GÜNDEM - 19 Şubat 2025 Çarşamba 14:56

2025 Türkiye Göç Konferansı, uluslararası katılımla başladı

A
A
A

Göç üzerine bilimsel araştırmaların, göçün toplumlar üzerindeki etkilerinin ve göç politikalarının ele alınacağı 2025 Türkiye Göç Konferansı İstanbul Beykent Üniversitesi’nde başladı.

İstanbul Beykent Üniversitesi’nde dün başlayan ve 3 gün sürecek olan Türkiye Göç Konferansı’nın açılış konuşmalarını İstanbul Beykent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Volkan Öngel, Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık ve International British Business School Direktörü Prof. Dr. İbrahim Sirkeci gerçekleştirdi. Akademisyenler, sivil toplum kuruluşu üyeleri, yerel ve ulusal yöneticiler ile öğrencilerin bir araya geldiği konferans, göç üzerine farklı başlıkların işlendiği panellerle başladı. 20 Şubat’a kadar devam edecek olan konferansta göçün farklı boyutları ve topluluklar üzerindeki etkileri yeni araştırmalar ve bilimsel boyutları ile ele alınacak.

2025 Türkiye Göç Konferansı, uluslararası katılımla başladı

"Göç olgusu bilimsel yanlarıyla ele alınacak"

İstanbul Beykent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Volkan Öngel, konferansın içeriğine dair bilgi vererek, "2025 Türkiye Göç Konferansı’nda özellikle sosyal bilimler alanında fenomen konulardan biri olan göç olgusunu bilimsel yanlarıyla ele almak için toplandık. Konferansımız 3 günlük bir program. İç göç üzerine bir gün ayırdık. Hem Türkiye’de hem de dünyada iç göç ve buna bağlı gelişen unsurlar ele alınacak. Uluslararası hukuk alanında da önemli bir yer tutan göçmenler ve bununla alakalı unsurlar ele alınacak. Son gün ise bölge planlama unsurları da işin içerisine alınacak, yerel yönetimlerin de büyük katkılarını barındıran bir gün olmasını planlıyoruz. Böylelikle 3 ana alanda 3 güne bölünmüş bir konferans olacak" dedi.

2025 Türkiye Göç Konferansı, uluslararası katılımla başladı

"Göç konusunu farklı disiplinlerden dinleme şansı yakalıyoruz"

Panelistler arasında yer alan Prof. Dr. Mehmet Gökay Özerim ise, "Göç konusundan bahsettiğimiz zaman aslında birçok disipline değen, interdisipliner bir konudan bahsediyoruz. İstanbul Beykent Üniversitesinde düzenlenen konferans da bu açıdan çok ufuk açıcı. Türkiye göç konusunda uluslararası bazda en çok deneyime sahip olan ülkelerin başında geliyor. Dolayısıyla bu deneyimi ulusal ve uluslararası düzeyde paylaşmamız platformlar kurmamız çok önemli. O yüzden bu tarz faaliyetlerle biz akademisyenler, farklı paydaşlarla bir araya geliyoruz. Aynı zamanda ne yaşıyoruz bunu farklı disiplinlerin ağzından dinleme şansı yakalıyoruz" ifadelerini kullandı.

2025 Türkiye Göç Konferansı, uluslararası katılımla başladı

Tüm dünyadaki göç dalgasına değinen Prof. Dr. Özerim, sözlerini şöyle devam etti:

"Küresel ölçekte uluslararası göç, mültecilik, önem taşıyan bir konu haline geldi. Fakat bu konuda büyük bir bilgi kirliliği var. Bunu önlemek için sadece akademi değil, diğer kamu ve medya kuruluşları, yerel yönetimler el ele verip bu konuyu çalışmak zorundalar. Bu konferans da buna bir örnek. Bu konuda materyaller üreterek konuyu daha netleştirmeye yönelik girişimlere her zaman ihtiyaç var."

"Bu konferans ile bütün aktörleri bir araya getirmeyi amaçlıyoruz"

2025 Türkiye Göç Konferansı, uluslararası katılımla başladı

İstanbul Beykent Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Deniz Yetkin Aker de konferansın amacına değinerek, "Türkiye Göç Konferansı’nda, araştırmacılarımızı, kamu kurumlarını, hem Türkiye’den hem Suriye’den hem de diğer ülkelerden göçmen sivil toplum kuruluşlarını bir araya getirerek Türkiye’deki göç konusunu, genel olarak göç kavramını, Türkiye’den giden göçleri Türkiye’ye gelen göçleri bütün aktörleriyle konuşmayı amaçlıyoruz. Burada gerçekleştirdiğimiz, neredeyse Türkiye’nin en büyük uluslararası konferansı ile bunu yavaş yavaş başarabildiğimizi umuyorum" ifadelerini kullandı.

