, "İşlem öncesinde intravasküler ultrason (IVUS) ile damar duvarını değerlendiriyoruz. Ayrıca fraksiyonel akım rezervi (FFR) ile darlığın kan akımına etkisini ölçüyoruz. Bu yöntemler, doğru karar vermemizi ve başarılı sonuç elde etmemizi sağlıyor" diye konuştu. "Şimdiye kadar 200 hastada kullanıldı, başarı oranı yüksek" Kliniklerinde bugüne kadar yaklaşık 200 hastaya ilaç kaplı balon tedavisi uyguladıklarını belirten Dereli, başarı oranlarının yüksek olduğunu ve tıkanma oranlarının dünya ortalamasının altında seyrettiğini söyledi. "Ameliyat olmadan sağlığıma kavuştum" Hasta İsmail Kızılkaya ise yaşadığı süreci anlatarak, göğüs ağrısı ve nefes darlığı şikâyetleriyle hastaneye başvurduğunu, yapılan değerlendirmelerde damarlarının ciddi şekilde tıkalı olduğunun söylendiğini ifade etti. Ameliyat olmak istemediğini belirten Kızılkaya, "Farklı bir tedavi yöntemi sordum. Doktorum ilaç kaplı balon uygulamasını önerdi. Yapılan işlem sonrası tüm damarlarım açıldı. Ameliyat olmadan sağlığıma kavuştum, şu an hiçbir şikayetim yok" dedi.