Bunlar Da İlginizi Çekebilir
Kütahya Kütahya’da "Türk Dünyasının Ortak Değerleri" sahnelendi Kütahya Gençlik Merkezi ev sahipliğinde düzenlenen "Türk Dünyasının Ortak Değerleri" programı, yoğun katılımla gerçekleştirildi. "Geleneksel Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasıyla hazırlanan etkinlikte, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne uzanan geniş Türk coğrafyasının kültürel mirası sahneye taşındı. Açılış konuşmalarında Türk kültürünün köklü geçmişine ve milletleri birbirine bağlayan güçlü bağlara vurgu yapıldı. Etkinlik, İsmail Gaspıralı’nın "Dilde, fikirde, işte birlik" şiarından ilham alınarak hazırlandı. Anadolu’dan Kazakistan’a, Özbekistan’dan Kırım’a uzanan geniş bir coğrafyanın gelenekleri tek sahnede buluşturuldu. Konuşmalarda, kültürel değerlerin korunmasının bir sorumluluk olduğuna dikkat çekilerek "Türk’ün töresi yaşarsa, cihan nefes alır" mesajı verildi. Program kapsamında, Türk tarihinin ritüellerinden biri olan demir dövme geleneği canlandırıldı. Protokol üyeleri örs üzerinde demir döverek birlik ve beraberlik mesajı verdi. Bu anlar katılımcılar tarafından ilgiyle takip edildi. Etkinlikte ayrıca "Anadolu Bereket Sofrası" kuruldu. Türkiye, Kazakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Kırım Tatarları, Uygur ve Kırgız kültürlerine ait bahar ritüelleri; semeni, boyalı yumurta, kırmızı elma ve bereket suyu gibi sembollerle tanıtıldı. Geleneksel niyet manileriyle kadim kültür yaşatıldı. Program boyunca sahnelenen gösteriler izleyicilere unutulmaz anlar yaşattı. Mistik Şaman dansları, Kazak ezgisi "Akkuşum" ve Azerbaycan’a özgü müzikler büyük beğeni topladı. Ayrıca Azerbaycan’ın "Naz Eyleme" dansı ile Anadolu’nun simgesi zeybek oyunu sahnelendi. Şiir konserinde ise Abdurrahim Karakoç’un "Anadolu’da Bahar" şiiri ile Ziya Gökalp’in "Ergenekon" eseri izleyicilerle buluştu. Programın finalinde sahne alan Azerbaycan Halk Tiyatrosu; Bahar Kızı, Köse ve Keçel gibi karakterlerle izleyicilere hem eğlenceli hem düşündürücü anlar yaşattı. Etkinlik, Türk dünyasının birlik ve beraberliğini belgeleyen eserlerin seslendirildiği konserle sona erdi.
Diyarbakır Zerzevan Kalesi yağışlı havaya rağmen bayramda 13 bin kişi ağırladı Diyarbakır’ın Çınar ilçesinde, Roma İmparatorluğu döneminde "askeri yerleşim" olarak kullanılan, arkeolojik kazılarla geçmişe ışık tutan 3 bin yıllık Zerzevan Kalesi, 3 günlük bayram tatilinde yağışlı havaya rağmen 13 bin kişi ağırlarken, 35 kadın ise toprak altındaki tarihi yapıyı gün yüzüne çıkartıyor. Zerzevan Kalesi, Çınar ilçesi Diyarbakır-Mardin kara yolu üzerinde yer alıyor. Kazı - restorasyon çalışmaları Prof. Dr. Aytaç Coşkun’un başkanlığında 2014 yılında başladı. Roma’nın sınır garnizonu olan Zerzevan Kalesi’nin tarihi 3 bin yıl öncesine Asur Dönemine (MÖ 882-611) kadar gidiyor. Pers Döneminde de (MÖ 550-331) Kral Yolu üzerinde bulunan yerleşim alanı yol güvenliğinin sağlanması amacıyla kullanılmış. Buluntular, alanın Parth (MÖ 140-85), Geç Hellenistik ve Erken Roma Dönemlerinde MÖ 2. yüzyıldan MS 3. yüzyıla kadar kullanıldığına işaret ediyor. Roma Döneminde MS 3. yüzyılda Severuslar Döneminde (MS 198-235) asıl büyük askeri yerleşim inşa edildi. Yerleşimin surları ve yapıları Anastasios I (MS 491-518) ve Justinianos I (MS 527-565) dönemlerinde onarılarak, bazı yapılar ise yeniden inşa edilerek mevcut son haline getirildi. 639 yılında İslam ordularının fethine kadar yerleşim kesintisiz kullanılmış. Yeni başlayan çalışmalar ulusal ve uluslararası alanda büyük yankı uyandırmış, şu anda yerli ve yabancı turistlerin yoğun ziyaret ettiği bir ören yeri haline geldi. Dünyanın en iyi korunmuş askeri yerleşimde dünyanın en iyi korunmuş Mithras Kutsal Alanı ortaya çıkarıldı. Bu yapılar kompleksi Roma’nın doğu sınırındaki ilk kutsal alanı olarak biliniyor. Bin 200 metre uzunluğunda, 15-18 metre yüksekliğinde surlarla çevrelenmiş askeri yerleşimde, kamu yapılarının bulunduğu güney alanda, 24 metre yüksekliğinde gözetleme ve savunma kulesi (güney kule), kilise, yönetim binası, Arsenal, kaya sunağı gibi mimari kalıntılar yer alıyor. Kuzeyinde ise cadde-sokaklar ve konutlar takip ediyor. Konutların bulunduğu alanda aynı zamanda su sarnıçları, yeraltı kilisesi, yeraltı kutsal yapısı, dünyada bulunmuş son, Roma’nın doğu sınırındaki ilk Mithras kutsal alanı tespit edildi. Surların dışında ise yerleşime su sağlayan kanallar, sunu çanakları ve taş ocakları, nekropol alanında ise kaya mezarları ve tonozlu mezarlar dikkati çekiyor. Zerzevan Kalesinde hem yer üstü hem de büyük bir yer altı şehri bulunuyor. Zerzevan Kalesi ve Mithras Kutsal Alanı 2020 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesine girdi. Asıl liste için de çalışmalar Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Karacadağ Kalkınma Ajansı tarafından yürütülüyor. Yapının bu yıl Dünya Mirası olması planlanıyor. Tarihi yapı, yılda 400 bin yerli ve yabancı turist ağırlarken kale, 3 günlük bayram tatilinde ise yağışlı havaya rağmen 13 bin kişi ağırladı. Yapıya her geçen gün ziyaretçiler gelirken, kazı alanında ise 35 kadın, proje kapsamında tarihi yapıdaki eserleri gün yüzüne çıkartıyor. Kazı Başkanı Prof. Dr. Aytaç Coşkun, bu yıl ilk defa İŞKUR’un "İş Gücü Uyum Projesi" kapsamında 35 kadının Zerzevan Kalesinde çalıştığını söyledi. Bu kadınların yanı baştaki köylerden geldiğini belirten Kazı Başkanı Prof. Dr. Aytaç Coşkun, hem ilk olması hem de kadın istihdamı açısından projenin oldukça önemli olduğunu ifade etti. Coşkun, İŞKUR ve Çınar Kaymakamlığının ortaklaşa projesi olduğunu belirterek, "35 kadın, tarihe ışık tutuyor. Kadın istihdamı ülkemizde ve bölgemizde oldukça önemli. Hem iş gücü uyum programı, hem aldıkları eğitimler, bunula birlikte tabii ki tarihe ışık tutmaları, bununla birlikte yine ekonomik açıdan evlerine katkı sunmaları oldukça önemliydi. Zerzevan Kalesinin en hassas noktasında çalışıyorlar. Burası askerlerin ve sivillerin kaldığı konutlar. Aslında en çok arkeolojik bulgunun ortaya çıkarıldığı yerler. Oldukça hassas çalışılması gereken yerler. Şu an buraya kadın eli değdi" dedi. "Önümüzdeki yıldan itibaren 700 bin ziyaretçi bekliyoruz" Zerzevan Kalesinin yılda ortalama 400 bin kişinin ziyaret ettiği bir yer olduğunu hatırlatan Prof. Dr. Coşkun, "Bu yıl ziyaretçi sayısının artmasını bekliyoruz. Bayramda bölgemiz yağışlıydı. Ama buna rağmen çok sayıda tur Zerzevan Kalesindeydi. Çünkü Zerzevan Kalesi birçok tur programında. Türkiye’nin her yerinden ve yurt dışından turlar Zerzevan Kalesini ziyaret etti. Önümüzdeki yıldan itibaren 700 bin ziyaretçi bekliyoruz. Bu sayı giderek artacak en az 1 milyona ulaşacağını düşünüyoruz. 3 günlük bayram sürecinde yaklaşık 13 bin kişi Zerzevan Kalesini ziyaret etti. Bu yoğun yağışa rağmen" diye konuştu. "Kadınlar her şeye meraklı, daha detaycıyız" Kazı ekibindeki kadınlardan Eylem Atan, Demirölçek köyünde oturduğunu, mahallede böyle bir işin sunulmasının kendileri için çok iyi olduğunu söyledi. Ailelerine katkıda bulunduklarını kaydeden Atan, "Ayaklarımızın üzerinde duruyoruz. Bu, bize mutluluk veriyor. Buranın tarihi yer açısından önemli bir yere sahip olduğunu biliyorduk. Ama bu kadarını bilmiyorduk. Kazı işleri başladıktan sonra daha çok ünlendi. Eserler bulundu, bu eserlerin bize de mutluluk heyecan veriyor. Ayrıca o döneme ait eserler bulabileceğimiz için biz de mutluyuz, heyecanlıyız. Kadınlar her şeye meraklı, daha detaycıyız. Çalışabilir miyiz dedik. Şimdi görüyoruz, hepimiz çalışıyoruz, yapabiliyoruz. Bazılarımız kazma ile kazıyor, kürek, mala ile kovalarımıza dolduruyoruz. O işlemeleri yaparken çok yavaş, çok detaylı bir şekilde yapıyoruz" şeklinde konuştu.
Manisa Manisa’da 500 yıllık hazireye saygısızlık Manisa’nın Şehzadeler ilçesinde bulunan ve halk arasında Araplar Camii olarak bilinen tarihi Hüsrev Ağa Camii Haziresi’ndeki bazı mezar taşları tahrip edildi. Cami cemaati tarihi mezarların korunması için yetkililere çağrıda bulundu. Manisa’nın Şehzadeler ilçesindeki Hüsrevağa Camii Haziresi yüzyıllara meydan okuyarak tarihin sessiz tanıklığını sürdürüyor. Osmanlı zamanında II. Selim’in Manisa’daki sancakbeyliği sırasında Darüssaade (Harem) ağası olarak görev yapan Afrika kökenli Hüsrev Ağa tarafından 1554 yılında külliye halinde yaptırılan ve halk arasında Araplar Camii olarak bilinen Hüsrev Ağa Camii’nin haziresindeki bazı mezar taşları kendini bilmez kişi veya kişilerce tahrip edildi. Yıllar önce de birçok kez saldırıya uğrayan mezar taşları her seferinde onarılıp korunurken, cami cemaati yapılan saygısızlığın kusurunun olmadığını söyledi. Daha önceki yıllarda hazire içerisinde yer alan ve 1615 yılında 3. Murat Devri paşalarından Hanım Oğlu Yani Paşa tarafından kızı için yaptırılan Paşa Kızı Türbesinin içinde yer alan Yani Paşa’ya ait mermer lahidin 1 tonluk kapağını kaldırarak içini kazan define avcıları diğer mezarları da alttan kazmaya çalışarak define aramıştı. Kuruyan otlara atılan bir izmaritin çıkardığı yangın sonucunda da birçok mezar taşı siyah renge bürünmüştü. Son olarak ise bazı kişilerin mezar taşlarına taş atarak zarar verdiği iddia edildi. Yaklaşık 15 yıldır caminin müdavimi olduğunu söyleyen 82 yaşındaki Mahmut Ak, ecdat yadigarı mezarlara sahip çıkılması gerektiğini belirterek, "Ben buranın hemen hemen 15 yıldır müdavimiyim. Her gün buradan geçerken üç İhlas bir Fatiha okurum buradaki yatan Müslüman din kardeşlerimize. Ama buranın geçmişini, 16 yaşından beri bilirim. Bu kabristanın bu şekilde olması mantık dışı bir durum. İnsanlığa aykırı bir şey. Burada berduşlar çok" dedi. Üç yıldır camide tuvalet görevlisi olarak çalıştığını belirten Hasan Hüseyin Sarıdağ ise bazı kişilerin hazirede sürekli sorun çıkardığını ifade ederek, "Buraya tinerciler ve sarhoşlar geliyor. 3-5 tane söz anlamayan çocuk var, bana 2-3 sefer bıçak çektiler. Kolladım kendimi sonra polisi çağırdım. Polisin eline verdim. Bunların yaşı tutmuyor diye bir şey yapılmadı. Benim tuvaletin camlarını kırdılar. Babası ve anasına da söyledim, yine laf dinlemiyorlar. Geçenlerde polisler geldi. Çocukları topladı gitti. Hocayı da beni de aldı gitti. Biz ifademizi verdik" şeklinde konuştu. Tahrip edilen mezar taşlarının ve sandukaların daha evvel belediye tarafından onarıldığını kaydeden Sarıdağ, "Aşağı yukarı 5-10 senedir böyle kırık, çatlak buralar. Mezar taşlarının çocuklar bir kaç tanesini kırdı. Polisler o çocukları topladı, gitti. ’Yaşı tutmuyor bunlara bir şey yapamayız’ dediler. Belediyenin Park Bahçe İşleri Müdürlüğü ile görüştüm ’bayram sonu gelir temizleriz’ dediler. Her sene belediyeden bahçe temizlemesi için geliyorlar zaten. Her sene gelip uzayan otları biçip temizliğini yaparak gidiyorlar" dedi.